Blog Listem

Türkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçülük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260819

📖BATIYA ERKEN AÇILAN KENT: SELANİK VE OSMANLIYI DAĞILMAKTAN KURTARMAK İÇİN ORTAYA ATILAN FİKİR AKIMLARI

 🔴 BATIYA ERKEN AÇILAN KENT: SELANİK


🔴 OSMANLIYI DAĞILMAKTAN KURTARMAK İÇİN ORTAYA ATILAN FİKİR AKIMLARI

Bu fikir akımlarından hiçbiri Osmanlıyı dağılmaktan kurtaramamıştır.

Alıntı: Zeki DOĞAN - Sosyal Bilgiler Öğretmeni

20251210

🎞️ Türkçülüğün İzinde Bir Ömür: Nihal Atsız

 


 

20250210

🇦🇿📰 Azerbaycan medyası | Türkçülük Devlet Politikası Haline Geliyor.

 


Azerbaycan medyası | Türkçülük Devlet Politikası Haline Geliyor.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: "Bu, bizim için bir önceliktir... Şu an izlediğimiz siyaset de bunu açıkça göstermektedir. Bizim başka bir ailemiz yok. Bizim ailemiz Türk dünyasıdır."

Türk dünyasının ortak bilimsel miraslarından biri olan "Divanü Lügati't-Türk"ün yazılmasının üzerinden 950 yıl geçti. Türk yazılı edebiyatının en kıymetli eserlerinden biri kabul edilen bu eser, Türklüğün ve Türkçülüğün ansiklopedisi olarak görülüyor.

Günümüzde Türk devletlerinin dış politikasında giderek belirleyici hale gelen Türkçülük ideolojisi, Azerbaycan'da devlet politikası statüsü kazanmaya başladı. 

Aliyev’in açıklaması, yalnızca Türk devletlerinin siyasi ve ekonomik kurumlarına değil, aynı zamanda kültürel ve bilimsel çevrelerine de birlik çağrısı niteliği taşıyordu. Ortak tarih, kültür ve bilimsel-edebi miras çerçevesinde Türk halklarının geleceğini birlikte inşa etme çağrısıydı.

Bu anlayış doğrultusunda, Türkçülük düşüncesinin temel taşlarından biri olan "Divanü Lügati't-Türk"ün 950. yılı, Türk dünyasında büyük bir duyarlılıkla ve ortak mirasa sahip çıkma bilinciyle kutlanıyor. Kaşgarlı Mahmud tarafından Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılan ve Türkçenin bilinen ilk sözlüğü kabul edilen bu eser, Türk dilinin tarihsel önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

20220504

📚Yusuf Akçura’nın kitapları...

 

Yusuf Akçura’nın Kitapları

  • Çağdaş Avrupa’da SiyasiFikir Akımları
  • Türk Devriminin Programı
  • Türkçülüğün Tarihi
Alıntı: Ulusal Kanal - Çıkış Yolu programı


20190613

✍️Yusuf Akçura'yı niçin okumalı? - Dr. Doğu Perinçek




Yusuf Akçura’yı niçin okumalı
Dr. Doğu Perinçek
Ulusal Kanal
13 Kasım 2017 Pazartesi

Türkiye, bugün çetin bir dönemin içindedir. 2014 baharında Silivri duvarlarını yıkmamızdan bu yana yaşadığımız süreç, bakın nereye vardı? Türk milleti, yeniden Atatürk’te birleşiyor. Çünkü önümüzdeki çetin koşulları ancak Millî Devrimcilikle aşabiliriz.

PKK’nın hendeklere gömülmesi, FETÖ Gladyosunun devlet içinden temizlenmesi, Türkiye’nin Batı Asyalı dostlarını keşfetmesi, Atlantik denetiminden kurtulup Avrasya’daki bağımsız konumuza ilerlememiz, bu işlerin hepsi, Türk Devriminin tamamlanması kapsamındadır. Şimdi önümüzde Batı Asya’da güvenliğin sağlanması, Üretim Ekonomisinin inşası ve millî eğitim görevleri var.

ÖNÜMÜZDEKİ PROGRAM

Türkiye, iki yüzyıllık millî demokratik devrim mücadelesini kesin zafere ulaştırma yıllarına girmiştir. Şimdi bütün milleti bu iş için birleştirme zamanıdır.

İşte Yusuf Akçura’nın Türk Devriminin Programı kitabı bugünler içindir. Yusuf Akçura, önde gelen düşünürü ve eylem adamı olarak emek verdiği devrimin programına ilişkin görüşlerini daha 19. Yüzyılın sonlarından başlayarak ortaya koymuş. Ancak 1919-1925 yılları arasında yazdıkları, O’nun olgunluk zamanıdır. Çünkü daha Üç Tarzı Siyaset’i yayınladığı zamanki görüşleri, artık doğrulanmış ve hayata geçmiştir. Türkiye, millî devrimci programın içine girerek 1908 Devrimini, arkasından Kurtuluş Savaşını başarmış ve Cumhuriyeti kurmuştur.

İşte Akçura’nın bu devrimci tecrübeleri teorileştiren ve program haline getiren görüşlerini Kaynak Yayınları Türkiye’nin öncülerine sundu.

Ancak yayımlanan kitap, bir devrimci pratiğin teorileştirilmesinin ötesinde, yüzyıl sonrasına, bugünlere ışık tutan değerdedir. Çünkü biz hâlâ Namık Kemal ve Mithat Paşalarla başladığımız Millî Demokratik Devrimi tamamlama göreviyle karşı karşıyayız. Hem de sıcak koşullarda.

SINANMIŞ PROGRAM

Yusuf Akçura’nın Milliyetçi-Halkçı-Devrimci mevzilenmesinin bugün çok daha büyük değer kazandığını görüyoruz. O, daha o zaman şu tarihsel öngörüsünü vurgulamıştı: Eğer Cumhuriyet Ortaçağ güçlerinin kökünü kazımazsa, Ortaçağ güçleri ilk fırsatta emperyalizme dayanarak Cumhuriyetle hesaplaşacaktır. Büyük devrimci düşünür ve eylemci Yusuf Akçura, Türk Devriminin en sıcak yıllarında, 1925 yılının Ekim ayında, “ihtilal yapmazsak, Avrupa bizi imha edecek” diyordu. Türk Devrimcilerinin kesintisiz devrim kararlılığını, Atatürk 1935 yılında CHP 4. Kurultayı’nda “Arasız Devrimler” vurgusuyla dile getirdi. Devrim eğer sürdürülmezse, karşıdevrim sürdürülemeyen devrimin üzerine gelecekti.

Yusuf Akçura’nın bu kitabı tarihî belge değil. Bu kitapta Türk Devriminin tamamlanmayı bekleyen programını bulacaksınız. Türkiye’nin Milliyetçi ve Halkçılarının önündeki devrimci görevin daha yüzyıl öncesinden ortaya konması, Yusuf Akçura’nın derinliğini özetler.

Yusuf Akçura’nın daha yüzyıl önceki saptamalarına bakınız, 1945 sonrasında doğrulanmış derin tarih dersleri göreceksiniz:

Batı medeniyeti, demokratik devrimlerle inşa edilmiştir. Devrim, emperyalizme ve gericiliğe özgürlük tanımaz. Türk Devrimi, emperyalizmin ve gericiliğin dayandığı toplumsal zemini ve kökleri kazımak zorundadır.

Batı emperyalizmi, Türkiye’yi sömürgeleştirme emelinden vazgeçmiş değildir; fırsat kollamaktadır. Çağdaşlaşma, Avrupa’yla bütünleşerek değil, millî devletle başarılabilir. Eğer Millî Demokratik Devrimimizi tamamlamazsak, tekrar Batı’nın pençesi altına düşeriz.

Artık bizim gibi Mazlum Dünya ülkelerinde çağdaşlaşmanın iktisadî siyaseti, Liberalizm değil, Halkçılıktır ve Devletçiliktir.

Her devrim, bilinçli ve örgütlü bir öncüyle, başka deyişle partiyle zafere ulaştırılabilir. Her devrimin öncüsü, devrimi yapan sınıfların aydınlarından oluşur. Yusuf Akçura’nın devrimci aydın tanımı, öncünün içinde yer almaktır; yani partileşmektir. Kendisi devrimci hayatının her aşamasında partili olmuştur.

BİRLEŞTİREN PROGRAM

Yusuf Akçura’nın kitabı, bugün Milliyetçilerimizi, Halkçılarımızı, Devrimcilerimizi birleştiren programdır. Türk Devrimini yapanlar Milliyetçi-Halkçı devrimcilerdi. Onların bölünmesi, Türk Devriminin çözülmesi döneminde oldu. Şimdi yeniden birleşme çağına girilmiştir. Ve o birliğin dayandığı teori ve program birikiminin ortaya konması, günün görevdir.

Bu nedenle Yusuf Akçura incelenmeli ve tartışılmalıdır.

Doğu Perinçek
Aydınlık/Rota

✍️ Yusuf Akçura - Soner Polat

Yusuf Akçura
Soner Polat
Aydınlık Gazetesi - 2017

Kaynak Yayınları muhteşem bir kitapla okuyucularının karşısına çıktı: “Yusuf Akçura, Türk Devriminin Programı.” Kitabı bir solukta okudum. Ancak öylesine etkilendim ki ikinci defa bu kez notlar alarak derinlemesine inceledim. Dr. Sayın Doğu Perinçek’in olağanüstü yetkinlikteki sunuş yazısı, okuma öncesinde sizi konunun içine sokuyor. Böylece okuduklarınızı özümseme şansını yakalıyorsunuz.

KURUCU ATALARIMIZ

Kitabın sayfaları arasında keyifle yolculuk yaparken, kurucu Atalarımızın fikri ve ideolojik derinliği sizi yakanızdan tutarak, adeta silkeliyor... Türkiye ve dünya hakkında son kerte isabetli ve sağlıklı tahlilleri, sadece o dönem için değil, bugün için de geçerli kurtuluş rotaları çiziyor. Türk devriminin genetik kodlarının sırlarıyla buluşuyorsunuz... Yusuf Akçura, bilindiği üzere Türk devriminin en önemli kuramcılarından birisi! Milliyetçilik, halkçılık, Türkçülük ve devrimciliği aynı pota içinde, bilimsel yöntemlerle eritiyor ve ortaya çok güçlü milli bir damar çıkıyor. Özellikle, Türk milliyetçilerinin Yusuf Akçura’yı incelemesinde sayısız fayda var. Türk milliyetçiliğinin kökleriyle buluşmak, bu ulvi kavramın daha da iyi bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

YUSUF AKÇURA’YA GÖRE ÇAĞDAŞ DEVLET

“Çağdaş devlet, içinde kendisinden başka hukuki, dini ve siyasi bir sulta kabul etmez. Başlangıç ve son kendisidir. Dolayısıyla çağdaş devlet tam bağımsızlığa sahiptir. Diğer bir devletin hiçbir suretle müdahale, nüfuz ve hatta tesirine tahammül edemediği gibi, kendi dâhilinde bağımsızlık hareketine mani olabilecek hiçbir müessesenin varlığına da tahammül etmez.

Çağdaş devlette millet, aynı kültürün mahsulüdür. Bundan dolayı, hiç olmazsa çoğunluğu aynı ideale tutkundur. Dolayısıyla çağdaş bir devlet millidir!

Çağdaş bir devletin esas vasfı halk hâkimiyetidir (demokrasi), hürriyetperverlik (liberalizm) değildir. Çağdaş devletlerin teşekkülünde demokrasi ve liberalizm prensipleri çarpışmış ve çoğunlukla demokrasiye karşı gerici bir mahiyet alan liberalizm yenilmiştir.

Hükümetin birinci vazifesi, iktisadi faaliyeti iyi idare etmektir. Dolayısıyla çağdaş devlet iktisadidir.

Milletin, halkın, devlette eşit haklara sahip olarak hâkim olmasına ‘demokrasi!’ denilir. Dolayısıyla çağdaş devletler demokratiktir.” (Sayfa 20-21)

YUSUF AKÇURA’YA GÖRE AVRUPA SERMAYESİ

“Memleketin seneden seneye fakirleşmesinin en önemli sebebi, yabancı sermayesinin memleketimize girip faiz ve temettü yoluyla bağımsız sanayi ve ticaretimizi imha suretiyle milli servetimizi çekmesi ve ezmesi olmuştur. Avrupa sermayesi yerlileri soyup soğana çevirerek sanatsız, sermayesiz, yersiz yurtsuz bırakmak gayesine tamamen ermek istiyor; çünkü bu halde yerliler, ucuz ucuz, ancak boğaz tokluğuna çalıştırılabilen bir nevi iş hayvanı olacaktır.” (Sayfa 51)

Aslında Yusuf Akçura bugünlere de mercek tutmuş! İşte hesapsız kitapsız gümrüklerimizin açılması nedeniyle yılda en az 50 milyar dolar cari açık veriyoruz. Borç yükümüz her geçen büyüyor. Sanayicimiz, çiftçimiz, özetle bütün üretici güçlerimiz baskı altına alınmış durumda! Meclis’teki hiçbir parti, az ya da çok Batı bağımlılığı nedeniyle üretimi merkeze koyan bir iktisat politikasını savunamıyor. Alınan geçici tedbirlerle de sorun çözülmüyor.

YUSUF AKÇURA VE MEHMETÇİK

“Ey mebus efendi! Sen de bil ki bugün bağımsız bir milletin hâkim kuvvetinden bir parçasını nefsinde temsil eden bir zat sıfatıyla Mebusan konağında hükümran oluyorsan, bunu temin eden kanunlar, senin mürekkep ve kaleminden ziyade, Mehmetçiğin kan ve süngüsüyle yazılmaktadır.”

Ve sıra Yusuf Akçura’nın bizatihi kendisine gelir:

“Ey bu sözleri söyleyen!.. doğru-yanlış, fakat serbest nutuk söylerken, geçen gün çıktığın İstanbul’u bir hatırla! İnönü’de kahramanlar seddi olmasa, sen burada Haçlı seferlerinden, istilacı Batılıların mezaliminden hiç bahsedebilir miydin?” (Sayfa 55, 56)

Tıpkı o dönemlerde olduğu gibi günümüzde de Türkiye istilacı Batı, işbirlikçileri ve piyonlarına karşı bir vatan savaşı veriyor. Bu savaşın kaderini de Mehmetçik belirleyecek! Atalarımız bunun farkındaydı, ya bizler?

20190605

✍️ 🇹🇷 "Türk" Adının Siyasal Kökleri - Dr. Doğu Perinçek

"Türk" Adının Siyasal Kökleri
Dr. Doğu Perinçek

GİRİŞ


40 yıldan bu yana Türk tarihinin iki büyük atılımı üzerine incelemelerde bulunuyorum. Birincisi, Türklerin kabile toplumundan feodal uygarlığa geçiş sürecidir. İkincisi ise, Atatürk’le başardığımız millî devrim sürecidir. Bu iki dönemle ilgili bulguları, daha önce Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, Osmanlı’dan Bugüne Toplum ve Devlet, Orta Asya Uygarlığı ve dört ciltlik Kemalist Devrim başlıklı kitaplarda teorik sonuçlara ulaşarak açıkladım. 
Türk adının bu iki atılım döneminde boy vermesi, dikkat cekicidir ve raslantı değildir. Bu yazıda, Türk adının tarih sahnesine 6-8. yüzyıldaki ilk çıkışı ile 20. yüzyıldaki ikinci çıkışı arasındaki ortak içerik tartışılacaktır. Türk adının, kökenbilimsel anlamı değil, zaman içinde bu ismin yüklendiği içerik üzerinde durulacaktır. Türk adının hem Türk (Göktürk) kağanlığı döneminde, hem de Kemalist Devrim’de siyasal bir içerik kazanması, tarihsel olgulara dayanılarak açıklanacaktır. Tarihsel gerçekler, Türk kavramını ırkçı ideolojik önyargılarla açıklayan görüşlerle tartışma zemini üzerinde değerlendirilecektir. Türk adı, bir ırkı mı, yoksa siyasal bir birliği ve ortak kültürü mü temsil eder sorusuna bilimsel verilere dayanılarak cevap üretilecektir. Amacımız, Türk kavramının tarihsel içeriğini açıklamak,  Türklerin “uygarlık mayası” diyebileceğimiz tarih içinde kazanılmış toplumsal-ekonomik ve siyasal özellikler konusunda teorik sonuçlara ulaşmaktır.
I. TÜRK ADININ TARİH SAHNESİNE BİRİNCİ ÇIKIŞI
Türk adının kapsamındaki genişleme
Tarihte Türk/Türük adıyla ortaya çıkan ilk topluluk, bilindiği üzere Göktürklerdir. Göktürkler, 552 tarihinde Avar hâkimiyetine son verdiler ve Orta Asya'da yeni ve büyük bir kabileler konfederasyonu, daha doğrusu devlet kurdular.
Göktürk kağanlarının boyunu ifade eden Türük adı, zamanla "Türük bodunu" ifadesinde olduğu gibi, diğer Göktürk boylarını ve giderek Göktürklere akraba olan diğer kavimleri de kapsadı. yabancıların, zamanla Göktürk kağanlığına bağlı Türkçe konuşan bütün kavimleri Türk diye isimlendirdiği biliniyor.
Orhun Yazıtları'nın anlattığı devrim
Yaşanan süreçte Türk adıyla anılan kabilenin beyleri, zamanla diğer kabile ve kabile topluluklarını itaat altına alarak kendisine tabi kılmıştır. Kabileler arasındaki yağma savaşlarının ve baskınların yerini, yeni tabiyet ilişkilerinin biçimlendirdiği bir kurallar sistemi (törü veya töre) almıştır. Buna hukuk da diyebiliriz.
Toplum artık, klan (soy) esasına göre değil, yeni filizlenmekte olan özel mülkiyet ilişkilerine göre biçimlenmektedir. Klanlar dağılmakta, aynı klandan insanlar farklı yerlere kondurulmakta, farklı kabilelerin savaşçılarından oluşan askerî birlikler oluşturulmaktadır. Kanbağına dayanan toplumun çözülmesiyle ilin ve törenin düzene sokulmasının birbiri peşi sıra ifade edilmesi bir raslantı değildir. Orhun Yazıtları, baştan sona bu toplumsal gelişmeyi, bu devrimi anlatıyor.
Bu devrim sürecinde Kağan, "ili tutup, töreyi düzenlemektedir". Burada il belli bir toprak parçası ve o toprak üzerindeki halk anlamına gelirken, zamanla onun üzerinde kurulan siyasal örgütlenmeyi ve giderek devleti de ifade edecektir.
Gumiliev, Göktürk kağanlığının hâkim olduğu toprakların olağanüstü büyüklüğünü, güçlü bir toplumsal sistemin varlığıyla açıklar. Türkler, böyle bir sistemi kurmayı başarmıştı. (Gumiliev, 2004: 265).
Bu devrim sırasında, Hun ve Göktürk aristokrasisinden başlanarak Ortadoğu'nun Allah inancıyla aynı toplumsal gelişme aşamasını ifade eden Göktanrı keşfedildi ve diğer uygarlık inançlarına yöneliş başladı.  Türklerin kağanlıklar kurma yönündeki atılımları, aynı zamanda Şamanizmi, yani büyücülüğü çözen ve sistemin kenarlarına iten süreci de ilerletti. Göktanrı inancı ticaretin geliştiği merkezlerden çevreye doğru yayılırken, Şamanizm ise ancak dağlık ve ormanlık alanlarda giderek zayıflayarak varolabildi.
Tarihsel içeriğe denk düşen kökenbilimsel yorumlar
Ziya Gökalp, Türk sözcüğünün kökenini töre veya törü sözcüğüne bağlayarak, aslında Türk kavramının kazandığı siyasal içeriği doğrulamaktadır (Gökalp, 1339: 4).
Thomsen, Orhun Yazıtları'ndaki törü sözcüğünü, kanun ve kurum diye çevirir. Yazıtlar'da "Türk bodununun siyasal teşkilatlanmasını ve kurumlarını kim yıkardı” diye sorulmaktadır (Thomsen, 1993: 104-105).
Yine Orhun Yazıtları'nda törü kavramı ile iktidar, yönetme, hukuk arasındaki ilişkiyi gösteren çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. Örneğin: "Tahta oturarak Türk bodunun töresini yönetivermiş, düzenleyivermiş." (Tekin, 1995: 62-63).
Kaşgarlı Mahmud, törü sözcüğünün görenek, âdet anlamına geldiğini belirttikten sonra şu atasözüne yer verir: "İl bırakılır, törü bırakılmaz" (Kaşgarlı Mahmud, III, 1941: 221).
Töre sözcüğü, kabile toplumundaki görenek anlamından devlet yaptırımıyla, yani zor gücüyle uygulanan hukuka dönüşürken, Türk sözcüğü de tarih sahnesinde beliriyor.
Türk sözcüğünün Törük'ten kaynaklandığını ve töreli anlamına geldiğini öne süren tarihçi ve sosyalbilimciler, kökenbilimsel açıdan doğru veya yanlış, fakat tarihsel açıdan doğru bir tez ileri sürmüşlerdir.
Daha önce Türk adını taşımayan Türkçe konuşan kavimler, devlet kurduktan ve uygarlığa sıçradıktan sonra Türk adıyla anılmıştır. Türk, gerçekten de törelidir; devlet halinde örgütlenerek hukuk düzeni içine sokulmuştur.
Büyük kültürleri yaratan kavimler harmanı
Türkler, ciddî tarihçilere göre, farklı kavimleri bir konfederasyon halinde birleştirme yetenekleri ve savaş düzenleri sayesinde, diğer Orta Asya kavimlerine önderlik edebildiler ve 6. yüzyılın en gelişmiş sosyo-politik sistemini kurdular (Gumiliev, 2002: 105. Aynı şekilde Dennis Sinor, 2000: 388 vd).
Saf bir Türk ırkı, Orta Asya'nın bilinen geçmişinin ilk zamanlarında bile yoktu. Çeşitli kavimleri bir araya getiren konfederasyonlar, farklı kavimlerin arasındaki ilişkiler, göçler, savaşlar vb sebebiyle, Orta Asya'da yaşayan kavimler, çeşitli ırkların bir karışımını oluşturmuşlardır.
Son zamanlarda Batı’lı emperyalist çevrelerde, bir “Türk geni” safsatası ortaya atıldı ve bu “gen”in bugünkü Türkiye topraklarında yaygın olmadığı ileri sürüldü. Oysa Orta Asya’da bile “Türk geni” denebilecek bilimsel bir saptamada bulunma olanağı yoktur. Hun Kağanı, MÖ 176 yılında Çin Kağanı’na yazdığı mektupta şöyle diyor:
“...26 ülke ile birlikte herkes mahvedildi, öldürüldü, istila edildi. Bu şekilde bütün bunlar, Hun oldular.”
Hüseyin Namık Orkun, Hun Kağanı’nın bu satırlarını şöyle yorumlamaktadır: “İşte bu açık ifadeden anlaşılmaktadır ki, istila edilen, itaat altına alınan kavim, hakim unsura iltihak eder ve onun adını alarak o kavmin tarihine karışır.” (Orkun  2004: 31)
Türkler, ilkel etnik toplulukların ötesine geçen, kanbağını aşan toplumsal sitem kurmada gösterdikleri yetenek sayesinde büyük imparatorluklar kurabilmişlerdir. Bu nedenle ırkçılık, Türklerin imparatorluk kültürüne yabancıdır. Türk, devlet halinde örgütlediği etnik gruplar harmanına kendi siyasal ve kültürel damgasını vurmuştur.
Daha Asya'da iken siyasal bağ temelinde feodal toplum kuran Türk aristokrasisinin, hele Anadolu'ya geldikten sonra kanbağını esas alan bir topluma dönmesi, hatta bu bağların çözülmesini yavaşlatması mümkün değildi. Feodal bir toplum, kanbağı esasına dayanan kabileler içinde örgütlenemezdi. Bu nedenle Selçuklu ve Osmanlıların, Anadolu'da ve fethettikleri diğer coğrafyalarda yaşayan halkları kendi sistemleri içine alan siyasal örgütlenmelerini geliştirdiklerini görüyoruz.
Türk mayası
Türk'ün, daha ortaya çıkışından başlayarak, çeşitli etnik grupları kaynaştırdığı ve Türk dili içinde eriterek birleştirdiği görülüyor.
Bu özümleme (asimilasyon) olayında, Türk mayasını oluşturan üç etkenin rolü belirleyicidir:
İmparatorluk kuruculuğu, Türklerin ticaret yolları üzerindeki egemenliği ve Türk dilinin gücü.
Devlet kurma yeteneği, ticaretin büyümesi için elverişli koşulları yaratmak ve meta ekonomisinin yayılması için şart olan, yerelliği aşmış bir dil geliştirmek: Türklerin Orta Asya uygarlık birikiminin üç dinamiğini oluşturur.
İşte bu dinamikler, Türk adının ortaya çıktığı aşamada belli bir olgunluğa ulaşmışlardır. Göktürk imparatorluğu, İpek Yolu ve Göktürk parası, Orhun Yazıtları, toplam olarak Türk adıyla aynı döneme denk düşen uygarlık sıçramasının simgeleridir.
II. TÜRK ADININ TARİH SAHNESİNE İKİNCİ ÇIKIŞI
Devrimle millet olmak
Türk adının, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte yeniden tarihsel kökenindeki siyasal bağı öne çıkaran bir içerik kazanması çok anlamlıdır.
Atatürk, Medenî Bilgiler kitabında "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkı" diye tanımladığı Türk milletinin oluşumunu, Cumhuriyetin kuruluşuna bağlamıştır (Afetinan, 1988: 351 ve 18).
Mustafa Kemal Atatürk'ün millet tanımında, üç unsur göze çarpmaktadır: Türkiye, Türkiye halkı ve Cumhuriyet Devrimi.
Birinci unsur, Türkiye'dir; bağımsız bir cumhuriyet kurularak yaratılan vatandır. Millet, bu vatanın üzerinde yaşamaktadır.
İkinci unsur, Türkiye halkıdır. Milletin maddesi, yani hamuru halktır. Atatürk'ün, 1930 yılında, milleti oluşturan insan unsurunu Türkiye halkı olarak, yani belli bir coğrafya üzerinde yaşayan bütün halk olarak tanımlamaktadır.
Üçüncü unsur, o halkı millet haline getiren devrimdir. Bu üçüncü unsur, milletin oluşumunda belirleyicidir. Çünkü ülke unsuru ve o topraklar üzerinde yaşayan halk, zaten vardı. Türkiye halkı, Cumhuriyet Devrimi'ni gerçekleştirirken, kendisini de millet haline getirmiştir. Halkın cumhuriyeti kurma pratiği, milletin ortak yaşama bilincinin temelini oluşturmaktadır.
Atatürk, devrimle yaratılan millet tanımıyla, milletin oluşmasında siyasal bağın belirleyici olduğunu vurgulamıştır. 1926 yılında "Millet ve Milliyetler Prensibi" üzerine yazdığı notlarda, "millet" kelimesi ile "kavim" kelimesinin karıştırıldığını saptadıktan sonra şöyle der: "Millet kelimesiyle siyasî kuruluş anlaşılır. Kavim 'peuple' kelimesi ise her şeyden önce kök bağını ve ırkı hatırlatır." (Borak, 1997: 377).
Atatürk, bu notlarının devamında, milleti devletin yarattığını, milletin tarihsel bir kategori olduğunu, milliyetler prensibinin Fransız Devrimi'yle ortaya çıktığını, milletlerin farklı kavimleri özümleyerek oluştuğunu da belirler.
Milleti siyasal bağla tanımlayan anlayış, CHP 1931 yılı Programının 2. maddesine de konmuştur: "Millet, dil, kültür ve mefkûre (ülkü) birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasî ve toplumsal heyettir." (Perinçek, 1999: 31).
III. SONUÇ: TÜRK ADININ İKİ DEVRİM DALGASINDAKİ
ORTAK İÇERİĞİ
Türk tarihi, iki büyük devrim dalgasını içerir.
Birinci devrim dalgası, kabile toplumundan devlete ve uygarlığa geçiştir. Türk adı, MÖ 1000 yıllarından MS 1000'lere kadar dalgalar halinde yaşanan bu devrim sürecinde, Türk (Göktürk) kağanlığının kuruluşunda, siyasal bağı vurgulayan bir içerikle ortaya çıkmıştır. Kağanlıkların kurulması, ticaret yollarının güvenliği için gerekli koşulları sağlayarak meta ekonomisini geliştiren süreçleri ateşlemiştir. Ticaretin gelişmesi ise, zenginlik birikimiine yol açmış, kabile toplumunu çözerek toplumun siyasal bağımlılık ilişkileri içinde örgütlenmesini sağlamış ve imparatorlukların dayandığı zemini pekiştirmiştir.
İkinci büyük devrim, 19. yüzyılın ortalarında başlayan ve hâlâ devam eden millî demokratik devrimdir. 150 yıldır devam eden bu sürecin en önemli atılımı, Kemalist Devrim'dir. Türk adıyla tarih sahnesine çakın ikinci devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, insan oluşturunu oluşturan Türk milletini, yine siyasal bağla ve kültürle tanımlamıştır.
Türk adı, toplam olarak baktığımız zaman, tarih içinde, her iki büyüt tecrübenin de kanıtladığı gibi, devrim, devlet, siyaset ve hukukla bağlantılı bir içerik kazanmıştır.
KAYNAKÇA
AFETİNAN (1988). Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. basım, Ankara, 1988.
BORAK, Sadi (1997). Atatürk'ün Resmî Yayınlara Girmemiş Söylev Demeç Yazışma ve Söyleşileri, Kaynak Yayınları, İstanbul, Şubat 1997.
GÖKALP, Ziya (1339): Türk Töresi, İstanbul 1339.
GUMİLİEV Lev Nikolayeviç (2002). Eski Türkler, Rusçadan çev. D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, genişletilmiş 2. basım, İstanbul, 2002.
GUMİLİEV, Lev Nikolayeviç (2004). Son ve Yeniden Başlangıç, çev. D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2004.
KAŞGARLI MAHMUT (1941). Divan-ü Lügat-it Türk Tercümesi, çev. Besim Atalay, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1941, c.I.
ORKUN, Hüseyin Namık (2004). Türk Sözünün Aslı, AKDTYK TDK Yayını, Ankara   2004.
PERİNÇEK, Doğu (1986). Osmanlı'dan Bugüne Toplum ve Devlet, Kaynak Yayınları, İstanbul, Temmuz 1986.
PERİNÇEK, Doğu (1999). Kemalist Devrim-3/ Altı Ok, Kaynak Yayınları, 1. basım, İstanbul, Haziran 1999.
PERİNÇEK, Doğu (2003). Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, genişletilmiş 5. basım, Kaynak Yayınları, Şubat 2003.
PERİNÇEK, Doğu (2005). Orta Asya Uygarlığı,  Kaynak Yayınları, 1. basım, İstanbul, Nisan  2005.
SİNOR, Denis –derleyen-  (2000). Erken İç Asya Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000.
TEKİN, Talat (1995). Orhun Yazıtları, Simurg Yayınları, İstanbul, 1995.
THOMSEN, V.(1993). Çözülmüş Orhun Yazıtları, çev. Vedat Köken, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1993.

20190323

Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu kimdir?






Babasının(Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu yılında İtalya'da

II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla KİMYA okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.

1957’de Massachusetts Institute of Technology'yi (MIT) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi

oldu.
"Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960’ta Yale Üniversitesinde "asistant professor" (yardımcı doçent ) olarak çalışmaya başladı. 26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile "associate professor" (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve "full professor" (profesör) ünvanını aldı.
Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi tarihinin en genç profesörü oldu. 1964’te ODTÜ'ye danışman profesör oldu. Yale Üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı.

1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi.
Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı.
1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu.

1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi.
1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır.

Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir.
Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi.
Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.

1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve

üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi.
1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı.
Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı yılında bu görevden de emekliye ayrıldı.
Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir.


Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu. (Watson ve

Crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam - solvofobik kuvvet ) Amerikan Ulusal bilimler akademisine Üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.
Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi. 26 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesinde Moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör ve son 7 senedir görev yaptığı Yıldız Teknik Üniversitesinde ise Kimya dalında olmak üzere bir kürsüde Profesör olarak görevini sürdürüyor.

Yaşamı boyunca Kuantum Mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniğinde Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.
İki defa Nobel' e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği üzerine Nobel'e adaylar gösterdi.


Tüm akademik çalışmaları içinde en önemli 5 kuramı şöyledir:

Many Electron Theory of Atoms and Molecules (1961) – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı. Solvophobic Theory (1964) – Çözgeniter kuramı.
Network Theory (1974) – Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı.
Microthermodynamics (1981) – Mikrotermodinamik

Valency Interaction Formula Theory (1983) – Değerlik kabuğu etkileşim kuramı.

KİTAPLARI 
Göçmen Hamamı 2050'ye 5 Kala Dünyanın 105 Yıllık Tarihi

Türkçe Giderse Türkiye Gider
Bye Bye Türkçe / Bir Nev-York Rüyası
Büyük Uyanış
Hedef Türkiye
Ne Yapmalı / Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin
Yeni Bilim Ufukları I
Yeni Bilim Ufuklari 2 Yeni bir matematik kuramı ve onunla bazı zik kimya ilkelerinin bulunması Yeni Bilim Ufukları 3 Hayatın Örgüsü Elli Yıllık Biyolojinin Temellerini Sarsan Sorular
Açıklamalı Fizik, Kimya, Matematik Ana Terimleri Sözlüğü

AKADEMİK KİTAPLARI

Modern Quantum Chemistry : Istanbul Lectures (Academic Press,1965)
Sigma Molecular Orbital Theory (Yale Press,1970)
Three Approaches to Electron Correlation in Atoms and Molecules (with K.Brueckner,Yale Press,1971) New Directions in Atomic Physics (with E.Condon,Yale Press,1971)

İLGİLİ KİTAPLAR Oktay Sinanoğlu, Türk Aynştaynı

Oktay Sinanoğlu, Bir Türk Dehası

HAZIRLAYAN-FEYZANUR ŞİMŞEK

20190201

🎞 🎼 🎵🎶 Dağlar Dağlar, Dönence, Aynalı Kemer, Gülpembe...

20181104

Aşık Veysel Şatıroğlu: 🇹🇷'Türküz türkü çağırırız...'


Kızılbaş Türkmen Deyişleri- 
Bilirsem Türklüğüm Var Kıymetini
(Aşık Veysel)



Bir küçük dünyam var içimde benim 

Mihnetim ziynetim bana kâfidir 
Görenler dar görür geniştir bana 
Sohbetim ülfetim bana kâfidir 

İstemem dünyanın saltanatını 
Süslü giyimini Arap atını 
Bilirsem Türklüğüm var kıymetini 
Vatanım milletim bana kâfidir 

İsterdim hayatta düşmanla savaş 
Milletime kurban olaydı bu baş 
Nasip değil imiş şehitlik kardas 
İmanım niyetim bana kâfidir 

Dünya geniş olsun ister dar olsun 
Yeter ki kalbimde iman var olsun 
Her zaman milletim bahtiyar olsun 
Rutbemle mesnedim bana kâfidir 

Içimde beslerim bir büyük ordu 
Çiğnesin düsmanı yükseltsin yurdu 
Azmi zihniyeti Veysel'in derdi 
İşte bu niyetim bana kâfidir.

'Âşık Veysel Şatıroğlu da Şah İsmail Hatayî'nin geleneğinden gelir ve Türkçüdür'


1) Şah İsmail Hatayî Türkçeci idi; Türk demek Türkçe demek olduğundan Türkçüydü. "Yavuz" ise bugüne uzanan gericiliği Osmanlı'ya taşıyan bir Arapçacı-Farsçacı idi. Halk O'na "Yavuz" dedi. O günlerdeki anlamını bilen bilir.
2) Dil düşünceyi, düşünce de eylemi belirler. Bugün Türkiye'de ve dünyada Oğuz Türkçesi konuşuluyorsa; Türk dili usları aydınlatmayı sürdürüyorsa; Türk kültürü yaşıyorsa, bunda önemli bir payı Hacı Bektaş Veli'ye olduğu gibi Şah İsmail Hatayî'ye de borçluyuz.
3) Yüz yıllar boyu Anadolu, İran, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Şah İsmail Hatayî'nin düzeniyle 'cem' oldu. O'nun ve izinden giden ozanlarımızın deyişleriyle Türk kültürünün özü olan âşıklık geleneği bugünlere aktı.

Suriye Türkleri cem olmuş deyiş okuyor. Elbette Türkçe ve elbette kadınlı-erkekli.
Muhtemelen Humus ya da Lazkiye.
----
Oğuz Türkmenidirler. Dilleri Oğuz Türkçesidir. Kendilerine aynı zamanda Kızılbaş derler. Bu videoda da kadınlı-erkekli Cem yapıyorlar. Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Seyyid Nesimi, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, 7 Ulu Ozan'dan deyişler söylerler. Mezopotamya coğrafyasında yaşayan Alevi-Bektaşiler, Türktür. Homs (Humus), Lazkiye'de yaşarlar.

6) Selâm olsun sana Türkün büyük ozanı, büyük hakanı Şah İsmail Hatayî! Dünya durdukça, Türk, senin deyişlerini okuyacak 

7) Âşık Veysel Şatıroğlu da Şah İsmail Hatayî'nin geleneğinden gelir. Ve tabi ki Âşık Veysel Şatıroğlu da Türkçüdür 
8) Ehl-i Beyt kazansaydı gerçek İslam yani ilim ve barış hüküm sürecekti: Oysa ticareti ele geçirmek için Müslümanmış gibi yapan tüccar yobazlar kazandı ve dünya büyük bir şansı yitirdi.O sömürgen yobazlığın devamı ise yeryüzünün önemli bir bölümünde o günden beri hüküm sürmekte. 
9) Şah İsmail Hatayî o dönem Osmanlı hanedanını yenseydi; Türk devrimi 400 yıl erken yapılmış olurdu. Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bugünün yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğmuş olurdu. Dünya, bugün, yaşadığı bu rezilliği yaşamazdı. 
10) Karamanoğulları Osmanlı hanedanını yenseydi de Türk devrimi 700 yıl önce yapılmış olurdu. O günden gerü, hiç gimesne; divanda, dergahda, bergahda, mecliste, meydanda ve dahi her yerde Türk dilinden özge söz söylemezdi. Araplaşma, gericilik, yobazlık olmazdı.
''Türkler şereflidir! Türkler, Türk olduklarını; doğru olduklarını; çalışkan olduklarını söyler; Türklükleriyle; Anadolu'nun Türk yurdu oluşuyla ve sonsuza kadar öyle kalacağıyla göğüslerini gere gere övünürler!''
Alıntı: Gazi Şimşek #Andımız 🇹🇷‏ 
@GaziSimsek

En Çok Okunanlardan...