Blog Listem

milli ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260309

📰''Bundan 10 yıl öncesine kadar baklava üretimi bir zanaattı;...''


''Bundan 10 yıl öncesine kadar baklava üretimi bir zanaattı; ince ustalık gerektiriyor ve usta kolay yetişmediği için de ustası çok değerliydi. Ancak baklava hamuru açma makineleri çıkana kadar bu böyleydi. Şu anda bu makinayı kullanmadığını söyleyen baklava imalathanesi maksimum 3–5 tanedir, ki buna da inanmıyorum. Hele ki Malatya Altuntaş makina var, bu işin 1 numarası; saatte 50 kg hamur açıyor. Üretim maliyetindeki işçilik, bundan 10 sene öncesine göre çok daha düşük seviyede.

Gelelim fıstığın pahalı olmasına: En kaliteli havuç dilimi ya da kare baklavada maksimum 500 gr boz (kuşboku) fıstık bulunur. Yediğiniz şöbiyet veya fıstık sarmada bile fıstık miktarı bundan daha azdır. Geri kalan ise şeker; 1 kg suya 2 kg şeker konulur. 

Birde sadeyag maliyeti vardir. 1 kare tepside maximum 500 gr sadeyag bulunur ki asla hepsini sadeyyag atmazlar agir olur. 3 kg biskin(palm) yag 1 kg sade tereyag girer.

Herseyin anlamsizca arttigi ülkemde bu baklava fiyatlarida sacmalik seviyesindedir.''

Alıntı: Aydın Pamuk @AydnPamuk6

*******

Yediği baklavanın içinden bezelye çıktığını söyleyen vatandaş isyan etti:
“Dünyanın parasını veriyorlar ama içine bezelye koymuşlar ya! Biz ne ara bu duruma geldik?
Günah gerçekten günah. Kul yapmaz bunu ya!”

🔗İzmir’in Nabzı

******

20200415

🎞 Mustafa Kemal'in Tekalif-i Milliye Emirleri - Üretim Devrimi



Çıkış Yolu- 07 Nisan 2020- 
Dr. Doğu Perinçek- Sinan Sungur
-Ulusal Kanal

📌 Mustafa Kemal'in Tekalif-i Milliye Emirleri 
📌 Atatürk'ün ilan ettiği emirler bugün ne ifade ediyor?
📌 Tekalif-i Milliye Politikası
📌 Dr. Doğu Perinçek 2018 yılında çağrı yapmıştı
🗣💬 ''Türkiye'nin manevi birikimi eşsizdir.''
📌 'Üretim Devrimi'
📌 Milli Direnme Ekonomisi Programı
📌 Kamuculuk el koymak mı, planlamak mı?
📌 Üretimin devamı nasıl sağlanacak?
📌 'Atıl İşletmeleri Değerlendirme Programı
🗣💬''Ekmek teknesini korumak için kamulaştırma gerekli''
🗣💬''İnternett ekmek pişirilebilir misiniz?''
📌 Sokağa çıkma yasağı gerekli mi?
🗣💬''Öncelikle Gıda Güvenliği' ve 'Üretimin Sürekliliği' olmalı''
📌 Para basma tartışması
🗣💬''Paranın üzerindeki resim değişecek''
📌 Milli Direnme Ekonomisi Programı
🗣💬''Devlet yöneticileri millet ile kader birliği etmeli''
🗣💬''İşsizliği azaltalım. Üretim Seferberliği yapalım.''
📌 Milli Propaganda Ağı'nın önemi




20200207

Cumhuriyet tarihimizde "0" enflasyonlu yılların sadece Atatürk döneminde yaşandı


Cumhuriyet tarihimizde "0" enflasyonlu yılların sadece Atatürk döneminde yaşandığını biliyor muydunuz?

".....Öyle ki, enflasyonsuz para politikası Cumhuriyet tarihinde sadece Atatürk zamanında uygulanabilmiştir. İsmet İnönü'nün şu sözleri çok enteresandır:
“Hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. Gider konuşurdum. Birkaç milyon liralık emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. Bir defa bile "evet" dedirtemedim". Türkiye Cumhuriyeti'nde enflasyon problemi Atatürk'ün vefatıyla başlamış ve bir daha da durdurulamamıştır (Aysan, 2000: 37).Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda enflasyonun yeri olmamıştır. Atatürk her zaman para değerinin istikrarına büyük önem vermiş, İstiklal Savaşı'nın en zor günlerinde bile tedavüle yeni para çıkarmamıştır.
Atatürk'ün sıkı para politikası anlayışı Cumhuriyetin kurulmasından sonra da devam etmiş, Atatürk döneminde Türkiye Cumhuriyeti'nde karşılıksız para basılmamıştır. ..."

"Atatürk'ün Ekonomi Politikası" Doç. Dr. Hasan SABIR,

20200118

Çay bile Atatürk sayesinde...


ÇAY BİLE ATATÜRK SAYESİNDE ...

Çay ilk olarak M.Ö. 2737 yılında, Çin'de medikal amaçlarla kullanılmaya başlanmış. Zaman ilerledikçe çayı suyla bir araya getirip bir içeceğe dönüştürmüşler. İlk içilebilir halde kullanılması M.Ö. 10. yüzyıla denk geliyor.

Etimolojik yani kelime kökeni olarak bugün kullandığımız çay kelimesi, bize Çin'in bir lehçesi olan Mandarin'den gelmiştir. Okunuş olarak "ça", Latin harfleriyle yazılımı "cha" olan bu kelime, zamanla Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey ülkelerine kadar ilerlemiştir.

Bu nedenle bu coğrafya içinde yer alan neredeyse tüm ülkeler çay kelimesini "çay" olarak okumaya devam eder.

Çin'de içilmeye başlanan ve artık diğer ülkelere yayılım gösteren çayın yolculuğu ilk dönemde: Kore, Japonya ve Vietnam üzerine olmuştur. İnsanlar bu ülkelerde çay
çiyorken, çayın neredeyse bir diğer piri olan Hindistan'da çay hala medikal amaçlarla kullanılıyormuş.


Günümüze yavaş yavaş yaklaşıldığında, 18. yüzyılda çay eksperleri Çin'den çıkıp Portekiz'e gitmişler ve burada çay ekmeye başlamışlar. Çay endüstrisi böylece yavaşça kurulmuş. İngiltere'nin Portekiz'e gitmesi ve buradan çaya dair bilgilerin yanı sıra tohumları da almasıyla çay artık Avrupa'ya da aktarılmış.

Ancak basit görünen bu süreçte, yani 18.yüzyıla kadar çayın bir içecek olarak tüketimi hala yaygınlaşmamış, aksine pahalı bir içecek olarak festival ya da özel durumlarda tüketilmiş. 1785'den sonra İngiltere ve İrlanda, çayı günlük kullanıma entegre etmişler.

Her şey burada da bitmemiş, İngiltere çayın nasıl içildiğini Hindistan'a tanıtmış ve burada büyük çay yetiştirmeleri yapılmış. Hükmettiği topraklardan kahveyi getiren ve tüm toprakları genelinde yeni bir kültüre ön ayak olan Osmanlı'nın çayla tanışma hikayesi, İstanbul'daki birkaç dükkanın çay ithalatı yapmasıyla başlamış.


Çayın değerli ve güzel bir içecek olduğunun farkına varan Osmanlı, Sultan II. Abdulhamid döneminde Çin'den getirilen fidanları Bursa'ya ektirmiş ancak ekolojik nedenlerle burada çay yetiştirmek mümkün olmamış.

Yapılan araştırmalara göre, Türkler'in çayla tanışıklığı aslında çok daha öncelere Orta Asya'ya dayanıyormuş. Hatta 12. yüzyıl bile diyebiliriz.

Bir Kazan Kırım Türk'ü ve dil islahatçısı olan Abdül'l-Kayyum Nasıri'nin kitabı 'Fevakihü'l-Cülesa'da ilk çay içen Türk'ün Hoca Ahmet Yesevi olduğu vurgulanmış.



Çay konusunda bilinenin aksine çok büyük bir varlık gösteremeyen Osmanlı, bu sırada I. Dünya Savaşı'nı yaşamış. Kaybettiği topraklar ve ticari anlaşmalar nedeniyle bir kültür haline gelen kahveyi oldukça pahalıya ithal etmeye başlamış. Yemen'den gelen kahveler çok pahalı bir hal almış. 

Bu konuda önlem alınması gerektiğini düşünen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye topraklarında yetiştirilebilecek bir bitki olan çayın yaygınlaşması için çalışmalara başlamış.

Kahvenin pahalı yüzüne karşılık çay, daha ucuza imal edilebilen ve kolay ulaştırılabilen bir içecek olmuş.

20. yüzyıla kadar çayla çok haşır neşir olmayan Türkler, 1900'lü yıllarda Karadeniz'in özellikle Rize ilinde çayda önüne geçilemez bir büyüme gözlemlemiş.

1924 yılında devlet tarafından Rize'de çay yetiştirilmesi konusunda bir yasa çıkarılmış.

1930'lara gelindiğinde Gürcistan'dan alınan 70 ton siyah çay tohumu ekilmiş ve Rize'nin bir çay yıldızı olması sağlanmış.

Dönem dönem yapılan tüm regülasyonlara rağmen, dünyada en yüklü miktarda çay üretimi gerçekleştiren ilk 6 ülke arasındaki yerimizi almışız...

Kaynak: Nusret Öker/"Sol Yanım Atatürk")

20191111

🎞 Çırçır Rolesi Yalvaç'tan dünyaya açılıyor

Isparta'nın Yalvaç İlçesi’nde üretilen Çırçır Role'si diğer adıyla Çırçır Topu, Türkiye'nin  ihtiyacının yüzde doksanını karşılıyor. Pamuğun işlenmesi, çekirdeğinden ve yabancı maddelerden arındırılması için kullanılan deri şeritli roleler,  çırçır fabrikalarının ana parçası. Bir çok ülkeye ihraç edilen rolelerin her aşamasında emek ve alın teri var.

20191109

11 Kasım 1964: Türkiye'ye gönderilen gıda yardımları ve miktarları. ???


11 Kasım 1964: Dünya Gıda Programı kapsamında yapılan antlaşma doğrultusunda Türkiye'ye gönderilen gıda yardımları ve miktarları.

Türk Dış Politikası
@TrDisPolitika

 

20190619

📷 🇹🇷 Sümerbank...Turyağ, Kula Mensucat, Sunal Koktey, Cincibir

SÜMERBANK YERLİ MALLAR PAZARI HER ŞEY ÜRETİLİRDİ BU ZAMANLARDA. 
Turyağ, Kula Mensucat, Sunal Koktey, Cincibir, Sensun gazozlar, Ege Pamuk, İzmir Basma Sanayi, Çimentaş, Piyale akılda kalanlardan örnekler...
 bunlar yok oldu 
KÜLTÜRPARK 1950

Alıntı: Sosyal Medya

20190317

Türkiye'nin önemli madenleri




Türkiye'nin önemli madenleri
Ülkemiz madenler yönünden oldukça zengindir. Bazı madenler açısından da dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir.Ülkemizde, halen maden arama çalışmaları devam etmektedir.
İşte, Türkiye’nin en önemli madenleri;



Bakır: 
Kolay işlenebilen bir maden olan bakır, Elazığ, Artvin, Kastamonu ve Rize’deki maden yataklarından çıkarılmaktadır.



Bor: 
Dünyadaki Bor rezervlerinin yaklaşık %72’si ülkemizde bulunmaktadır. Kütahya, Eskişehir, Balıkesir ve Bursa illerindeki maden yataklarından çıkarılmaktadır. Çok geniş bir kullanım alanına sahiptir.



Boksit: 
Alüminyum’un hammaddesi olan Boksit, Konya, Antalya ve Muğla’da bulunan maden yataklarından çıkarılmaktadır.



Demir: 
Ülkemizin pek çok yerinde çıkarılmaktadır. Demir çelik endüstrisinin hammaddesi olan demir, %80’i Doğu Anadolu bölgemizde, kalanı da diğer bölgelerimizde bir çok yerde çıkarılmaktadır.



Krom: 
Ülkemizde en fazla çıkarılan madenlerden biridir. En zengin yataklar Elazığ, Muğla, Eskişehir ve Adana illerinde bulunmaktadır. Dünyanın en zengin Krom madeni yatakları Adana Akdağ maden yataklarıdır. Ülkemiz Krom madeni bakımından dünyanın üçüncü ülkesidir.

Alıntı/ Kaynak: https://www.mailce.com/turkiyenin-onemli-madenleri.html

20190313

✍️ Kabullendiğimiz sömürü - Turgut Karabekir

 
Kabullendiğimiz sömürü 
Turgut Karabekir 

Sorgusuz kabullenmiş olduğumuz bir ekonomi kuralı var: Bugünkü hâliyle Arz ve Talep!
Bunun bizim için ne anlama geldiğinin hiç düşündünüz mü?


Ekonominin ana unsurlarından birisi olan fakat kapitalizmin çarpıtmış olduğu bu düzen, bize uzun yıllardır sorgusuz kabul ettirildi. Bu sömürünün bilincinde olan Atatürk, kuruluşta önlem olarak “Devletçilik” ilkesini getirmişti.


Biliyoruz ki; devletçiliği, Komünizme bağlamak gerçekleri saptırmaktır. Devletçiliğin komünizmle alâkası yoktur. Devletçilik sömürüyü önleyebilmek için devlet tarafından yapılabilen, kontrol ve denetleme maksatlı bir yöntemdi. Bu nedenle de, uluslar üstü kapitalist sermayenin etkisindeki yönetimler tarafından yok edildi.

Bu sömürü düzeni her kolda yıllardır beyin yıkama yöntemleri ile maalesef sosyalist ve komünist olmayan ülkelere kabul ettirildi. Ekonomistlerin de kural olarak öne çıkardıkları bu düzen, artık düpedüz sömürünün kabulüdür. Şöyle ki:
Örnek olarak “A” ürününü ele alalım. Ülkemizin bu ürünü 1000 ton olarak yetiştirdiğini (arz), kullanılışın da (talep) 1000 ton olduğunu var sayalım. Bu durum “A” nın fiyatın, mâliyet+kâr dengeli olarak belirlenmiş olmasıdır. Şimdi, hava şartları veya âfetler nedeniyle üretimin 850 tona düştüğünü varsayalım. Başka masraflarda ânî bir değişiklik olamayan bir durumda satış fiyatının artmasında hiçbir neden olamaz. Artış varsa, talebe karşı yeterince mal (arz) olmamasından ötürü, fırsattan istifade, daha fazla kazanç temin etmek için yapılan sömürüdür. Hele bu artış çiftçiye değil de aracıya yarıyorsa, soygundur.

Hayatî ve kaçınılmaz, buğday gibi ürünler dışında; mevsimlik sebzeler gibi ürünlerde arada eksik kalan 150 ton ürünün yok olduğu için kullanılmaması ise, hiçbir zaman var olmamış bir ürünün kullanılmamasından farklı sayılmaz. Örnek olarak, azalan ıspanağı veya yeşilbiberi, bittiğinde yemesek ne fark eder? Fark etmez!

Ben gençken seralar yok gibiydi ve yerel bostanlarda doğal şartlarda yetişen ürünleri kullanırdık. Ürünün mevsimi geçtiğinde kimse şikâyet etmez ve ithal etmeye de yeltenmezdi. Domates yalnız ılık aylarda yetişirdi ve domates olmadığı zaman salça kullanılırdı. Salçayı da domates bol olduğunda, evde kendimiz yapardık.

Bugün ise halk öyle bir alıştırıldı ki, sanki her zaman, her şeyin her, yârde var olması doğal
hâle getirildi. Yâni, sömürü bizim suskunluğumuz ve kabulümüz nedeniyle gereken başarıya erişti!


Şimdi kendimize soralım:
Neden biz kendimize birçok yönden zarar verecek yöntemlerin etkisine giriyoruz?
Neden biz sorgulama hakkımızı kullanmıyoruz?
Çünkü biz artık çocuklarımızı da, sorgulamayan ve akıntıya kapılan benlik-siz insanlar olarak yetiştiriyoruz. Globalizm örtüsü altında yutturulan sömürü düzenin çalışmasına ve ilerlemesine çanak tutuyoruz. Suçlu biziz.

Şu da bilinmelidir ki; şayet üretici afetler nedeniyle zarar gördüyse, bunun faturası, enflasyona neden olan fiyat artışı olmamalıdır. Devlet tarafından üreticiye yardım yapılması daha mantıkî yöntemdir ve enflasyonu engeller.


Devletçilik ilkesi, bazı ürünlerin devletin üretiminde olmasından ötürü bu sömürüyü önlemekle kalmaz, enflasyonu da kontrol etmiş olur. Bazı şartlarda ve kollarda da, daha sağlıklı ürünler yememizi sağlar.

Biz Atatürk ilkelerini ve onun bu ülkenin halkı için seçtiği yoldan ayrıldıkça başımıza gelenlerin gerçek nedenlerini bile göremiyoruz. Bu körlük ve bigânelik devam ettikçe de, iyiye dönmemiz rahat ve huzura kavuşmamız hayalden farksız.
Umarım dönülmez noktaya gelmeden aklımız başımıza gelir.

Aşağıdaki şiirimi sizinle paylaşmak istedim:

Kimeyse

Aç mısın, susuz musun?
Evsiz misin, barksız mısın?
Yersiz misin, yurtsuz musun?
Derdin ne senin?

Yatacak yerin varsa,
Yiyecek aşın varsa,
Yaşamaya arzun varsa,
Ne derdin olur senin?

Yerini beğenmezsen,
Yiyeceğin beğenmezsen,
Vatanını beğenmezsen,
Sensin derdin senin?

Gözün doyarsa;
Anlarsın zenginliğini.
Vatansız kalınca;
Anlarsın değerini.

-Turgut Karabekir

Alıntı/Kaynak: 
 www.turgutkarabekir.com  @TurgutKarabekir 

"Basın, ulusun ortak sesidir. Bir güç, bir okul, bir yol göstericidir."  
Mustafa Kemal Atatürk 

En Çok Okunanlardan...