Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20260612
20260217
20191219
"Ermeni soykırımı yoktur" dedi sansüre uğradı
Ulusal Kanal
Gazete Duvar haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, dikkat çeken bir özür yazısı kaleme aldı. Sitede, “Bir özür yazısı: İnkarcılığa reddiye” başlığıyla, Ali Duran Topuz imzalı yayınlanan özür metninde, “Gazete Duvar, inkarcılığı reddeden bir yayın anlayışına sahip. Ermeni Soykırımı meselesinde de bu böyle. Fikir özgürlüğünün bizi inkarcılığı kabul etme, göz yumma, yayılmasına yardımcı olma borcu altına soktuğuna inanmıyorum” ifadeleri kullanıldı. Özür metninin devamında, sitenin yazarlarından Gülgün Türkoğlu’nun yazısının okunmadan girdiği, yazısının yayın politikasına aykırı olduğu belirtildi ve “Çok üzgünüm. Üzdüğüm, şaşırttığım, yanılttığım herkesten özür dilerim” denildi.
Odatv 'de yer alan habere göre, Gülgün Türkoğlu ise, yazısının kaldırılması ve “özür metni” yayınlaması nedeniyle Gazete Duvar sitesinden istifa etti.
Gülgün Türkoğlu, Gazete Duvar’dan kaldırılan ve özür metni yayınlanan yazısında, “Ermeni Soykırımı” iddialarının gerçek olmadığını kaleme almıştı. Türkoğlu, Türkiye’nin konuyla ilgili arşivlerini açtığını, buna karşın Ermeni tarafının arşivlerini açmamakta direttiğini belirttiği yazısında, Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik hakaretlere de sert yanıt verdi.
Gazete Duvar, “Ermeni Soykırımı yoktur” demeyi ifade özgürlüğü olarak görmezken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2015 yılında "Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözünü, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve bu yönde karar vermişti.
İşte Gazete Duvar sitesinin özür dileyerek yayından kaldırdığı
Gülgün Türkoğlu’nun yazısı:
“Ermeni Tehciri"
Çivisi çıkmış dünya… Çivi nerede duruyordu da çıktı acaba? Bir mecazla ifade bulmuş olsa da ondan kopulduğunda dünyayı sallayacak bir merkez var demek ki! Gelenek, bu merkezin Hak duruş olduğunu söyler. Mevleviler saatlerce dönseler de bir ayakları sabit durur. Bir pergel misali; daireyi tamamlayıp dururlar, dünyayı turlarlar sarsılmadan; bir ayak her daim Hakta. İnsanın kendinden öte gidebildiği bir dünya var mıdır? Dünyalarımız küçük olsa da hepimizin hesabı Hak duruşa mesafemizden kesilir kanımca.
Eğri oturalım mı bilmem ama doğru konuşalım; doğrudan söyleyiverelim. Ondan da önce Artik Penik’in ölüm yatağında alınan görüntü kaydını izleyelim. Kendini bir dava uğruna yakmış bir insanın, ölmeden hemen önce söylediklerinden daha sahici ne olabilir? Cânım Artik Penik, sözlerinin etki edeceği gönül, yok artık bizlerde! İsa, bize “Fahişeye ilk taşı, hiç günah işlememiş olanınız atsın” dese, arsızca hepimiz taşlarız; hem de birbirimizin fahişelik yaptığını bile bile. Solculuk desen emperyalizmle dans peşinde. Birlikte yaşamayı beceremedik.
Bir karıncayı öldürmek bile olanaksızken, insanların katledilmesini olağan görmek, soysuzluktur. Yaşanan acılara saygı göstermek, bizi duyguda birleştirir ve bu çok değerlidir. Akıl boyutundaysa nesnelliğin aranması haktır. İçlerinden türemiş soysuzların, halka yaptıkları zulüm nasıl yadsınabilir? Tarafsız olabilmek belki de bir avuç dolusuna nasip olur böyle bir konuda; bedeli ağır bir tarafsızlıktır Artin’inki. Kendini yakışından beş gün sonra vefat edeceği hastane yatağından, tükenmekte olan soluğuyla, ekilen nifak tohumlarının, bu coğrafyada karşılığı olmadığını yalvarırcasına dile getirir. Soykırım iddiasının kabul ettirilmeye çalışılmasının, boş bir uğraş olduğunu yazan, ASALA benzeri terörist, faşist ellerden çıkan kurşunla yaşamını yitiren yurttaşımız Hırant Dink’in çığlığı da buna benzerdir. Tıpkı, Adana konuşmasından cımbızlanan cümlelerle Ermeni düşmanı olduğuna hükmedilen Atatürk gibi, o da çok kıymetli bir yazısından cımbızlanan cümlelerle ölüme mahkum edilmiştir.
Soykırım yapıldığı iddia edilen tarihlerde, Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durum ve koşullar hatırlanmalı:Düzenli orduları lağvedilmişParası, sanayisi olmayanSöz gelişi değil, fiili olarak, emperyalist ülkelerce dört bir yanından sarılmışTopraklarının hangi ülkeler arasında, ne şekilde paylaşılacağına kağıt üzerinde karar verilmiş
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkacak, çok yoksul ve yıpranmış bir halk.
Türklerin Ermeni Tehcir Tezi, karşılıklı katliamların yapıldığını kabul eder. Bu önemli bir kavramsal ayrımdır. Karşılıklı katliam olduğundan, doğru tanım Mukatele’dir. Rus arşivleri, Ermenilerin arasında halkı kışkırtan Rus, İngiliz ve Fransız ajanlarının bulunduğunu ispatlamaktadır. 1915 Mayıs ayına dek, 120 binden fazla Türkün, Ermenilerce katledildiği Fransız, İngiliz ve ABD arşivlerinde yer almaktadır. Ermeni vatandaşlara yapılan saldırıların failleri olan 1673 görevli, Divan-ı Harb’e sevk edilmiş; kimi idam edilmiş, kimi hapis cezasına çarptırılmıştır.
Yukarıda anlatılan şartlarda boğuşan halk, bölünme tehlikesine karşı, ülkeyi savunmuş ve zafer kazanmıştır. 1915 yılından, sözde soykırımdan önce, ülkeyi bölmek amacı güden emperyalist devletlerle yaptıkları işbirliğiyle, çeşitli vilayetlerde katliamlar yaptıkları yabancı arşivlerce de doğrulanan bölücülere karşı bir önlem alınmayacak mıydı? 1912-1914 yıllarında, Rus, İngiliz ve Fransız desteğiyle, altı ilimizde “Ermeni Islahatı” başlatılmıştır. Örneğin; bu, altı kente, ikişer vali atanması girişimi, bölme çabasıydı. 1914 yılında, bir milyon kadar Müslüman, Tiflis ve Erivan’dan Türkiye’ye sürülmüştür. Bunlardan topraklarımıza ulaşabilenlerin sayısı, 702 bindir.
Ussal bir dizge, bir iddianın öncelikle ispatına muhtaçtır. Soykırım öncelikle ispat edilmelidir. Bir soykırım yapıldığını kanıtlayabilecek bir belge mevcut değildir. İspat edilememiş bir suça istinaden Türkiye mahkum edilmiştir. Bu tutum, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırıdır. Soykırım çok ciddi bir iddiadır. Nesnel düzeyde, olguların incelenmesinde kavramların doğru kullanılması beklenir. Bu çerçevede, yanlış kullanım değil, art niyetli kullanım vardır.
Osmanlı arşivleri açıldı; neredeyse tamamına İnternet’ten erişim olanaklıdır. Ermeni arşivlerininse tamamı bir türlü açılmamaktadır. Örneğin: Taşnak Partisi ile dönemin Rusya’sı arasında yapılan yazışmalar, Boston‘daki Taşnak Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu arşiv açılmamıştır; yazışmaların bazılarının, birer kopyasıysa Rus arşivlerinde bulunmaktadır. Tarihçiler, bu yazışmaların, soykırım iddiacılarının, iddialarını tamamen geçersiz kılacak nitelikte olduğunu bildiriyorlar. Benzer bir biçimde, Kudüs Patrikhane arşivi, Erivan 1923 öncesi arşivi açılmamaktadır. İzin verme konusunda nasıl da “seçici” davranıldığı, yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir.
Türk tarafının, 1919 yılında, İspanya, Danimarka ve İsveç’ten ikişer tarafsız hukukçu gönderilmesi suretiyle, olayın incelenmeye açılması teklifi reddedilmiştir. Türkiye’nin konuyla ilgili komisyon kurma teklifleri, sistematik bir biçimde reddedilmektedir. 2005 yılında, iki taraf nihayet Viyana’da biraraya gelebilmişler, belge değişimine başlamışlardır. Fakat, Ermeni tarafı bu görüşmelerden aniden çekilmiş, vazgeçmiştir.
20 Mart 1982’de Boston’daki The Armenian Weekly gazetesinin başyazarı ve editörü olan James H.Taşçiyan, Atatürk hakkında var olduğu iddia edilen haberin yalan olduğunu yazmış, fakat ne gariptir ki hemen işinden olmuştur.
Dünya tarihinde bir benzerine rastlanmamış Kurtuluş Savaşımızın, emperyalist ülkeleri hiç beklemedikleri bir mağlubiyete uğratmışlığının damaklarında bıraktığı acı lezzetin bir uzantısı olmalıdır soykırım iddiası.
Yaşamı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle belirlemiş bir kişinin ırkçı olabileceğini düşünmek, bilinçsizliktir. Anzak annelerine, öylesine seslenebilmiş bir kişinin soykırımcı, kafatasçı olduğunu düşünmek us düşmanlığıdır; bilgisizlik kaynaklı kötülüktür.
Atatürk’ün, Ermeni sorununun asıl köküne işaret eden konuşmasından bir alıntıyla bitirelim:
‘Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin menfaatinden ziyade dünya kapitalistlerinin menfaatine göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru surette çözülmüştür. Tekrardan eskisi gibi iki çalışkan halkın dostluğu kurulmuştur.’”
Alıntı/Kaynak: http://www.ulusal.com.tr/medya/ermeni-soykirimi-yoktur-dedi-sansure-ugradi-h243613.html?fbclid=IwAR0f0HRoskz5eDJenKkhDiWi7PiQNca4V-8otupahsv7h-KF34LY3AJROkw
20190920
✍️ TFF kadın futbolundan vazgeçti

Aydınlık Gazetesi
Türkiye Futbol Federasyonu, 16 ile 18 yaş aralığındaki kadın futbolcuların gelişimlerini sürdürmeleri için oynatılan ve Türkiye’nin farklı bölgelerindeki kadın futbol takımlarının katıldığı Genç Kızlar Türkiye Şampiyonası’nı kaldırdı.
BERFİN BAKAY
Sporun, özellikle de futbolun, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kırmasında büyük etkisi var. Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) ise 16 ile 18 yaş aralığındaki kadın futbolcuların maçlarını ‘gerekli verimlilik sağlanmıyor’ gerekçesi ile kaldırması, Türkiye’nin kadın futbolundan vazgeçtiğinin kanıtı niteliğinde. Spor yazarı Cem Zeren, TFF’nin kararını Aydınlık’a değerlendirirken, kadın futboluna gerekli önemin verilmediğini ve kadın futbolundan adeta vazgeçildiğini vurguladı.
Kadın futbolunun ülkemizde diğer kadın branşlarına göre daha kötü durumda olduğunu söyleyen Cem Zeren, bunun en büyük sebeplerinden birinin kamuoyu ve medyanın ilgisizliği olduğunu belirtti. Zeren, sözlerine şöyle devam etti: “Bütün spor dallarında başarılıyız ama futbolda başarısızız. Bunun nedeni de ilgisizlik ve kadın futboluna değer verilmemesi. Futbola ilgi ülkemizde var ama magazinsel anlamda bir ilgi var. Basında yeterli ilgili görmeyince, aileler kız çocuklarını yüzme, voleybol gibi sanki daha ‘kadın’ sporlarıymış gibi olan branşlara yönlendirebiliyorlar.”
SPORCULAR OYNAYACAK TAKIM BULAMIYOR
Oynamayan sporcunun gelişemediğini söyleyen Cem Zeren, “Basketbolda da böyle bir problem var. Alt yaş BGD ligi düzenleniyor ama BGD liginden sonra bir üst kategoride oynayacak takım bulamıyorlar. Çünkü basketbol takımlarının sayısı sınırlı. Sporcular Türkiye’de oynayacak takım bulamıyorlar. Esas futbolda, kadın futbolcuya kendini geliştirecek yaşlarda ligini kapatırsanız bu kadın futbolundan vazgeçtiğiniz anlamına gelir. Dolayısıyla başarı da elde edemezsiniz. Bu karar Türkiye’nin tamamen kadın futbolundan vazgeçtiğinin kanıtıdır” dedi.
‘KADINLAR FUTBOL OYNAMASIN DİYORLAR’
TFF’nin, aldığı bu kararla, kadınların futbol oynamamasını söylediğini dile getiren Zeren, sporun spor olmaktan çıktığını ve olayın artık parayla döndüğünü ifade etti. Zeren, Türkiye’de finansal olarak kadın futbolunun ilgi görmeyeceği ve seyirci çekmeyeceği önyargısı ile maçların yayınlanmadığının altını çizdi. Zeren şöyle devam etti: “Voleybola, basketbola ve diğer branşlara ilgi belli. Aynı ilgiyi kadın futboluna da yansıtmalıyız.”
‘KADINLAR CEVABI SAHADA VERECEKLER’
Kadın sporlarını ikinci plana itme gayretini gösterenlere karşı kadın sporcularımızın gerekli yanıtı her defasında vermeyi başardığını söyleyen Cem Zeren, “Futbolcu kadınlarımız da gerekli yanıtı verecektir. Kadın güreşçilerimiz çok başarılı. Ama kadın güreşçilerimiz için de akla, ahlaka sığmayan yazılar yazılıyordu. Kadınlarımız da minderde gerekli cevabı onlara her zaman verdi. Türk kadın futbolcuları da sahada bunun yanıtını verecektir. Alt yaş ligleri kaldırılmamalı, birinci lig daha popüler hale getirilmeli. TRT üstüne düşen görevi yapmalı ve kadın futboluna da televizyonda yer vermeli. Eğer bunu halktan saklarsanız ilgi olmaz. Futbolda alt liglerin kaldırılması kadınların spor yapmasına bir karşı duruştur” değerlendirmesinde bulundu.
Oynamayan sporcunun gelişemediğini söyleyen Cem Zeren, “Basketbolda da böyle bir problem var. Alt yaş BGD ligi düzenleniyor ama BGD liginden sonra bir üst kategoride oynayacak takım bulamıyorlar. Çünkü basketbol takımlarının sayısı sınırlı. Sporcular Türkiye’de oynayacak takım bulamıyorlar. Esas futbolda, kadın futbolcuya kendini geliştirecek yaşlarda ligini kapatırsanız bu kadın futbolundan vazgeçtiğiniz anlamına gelir. Dolayısıyla başarı da elde edemezsiniz. Bu karar Türkiye’nin tamamen kadın futbolundan vazgeçtiğinin kanıtıdır” dedi.
‘KADINLAR FUTBOL OYNAMASIN DİYORLAR’
TFF’nin, aldığı bu kararla, kadınların futbol oynamamasını söylediğini dile getiren Zeren, sporun spor olmaktan çıktığını ve olayın artık parayla döndüğünü ifade etti. Zeren, Türkiye’de finansal olarak kadın futbolunun ilgi görmeyeceği ve seyirci çekmeyeceği önyargısı ile maçların yayınlanmadığının altını çizdi. Zeren şöyle devam etti: “Voleybola, basketbola ve diğer branşlara ilgi belli. Aynı ilgiyi kadın futboluna da yansıtmalıyız.”
‘KADINLAR CEVABI SAHADA VERECEKLER’
Kadın sporlarını ikinci plana itme gayretini gösterenlere karşı kadın sporcularımızın gerekli yanıtı her defasında vermeyi başardığını söyleyen Cem Zeren, “Futbolcu kadınlarımız da gerekli yanıtı verecektir. Kadın güreşçilerimiz çok başarılı. Ama kadın güreşçilerimiz için de akla, ahlaka sığmayan yazılar yazılıyordu. Kadınlarımız da minderde gerekli cevabı onlara her zaman verdi. Türk kadın futbolcuları da sahada bunun yanıtını verecektir. Alt yaş ligleri kaldırılmamalı, birinci lig daha popüler hale getirilmeli. TRT üstüne düşen görevi yapmalı ve kadın futboluna da televizyonda yer vermeli. Eğer bunu halktan saklarsanız ilgi olmaz. Futbolda alt liglerin kaldırılması kadınların spor yapmasına bir karşı duruştur” değerlendirmesinde bulundu.
20190911
20190409
✍️ Kapitalizm Aşkı Öldürür - Ahmet Koluçolak
Kapitalizm Aşkı Öldürür
Kapitalizmin bir emek sömürüsü olduğu aşikardır. Ama ben, bu yazıda kapitalizm dediğimiz bu görünmez kafesin sömürdüğü başka bir yönü; duygularımızı ele alacağım. Aslında bunu fark etmek için çok iyi bir gözlemci yada sosyolog olmaya gerek yok. Sadece çevremizde olan bitene baksak fark edeceğiz.
Kapitalizmin sömürdüğü duygularımızın başında aşk geliyor. Çünkü kapitalizm; kime aşık olacağımızı, aşık olduğumuz kişiyi nasıl kazanacağımızı ve sevgili olduktan sonra ne yapacağımızı bize aşılıyor.
Duygularımızı sömürürken kullandıkları en büyük araçlardan birisi diziler. Son dönemde yapılan, Medcezir tarzı dizilere bakın. Gerçek hayatla pek alakaları yok, toplumun büyük bir kesimini yansıtmıyorlar; yapmacık diyaloglar, akıllı telefonlar, villalar, jipler, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlarla dolu. İnsanları burjuvaziye özendiriyorlar. Bir diziyi izlerken ister istemez kendinizi baş karakterin yerine koyarız. Bu tip dizileri izleyen bir genç düşünün. Yapması gerekenler belli. Dizideki gibi güzel bir kız bul, dizideki gibi giyinsin… Sonra bu kızı kazanmak için dizideki çocuk gibi yakışıklı olman, o telefondan alman, o mağazalardan giyinmen gerek. Sevgili olunca da sinemada o filme gidin, starbucksta, bisquittede takılın, sevgililer gününde hediye alın…(Herkes gibi olun)
Diziler dışında son yıllarda sayıları artan, anlamsız şarkılar da, kapitalizmin duygularımızı öldürmek ve bizi maddiyata yöneltmek için kullandığı başka bir yol. “Nerdee o eski ramazanlar…” muhabbeti yapmak istemiyorum ama sizce de eskiden şarkılar daha anlamlı, daha güzel değil miydi? Sormaya gerek yok sanırım. Son dönemdeki şarkılara baksanıza; “Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım…” “Astalavista Baby!”. Anlamsız, duygusuz, adeta sözsüz bu şarkılar. Mesela çok duyduğum bir başka şarkı “I want your body!”. Niyet belli yani herhangi bir duygusal bir şey aramak, bir anlam aramak bile yanlış bu şarkılarda.
Şimdi bu tip dizilerin, şarkıların, “Kapitalizmin” aşkı nasıl yok ettiğini, insanların nasıl meta haline geldiğini gözler önüne seren, günlük hayatta çok duyduğumuz iki cümle üzerinden gideceğim:
Bunlardan birincisi; “Bana birini ayarlasana.” cümlesidir. Bu cümle olayın nereye vardığını gösteren, sapıkça bir ifadedir. Aşkın bittiğinin, ilişkilerin samimiyetini yitirdiğinin, kanıtı niteliğindedir. “Bana birini ayarlasana.” cümlesiyle “Yedek kalemin var mı?” cümlesi arasında bir fark yok. Oysa Bob Marley’in şu yaklaşımı çok daha güzel değil mi? “Hayatımda kimse yok; ama sorun değil. Çünkü sen aşkı basitleştirenlerden birisin, bense yalnızlığın hakkını verenlerden.”
Bunlardan birincisi; “Bana birini ayarlasana.” cümlesidir. Bu cümle olayın nereye vardığını gösteren, sapıkça bir ifadedir. Aşkın bittiğinin, ilişkilerin samimiyetini yitirdiğinin, kanıtı niteliğindedir. “Bana birini ayarlasana.” cümlesiyle “Yedek kalemin var mı?” cümlesi arasında bir fark yok. Oysa Bob Marley’in şu yaklaşımı çok daha güzel değil mi? “Hayatımda kimse yok; ama sorun değil. Çünkü sen aşkı basitleştirenlerden birisin, bense yalnızlığın hakkını verenlerden.”
İkincisi; “Ciddi ilişki istemiyorum.” Mesela sürekli bulgur pilavı yesek sıkılırız dimi? Bu yüzden bazen farklı yemekler yemek isteriz. “Ciddi ilişki istemiyorum.” cümlesi de buna benziyor. “Ben sürekli bulgur pilavı yiyemem.” Ama sorun şu ki aşktan bulgur pilavı gibi söz edilemez. Bu öyle sıkılınca değiştirilecek bir şey değildir. Çünkü karşımızda bir madde değil insan duruyor. Bu cümle tüketim toplumunda insanların da birer meta haline geldiklerini çok güzel ifade ediyor aslında.
İnsanlar duygularını kaybettikçe, maneviyattan uzaklaştıkça aslında insanlıktan çıkıyorlar. Çünkü bizi madde olmaktan çıkartıp, insan yapan şeyler bunlardır. Bu yüzden kapitalizmin duygularımızı elimizden almasına izin vermemeliyiz. Kapitalizmin özendirdiği ilişki tarzından, aşık olmamızı söylediği kadından/erkekten kurtulup, duygularımızı yeniden kazanmalıyız ve kendi hayallerimizi kurmalıyız. Kendi hayallerimizi kurmak ve kapitalizmin bizi insanlıktan çıkarmasını önlemek içinse okumalı ve sorgulamalıyız. Ancak bu şekilde bir farkındalık geliştirip, kapitalizmin ruhumuzu ele geçirmesine engel olabiliriz ve insanca yaşarız…
Alıntı/Kaynak: http://kozadusunce.com/kapitalizm-aski-oldurur/
20190220
Algı nedir, gerçek nedir? Topraklar Değil, Beyinler İşgal Ediliyor | Dr. Sedef Kabaş
Published on Feb 21, 2018
Algı nedir, gerçek nedir?
Algı sihirbazları “yalan” olanı, kitlelere “gerçek” gibi algılatmayı başarıyor mu? Peki, bunu yaparken hangi iletişim tekniklerini kullanıyorlar?
Algı sihirbazları “yalan” olanı, kitlelere “gerçek” gibi algılatmayı başarıyor mu? Peki, bunu yaparken hangi iletişim tekniklerini kullanıyorlar?
İletişim Doktoru ve Medya Danışmanı Dr. Sedef Kabaş, tarihten günümüze “gerçek” ile “algı” arasındaki çekişmeli ilişkiyi anlatıyor. Dr. Sedef Kabaş, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Fulbright bursu ile okuduğu Boston Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği üzerine yüksek lisans yapmış, Marmara Üniversitesi Genel Gazetecilik bölümünden “Dünyada ve Türkiye’de Soru Sorma Geleneği ve Röportaj” üzerine yazdığı tezi ile doktora derecesi almıştır.
CNN International’da (Atlanta) çalışan ilk Türk gazeteci olma unvanına sahiptir. 1992 yılında girdiği medya sektöründe POWER FM, NTV, Olay TV, ATV, TV8, SKYTürk ve TRT2 kanallarında kendi hazırladığı programları sunmuş; siyaset, medya, kültür, sanat ve iş dünyasının önde gelen isimleri ile araştırmaya dayalı binlerce röportaja imza atmıştır. Uzun yıllar “Ekranların en iyi soru soran gazetecisi” olarak kabul edilen Kabaş, CNN World Report En İyi Ekonomi Haberi Ödülü dahil pek çok ödüle layık görülmüştür.
Akademi İstanbul, Bahçeşehir Ü., Boğaziçi Ü. (BÜYEM), ve Kadir Has Ü.’de 10 yıl ders veren Kabaş, 2007 yılında Sedef Kabaş Eğitim Koçluk ve Danışmanlık şirketini kurmuştur. İş dünyasının liderlerine, üst düzey yöneticilerine iletişim koçluğu ve medya danışmanlığı yapmakta, Türkiye’nin önde gelen şirketlerine Etkili Liderlik, Etkili İletişim, Etkili Hitap, Yaratıcı Sunum, Medya İlişkileri, İkna Sanatı, Kişisel İmaj, Kurumsal İletişim ve İtibar Yönetimi konularında eğitimler vermektedir.
Sedef Kabaş pek çok konferans, seminer ve televizyon programında konuk konuşmacı olarak yer almakta uzmanlık alanları olan liderlik, medya ve siyaset üzerine bilgi ve deneyimlerini paylaşmaktadır. Gazetecilik ve biyografi üzerine yayınlanmış altı kitabı vardır.
This talk was given at a TEDx event using the TED conference format but independently organized by a local community. Learn more at https://www.ted.com/tedx
This talk was given at a TEDx event using the TED conference format but independently organized by a local community. Learn more at https://www.ted.com/tedx
20181223
✍️ Altın kafesteki çocuklar: Duygusuz nesil tehlikesi
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar. Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor. Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize. Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı. Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli. Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN
Maarif Müfettişi
20181127
20180717
TRT Reklam Kuşağı (1985) 1
- Arçelik Çamaşır Kurutma Makinesi
- İmar Bankası
- Aymar
- Bir leylek ne getirir?
- Permasharp (Fatih Terim)
- Güneş Ziraat Bankası
- Blaupunkt Mavi Nokta
- Havilland Neba (Suna Pekuysal)
- Güneş Aksu
- Yayla Yapı Kredi
- Tele İşlem
- Vita (Zeynep Değirmencioğlu)
- Petrol Ofisi
- Turbo Dizel S
- Kartal Makarna
- Süper Gazete (Suna Yıldızoğlu, Çetin Alp, Nilüfer, Ferdi Tayfur, Hülya Avşar, Yalçın Gülhan)
- ECA
- Oxford Resimli Ansiklopedik
- Sözlük
- Pirelli
- P4 (Yaşar Alptekin)
- Güldüren Gazete Güm Güm (Kandemir Konduk, Perran Kutman, Müjdat Gezen, Altan Erbulak)
- Arçelik
- Atari
- New Webster Set - Güneş Gazetesi
- Dinarsu
- Hacı Şakir
- AEG
- Beymen
- Alo (Zeki Müren)
- BP Super V
- Knor Bulyon
- Arçelik Bulaşık Makinesi
20180123
Gazi Mustafa Kemal'i, Kurtuluş Savaşı'nda
Gazi Mustafa Kemal'i, Kurtuluş Savaşı'nda yurdu düşman işgalinden kurtarıp, düşmanı denize dökerken gösteren Karagöz dergisi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...






