Blog Listem

Milli mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milli mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260723

📖Bugün 23 Temmuz. Erzurum Kongresi’nin 106. Yıldönümü

Bugün 23 Temmuz. Erzurum Kongresi’nin 106. Yıldönümü.

Cumhuriyet yolunun karargahlarından başlıcası olan Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, Cumhuriyet’in banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Tanzimat ve Islahat ile başlayıp Avrupa sermayesinin tahakkümüyle yurt içindeki gayrimüslimlere verilen imtiyazlara ve Duyun-ı Umumiye ile tahkim edilen sömürüye reddiyedir. Halkın, “Vatan bir bütündür, bölünemez!” “Manda ve himaye kabul olunamaz!” istencinin iradesidir.

“Hristiyan unsurlara siyasi hâkimiyetimizi ve içtimai muvazenemizi ihlal edici imtiyazlar verilemez.” 

kararı ile Sivas Kongresi’nde alınan 

“Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız bi’l-cümle anasır-ı gayr-i Müslimenin her türlü müsavat-ı hukukiyeleri tamamıyla mahfuz olduğundan anasır-ı mezkureye hâkimiyet-i siyasiye ve muvazenet-i ictimaiyemizi ihlâl edecek imtiyazât i’tâsı kabul edilmeyecektir.” 

kararı, Türk milletinin içinden ırk, din, mezhep ile bölünük egemen kimlikler ilan edilemeyeceğinin ilanıdır.

Kongre için Erzurum’da bulunan Halaskâr Gazi’nin Damat Ferit’e yazdığı telgraf ise, Anadolu’dan yükselen halk iktidarının beyanı yeminidir.

“…Kesinlikle doğrudur ki yurt ve ulusun yazgısı için, içeride ve dışarıda sözü geçer ve etkili olmak, ancak ulusal istence dayanmayı gerektirir. Yaşama hakkı ve bağımsızlığı için çalışan ulusun amacındaki temizlik ve içtenliğe karşı İstanbul Hükümeti düşmanca davranma yolunu benimsiyor. Bu davranış biçimi besbelli ki büyük üzüntüye yol açar. Ulusu, İstanbul Hükümeti’ne karşı istenmeyen eylemlere yöneltecek niteliktedir. Çok açık olarak belirteyim ki, ulus her türlü istencini kullanabilecek güçtedir. Girişimlerinin önüne geçecek hiçbir güç yoktur. (…) Bütün dilekler şu noktada toplanmıştır: Hükümet, töreye uygun ulusal akıma karşı direnmekten vazgeçerek Kuvayı Milliye’ye dayansın ve her türlü girişimlerinde ulusal istekleri kılavuz edinsin!”

Erzurum Kongresi’nin yıldönümü kutlu olsun. Cumhuriyet’imiz ilelebet payidar olsun.


Alıntı. Ferit Hanım @ferithanim 

Meryem Çağıl

20260711

📰Kendisine maaş teklif edildiğinde "Paşam, ben bu fakir milletten maaș alamam.” demişti...


Kendisine maaş teklif edildiğinde

"Paşam, ben bu fakir milletten maaș alamam." diyen,

Vefat ettiğinde çantasından kefen, Kur'an ve ay-yıldızlı bayrak çıkan,

Hayatını vatana adayan büyük kahraman:

SUDANLI MUSA

Zenci Musa Kimdir? Aslen Nereli, Hayatı, Kahramanlıkları, Osmanlı’daki Görevi, Nasıl Öldü?

Osmanlı Devleti’nin son döneminde gösterdiği fedakârlık ve vatan sevgisiyle hafızalara kazınan Zenci Musa, tarihimizin unutulmayan kahramanları arasında yer alıyor. Hayatı, görevleri ve ardında bıraktığı miras hakkında merak edilen tüm ayrıntılar bu içerikte.

Osmanlı Devleti’nin son döneminde gösterdiği fedakârlık ve vatan sevgisiyle hafızalara kazınan Zenci Musa, tarihimizin unutulmayan kahramanları arasında yer alıyor. 

Osmanlı Devleti’nin son döneminde sergilediği cesaret, sadakat ve fedakârlıkla adını tarihe yazdıran Zenci Musa, aradan geçen uzun yıllara rağmen en çok merak edilen tarihî şahsiyetlerden biri olmayı sürdürüyor.  Osmanlı ordusunda kritik görevler üstlenen ve Millî Mücadele yıllarında da önemli hizmetlerde bulunan Zenci Musa, maddi kazanç yerine vatan sevgisini önceleyen yaşamıyla hafızalarda yer edindi.

Zenci Musa Kimdir?

Zenci Musa, 1880 yılında bugün Sudan sınırları içerisinde yer alan bölgede dünyaya geldi. Osmanlı Devleti’nin Afrika topraklarında doğan Musa, genç yaşlarda İstanbul’a gelerek Osmanlı ordusuna katıldı. Güçlü fiziği, disiplinli yapısı ve sadakati sayesinde kısa sürede dikkat çeken Musa, devletin önemli askerî birliklerinde görev almaya başladı.

Tarih kaynaklarında “Zenci” lakabıyla anılmasının nedeni Afrika kökenli olmasıdır. Dönemin kayıtlarında bu ifade fiziksel kökenini tanımlayan bir lakap olarak kullanılmıştır. Musa ise yaşamı boyunca Osmanlı Devleti’ne bağlılığını ve vatan sevgisini her fırsatta ortaya koyan isimlerden biri olarak tanındı.


Osmanlı Ordusunda Üstlendiği Görevler

Zenci Musa, özellikle Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde görev yapan isimlerden biri olarak biliniyor. Dönemin önemli devlet adamlarından Kuşçubaşı Eşref ile birlikte birçok gizli görevde yer aldığı ifade edilen Musa, Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki operasyonlarda aktif rol üstlendi.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti adına yürütülen çeşitli askerî ve lojistik faaliyetlerde görev alan Zenci Musa, özellikle zorlu coğrafyalarda gösterdiği dayanıklılık ve görev bilinciyle komutanlarının takdirini kazandı. Güçlü fiziği sayesinde ağır yüklerin taşınmasında ve stratejik malzemelerin güvenli şekilde ulaştırılmasında önemli sorumluluklar üstlendi.


Millî Mücadele Dönemindeki Fedakârlıklarıyla Hafızalara Kazındı

Osmanlı Devleti’nin zor günlerinde olduğu gibi Millî Mücadele yıllarında da görev almaya devam eden Zenci Musa, Anadolu’daki direnişe destek veren isimlerden biri oldu. İşgal yıllarında büyük maddi sıkıntılar yaşamasına rağmen devlet sırlarını yabancı güçlere satmayı reddettiği yönündeki anlatılar, onun karakterini simgeleyen en önemli örneklerden biri olarak günümüze kadar ulaştı.

Tarih kaynaklarında yer alan bilgilere göre İngilizler tarafından yüksek maaş teklif edilmesine rağmen bunu kabul etmeyen Musa’nın, Ben devletime ihanet etmem.” sözünü söylediği rivayet edilir. Bu anlatı, doğrulanmış resmî bir belgeye dayanmamakla birlikte halk arasında onun vatanseverliğini simgeleyen en bilinen hikâyeler arasında yer alıyor.



Hayatının Son Dönemini Büyük Zorluklarla Geçirdi

Savaş yıllarındaki yoğun görevlerin ardından sağlık sorunları yaşamaya başlayan Zenci Musa, ekonomik açıdan da oldukça mütevazı bir yaşam sürdürdü. İstanbul’da hamallık yaparak geçimini sağladığı, hiçbir zaman devlet hizmetini maddi çıkar için kullanmadığı tarihî kaynaklarda sıkça anlatılıyor.

Uzun yıllar boyunca cephelerde görev yapan Musa’nın savaş şartlarının etkisiyle sağlık durumunun bozulduğu belirtiliyor. Yaşamının son dönemini maddi imkânsızlıklar içinde geçirmesine rağmen devletine olan bağlılığından vazgeçmediği ifade ediliyor.

Zenci Musa Nasıl Öldü?

Zenci Musa, 1919 yılında verem (tüberküloz) hastalığı nedeniyle İstanbul’da hayatını kaybetti. Savaş yıllarında yaşadığı ağır şartların ve yetersiz beslenmenin hastalığını ağırlaştırdığı belirtilmektedir. Vefatının ardından mütevazı bir törenle defnedilen Musa, zamanla Türk tarihinin sembol isimlerinden biri haline geldi.

Bugün adı yalnızca askerî başarılarıyla değil, dürüstlüğü, fedakârlığı ve vatan sevgisiyle de anılıyor. Eğitim kurumlarında, tarih araştırmalarında ve belgesellerde sık sık örnek gösterilen Zenci Musa, Osmanlı’nın son dönemindeki sadakat sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.

Türk Tarihinde Sadakatin Ve Vatan Sevgisinin Sembolü

Aradan geçen yıllara rağmen Zenci Musa, yalnızca asker kimliğiyle değil, ahlaki duruşuyla da hafızalarda yaşamaya devam ediyor. Hayatı boyunca makam, servet veya kişisel çıkar peşinde koşmayan Musa, devletine bağlılığı ve görev anlayışıyla tarih kitaplarında özel bir yere sahip oldu. Bugün onun yaşam öyküsü, Osmanlı Devleti’nin son döneminde fedakârlık gösteren kahramanların unutulmaması gerektiğini hatırlatan en önemli örneklerden biri olarak görülüyor.

Alıntı: https://isthaberler.com/zenci-musa-kimdir-aslen-nereli-hayati-kahramanliklari-osmanlidaki-gorevi-nasil-oldu/

Alıntı: https://www.tvnet.com.tr/belgesel-kitapligi/sudanli-musa/index.html

20260708

📰 Milli Mücadele'nin kahramanı Mustafa Kemal Paşa

 19 Mayıs 1919’dan;

-19 gün sonra 8 Haziran’da, Savunma Bakanı geri çağırır.

-34 gün sonra 23 Haziran’da, İçişleri Bakanı yetkisini alır.

-44 gün sonra 2/3 Temmuzda, Padişah İstanbul'a çağırır.

-50 gün sonra 8/9 Temmuz’da, görevden alınır.

-11 Mayıs 1920’de idam cezası verilir.

-24 Mayıs 1920’de Padişah Vahdettin idam kararını onaylar.

Milli Mücadele'yi Vahdettin başlatmış olabilir mi?


Alıntı:Dr. Naim Babüroğlu @NaimBaburoglu

20260706

🎞️🇹🇷📖 ''Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'den skandal karar! Kurtuluş Savaşı ismi değişecek'' haberi ve yorumlar

  




 

📰🇹🇷Kemalizm ne demektir?

 

Haritada yazan:

'Ankara Hükümeti ve İddiaları' 

“Kemalistler ya da Milliyetçiler, gölgeli alanı etkin biçimde kontrol ediyorlar… Onlar, Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler fakat Trakya’yı, İzmir’i, Ermenistan’ı ve Basra körfezi altındaki bütün Mezopotamya’yı talep ediyorlar.” 

1921’de çizilen o haritada “Kemalist influence” diye işaretlenen yerler, aslında bir milletin küllerinden doğuşunun izleriydi.

En zayıf anda bile vazgeçmeyen, kaybettiğini geri isteyen bir irade…


Onlara “Kemalist” diyenler küçümsemek istedi.

Ama o söz, bağımsızlık mücadelesinin adı oldu.

Bugün hâlâ anlamayanlara hatırlatma:

Kemalizm, emperyalizme boyun eğmemektir.

Ve evet… başardılar. 🇹🇷

Alıntı: Editör @ilkayEditor1881






20260705

📖 Neden İstiklâl Savaşı (Harbi) /''Kurtuluş Savaşı’'na Milli Mücadele denilemez’'?

Kurtuluş Savaşı’na Milli Mücadele denilemez. Çünkü, kurucu kadro 1926’da “İstiklal Savaşı” olarak adlandırdı. “İstiklal Savaşı” adı verilmesine ilişkin belge bu. Kahramanların ve bu vatanı kanlarıyla işgalden kurtaranların  ruhunu incitmeyelim. Mazlum ulusların kurtuluşu için meşale olan savaşa saygı duyalım.

Alıntı: Dr. Naim Babüroğlu @NaimBaburoglu

20260503

📖🗣️Atatürk İngilizleri anlatıyor....

 

ATATÜRK İNGİLİZLERİ ANLATIYOR!!!

1- Düşmanımız, dinimizin ve bağımsızlığımızın haini İngiltere olmuştur. İngilizler, Müslüman ve özellikle Türk olunca, insan hayatına zerre kadar değer vermezler. Bu bakımdan, Türkiye hakkındaki suikastın bin türlü eserini göstermekten zevk duyarlar. Her zaman bizi imhaya çalışan ve İslam âlemini esir etmek isteyen İngilizlerin tahakkümleri, zulümleri asla unutulmamalıdır.

2- Millî Mücadele’de bizim takip ettiğimiz asıl maksat, ülkemizi parçalanmaktan kurtarmak, devlet ve milletimizin bağımsızlığını elde etmekti. Bu maksadın elde edilmesini engelleyebilecek düşmanlarımız, İngilizlerdi. İngilizlerle çıkarlarını birleştirmeye çalışan Fransızlar da sayılabilir. Düşmanlarla uğraşmak için sonuna kadar ve her türlü vasıtaya başvurarak çalışmaya azmetmiştik.

3- İngilizler hile ve şiddet yoluyla İslam dünyasına, Türklere boyun eğdirmeye çalışmıştır. Müslümanlar gözünde tecelli eden apaçık hakikatlerden biri de İngiltere devletinin amansız bir ortak düşmanımız olduğu gerçeğidir. İngilizler, Hindistan’a istila ve fesat elini ulaştırdıkları uğursuz günden beri, bütün Asya âlemini kendi bencilce emellerine ve amaçlarına boyun eğdirmeye ve sonsuz zulümleriyle, özellikle İslam milletlerini ezmeye çalışmışlardır. Bunu duruma göre bazen hile ve desiseler imali ile, bazen zorla ve şiddet kullanarak yapmışlardır. Sonraki yıllarda da Müslümanlar arasındaki uyanış eserleri ve dayanışma eğilimlerinden pek çok kaygılanarak darbelerini şiddetlendirdiler. Yüzyıllardan beri iman ehlinin hizmetindeki kılıç olan Osmanlı Türklerinin millî ve siyasî varlığını imhaya kalkıştılar. -Milletimizi parçalamaya ve vatanımızı Ermeni ayakları altında çiğnetmeye yönelik entrikalar çevirdiler.

4- Mahvımızı emel edinmiş olan İngiltere'nin bütün İslam âlemini kapsayan genel bir esaret kurma hususundaki haince girişimlerine karşı çıkıp direnebilecek biricik İslam hükümeti Türkiye devletiydi. Bu sebepledir ki, bütün Batı emperyalizminin ve kapitalizminin en müthiş saldırıları Anadolu üzerine yöneltilmiş bulunuyordu. - İngilizlerin düzenlediği planın esas hatları önce milleti iç nifaka düşürmekti. Gerçekten, iç nifak vasıtasıyla milletin bütünüyle yıkılması ve ülkenin bir iki ay içinde tutsaklığa düşmesini ümit ediyorlardı.

5– Çirkin Batı siyaseti, özellikle şeytani İngiliz siyaseti; yıllar ve yıllar, bugün de, İslam’la, İslam dünyası ile benim aramı açmak için hep şunu tekrarlamış ve tekrarlatıp durmuştur: Atatürk sizi bin yıllık dininizden uzaklaştırıp Batı’nın uydusu, Hıristiyanlığın uydusu yaptı. Onun neyine güvenip de arkasından gideceksiniz? Böyle birini hangi akılla örnek alacaksınız?

6- Haksızlığa karşı her zaman duyarlılık gösterin, milletçe ve şiddetle. Düşman karşısında asla boynu eğik durmayın, yaptığına misliyle karşılık verin. Ben hep böyle yaptım. 22 Ocak 1920’de 15. Kolordu Kumandanlığı’na verdiğim şu emir bunun bir örneğidir: “İngilizler İstanbul’da tecavüzü artırarak nazır ve mebuslardan bazı kişileri ve özellikle Rauf Bey’i tutuklarsa, karşılık olarak Anadolu’da bulunan İngiliz subayları tutuklanacaktır. Erzurum’da bulunan Rawlinson’u kaçırmamak için şimdiden önlemler alınmasını rica ederim.”

7- 31 Temmuz 1920… Afyonkarahisar Kolordu Dairesi… Subaylarımıza hitap ediyorum: Subaylar!... İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermiştir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve bağışına borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde doğal olarak ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile saklı bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve tutsak durumundadır. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp edilir.

8- Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsız olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için varlığını ispat etmek gerekir. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve mutluluk kaynağı; bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin gerekliliğine olan vicdanî imanıdır.

9- İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek doğal olarak önce onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke koşullarının uygulanması ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün savunma araçlarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra, kumandanlarımıza ve subaylarımıza saldırmaya, taarruza başladılar. Askerlik onurunu yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından yoksun bırakmaya teşebbüs ettiler. Bir taraftan da savunmasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de onuruna, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engel ve zorluk kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz duruma göre subaylarımıza düşen görevin mahiyeti, önemi ve değeri kendiliğinden meydana çıkar.

10- Milletimiz, hür ve bağımsız yaşamak gereğine tam bir iman ile kani olmuş ve buna katî azimle karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir zaman milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak mevcuttur, o kaynak milletin vicdanî imanıdır. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar sayesinde vücut bulur. Bilinen bir askeri gerçek, felsefi gerçektir: “ordunun ruhu subaylardadır”. O halde ancak subaylarımızdır ki düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu onaracak ve canlandıracak, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

11- Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin gerçekleşmesini ordudan, ordunun ruhunu oluşturan subaylardan bekler, işte subayların yüce görevi budur. Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar izah ettiğim yüce, kutsal ve bütün açılardan üzerlerine düşen görev itibariyle, bütün varlıklarıyla ve bütün dikkat ve sezgileriyle, giriştiğimiz kutsal bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak zorundadırlar.

12- Kişisel ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak zorundadırlar. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık onurunu, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan; hayatta iken düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Alıntı: https://www.facebook.com/467313873385628/photos/a.473398716110477.1073741828.467313873385628/821927497924262/?type=1

20260428

📰 Milli Mücadelenin ilk propaganda afişi.


Milli Mücadelenin ilk propaganda afişi.

Atatürk ve milli mücadeleyi komuta eden generaller ve Türk Bayrağına sarılı kadın sembolü elindeki kama ve sol el işaret parmağı ile Misak-ı Milli hedeflerini gösteriyor. 

Eldeki tek orijinal afiştir. Samsun Kent Müzesi'nde bulunmaktadır.

20260321

📖 Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır.


Milli Mücadelede kahraman kadınlarımız bütün gün akşamlara kadar fedakarca düşman ateşi içinde korkmayarak çetelerimize su, ekmek gayret vererek ne kadar güçlü olduğumuzu gösterdiler. Kadınlar birbirlerine birlik beraberlik çağrısı yaptılar ne duruyorsunuz erkeklerimiz erlerimiz genç kızanlarımız savaşırken bize beklemek durmak yakışmaz biz de elimizden geleni yaparak birlik beraberlik yapalım hiç bir şey yapamazsak bir testi su, yoğurt evde ne unu varsa darı veya arpa ununda ekmek çörek bazlama yapıp savaşçılarımıza götürelim. Gerek Yunanlılarla kanlı çarpışmaların yapıldığı Aydın Savaşı, gerekse işgal yıllarının tamamında Türk kadının rolü büyüktür.   

Her yeri şehit kanıyla bulanmış güzel yurdumuzun yeniden vatan edinilmesinde rol oynayan Türk kadını ana olmanın yanında çetelerin yanında, cesaretli, çalışkan, Gözü kara vatanperver gibi özellikleri üzerinde taşıyan kahraman Efe Çete Ayşedir.

Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır. 

 Çete Emir Ayşe,1894 yılında İmamköy’de doğmuş, 1910 yılında Kayacık köyünden Mustafa ile evlenmiş bu evliliğinden iki kızı olmuştur. Eşi I. Dünya Savaşı sırasında şehit olmuştur. Eşinin şehit olması üzerine İmamköy’e yerleşmiştir.

   Çete Emir Ayşe, Yunanlıların İzmir’i işgal ettiği 15 Mayıs 1919’da henüz 23 yaşındadır. Eşi I. Dünya Savaşı sırasında yaralanmış ve Ankara Hastanesinde şehit olmuş iki çocuklu bir dul bir kadındı. Yunanlıların Aydını da işgal etmeleri üzerine gelin olurken kendine takılan altını Aydında satarak onun parasıyla bir mavzer alarak İmamköy’e geri döner. Ayşe Efe Konuyu şöyle aktarır. “Yunan Aydına geldiğinde İmamköyü’nde idim. Yunan Aydına gelmezden altın paramı boynumdan atıp martini aldım ben. On beş gün evvel düşman Nazilli’ye geçti. Bu tarafa geçer iken yakmağa başladı.. Dayanamadım, köylü,

“Büyük adamlar silahı olanlar alsın çıksın dedi. Aldım Martiniyi çıktım.»

Aydın’ın Yunanlılar tarafından işgali üzerine silahını alıp, çocuklarını da komşusuna emanet eden Emire Ayşe dağa çıkar. Burada Halil İbrahim Efe ve  Sancaktarın Ali Efenin çetesine katılır . Çiftlikli Kübra ve Ayşe Çavuş da Yunan işgaline karşı direnmek için dağa çıkmıştır.

Ayşe Efe Bu Olayı bu şekilde aktarmaktadır.

“Andon Ağanın çiftliğine geldik. Yunanlılara Kepezde bastık. Orada harp olur iken biz Kepezden saptık. İçimizde bir ihtiyat zabiti vardı?. Şehit verdik.. Daha ertesi günü Nazilli’den Takazan Mehmet Efe geldi. Onlardan Zindan Deresinin Oradan bastık. Üç gün oradan bastık.. Aydının aşağı başından çıktık.” dedi. Ayşe Efe kendisine verilen ceket, pantolon ve postalı giyerek tarihte « Aydın Muharebeleri « diye anılan savaşa katılır. 28 Haziran 1919’da başlayıp 30 Haziran 1919’da sona eren ve Aydının birinci kez Yunan işgalinden kurtarıldığı savaştan sonra Aydın 3 Temmuz 1919’da tekrar işgal edilir ve işgal 07 Eylül 1922 ye kadar sürer. “Yunan Bir Daha Aydın’a geldi. Kaçtım. Koçarlı tarafına geldim. Yörük Alinin maiyetine. Onun ilende Üçyola gittim. iki gün orada çakmak çaldım. Ondan sonra «Eğri kavakda» izinli geldim. Bitti. Dalmadayım şimdi. Efem gitme yetişir gari dedi”

Ayşe Efe’nin Kuvva-yı Millîyeyse nasıl katıldığını  elinde silah kaçan birinin elinden silahını  almasının ardından bir de dürbün bulmuş, savaşa katılmış, savaşta yaralanma tehlikesi geçirmiş , fakat çocuklarını komşusuna emanet eden bu kahraman Türk Kadını yine yılmamış, korkmamıştır.

Aydın’ın Yunan işgalinden Kurtulmasının ardından İmamköy’e dönen Ayşe Efe Yunanlıların tekrar Aydını işgal etmeleri üzerine çocuklarını da alarak Çakmar’a gider. Daha sonra Yörük Ali Efeyi bulur. Yörük Ali  Efe ile Mende güme baskınına katılır. Teğmen Zekai, Danişmentli İsmail Efe de bu baskına katılmışlardır. Danişmentli İsmail Efe’nin kendisine  geri dönmesini, savaşın erkek için olduğunu söylemesi üzerine ''Ben imam nasihati istemem” demiştir.

Avcı Neferi Ayşe, Birinci Bölümün dördüncü mangasında avcı neferi olan Ayşe Efe Mendegüme Muharebeleri sırasında sıtma nöbetine yakalanmış, köylü kadınlar kendisini götürerek tedavi etmişlerdir. Gökçen Efe köyde istirahat ettiği sırada Ayşe Efeyi ziyaret etmiş, kendisine 25 lira bırakmıştır. Ayşe Efe iyileştikten sonra Eğrikavak’a doğru hareket etmiş, daha sonra Kurban Bayramı nedeniyle Dalama ‘ya gelmiştir.  Bu sırada düzenli orduların kurulmasının ardından Ayşe Efe Yörük Ali Efenin önerisi üzerine tekrar cepheye dönmemiş, silahını Yörük Ali Efeye emanet edip «kahpe alçak birisine değil de bir yiğide devretmesini» istemiştir.

Çete Emir Ayşe, Türkiye Cumhuriyetinin ilanından sonra da köyünde yaşamını  sürdürür.  Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında Aydın’a geldiğinde, kendi elleriyle Ayşe Efeye Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyasını takar. O, Milli Mücadele’nin İstiklal Madalyası sahibi tek kadın efesidir.

Çete Emir Ayşe Efe,

 “O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyası’dır” der.

Umurlu, Aydın, Köşkte fiili olarak savaşmış, savaşın sona ermesinin ardından 1967 yılında ölümüne kadar İmamköy’de yaşamıştır. Çete Emir Ayşenin mezarı İmamköyde’dir.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatan için canlarını veren tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla, özlemle anıyoruz.

İstiklal savaşı sırasında pek çok vatansever bir araya gelip düşmanı topraklarımızdan atabilmek için silaha sarılmıştır. Hiçbir mecburiyet yokken teşkilat kurup savaşan bu kahraman gruplara “Çete”, teşkilatı kuran kişilere de “Çeteci” denmiştir. Çete Ayşe de bu kahramanlardan birisidir. Hem de ilk Çetecilerden, ilk defa Kuva-yı Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk defa “Efe” unvanı almış mücahit bir kadındır. Kastamonu’da Halime Çavuşu, Erzurum’da Kara Fatma (Seher), Adana’da Melek Hanım, Erzurum’da Nene Hatun neyse; dağlarından yağ, ovalarından bal akan, efeler diyarı Aydın İl’inde de Çete Ayşe odur.

 

Umurlu’ya bağlı İmamköy’den bir şehit eşi olan Çete Ayşe, kadınlardan ve genç kızlardan oluşan çetesiyle Anadolu kadınına öncülük etmiş, unutulmaz bir halk kahramanıdır. Gözü pekliği, liderliği ve hitabet yeteneğiyle kısa sürede halkın sevgi ve takdirini kazanır, Milli Mücadele’nin Ege Bölgesi’ndeki en büyük sembollerinden biri haline gelir. Efe Çete Ayşe, ilk kez Kuvay-i Milliye tarihinde efe elbisesi giymiş, ilk kez “Efe” unvanını almış mücahit bir kadındır. 


Alıntı: http://imamkoy.com/index.php/koyumuzun-kadin-kahramani-cete-ayse/



Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkân yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim” diyemez”

    Mustafa Kemal ATATÜRK

20251222

🇹🇷🏅Beyaz şeritli istiklal madalyası

''Milli Mücadele'de emperyalist işgale karşı yaşamın her alanında olduğu gibi siyasi, ideolojik, diplomatik ve psikolojik harekat alanlarında da yoğun bir mücadele verilmiş; bu alanlarda mücadele eden millicilerimiz beyaz şeritli istiklal madalyasıyla onurlandırılmışlardır.''

20250421

📖🎞️''Yeryüzünde emperyalizm var oldukça Milli Mücadele de bitmez...''

 




 

20230903

🎞 Gazi Mustafa Kemal Atatürk Eskişehirlilere şöyle sesleniyor;

 


 


 

20210206

Papa Eftim İskilipli Atıf'a karşı!

 Milli Mücadele'ye destek vererek işgale direnmeyi tercih eden Papa Eftim, 

Diğer tarafta da, Milli Mücadele'ye köstek olmak için işgalci Yunan uçaklarıyla bildiri dağıttıran İskilipli Atıf.




20191111

Dışişleri Bakanlığı, Milli Mücadele dönemi belgelerini ilk kez yayınladı


Dışişleri Bakanlığı, Milli Mücadele'nin 100. Yılı dolayısıyla arşivindeki bazı belgeleri ilk kez yayınladı.


'100. Yılında 1919: Arşivimizden Belgeler' başlıklı özel yayınla, Dışişleri Bakanlığı arşivinde muhafaza edilen 1919 yılına ait belgeler, 11. Büyükelçiler Konferansı vesilesiyle Milli Mücadelenin 100. yılında ilk kez kamuoyuna sunuldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 'Sahada ve Masada Güçlü Diplomasi' temasıyla Ankara ve Samsun’da düzenlenen 11. Büyükelçiler Konferansı sırasında tanıttığı ve AA muhabirinin edindiği özel yayın, Türkiye’nin Milli Mücadele tarihine dair daha önce hiç yayınlanmamış belgeleri içeriyor.

Özel yayın, Türk milletinin 100 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları önderliğinde milli iradenin üstünlüğü ve tam bağımsızlığa dair kararlılığını ortaya koyduğu belgeleri gelecek nesillere ulaştırma özelliğini taşıyor.

Milli Mücadelenin 1919’dan Millet Meclisi'nin toplandığı Nisan 1920’ye kadar devam eden ilk evresi olan Heyet-i Temsiliye dönemine ait birçok belge, sahadaki gerçekliğin ve Türk halkının kararlılığının uluslararası alanda etkin aktörlere tanıtılması gayesi etrafında şekillenen bir diplomasi örneği sergiliyor. 25 belgenin seçilerek yer verildiği çalışma, Milli Mücadelenin ilk evresindeki diplomatik çabalara odaklanıyor.

Türk devletinin güçlü diplomasi geleneğinin önemli örneklerini ortaya koyan Milli Mücadele dönemine ait belgeler, “Milli Mücadele Diplomasisi” başlığıyla, uluslararası arşiv yayıncılığı standartlarına sahip ciltler halinde akademik ilkeler göz önünde tutularak hazırlandı.

Milli Mücadele dönemi belgelerinin Kurtuluş Savaşının zaferle sona erdiği Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin yıl dönümü olan 1922 yılının 100. yılına kadar her yıl yayınlanması öngörülüyor.


İNTERNETTEN ULAŞILABİLECEK

Dışişleri Bakanlığı Arşiv Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan Büyükelçiler Konferansı özel yayınına, e-kitap olarak Dışişleri Bakanlığı Arşiv Başkanlığı internet sayfasından (www.diad.mfa.gov.tr) ulaşılabilecek.

Gelecek dönemde yapılacak Millî Mücadele Diplomasisi ve Türk dış politikasının önemli temaları ve dönemlerine dair belgelerden oluşan yayınların da e-yayın olarak paylaşılması planlanıyor.

 

İLK KEZ GÜN IŞIĞINA ÇIKAN BELGELER

Dışişleri Bakanlığı'nın özel yayınında gün ışığına ilk kez çıkan belgeler arasında bazı mektup, telgraf ve yazışmalar dikkati çekiyor.

Bunlardan biri "Sivas Kongresi Reisi" olarak Mustafa Kemal'in ve Kongre yetkililerinin ABD Senatosu Başkanına gönderdikleri mektup.

Mektup, Sivas Kongresi hakkında bilgi veriyor ve ABD Senatosunun Anadolu'ya sahadaki durumu tarafsız bakışla inceleyecek bir heyet göndermesini talep ediyor.

Bu mektupta aynı zamanda Atatürk'ün "Mustapha Kemal Pasha" yazarak Latin harfleriyle attığı bilinen ilk imzası bulunuyor.

Bir başka belge de Mustafa Kemal'in Osmanlı hükümetinin Birinci Dünya Savaşında tarafsız kalamayacağına dair düşüncesini belirttiği telgraf. Samsun'da 15. Fırka Kumandanı İsmail Bey'e gönderilen telgrafta Mustafa Kemal, halkın İngilizlerin tahliyesinden memnun olduğunu belirtiyor ve "harpte tarafsızlığın sürdürülmesinin Osmanlı hükümetince maddi olarak mümkün olmadığını" ifade ediyor.

Milli Mücadeledeki diplomatik çabalara örnek teşkil eden belgelerden birinde de Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gelen yabancılardan oluşan heyete Milli Mücadele'nin en iyi şekilde tanıtılarak olumlu izlenim yaratılmasına dair çeşitli kolordu ve fırka komutanlarına gönderdiği talimat yer alıyor.

Alıntı/ Kaynak: https://t.co/UQk0qbfXbQ?amp=1

En Çok Okunanlardan...