bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250102

📖 Bilim ve Ütopya Dergisi: BİLİM DİLİ TÜRKÇE (Ocak 2025)

 

Bilim ve Ütopya
Bilimsel Eğitimin ve Gelişimin Anahtarı BİLİM DİLİ TÜRKÇE . Ocak sayımız çıktı. . Prof. Dr. H. Çağatay Keskinok Prof. Dr. Fuat Bozkurt Prof. Dr. Aydın Köksal. Prof. Dr. Taner Çamsarı Prof. Dr. Mustafa Yıldız Doç. Dr. Murat Karamüstüoğlu Prof. Dr. Yıldırım B. Doğan Kemal Ateş Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın Prof. Dr. Nurdan İnan Gülüş Türkmen Olcay Taşlı

20230531

Anadolu İnsanının Bilgeliği: Boru Kısa Geldi

 

Bir arkeolog, bir fizikçi, bir teolog, bir sanat tarihçisi araştırma için yola çıkmışlar. Yolda kar fırtınasına yakalanmışlar ve kaybolmuşlar. Tam donarak öleceklermiş ki bir köylü onları bulmuş. Bunları almış köye, evine götürmüş. 3’ünü gürül gürül yanan sobanın başına alan köylü bunlar açtır diye bir şeyler hazırlamak için çıkmış.

Soba yerden 1 metre kadar yüksekte taşların üzerine yerleştirilmiş. Bu durum sıcak sobanın başında kendine gelen 3 bilim insanın dikkatini çekmiş. 

Köylü neden sobayı taşlarla bir metre kadar yükseltmiş?

Arkeolog atılmış; “Bu taşlar sıcağı içine alıp uzun süre muhafaza edebilir. Köylü bu yüzden odayı daha uzun sıcak tutmak için yapmış olabilir.” demiş.

Fizikçi; “Hayır demiş. Sobayı odanın tan ortasına koymuş ve bir metre yükseltmişki odanın her tarafını eşit bir şekilde ısıtabilsin.” demiş

Teolog; “Hayır demiş. Köylünün eski inançlarından kaynaklı ateşe duyulan bir saygı vardır. Bu yüzden ateşi yüksekte tutarak saygısını göstermiş.” demiş.

Sanat tarihçisi; “Hayır demiş. Bu bölgenin tarihinden kaynaklanan bir konu. Taşlarla çeşitli eserler yapmak bu bölgede yüzlerce yıl öncesinden beri devam eden bir gelenektir.” demiş.

Bu dört bilim insanı hararetle tartışırken köylü ellerinde yemek tepsisi ile içeri girmiş. 

Tezinde iddialı fizikçi atılmış. Niçin böyle yaptığını köylüye soralım. Tamam demiş diğerleri.

Kardeşim neden sobayı taşların üzerinde yaklaşık bir metre kadar yükseğe yerleştirdin?

Köylü bu dörtlüye bakmış: ''BORU KISA GELDİ. KIŞI GÖRDÜNÜZ. KÖY YERİ HER VAKİT ŞEHRE İNİP ALIŞVERİŞ YAPMA İMKANI YOK O YÜZDEN.’’  demiş.



20230404

Atatürk’ün Akılcılık ve Bilime Verdiği Önem, Akılcılık Bilim İçin Çalışmaları

Atatürk akılcılığa ve bilime neden önem vermiştir, önem verdiğini gösteren hangi çalışmaları yapmış, hangi sözleri söylemiştir?

Atatürk ve Bilim

Atatürk’ün Akılcılığa ve Bilime Verdiği Önem

Atatürk akıl ve bilim kavramlarını hep bir arada kullanmaya özen göstermiş ve bunu da bilinçli bir şekilde yapmıştır. Özellikle “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.” sözleriyle de pekiştirmiştir.

Akılcılık, gerçekleri insan aklı ile anlama yeteneğidir. Bu anlayış temelde insanların doğru karara varması ve başarılı uygulamalar yapması için sağlam fikirlere sahip olması mantığına dayanır. Eğer fikirler anlamsız, mantıksız ve bir takım zararlı inanç ve geleneklerle dolu olursa toplumlar felaketlere sürüklenebilir.

“Fikirler manasız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve bir takım inançlar ve gelenekler dolu olursa felce uğrar.”
Atatürk

Atatürk “Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiç bir şeyi düşünemiyorum.” diyerek akılcılığı ön planda tutmuştur.

Bu açıdan Atatürkçülüğün de en önemli özelliği akılcı davranış ve anlayışı her şeyin üzerinde tutmasıdır. Atatürkçülükte sorunlar, duygusal ve dogmatik açıdan çözülmez, sorunlar hakkında peşin hükümler verilmez.

Ortaya çıkan sorunlara çare bulmak için öncelikle;
sorunu inceleme ve gözden geçirme
gerçeklere ve ihtiyaçlara uygun kararlar verme,
verilen kararların akıl ve mantık yoluyla çözüme götürme yollan izlenmelidir.

“Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur.” 
Atatürk
Atatürk’ün akılcılığında; hayata egemen olan kuvvet yaratma ve icat etme yeteneği olarak belirlenmiştir. Eğer sorunların çözümünde yer alanlar inceleme ve çalışmalarda yaratıcılığı kullanmazlarsa gerçek anlamda bilimselliği kullanmamış olurlar.

Atatürk’ün yol gösterdiği akılcılıkta bizler nelere dikkat etmeliyiz;
  • İnsan zekası ile bilim ve teknolojiyi bir bütün olarak ele almaya
  • Araştırma ve incelemelerde bulunmaya
  • Karara ulaşmada kullanılan bilgi ve yöntemlerde gerçeklere bağlı kalmaya
  • insan ilişkilerinde bencilliğe yer vermemeye
  • Bağnazlığa, yobazlığa ve akıl dışılığa yer vermemeye
  • Bilimsel çalışmalara yaratıcılığa katkı sağlamaya
Atatürk kendisi de bu düşünceleri rehber edinmiş ve askeri ve devlet adamlığı özelliklerine bilime katkı sağlamayı da etkilemiştir. Bu düşünce doğrultusunda ülkemizdeki pek çok araştırma kurum ve kuruluşlarına öncülük etmiştir.

Araştırmalar İçin Kurduğu kurum ve kuruluşları şöyle sıralayabiliriz;
1921 – (Ankara) Veteriner ve Araştırma Enstitüsü
1924 – (Adana) Pamuk Araştırma Enstitüsü
1924 – (Rize) Çay Araştırma Enstitüsü
1926 – (Eskişehir) Tarımsal Araştırma Enstitüsü
1929 – (Ankara) Refik Saydam Hıfsızsıhha Enstitüsü
1935 – Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA)

“Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Fikri harekete geçirmek birinci işimiz olmalıdır.”
-Atatürk
Atatürk’ün ilgilendiği alanlardan biri de okul hayatından beri sevdiği matematik ve geometridir. Kendisi bu alanda eskiden beri kullanılan terimlerin Türkçe karşılıklarını getirmiştir.

Alıntı/Kaynak: https://www.nkfu.com/ataturkun-akilcilik-ve-bilime-verdigi-onem-akilcilik-bilim-icin-calismalari/


20210209

🇹🇷🛰🚀Türkiye Uzay Ajansı'nın görevi ve hedefleri nedir?


 Türkiye Uzay Ajansı tarafından oluşturulan Milli Uzay Programı salı günü açıklandı. Peki Türkiye Uzay Ajansı'nın görevleri ve nedefleri nedir? Türkiye Uzay Ajansı'nın başkanı kim, yönetim kurulunda kimler var ve ajans ne zaman kuruldu?

Türkiye'nin uzay politikaları alanındaki 10 yıllık vizyon, strateji, hedef ve projelerini içeren Milli Uzay Programı salı günü açıklandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasıyla tanıtılan programı hazırlayan kurum ise Türkiye Uzay Ajansı.

Milli Uzay Programı'nın tanıtılmasıyla Türkiye Uzay Ajansı'nın hedefleri de kamuoyuna açıklandı; aynı zamanda logosu da tanıtıldı.

2018 yılında oluşturulan bu kurumun görevini ve hedeflerini derledik.




Hedefleri nedir?

Türkiye Uzay Ajansı, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin gelişimini ve yaygınlaştırılmasını destekleyici nitelikte finans, hukuk, yönetim, işletme, pazarlama ve benzeri konularda çalışmalar yapan, Türkiye'nin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması ve güvence altına alınması için ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürüten devlet kuruluşu olarak tanımlanıyor.

Türkiye'nin uzay yolculuğundaki hedeflerinin anlatıldığı salı günkü toplantıda 10 maddelik stratejik hedefler de paylaşıldı.

Buna göre 2023'te Ay'a roket fırlatılacak.

İlk Türk astronotu bilim misyonuyla uzaya gönderilecek.





Türkiye Uzay Ajansı'nın açıklanan 10 hedefi şu şekilde:

    Ay görevi: Cumhuriyet'in 100'ncü yılında uluslararası işbirliği ile yakın Dünya yörüngesinde ateşlenecek milli ve özgün hibrit roketle Ay'a sert iniş gerçekleştirilecek.

    Yerli uydu: Yeni nesil uydu geliştirme alanında dünya ile rekabet edebilecek ticari bir marka ortaya çıkarılacak.

    Bölgesel konumlama: Türkiye'ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilecek.

    Uzay limanı: Uzaya erişimi sağlamak amacıyla bir uzay limanı işletmesi kurulacak.

    Uzay havası: Uzay havası veya meteorolojisi olarak tabir edilen alana yatırım yapılarak uzaydaki yetkinlik arttırılacak.

    Uzay nesneleri: Türkiye, astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha yetkin bir konuma getirilecek.

    Uzay sanayisi: Uzay alanında sanayi kümelenmesi ile entegre çalışmalar yürütülecek.

    Uzay teknolojileri geliştirme bölgesi: ODTÜ ile birlikte yerli ve yabancı yatırımcılarla ev sahipliği yapacak bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulacak.

    Uzay farkındalığı: Uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağını geliştirmek amacıyla uzay farkındalığı oluşturulacak. Net olarak tanımlanmış alanlarda yüksek lisans ve doktora bursları verilecek. Ulusal, uluslararası yaz okulları, kurslar ve çalıştaylar organize edilecek.

    Türk astronot: Bir Türk vatandaşı, bilim misyonuya uzaya gönderilecek.


Ajansın yönetim kurulunda kimler var?

Türkiye Uzay Ajansı 13 Aralık 2018'de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruldu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı Ajans, Ocak 2019'da Gebze'de "Milli Uzay Programı Çalıştayı" adlı bir toplantı düzenledi.

Çalıştay veya daha sonra yapılan yapılan çalışmalarla ilgili herhangi bir bilgi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın salı günkü konuşmasına kadar paylaşılmamıştı.

Türkiye Uzay Ajansı'nın başında Ağustos 2019'dan bu yana Serdar Hüseyin Yıldırım var.

Aslen Rizeli olan 60 yaşındaki Yıldırım, bundan önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nda Havacılık ve Uzay Teknolojileri Genel Müdürü ve daha da öncesinde Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nde genel müdür olarak görev yapıyordu.

Lisans eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak Mühendisliği Bölümü'nde başlayan Yıldırım, Berlin Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Bölümü mezunu.

Yüksek lisansını Berlin Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri alanında yaptı.

Kadir Has Üniversitesinde havayolu işletmeciliği dersleri verdi.

Çeşitli havayolu şirketlerinde proje danışmanlığı ve yönetici pozisyonlarında görev yaptı.

Göreve geldikten sonra verdiği ilk röportajda Yıldırım, "Bu fırlatmalar özellikle okyanus kıyıları ya da çöl bölgelerinde yapılıyor. Biz de işbirliğiyle başka bir ülkede bunu yapabiliriz. Varolan, örneğin Kazakistan'daki bir üssü de kullanabiliriz. Ancak benim gönlümde yatan Türkiye'nin uzaya erişimidir. Uydu yapıyoruz, bu kolay iş değildi. Ama bunu nasıl atacağız, birilerine attırmak zorunda kalıyoruz. İsterim ki onu da biz atalım" demişti.

Ajansın diğer yönetim kurulu üyeleri ise Cenk Şen, Yurdanur Tulunay Ahmed Halid Akgiray, Sacit Özdemir, Lokman Kuzu ve Murat İkinci.


Logosunun hikayesi ne?

Milli Uzay Programı tanıtım toplantısında, TUA'nın logosu da ilk kez paylaşıldı.

Ajansın logosunun hikayesi ise şöyle:

"TUA logosu, bilinmeze, evrenin derinliklerine uzanan kesintisiz, kararlı bir hareketi simgeler. Bu hareketin karakteri Batı tipografisinin fonksiyonel okunaklılığından, Doğu'nun kadim kültürünün tek nefeste okunan kaligrafisine uzanır.

"Dev bir roketin gövdesinden küçük bir yaka rozetine kadar farklı ölçek ve uygulamalarda okunaklılığını, işaret özelliğini kaybetmemesi için tasarlanan harfler birbirine eklemlenirken ortaya çıkan resmin içindeki 'yıldız' imgesi gökyüzündeki al bayrağımızı temsil ediyor. İşte bu güzel logo, Türkiye'nin uzaydaki yeni başarılarının imzası olacak."


Kaynak: TUA - TÜRKİYE UZAY AJANSI




20200512

✍️ Doğu Uygarlığının Yükselişi ve Bilimsel Gelişmeler - Serap German

DOĞU UYGARLIĞININ YÜKSELİŞİ VE BİLİMSEL GELİŞMELER
Serap German / Ege Üniversitesi Mikrobiyoloji

Emperyalist batının tarih anlayışı Orta Asya ve İslam Uygarlığını görmezden gelerek bilimin ve uygarlığın sadece antik ve Batı kaynaklı olduğu safsatalarını yazarak gerçeklere gözlerini kapatmıştır. Bu anlayış aynı zamanda Avrupa Aydınlanma çağının köklerini yine Antik Yunan tarihe dayandırmaya çalışarak tarihsel hataya düşmüşlerdir. Avrupa Aydınlanma çağının kökleri sanılanın aksine Antik Yunanda değil Doğu Uygarlığındadır. Doğu Rönesans’ı Antik Yunan ve Roma medeniyetleri ile Batı Rönesansı arasında bir köprüdür.



Avrupa merkezci tarih anlayışı, Batı uygarlığını, kendine özgü tarihsel gelişmenin ürünü olarak görür. Buna göre, bugünkü Batı uygarlığı, insanlığın genel gelişim çizgisinden ayrılmış, daha verimli bir yola sapmış ve diğer uygarlıklar karşısında üstün bir konuma gelmiştir. (1) Oysa her coğrafya ve toplumlardaki gelişmeler zaten kendi iç dinamiklerinden doğduğu için özgündür. Bu tarih anlayışı, tarihi bütünsel görmeyi reddetmekle yani tarih bilimine ihanet etmekle birlikte ‘’Avrupa Uygarlık Mucizesi’’ mitine dönüştürmüştür. Bu mite göre, Batı uygarlığı Yunanistan’da doğmuş Roma üzerinden bugüne ulaşmıştır. Bu kurgunun gerçeklikle pek bir alakası yoktur ama ideolojik ihtiyaçlara cevap vermektedir. Emperyalist ideolojiye göre çağdaş ve uygar olan ne varsa kendi köklerindedir ve Doğu her zaman durağanlığı ,yobazlığı ve geriliği çağrıştırır. Bu ideolojik argümanların sonucu 18. ve 19. yüzyıllarda batılı toplumbilimciler tarafından şekillendirilmiş olan tarihçiliğe oryantalizm adı verilmiştir. Oryantalistler, doğu halklarına karşı ötekileştirici ifadeler kullanmışlardır.

Tarihi gerçekler ise bambaşkadır bu yazıda Türk ve Arap Uygarlıklarını yani İslam Uygarlığına düşmanlık yapan ve batı tezlerini savunanlara karşı Doğu Rönesansı’nın doğuşunu kendinden önceki ve sonraki medeniyetler arasında ördüğü köprüye dair özet şeklinde bir başlangıç yapacağız.


İstiridyedeki inci

'Kayıp Aydınlanma' yazarı Starr’a göre 680-740 yılları arasında Orta Asya’nın Araplar tarafından fethi 750 yılındaki Abbasi devriminde Orta Asyalıların rolü ve Halife Memun'un 819 yılında Bağdat'ı ele geçirmesi, Orta Asya'nın zaten antik olan medeniyetinde yeni bir evre yarattı. Bundan birkaç yüzyıl sonra, şimdi Doğu Iran, Batı Çin ve Kırgızistan'dan Afganistan boyunca güneye uzayan Büyük Orta Asya, Dünya'nın merkeziydi. Burada Dünya'nın en büyük ticaret antreposu ve en zengin şehirleri bulunuyordu. Geçmişin zengin mirası, şimdinin kültürel ilişkileri ve bir çok düşünür ve sanatçıyı destekleyecek miktarda servet, çalışmak ve üretmek için ideal bir çevre yaratmıştı.(2) Orta Asya aydınlanma tarihi binlerce yıl, hem özgür düşünceye hem de dini alanda , yeni bilgilere ve görüşlere kucak açtığı görülür.Bu açıdan, yeniliğe ve eleştiriye açık,sonsuz öğrenme güdüsüyle hareket eden ve kendinden emin bir medeniyet­tir. Orta Asya’nın o dönemdeki entelektüel birikimi, Antik Yunan Uygarlığından çıkmış Aristoteles, Platon, Batlamyus gibi bilginlerin öğretilerinden etkilenerek ve o öğretilerin üzerine koyarak ilerlemiş , Avrupa rönesansı’nda filizlenen birçok düşüncenin tohumlarını atmıştır.

Doğu uygarlığı,Turan coğrafyası , Çin, Hint, Mezopotamya, İran, Anadolu uygarlıklarının bir sentezidir. İpek Yolu çağdaş, toplumcu, paylaşmacı ve bilim alanında ilerleyen bir Asya uygarlığının birbirine bağlanmasını sağlayan manevi ve kültürel bir köprüdür. Bu kültürün mitolojik simgesi ise, Farslarda Simurg, Araplarda Zümrudu anka, Ruslarda Ateş Kuşu adlarını alan, Huma Kuşu ya da Umay Ana'dır.Asya uygarlığı Çağdaş, aydınlanmacı, akılcı yeni değerler, bu kültürel birikime, simge ve değerlere aşılanarak yükselecektir.(3)
Orta Asya Uygarlığını,istiridyedeki inciye benzetebiliriz.İstiridye içine giren kum tanesini sedefle kaplar ve sonunda inci oluşur.Orta Asya Uygarlığı da öğrendiği her bilgi tanesini alır ve o bilginin üstüne koyarak inci gibi parlayan zihinler yaratır.
Ekonomik,kültürel ve siyasi alanda yükselen Asya Uygarlığı felsefe ve matematiğin gelişmesi ile sınırlı kalmamış diğer doğa bilimlerinin de ayakları yere basmıştır.

İSLAM UYGARLIĞININ YÜKSELİŞE GEÇİŞİ

Sasanilerin 4.yüzyıldan itibaren Çin-Hint ticaret yolunun ele geçirmesiyle bölgede ekonomik sarsıntılar yaşanmış ve kabileler arası çatışmalar şiddetlenerek toplumsal krizler ortaya çıkmıştır. Bunlara Pers ve Habeş saldırıları eklenince kabileler arası birlik güçlenmeye başlamıştır. Böylelikle merkezi otoritenin güçlenmeye başlamasıyla kentleşmeler, işgal bölgelerinin örgütlenmesi, tarım arazilerinin işlenmesi, ulaşım, taşıma ve teknolojiye olan ihtiyaçlar artmıştır.

İslam Orta Asya’da 7.yüzyılda doğarken Antik Yunan ve Roma kültürü çökmeye başladı. Roma İmparatorluğu döneminde başlayan duraklama ve sonrasında imparatorluğun çöküşü, bu uygarlığın karanlık bir döneme girmesine neden olmuştu. İkinci Roma olarak görülen bizans ise bu kültür mirasını devam ettiremediği gibi antik zamandan kalan birçok eserede hasar vermiştir.


İmparator Marcian yaklaşık bir buçuk asırdır heretik (dinde sapkın öğretiye mensup olan) yorumlu dini düşüncelerin kaynağının İskenderiye olduğunu biliyordu ve bir daha bu fikirlerin yeşermemesi için 1 Ağustos 455 tarihinde imparator, Mısır Valisine gönderdiği fermanda. İskenderiye kütüphanesinin yakılmasını emretti. Bazı tarihçilerin İskenderiye Kütüphanesinin Hz. Ömer’in yaktığı iddiası tamamen asılsızdır.(4)

İleri zamanlarda Urfa akademisi ve Platon akademisi kapatıldı. Bu koşullarda Nasturi keşişleri, Atinali ve İskenderiyeli filozoflar Bizans’ın zulmünden İran’a kaçtılar. İran coğrafyasında Sasanilerin hoşgörüsü sayesinde kültürel zenginlik artmış ve bilimsel tartışmalar alevlenmiştir. Birçok antik zamana ait eser çevrilmeye başlamıştır. Suriye ve İran’ın Araplar tarafından fethedilmesi toplumsal ve siyasi değişikliklerle birlikte bilime olan meraklı çalışmalarıda kamçılamıştır.

Dünya medeniyet tarihine bakıldığında, Yunan medeniyetinin aklı ve felsefeyi, Hint medeniyetinin mistisizmi, İslam medeniyetinin de kendine özgün temel özellikleri olduğu görülmektedir.

Haraçlı toplumdan Uygar topluma 

İslamiyet ile kan bağı olan kabile toplumundan feodal ilişkilerin kurulduğu devlet düzenine geçilmiştir. Kabile toplumu içindeki bütün insanlara islamiyeti yayarak ümmet kardeşliğine dönüştürmüş(5). Hz.Muhammed’in getirdiği hukuk sistemi ile ticaretin yağmalara ve baskınlara karşı korunmasını sağlamıştır.Bu tarihsel sıçrama medeniyete geçiştir. Batı’da İspanya’ya doğuda Asya içlerine doğru uzanan bu imparatorluk 7.- 15. yüzyıllar arasında dünyanın merkeziydi. Türk-İslam Uygarlığı ,Sümerlerden Antik Yunan ve Roma mirasını geliştirerek Avrupa Rönesansı’nın kaynağı olmuştur. Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları Doğa bilimlerinde , teknolojik atılımlarda ve kültürel zenginlikleriyle tarihe büyük bir birikim bıraktılar.

İslamiyet bu coğrafyada çeşitli halklarla ve onların farkılıklarıyla yüzyüze gelmişti. Helen-Hristiyan ve İran-Fars kültürleri İslamiyet ile uzlaştırılarak ticaret geliştirilmiş ve büyük bir kültür devrimi yaratılmıştır. Sokrates, Eflatun, Aristoteles’i Neoplatonizm kurucusu Plotinos’un aracılığı ile tanımışlar aynı soruları sorup cevaplarını aramışlardı.

Doğunun rasyonalist hareketi olarak anılan Mutezile akımına (Kelam) göre iman Kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve amelden oluşur. Bu akım İslamın akıl ile yorumlanmasını savunanlar tarafından benimsendi. Onlara göre doğa yasalarını akıl yoluyla keşfedebildiklerine göre bu durumda akıl ile vahiy arasında bir çatışma söz konusu değildi. Mutezile akımı Hicri ikinci asrın başından dördüncü asrın sonuna kadar İslâm düşüncesinde önemli bir yer edindi.(6) "Bağımsızlaşan" anlamına gelen Mutezile akımı, 10. ve 11. yüzyılda çok sayıda bilim adamını ve filozofu etkisi altına aldı. Ebul'l-Huzeyl, İbrahim Nazzam, Hayyat, Cahiz, Ebu'l Maali, Fahreddin Razi, Seyid Şerif Cürcani, Sadüddin Taftazani, İbn Sina ve Nasirüddin Tusi olduğu birkaçıdır. Daha sonra bu akım, Endülüs'te İbn Bacce ve İbn Rüşd üzerinden Batı'yı da etkisi altına alacaktır. Batı'nın 12. ve 13. yüzyıllarda yaşayan R. Bacon, St. Thomas Aquinas gibi ünlü düşünürlerini en çok etkili du bu akım oldu.(7)

 

ORTA DOĞUNUN BİLİM MERKEZLERİ : ŞAM VE BAĞDAT 

Emeviler Döneminde, Yahudi, Hristiyan, Manist ve Müslümanlar bir arada yaşıyor çarşı ve pazarları bilimsel felsefi tartışmalardan geçilmiyordu. İmparatorluk merkezinin Şam’ taşınması bilim ve kültür birikimi Şam’da merkezileşti. Emeviler, 750 yılında Kufe merkezli bir halk ayaklanması ile yıkılmıştır. Böylece imparatorluk merkezi Şam’dan Bağdat’ kaymıştır. Merkezin Bağdat’a Kaymasıyla siyasi ve kültürel birikim Hint ve Çin ve Türk kültürleriyle zenginleşti. Abbasi döneminde dünyanın her yerinden kitaplar getiriliyor ve hepsi arapçaya çevrilerek kütüphaneler zenginleşiyordu. Bu kitap çevirileri ve halka açık kütüphaneler aydın sınıfı ve muazzam bir entelektüel birikim yaratarak bilim, felsefe ve teknolojik icatların gelişmesine neden olmuştur.

Bu oluşan entelektüel birikimin merkezileşme ihtiyacı doğmuş bu ihtiyacı karşılamak için Halife El-Me’mun Beyt’ül Hikme (Bilgi Evi) okulu ile Endülüs arasında bilim köprüsü kurulmuştu. Doğu dünyasında İskenderiye, Antakya, Harran ve Bağdat‟ta kurulan çeviri okullarına benzeyen bir okul Toledo‟da da kuruldu. Toledo‟da yüze yakın Doğu eseri önce Latinceye sonra halk dillerine çevrilmiştir. Bu çalışmalar sayesinde Avrupa‟da ilginin Doğuya yönelmesine sebep olmuştur. Herder, “Avrupa, kültürünün oluşmasında Endülüs kültürüne çok şeyler borçludur” tespitini yapmıştır.34 Toledolu çevirmenlerin öncelikli ilgileri Arapçaya çevrilmiş Grek asıllı kaynaklara dönüktü. Yapılan çeviriler sayesinde doğudaki bilgi birikimine ulaştılar.(1)

Beyt’ül Hikme (Bilgi Evi) ile başlayan süreç Doğu Uygarlığı için bir dönüm noktasıdır. Bilim medreselerin rasathanelerin kurulması, fizik matematik, Biyoloji, Tıp, astronomi, mineroloji, tarih, coğrafya, felsefe, botanik gibi bilim dallarında çok ileri gelişmeler yaşanmıştır.

BİLİMSEL GELİŞMELER

İslamlar Yunan ve Hint aritmetiklerini kullanarak yeni işlemler geliştirmiş bu işlemleri gelitirenler Ebu-l fazl ibn Türk ve Mehmed Bin Musa Harezmi adında iki Türktür. Cebiri daha ileriye götürerek matematiğin özel bir konusu olmasını sağlamışlardır.

New York Üniversitesi'nden Draper, evrim düşüncesinin ilk tohumlarıİbni Heysem'de bulmaktadır. Íslam dünyasında tıp ve doğa bilimleri alanlarındaki büyük araştırmaların İbni Rıdvan, İbni Zühr, İbni Baytar tarafından yapıldığını ve nihayet İbni Sina'nın Kanun'u ile tamamen sistemleştirildiğini biliyoruz. Bu eserlerin de önemli bir kısmı Batı'ya geçmiş Batı tıbbının ve doğa bilimlerinin oluşmasında etkili olmuştur.(7)

DÖNEME DAMGASINI VURMUŞ BİLGİNLER 

İsâ bin Ali: Latinler tarafından "Jesu Haly" diye tanınırdı. Liber memorialis opthalmicorum adlı eseri çevrildi.

Ebû Yusuf ibni İshak el-Kindî: Eserleri en çok çevrilenlerden olan bilgin, Latin dünyasında "Alkindus" olarak tanınırdı. Astronomiye, tıbba, meteorolojiye, ruhbilimine ve astrolojiye ilişkin biçcok eseri ile Aristoteles'ten aktardığı De Anima adlı eser Latinceye çevrilmiştir. 

Ebû Bekr Mehmed bin Zekerya-r-Razî (841-926): Latin dünya-sında "Rhazes", "Alrazes" veya "Albubator" adıyla tanınırdı. Ortaçağ sonuna kadar Avrupa'da en büyük üstatlardan biri olarak kabul edildi. Hippokrates ve Galenos'a ait yorumları ile kendi eserlerinin bir kısmı Latinceye çevrilmiştir.

Yahya bin Serabi: Bu bilginin adı Latincede "Serapion Senior" veya "Janus Damascenus" diye ünlüdür. Kendi eserleri çevrildiği gibi kendisi de çeviri yapmıştır. 

İbni Heysem: Latincede "Alhazen" adıyla tanınan, matematik ve fizik alanındaki birçok eseri çevrilen ünlü bilgindir. 

Ebû Yakub İshak Süleyman el-İsrailî (850-941): Tarifler hakkında kitap, Unsurlar kitabı gibi eserleri Latinceye çevrildi. Eserleri Omnia Opera Isaac adıyla toplandı ve 1515'te Lyon'da basıldı. 

Ali bin Abbas: Doğu'dan çok Batı'da tanınan İranlı bilgin. Latinler tip ve astrolojiye ilişkin eserlerini "Haly Abbas" adıyla tanırlar.

Ebû Cafer bin İbrahim Ebû Halid (1004): Elgarîze adlı eseri çevrilmiştir.

Ebû Ali Hüseyn ibni Abdullah ibni Sinâ (980-1037): Avrupa’da "Avicenna" adıyla tanınan ünlü bilgin, tıp ve felsefe alanında asırlarca hüküm sürmüştür. Birçok filozofu etkilemiş, tıp alanında rakipsiz bir üstat olarak yeni devirlere kadar etkisi devam etmiştir. O dönemler Avrupa'da İbni Sinâ çevirmeni ve yorumcusu olmakla ünlü kişiler vardı. Başta Kanun, Şifa, Kitab-ün-nefs, Necat gibi eserleri olmak üzere, felsefe, fizik, tip, simya alanlarında birçok eseri Latinceye çevrilmiştir.

Banu Musa : Dokuzuncu yüzyıl Bağdat'ında Halife Memun ve haleflerinin yönetimi altın­da bilimsel camiayı yönetiyorlardı. Ahmed, geometri ve astronomi çalışmalarının yanı sıra, 'Yaratıcı Cihazlar Kitabı' adlı pratik cihaz­larla ilgili öncü bir çalışmaya imza atmıştı. 

Ebu Reyhan el BİRUNİ (973-1048) : Harezm' den gelen Hezarfen, önce Ürgenç'teki Harezm'in Şahları (Şimdiki Türkmenistan) yönetiminde gelişmeye başlamış, sonra çalışmalarını Gazneli Mahmud'un Afganistan'daki sarayında sürdürmüştü. Astronomi, jeodezi, tarih ve sosyal bilimler üzerine olan çalışmaları onu, antik çağ ve Avrupa rönesansı arası dönemde en büyük bilim adamı yapmıştı. 

Ebu Nasr Muhammed el-FARABİ (870-950): Modern Kazakistan'ın Otrar bölgesinden batıda bilinen ismiyle Alfarabius, Aristoteles'ten sonra "ikinci öğretmen" olarak anılır. Mantığın büyük kaşifi Farabi, bilginin her alanını kurgulamıştır. 

Ahmed el- FERGANİ (797-860): Şimdiki Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nden gelen gök bilimcisi. Fergani'nin Elementler'i astrono­miye dair Arapçada yazılan ilk eserlerdendir. Batıda Alfraganus olarak bilinir, en fazla okuyucusu olan "Arap" gök bilimcisi olarak 


DOĞUDAKİ BİRİKİMİN BATIYA GEÇMESİ

Beyt’ül Hikme (Bilgi Evi) çalışmaları Endülüs ve Sicilya’ya kadar gitmiş ve uygarlık birikimi Avrupa kapılarına kadar dayanmıştı. Ortaçağ Batı kütüphaneleri yazar ve çeşitlilik açısından çok azdı. Bilimsel araştırma için araçları olmadığından Doğa bilimlerinde çok geridelerdi.

11.ve 12. yüzyıllarda İtalya’nın işgali ve Haçlı Seferleri ile İslamlar ile tanışan Avrupa yayın ve çeviri faaliyetlerini artırdı. Güney Avrupa’da kurulan ilk medreseler mimarisine ve müfredatına kadar neredeyse İslam Medreselerinin aynısıydı. 

13.yüzyılda Montpellier ve Boulogne medreseleri ardından Paris Üniversitesi, Oxford, Cologne Üniversiteleri kurularak bilim merkezleri İngiltere ve Almanya olmuştur. Bu okullarda İbni Rüşdcülük ve İbni Sinacılık akımları başlamış bu düşünce sistemlerinin birleşmesiyle Hristiyanlık felsefesi haline gelmiştir.(8) 

Batı dünyasındaki bu gelişme 14.ve 15. yüzyıllarda bilimsel ve felsefi ataklara geçmesine ve bağrında doğacak olan Batı Rönensansı’nın besin kaynaklarını biriktirmesine neden oldu. Batı Rönesans’ı da insanlık tarihine büyük katkılarda bulunmuş Aydınlanma Devrimi’ne yataklık etmiştir. Fakat bu süreci açıklayan batılı tarihçilerin ortaya attığı Antik Yunan’ın devamlılığı tezleri doğru değildir. Doğu Uygarlığı'ndan edindiği bilgilerle Batı Uygarlığı kurulmuş hatta Antik Yunan kültürüyle o zaman tanışmışlardı. 

KAYNAKÇA :
Alıntı/Kaynak: https://gencbilimeu.blogspot.com/2020/04/dogu-uygarliginin-yukselisi-serap.html?m=1

20200429

Biyoteknoloji - MIT'de çalışan Türk profesörden çığır açan buluş



MIT'de çalışan Türk profesörden 
çığır açan buluş
 - ShiftDelete.Net


MIT‘dex görev yapan araştırmacılar ve Türk profesör Canan Dağdeviren, kişinin hayati belirtilerini izlemek için kıyafetlere işlenmiş sensörler geliştirdi. Henüz prototip aşamasında olan bu esnek sensör buluşu ile ilk adımda hastaları, sporcuları ve astronotları takip edecek.


Birkaç ekipten oluşan araştırmacılar, elektronik sensörleri esnek kumaşlara dahil etmenin yöntemini buldu. Bu yöntem ile sıcaklık, solunum ve kalp atış hızı gibi hayati belirtileri izlemek için kullanılabilecek gömlekler veya diğer giysiler geliştirmesine olanak sağlamış oldular. Makinede yıkanabilir olan bu sensör işlenmiş giysiler, onları giyen kişinin vücuduna yakın olacak şekilde biçimleniyor. Araştırmacılar, bu tür algılamanın evde veya hastanede hasta olan insanları izlemek için kullanılabileceğini de belirtiyor.

Araştırmacı ekipler arasında bulunan LG Elektronik Medya Geliştirme ve Yardımcı MIT Profesörü Canan Dagdeviren bu proje için: “Her gün kullandığımız giysilere ticari olarak temin edilebilen elektronik parçalara veya özel laboratuvar yapımı elektroniklere ulaşabiliriz. Böylelikle kişinin vücutlarından sıcaklık, solunum hızı ve benzeri gibi bazı fiziksel verilere ihtiyaç duyan herkes için giysiler yapabiliriz.” açıklamasını yaptı.

Sensörlerin özelliklerine geçecek olursak, kendileri uzun ve esnek şeritler yani epoksi ile kaplanmış ve sonrasında da kumaştaki dar kanallara işlenmiş şekildedir. Kanallar, sensörlerin cildin ortaya çıkmasına izin veren küçük açıklıklara sahiptir. Bu çalışma ile birlikte araştırmacılar, 30 adet sıcaklık sensörü ile birlikte kullanıcının hareketini, kalp atış hızını ve solunum hızını ölçebilen bir ivmeölçer içeren bir prototip tasarladılar. Dışarıdan bakıldığında gayet normal bir tişört gibi görünen bu kıyafet, vücudu sıkıştırarak sensörlerin aktif kısımlarını cilde temas ettiriyor. Böylelikle giysi içerisinde toplanan veriler kablosuz olarak bir akıllı telefona rahatlıkla aktarılabiliyor.

Alıntı/Kaynak: https://shiftdelete.net/mit-calisan-turk-profesor-canan-dagdeviren-bulus?utm_referrer=https%3A%2F%2Fzen.yandex.com&utm_campaign=dbr



Kronik, Lokal Beyiniçi İlaç Dağıtımı için 
Minyatürize Sinir Sistemi (MiNDS)




Alıntı/Kaynak: https://www.media.mit.edu/projects/miniaturized-neural-system-for-chronic-local-intracerebral-drug-delivery/overview/

20200115

📚 📖'İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküş' - Cengiz Özakıncı

Bugün İslam dünyasında bilimsel gerilemeyi Gazali'yle başlatan Türk Tarih Tezi'ne dayalı "İslamda Bilimin Yükselişi ve Çöküşü" kitabımın 
20. doğum günü.

 Bunu Türk Tarih Tezi'nde Gazali konusunu işleyen Ş.Günaltay'ın 1938 tarihli yazısıyla kutluyoruz.

Alıntı/Kaynak: Cengiz Özakıncı @cengizozakinci





Osmanlı neden geri kaldı? Türklükten kopuş

''16.yüzyıl biterken Fen/Felsefe medreseden atılıyor. Bu bozulmayı Katip Çelebi yazmış. Oysa Avrupa baskı kitap ve yaygın eğitim ile hızla ilerlemekte, aramızda makas böyle açılır.
Fatih'in kurmak istediği Rasathane 100 yıl sonra kurulur ama 1580'de batıl inançlar sonucu yıktırılır!''


16.yy sonu gelen bağnazlıkla eğitim bozuluyor; kendi Rasathanemizi yıkıyoruz. Avrupa'da ise 100'den Fazla üniversite.


300 yıl süren öyle bir karanlıktan geçiyoruz ki 
Yabancı : "Türk yokoluyor" diyecek hale gelmiş


Alıntı: Sosyal Medya    🇹🇷TC.tarih  @okuSalar

🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...