Blog Listem

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260619

🎞️🇬🇷YUNANİSTAN OKULLARINDA 🇹🇷TÜRKLER HAKKINDA NE ÖĞRETİLİYOR? | Yunanca Ders Kitaplarını İnceledik!

 


''🇬🇷Yunanistan'daki ilk ve ortaokullarda 🇹🇷Türkler hakkında ne öğretiyorlar? 
Osmanlı İmparatorluğu hakkında nasıl konuşuyorlar? 
İstanbul'un fethini nasıl tarif ediyorlar? 
Tüm resmi ilkokul, ortaokul ve lise tarih ders kitaplarını inceledik 
ve bizim hakkımızda ne düşündüklerini ortaya çıkarmak için Yunanistan'daki 1.000 kişiden veri topladık!''


📌Videoda Tartışılan Konular/Başlıklar:

00:00 - Giriş

01:17 Yunanistan'da Zorunlu Eğitim

02:14 Osmanlı ve Türk kelimeleri en sık nerede kullanılır?

03:57 Türkiye Hangi Siyasi Sisteme Daha Yakın?

04:35 En Çok Hangi Sorun Tepki Veriyor?

07:14 Çocuğunuzun Bir Türkle Evlenmesini Kabul Eder misiniz?

08:37 Yunanistan Neden Rönesans'ın Gerisinde Kaldı?

10:25 İstanbul'un Fethi

12:06 1821 İsyanı

16:29 Akademik Bağlantı Kılavuzu

17:22 Gizli Okullar

19:16 Bağımsızlık Savaşı

25:08 Eğitim Farklılıkları

27:10 Türkiye Hakkında Ne Düşünüyorlar?

28:00 Kapanış

******

VİDEOYA GELEN YORUMLARDAN ALINTILAR:


@UGURSMSK

📚 Yunanistan’daki tarih kitaplarında Türkler genelde şöyle anlatılır:
1️⃣ Osmanlı dönemi = “400 yıl süren esaret”
– 1453’ten 1821’e kadar olan dönem
👉 “Tourkokratia” (Türk egemenliği) diye geçer.
– Yunan halkı baskı altında, kimliği bastırılmış bir toplum olarak sunulur.
– Türkler çoğunlukla işgalci / baskıcı güç şeklinde anlatılır.

2️⃣ 1821 Yunan İsyanı = kutsal kurtuluş mücadelesi
– Türklerden kurtuluş kahramanlık hikâyesi olarak öğretilir.
– Osmanlı askerleri genelde “zalim”, Yunan direnişçiler “özgürlük savaşçısı”.

3️⃣ 1922 Küçük Asya Felaketi (İzmir olayı)
– Yunan kitaplarında bu olay “büyük trajedi” olarak anlatılır.
– Anadolu’daki Rumların zorla göç ettirildiği vurgulanır.
– Türk tarafının bakış açısı pek verilmez.

4️⃣ Günümüz siyaseti (Kıbrıs, Ege vs.)
– Türkiye çoğu zaman tehdit oluşturan komşu olarak geçer.
– Özellikle Kıbrıs konusunda Türkler “işgalci” diye öğretilir.

🎯 Özetle:
Yunan okullarında Türk imajı çoğunlukla:
➡️ Tarihsel düşman
➡️ İşgalci güç
➡️ Baskıcı yönetim
➡️ Günümüzde potansiyel tehdit
şeklinde veriliyor.
Ama şunu özellikle söyleyeyim:
👉 Bu devlet anlatısı.
👉 Günlük hayatta tanıştığın Yunan gençlerinin çoğu Türklerle şahsi problemi olmayan, hatta Türkiye’yi seven insanlar.

@hitokiri.

Yunanlar Batı'nın tasmalı kullarıdır. Bugün Antik Yunan'ın devamı olduklarını zannediyorlar. Oysaki AB fonları olmasa ülkeleri yok olacaktır ki AB fonları ile bile zar zor ayakta duruyorlar. Sorsan adamlar Antik Yunan'daki zenginliğe, refaha sahip.

Sürekli genlerimize laf atıyorlar da sanki Yunanlar çok mu ari kaldı? Romalıları, Bulgarları, Slavları vs. geçtim Büyük İskender zamanının en kalabalık 2. halkı olan Trakları tamamen Yunanlaştırmıştır. Gerçekten genetik olarak vs. Antik Yunan'ın direkt devamı olduklarını sanıyorlar.

Ayrıca öyle bir anlatı var ki sanki Yunan medeniyeti 1071'e kadar muazzam şekilde ilerlemiş, bir anda barbarlar gelmiş o medeniyeti bitirmiş. Oysaki Yunan medeniyeti biteli bin yıldan fazla oluyordu. Hatta Yunanlar mö 88 yılında Romalılara 150.000 kişilik bir soykırım yaparak Anadolu'yu tekrardan almak istemişlerdi. Sorsan bugün İtalyanlar ve Yunanlar tarihi dosttur :)

Ki 1071 yılına dek İslam'ın altın çağı başta olmak üzere çoğu konuda Doğu, Batı'yı geçmişti. Selçuklu medeniyeti her anlamda Doğu Roma'dan üstündü. Ki Doğu Roma bile Yunan mirası sayılamaz tam olarak. Batı Roma'nın zamanla Germenler tarafından ele geçirilmesi gibi Yunanlar da zamanla Doğu Roma'yı ele geçirdi. Konstantin Latince konuşan bir Romalıydı.

Tarih yazımları gerçekten sıkıntılıdır ama her şeyden önce bizi bu toprakların sahipleri olarak görmüyorlar. Oysaki Osmanoğulları bile Anadolu'da doğmuştur. Bu topraklarda doğan, büyüyen insanlar nasıl işgalci olabilir ki? Üstelik Anadolu halkının, Hititlerin mirasını taşıyanlar yine en çok bizleriz. Birçok defa bu mentaliteyle Türklere soykırım yaptılar. 1922'de Ankara'ya kadar gelerek köyleri yağmaladılar, yıktılar. Neyseki cevaplarını verdik. Yine de suçlu biz olduk.

On milyonları öldüren, yok eden, köleleştiren Batı bugün Türkleri soykırımcı millet olarak tanımlar. 2026 dünyasında bu tarz bakış açılarının var olması büyük sorun.

@Virgil_Solozzo1923

Kıbrıslı biri olarak bu nefreti çok iyi biliyorum. Ailemden 5 kişi EOKA faşistleri tarafından duvara dizilip idam edildi ve bunun için asla özür dilemediler. Kıbrıs'ın Rum kesiminde, bu Türk karşıtı katliamları emreden generalin heykelleri hâlâ duruyor.

@okuryazarkitapkurdu

Yunanlılar 1821'de Mora ve Tripoliçe'de Türklere soykırım yaptı.
1919-1922 arası Kurtuluş Savaşı yıllarında yunan ordusu Anadolu şehir ve köylerinde korkunç katliamlar yaptı.Bu soykırımları unutmamalı ve soykırım anma günleri düzenlemeliyiz.

@cemreaydogan1415

Tarihini öğrenmeyen her Türk bu katliamları yeniden yaşar. Yunan unutmaz sen de unutma...

@TuncayYILDIRIM-dv1kv

Bende bir iki kelam etmek istedim, çünkü yorumlardan anlıyorum ki birçok vatandaşımız olaya çok yanlış açıdan bakıyor. Örneğin ''Abi ben turist olarak gittim, Türk olduğumu bildikleri halde hiç bir ırkçılık yapmadılar'' gibi yorumlar var. Ben Bulgaristan doğumluyum, bulgarcam birçok bulgardan çok daha iyi ve zengin, ve duruma göre hafif Felibe yada makedon şivesi katarım, arada daha iyi kaynamak için, kültürlerini, örf, adet ve düşünce tarzlarını çok iyi bildiğimden dolayı, bulgarların arasına karıştığım zaman bulgar değilim desem bile, hiç kimse inanmıyor. Bunları şundan dolayı söylüyorum - bu insanların ne düşündüklerini anlamak istiyorsanız, onların kendilerini rahat ifade edebilecekleri bir otramda görmeniz ve dinlemeniz gerekiyor. Çok enderdir bir bulgar, karşısındakinin Türk olduğunu bildiği halde türkler hakkında kötü birşey söylesin. Ancak koyun postunu geçir ve onların arasına karış, ve gel o zaman dinle türkler hakkında neler düşünüyorlar!! Bunu da belirteyim - tamamı böyle değiller, ancak benim bilimsel olmayan ve tamamen kendi gözlemlerime dayanarak tahminin 75-80% oranında türkler hakkında kin ve nefret besliyorlar. Bu durumun aynısı yunanlar için de geçerlidir. Kanada'da yaşıyorum ve Toronto'da kalabalık yunan toplumu var. Bazen onların mekanlarına takılıyorum ve laf-lafı açıyor misali nerelisin falan diye sorulunca Bulgaristan'lıyım diyorum ayrıntıya girmeden. 90% karşımdaki kişi benim de etnik bulgar olduğumu varsayarak, hemen başlayacak hayıflamaya nasıl ''biz hristiyanlar olarak'' türklerin zülmüne uğramışız, nasıl asılmışız kesilmişiz, zorla türkleştirilmişiz, ağır vergilendirilmişiz, çocuklarımız çalınmış falan filan. Yani, Balkanların Osmanlı dönemi tarihini bu kadar derinlemesiye bilmesem, ben dahi inanacağım anlatılanlara. Bunun böyle olmasının en temel nedeni eğitim süresince çocuklara tarih dersleri adı altında pompaladıkları Türk düşmanlığıdır. Kısacası dostlar - sen Türk olduğunu unutsan bile, gavur hiç bir zaman unutmaz ve bir gün sana çok acı bir şekilde Türk olduğunu hatırlatır! Buz gibi soğuk Ontario'dan sıcacık selamlar!


@kocak2727

Yunan ve Ermenilerin  , Osmanlı çekildikten sonra orada kalan soydaşlarımıza yaptıkları, ve Anadolu’da yaptıkları soykırımı unutmak ahmaklıktır.

Bir Türk’ün Yunanistan hakkında düşüncelerini öğrenmemiz için Batı Trakya’da anket çalışması yapması daha yerinde olacaktır. Tabiki Yunan makamları buna ne derece izin verir,oda ayrı bir olay. 


@isaesen8520

Bulgaristan da ayni politikayı izliyor...Türkler bizi köleleştirdi,hep ezdi,kesti,katliyamlar yaptı...içlerinde objektif yaklaşan ve tarihi doğru yazılması gerektiğini söyleyen tarihçiler ciddi tepki görüyor.

@magnesium_bisglycinate

Yunanistanlı yaşıtlarımla konuştuğumda, çoğunun milletimize karşı ciddi bir nefret taşıdığını fark ediyorum. Oysa bizde tarih eğitimi, savaşların yıkıcılığı ve zorlukları üzerine kuruludur; Yunan nefreti aşılanmaz. Evet, geçmişte topraklarımıza girip yakıp yıkan bir gücü sevdiğimiz söylenemez, ancak günümüz Yunan halkını suçlayan bir yaklaşım da yaygın değil.

Buna karşılık, Yunan tarafında durum oldukça farklı. Türk milletini hedef alan söylemler sıkça dile getiriliyor; hatta Türklüğün gerçek olmadığı, Anadolu’nun aslında Yunan, Arap gibi milletlere ait olduğu açıkça iddia ediliyor.

Bu tür söylemlerin temelinde, Yunan kolektif bilincinde yer alan bir aşağılık kompleksi olduğunu düşünüyorum. Tarih boyunca büyük bir güç olma hedeflerine ulaşamamış olmaları ve bugün de nüfus ve etki açısından sınırlı bir konumda bulunmaları bu durumu besliyor. Nitekim Yunanistan, Türkiye’nin tek bir bölgesiyle kıyaslanabilecek büyüklükte.

@ayhan2025

4 months ago (edited)

‼️Yunanistan Mora Türk katliamı ve soykırımı hakkında bir video yaparsanız Yunanlıların da kim olduğunu herkes öğrenmiş olur‼️

@hayrumou

20 yıl önce almanyada ev arkadasım yunandı. İnanılmaz benzer yanlarımız oldugunu keşfettik, çok uyumlu, tatlı bir ev arkadaslığımız oldu. Ama bana söylemişti. Hala istanbul’u geri alacağını düşünen bir kitle varmış.

@durutalking

Gerçek bir deneyim olarak; geçen sene okulumuzda Gazi Mustafa Kemal Atatürkümüzün ölüm yıldönümü sebebiyle 9-12 kasım arası Selaniğe ve orada bulunan kardeş okulumuz bir liseye de gezi düzenlendi. Vardığımız ilk gün; Atatürkün Selanikteki evinin önünde 10 kasımda saat 09.05 te başlayan bir törendeydik, marşlarımızı okuduk. Her zaman mı böyle bilmiyorum ama çevresindeki evlerin çoğunda yunan bayrakları asılıydı ve çoğu da balkonlarından bizleri izliyordu. Burada birşey yok aslında ama ertesi gün bahsettiğim kardeş okula gittik. Okulu gezdik duvarlardaki haritalarında Türkiyenin yerinde Ottoman Empire yazıyor hala bu da ayrı bir detay. 

Öğrencilerle tanışmamız için zaman tanındı biz de ,İzmitten gittiğimiz için, pişmaniye dağıttık öğrencilere, onlar da bir yandan ikramlar hazırlamış ama çok da özenli değildi. Bizden kimse o ikramları almadı zaten ve sonrasında kendileri yediler. Tam o sıralarda bir yunan kızla tanıştık. Babannesi Türkmüş. Bizle az biraz Türkçe konuşarak anlaştı. Sonra anı kalsın fotoğraf çekilelim dedik. Fotoğraf çekilirken bi arkadaşım eli ile kurt işareti yaptı. Sonra fotoğraftaki herkes ,kız da dahil, yaptı. Birkaç metre ileriden bir çocuk bağırıp üzerimize koşmaya başladı. İngilizce şekilde bize hakaret etmeye başladı. Sonra yunanca devam etti sanırım o kısımları çok anlayamadık ama bağırmaya devam etti. Yaptığımız hareketten bayağı rahatsız olduğu belliydi. Bize o hareketi bir daha onların ülkesinde yapmamamızı söyledi. Daha sonra öğretmeni araya girdi ve bize “Kusura bakmayın öğrencim tarihle ilgili ve geçmişte neler yaşandığını detaylı bildiği için sinirleniyor.” tarzında birşey söyledi. 

Kendi izlenimimle şunu söyleyebilirim ki o çocuk gerçekten neler yaşandığını biliyor ve hazmedemiyordu.  Gözlerinden belliydi Atatürkü ne kadar iyi tanıdığı. Özetle yunanlarda oluşabilicek bütün bu kinin sebebi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürkün  şanlı zaferlerini hazmedemeyişleri. Ne zaman yunanlarla ilgili bişey görsem o yıllar önce gerçekleşen programdaki Türk temsilcisi çocuğun yunan kıza verdiği cevap aklıma geliyor “Bizim daha büyük ülkelerle daha büyük sorunlarımız var…” 

@okuryazarkitapkurdu

Çocuklarına bile Türklere nefreti aşılayan bir ülkeye her yıl turizm geliri kazandırıyoruz, bu bana çok tuhaf geliyor.Niye bizi sevmeyen bir ülkenin bütçesini kalkındırıyoruz yunanistan'da tatil yaparak! 

@usmanaga3892

Türk çocuğuna benzin içirip midesinden yakmaya başlayan, bebek mezarlarını açıp, ölü bebeği süngüsüne takıp havaya kaldırarak dalga geçen, kaybettiği her yeri yakıp yıkıp kaçan, bölgenin kadınlarına toplu tecavüz eden yunanlar bize medeniyetsiz diyor... Komik

@chrme7can

Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz o topraklarda kurdukları 'Büyük Ülkü' hayallerinin 1922'de yıkılması, onlarda bitmek bilmeyen bir 'kaybedilmiş vatan' melankolisi yarattı. 
Bugün 85 milyonluk devasa bir komşunun yanında 10 milyon nüfusla yaşamanın verdiği o 'her an yutulabiliriz' korkusu da bu öfkeyi tetikliyor.

 Korku, insanın en eski savunma mekanizmasıdır ve kolayca nefrete dönüşür. 

@AngryTeach77

Güzel tespitler. Ben Yunanlılarla konuşurken gördüğüm onların bakış açılarını çok güzel belirlemişsiniz.tabii saygılı yunanlılar azda olsa var ancak genelde konuşurken Türklere hakaret ediyorlar fakat bunu hakaret olarak görmüyorlar. Olan şeyi söylüyoruz diyorlar. Mesela en masumu  "hırsız babar Türklerle insaca konuşmazsınız, çünkü onlar sinirli ve öfkelidir." Hareket ettiğin birinin sana çicek vermesini bekliyorsun demiştim. Ben gerçeği söylüyorum demişti....

@CozyFlameforSleep

İlber ortaylı dan ögrenmitştim, istanbul zaten yıllarca haçlı seferleriyle yerle bir edilmişti, ve biz türklerden önce persler 2 yıl istanbulu kuşatmışlardı ve sadece 30.000 nüfusu ılan her yeri  yakılıp myıkılnış bir sehirdi, istanbulu fatih sultan mehmet ilk olarak  değilse bile aslında şehri yeniden kurandı. Bazen youtube yorumlarda görüyorum, ülkeye gelen avrupalı turistler taksime falan gidip o  evlerin yunan zamanından kalmış oldugunu sanıyorlar oysa takim nişantaşı beşiktaş avrupi hiisi veren yunanlılalr değil cumhuriyet  zamanında işe alınan fransız çevre düzenleyici ve ekibinde ki mimarlar 


@phazaron8959

Anne tarafım Giritli, dolayısıyla her yıl Yunanistan'da uzunca vakit geçiren biri olarak söyleyebileceğim temel şey Yunanların ki çoğu Arnavut/Makedon karışımıdır Türk nefretinin ve Türkiye korkusunun (yanı başlarında kendilerini 400 yıl yöneten ve 90 milyonluk nüfusa sahip olan bir dev var) devasa olduğudur. Turist olarak giden beyaz yaka çok anlamaz ancak bizim gibi o topraklarla direkt bağı olan, az buçuk Yunanca bilen herkes "komşu"nun içindeki ruh halini çok iyi gözlemler. Atina'da AEK'lilerin ortamında 5 dakika bulunmak, Selanik'te Aristo meydanında Türklükten bahsetmek yeterli olur. Midilli'de, Sakız'da size gülen "komşu" anakarada size düşman gözüyle yaklaşır. Özellikle savunmasız genç kadınların ve genç erkeklerin dikkat etmesini öneririm bazı hususlarda.

@ahmetyalcin7180

Bu konuyu  Türk düşmanı Bulgarla ve Yunanla tartıştım ben sadece onlara sorduğum Balkanlar 500 yıl Osmanlı yönetiminde olupta Türkçe konuşan bir Balkan devletinin olmadığını ve 100 yıllık Bulgaristandaki Türklere ve Yunanistandaki Türklere kendi dillerini zorla Öğrettiklerini bu durumda Kötü olanın Osmanlımı yoksa Sizmisiniz diye sordum cevap veremediler Çocuklarını zorla aldığını söylüyorlar bende onlara Balkanlardada Türk çocukları mecbur Askere gidiyor savaş olsa onlarda sizin için savaşacak dediğimde cevap veremiyorlar.Türkleri seviyorlar diyenlerin hepsi onlar gibi yaşayan DNA sı %98 onlardan %2 karışık olanlardır Türkü hiç bir Avrupalı sevmiyor Avusturyadan bütün Müslümanlara selam Olsun..

@xallt5573

26:10 zaten başta kendilerine uygun taraflı bir anlatı verip sonrasinda baska kaynaklardan da bakın(ki bakmalarini istedigi kaynak da fransiz kaynaklari, yani hala taraflilar) demeleri kesinlikle art niyetli. Başta kendi cephelerinden anlatiyi olusturup sonrasinda "Bakın biz size tekdüze ezberi degil sorgulamayi ogretiyoruz" demelerinin en başından beri kendilerini sozde medeniyetin beşiği, bizi gerici olarak nitelendirmelerinin bir pekiştirmesi oldugunu dusunuyorum.

@coolmberk

Yunanistanlı biri olarak şunu söyliyebilirim Yunanlılar kesinlikle Türklerden daha çok nefret ediyorlar Türkler o kadar nefret beslememişler Yunanlılara ve bunun en büyük sebebi bence devletin ve toplumun bunu aşılaması hatta eskiden Yunanlılar yaramaz çocuklarına seni Türke veririm tarzında uyarırlarmış şahsen zamanla gençler bilinçleniyor ve bu nefret azalıyor bencede böyle bir ayrışmaya ve nefrete hiç gerek yok geçmişte olan geçmişte kalmalı iki tarafta birbirini yedi uzun yıllar boyunca bence artık ilişkiler normalleşmeli. İmkansız falan değil Almanya ve Fransa da tarih boyunca düşmandılar şu an çok iyi birer müttefikler neden aynısını bizde yapmiyalım ki. 

20260416

📖 Fatih Sultan Mehmet'in babası Sultan II.Murat'tan aldığı hayat dersi

 


Fatih Sultan Mehmet Han çocukken çok yaramaz bir öğrenciydi. 

Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Akşemseddin’i çileden çıkarırdı. 

Hocası kendisine kızdığı zaman hemen “Ben Padişahın oğluyum bana bir şey yapamazsın” deyip tehdit ediyordu. 


Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Akşemseddin, durumu II. Murat’a anlatamıyordu. 

Ancak gün geldi artık küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hâle geldi.

Bunun üzerine destur dileyip II. Murat’ın huzuruna çıktı.

 “Padişahım size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum” deyince II. Murat 

“Buyur, çekinmeden anlatabilirsin” dedi. 

Bu söz Akşemseddin’i rahatlattı ve başladı olayı anlatmaya. 

“Padişahım oğlunuz, ciğerpareniz Mehmet çok yaramaz, onun yaramazlıkları yüzünden ders işleyemiyorum, kendisine kızdığım zamanda hemen sizinle beni tehdit ediyor." 

deyince II. Murat, Akşemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldar.

II. Murad’ın kulağına söylediği sözleri duyan Akşemseddin çok şaşırdı. 

Bu nasıl bir plandı? Mümkün değildi bu planı uygulamak. 


Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de Padişah onu dinlemedi ve "Bu iş olacak" dedi.

Ertesi gün yine derste Mehmet yaramazlık yapıyordu. 

Akşemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği sırada Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi. 

Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırdı ve bir tokat atarak  bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istedi. 

Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı.

Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı.

Çok güvendiği babası, hocadan tokat yemişti. 

Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştu.

Az sonra kapı vuruldu ve Padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi. 


Plan muhteşem bir şekilde işlemişti. 

O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmadı. 

Çünkü güvendiği dağlara kar yağmıştı.

Eğitimin ne olduğunu II.Murat kadar olamasa da en azından kendi çocuğunu yanlış yollara süreklemeyecek kadar idrak etmiş anne ve babalara ihtiyaç var. 

Unutmayalım, çocuklar şımarık doğmaz;
diplomalı, maaşlı ama eğitimsiz ebeveynler tarafından şımartılır.

Alıntı: NE KADAR OLDU? @NekadarolduTR

20260331

📰Okullarımızda Felsefe Dersinin önemi

 

Sahi, Türkiye'de Okullardan Felsefe Dersini Kaldıran Kimdi..?

Neden Kaldırıldı ? Amaç Neydi..? ''Felsefe Yapmak, Yaşamayı Öğrenmektir." *Montaigne... Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı, loanna Kuçuradi
"Okullarda Felsefe öğretsek,
bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden,
''İnsanlaşma Eğitimi' verilmeli"...
insan'lara düşünmeyi, sorgulamayı veadil kararlar almayı öğreterek toplumun,
bilinçli ve sorumlu bireyler tarafından şekillenmesine önemli katkı sağlar...


diyor ki; 
20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur... acı çekiyoruz... 
Mesleki Eğitimden Önce Felsefe...

 
"Herkes bir sürünün bir yığının parçası olmuş.
Kimse kendi olarak var olma cesareti gösteremiyor."
*Kierkegaad...
"Seni rahatsız eden şey olaylar değil,
Onlara verdiğin anlamdır."
*Epiktetos...
"Hayat acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelen bir sarkaçtan ibarettir...
İnsanlar bu can sıkıntısından kaçmak için uğraşırlar ama nafile!"
*Schopenhauer...
"Sana felsefe yapmak yoldan çıkarır diyen
O Cahil kalabalıklara kulak asma..!
Asıl büyük günah sana verilen aklı kullanmayıp
Körü körüne inanmaktır."
*İbn Rüşd..

Alıntı: ihtiyar_33_ @Dede38

20260326

🗒️ 🧑🏻‍🎓''Özel okullar adım adım öğrenciyi müşteri olarak görmeye ve turizm hizmeti vermeye başladılar.''


''Özel okullar adım adım öğrenciyi müşteri olarak görmeye ve turizm hizmeti vermeye başladılar. Veli toplantıları tamamen yalan dolan öğrenci övgüsü ile geçti, hiç bir eksiği olmayan harika çocukları olduğunu düşünen veliler çocuğunun pek bir özel olduğuna inanmaya başladı. Atanamayan öğretmenler, öğretmen fazlası derken üç kuruşa öğretmen çalıştırıp, her sene işten çıkarıp yenilerini daha da düşük ücretle işe aldılar. En acısı eskiden gariban çocuğu zengin çocuğu aynı okulda okurken, şimdi kast sistemi oluştu. Devlet okulları -İmam hatipler arasında korkunç bir hizmet bina kalitesi, yatırım farkı oluştu. Neredeyse her iki yılda bir milli eğitim bakanı değişti. Sonuç bu...''

#eğitim

Ahmet Şerif İzgören

Eğitmen | 30+ Kitap Yazarı | 4000+ Seminer


20260216

📖 Ziya Paşa'nın Hürriyet gazetesinde 1869'da kaleme aldığı yazısı

HENÜZ ATATÜRK' ÜN DOĞMASINA 12 SENE VAR

Ziya Paşa'nın Hürriyet gazetesinde 1869'da kaleme aldığı yazısı:
"Avrupa'da büyüyen bir çocukla Osmanlı'da büyüyen bir çocuğun eğitim farkını çocuklar arasındaki varoluşsal yahut kültürel bir farka bağlamaz."
Ziya Paşa'ya göre
'bizim çocukların' yaradılış ve yetenekçe bir eksikleri yoktur, asıl eksiklik eğitim yöntemi ve Alfabede gizlidir. Şu örneği verir:
"Harekeli Kur'an-ı Kerim'i irkilmeksizin dürüst okur vesselam. Ama diğer milletin çocuğuyla bizimkini yan yana getirdiğimizde bizimki mağlup olur. Çünkü öteki kendi dilinde hem okur hem de yazar. Bizimki sadece okur ama karalama yazar. Öyle fikirlerini kağıt üzerine koyamaz."
Ziya Paşa, modern devletin öncelikli görevlerinden birinin devletin kamusal eğitimini geliştirmek ve düzenlemek olduğunun farkındadır. Bu sebeple yazılarında sıklıkla maarifin yaygınlaşmasından devletin bu alana yatırım yapmasından ısrarla bahsetmiştir. Geleneksel eğitimin, medreselerin köklü değişimler geçirmesini, eski usulü bırakıp "tarz-ı cedit" üzere eğitim öğretim yapmalarını isterken, kızların eğitimini de önemsemiş ve bu konunun da asla ihmal edilmemesini istemiştir. Paşa'nın geleneksel eğitime karşı çıkıp, onun yerine Rousseau'nun teklifine benzer bir sistem ve zihniyet önermesi de manidardır. Ziya Paşa, Münif Paşa'dan sonra ilk ciddi pedagojik tercüme hareketine girişmiştir. Yarım bıraktığı J. Jacques Rousseau'nun Emilé tercümesi Batılı eğitim zihniyetinden etkilendiğini göstermektedir. Cemil Meriç'e göre paşanın Emilé ilgisi, "yepyeni bir insan yaratmak istemesinden" (Meriç, 1975: 84) kaynaklanmaktadır. "Beklemeye tahammülü olmayan paşa, yeni bir toplum oluşturmaya çocuktan başlamak" istese de onu bile tamama erdirememiş, Emilé tercümesinin Mecmûa-i Ebüzziyâ sayfalarında unutulup gittiğini belirtmiştir. Paşanın Emilé tercümesi hiçbir zaman yayımlanmamış, ancak önsöz metni farklı biçimlerde ve başlıklarda yayımlanmıştır. 1869 yılında yayımlanan Maârif-i Umûmiye Nizamnamesi'ne tereddütle bakan Ziya Paşa, yeni eğitim hamlesinin başarılı olabilmesi için iki hususa dikkat çekmiştir: Ona göre, 1856 Islahat Fermanı ile azınlık ve yabancılara kendi eğitim kurumlarını anlamlı bir sınırlama olmaksızın açma yetkisi veren düzenleme bir an önce devlet lehine tadil edilmelidir. İkinci olarak daha güçlü bir maarif teşkilat idaresi kurulmalıdır. Kızların eğitimine farklı vesilelerle değinen paşa, yeni ve daha çok sayıda kız okulunun yapılmasını ve onlara uygun eğitim materyallerinin hazırlanmasını istemiştir. Hükümetin eğitim reformunda güçlü, iradeli ve sürdürülebilir yenilikler peşinde olmasını teklif etmiştir.
.... Özetle: Görüldüğü üzere eğitimde sıklıkla aksaklıklar olduğu eğitim düzeyinin yabancılarla bir olmadığı ve özellikle kız çocuklarının geri bırakılmışlığı da ziya paşa tarafından tenkit edilmiştir. Kaynakça
  • Apaydın, Mustafa. “Ziya Paşa’nın Emil Tercümesinin Önsözü”. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 7/7 (2013), s.141-164.
  • Bilgegil, M. Kaya. Ziyâ Paşa Üzerine Bir Araştırma-1. Erzurum 1970.
  • Mardin, Şerif. Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu. İstanbul 1998.
  • Meriç, Cemil. Bu Ülke. İstanbul 1975.
  • Osmanlı Eğitim Mirası: Klasik Dönem ve Modernleşme Süreci Üzerine Makaleler. haz. M. Gündüz. Ankara 2013.
  • Sungu, İhsan. “Ziya Paşa’nın Emile Tercümesi”. Tercüme. 1/1, 19 Mayıs 1940, s. 62-78.
  • Tanpınar, Ahmet Hamdi. 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul 2001.
  • [Ziya Paşa]. “Maarife ait bend-i mahsustur”. Tercümân-ı Ahvâl. 2 Zilkade 1277, nr. 34, s.1-2.
  • Ziya Paşa, Çocukluk Hatıraları ve Terbiye Yazıları. haz. M. Gündüz. İstanbul 2024.
  • a.mlf. “Devlet-i Âliye’ye Ba‘sü Tenzil Olan Ma‘ârifin Esbâb-ı Tedennisi”. Hürriyet. nr. 6, 14 Rebîülevvel 1285, s. 1-3.
  • a.mlf. “Hüdâ Kadirdir Eyler Seng-i Harâdan Güher Peydâ”. Hürriyet. nr. 54, 25 Rebîülevvel 1286, s. 2-6.


Alıntı: Kemalist Adam  @KemalistAdam11

 

20251205

🎞️ Bilinçli Türk gençliği yetiştirmek için eğitim şart. Türk'e birlik yakışır.

 


 

20251020

🎞️ 17 Nisan 🇹🇷Türk ve 🌍 dünya eğitim tarihinde izler bırakan Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 82. Yıldönümünü (2022)



17 Nisan (2022), Türk ve dünya eğitim tarihinde izler bırakan köy enstitülerinin kuruluşunun 82. Yıldönümünü . 
Cumhuriyetimizin Aydın Fabrikası olan köy enstitüleri
14 yıl açık kalmış olmasına rağmen Türkiye’ye sayısız miras bıraktı. 
Başta Köy Enstitüleri’nin mimarı olan İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere tüm Köy Enstitüleri aydınlarımızı saygıyla anıyoruz.

20250606

📖 Eğitimin kalitesi üzerine...

Bizler ilkokulda yurttaşlık bilgisi, lisede mantık, sosyoloji, felsefe okuyan nesiliz. İşte onun için Kim Milyoner Olmak İster programında 15 Bin TL' yi hiç joker kullanmadan %90 kazanabilen bir nesiliz.

Biz 3 yazılı, 1 sözlü imtihan olan ve kopya çekerken öğrenen bir nesiliz.

Biz annesini babasını, huzurevinde terk etmeyen bir nesiliz.

Biz kendine öz güveni olan ama çevresine sevgi ve saygısı olmayan, sadece kendisine yaşayan egoist bir nesil değil; sevgiyi,saygıyı,fedakarlığı,dostluğu,vefa duygusunu , yerine göre başkalarının yaşamı için kendi yaşam tarzından fedakarlık yapan bir nesiliz.

Arkadaşımızın ailesini, kendi ailemiz kabul eden,namus anlayışını buna göre dizayn eden bir nesiliz.

Biz psikologlarla,pedagoglarla şekillendirilen değil; psikolojik sorunlarını aile ve mahalle ilişkileri içinde bedavaya çözen bir nesiliz.

Biz 40 yıllık 50 yıllık arkadaşlarını köşe bucak arayan ve onlarla birliktelikten zevk alan bir nesiliz...

Kabadayı denilen mahallenin bilekli delikanlısını,bizi soyan değil, bizi koruyan kollayan olarak bilen bir nesiliz.

Biz uzun eşeği, kuka oynamayı, saklambacı, beştaşı, seksek oynamayı, kovalamaca ve körebe oynamayı, uçurtmayı, futbolu, bakkala kese kağıdı yapmayı, yakan top oynamayı bilen bir nesiliz.

Akşam üstü olunca,ekmeğin üzerine yoğurt sürüp şeker serpip yiyen bir nesiliz.

Dışarıda yemek yemenin ayıp olduğu ve hatta ağız oynatmanın bile ayıplandığı,her lokmanın eşit paylaşıldığı, çay bardağındaki şeker karıştırılırken kaşığın çıkarttığı sesin ayıp olduğu " hoop deve kervanı mı geçiyor? " diye ikaz edilen bir nesiliz.

Ebeveynlerimizin öğretmenimize " eti senin kemiği benim "diye teslim ettiği ve öğretmenimizin de bu emaneti de gözünden sakınarak koruduğu, kulağımızı çeken öğretmenimizi evde şikayet edemediğimiz ve böyle bir durumda babamızdan azar işiteceğimizi bilen bir nesiliz.

Babamızın sözünün geçtiği ama annelerimize değer verdiği ailede fikir paylaşımının olduğu bir nesiliz.

Lise Mezunu Arkadaşlarımızın Bugünkü ÜNİVERSİTE Mezunlarının Yanında DOKTORA Yapmış bir İNSAN Kalitesinde Olduğu bir NESLİN Çocuklarıyız....

Siz bizim nesli küçümsemeyin.

Bence bizim nesle benzemeye çalışın.

İşte o zaman Türkiye kurtulur.

20240615

📖 🇦🇿Azerbaycan'da Eski Türk yazısı, orta okullarında çocuklara öğretiliyor....

 Ata dini Şamanizm olan Türklerin dünya uygarlığına kattığı eski Türk yazısını, orta okullarında çocuklara öğreten ve böylece Türk kültürünü sözde değil, özde koruyan kardeş Azerbaycan Türkleri esen olsunlar, var olsunlar 🇹🇷⚛️🇦🇿




20210430

Eski Türklerde Çocuk Eğitimi: 'Hayat içinde Hayat için Eğitim'



Eski Türklerde Çocuk Eğitimi

Bozkır kültürü denilen belirli coğrafi mekânda hareketli hayat tarzı, eski Türk eğitim-öğretim sisteminin en belirleyici unsurudur. Sürati, hürriyeti ve hâkimiyeti sembolize eden At ile teknolojiyi ifade eden demir üzerine kurulu eski Türk cemiyetinde hayatın gereği olarak doğuştan ölüme kadar eğitim, kendini yenilemek, zinde ve diri tutmak zaruri hal almıştır. Askerî ve sivil hayatın iç içe geçtiği eski Türklerde aile ve ordu iki temel gücü idi. Bu nedenle aileden başlayarak devlete kadar Türk toplum yapısında eğitim-öğretimin temel niteliği; ahlaklı, şahsiyetli, kökünü ve kimliğini bilmek gibi değerler başta olmak üzere töre ile ifade edilen unsurlarla donanmış kalifiye nesiller yetiştirmektir. Bu nedenledir ki eski Türklerde eğitim ve öğretim teoriden çok hayatın bir parçası olarak pratik hal almıştır. Eğitim-öğretimde özellikle iyi ve donanımlı insan vurgusunun yapılmasındaki asıl faktör; her şeyden önce gerek hayvancılıkla geçinen ailenin gerekse dinamik, her an sefere hazır olmak mecburiyetinde olan askerî sistemin ve Boy hayatının gereği ahlaklı, mesleki açıdan da vasıflı insan yetiştirme zaruretidir. Bu durum, güçlü iş birliği içerisinde maddi, manevi manada üzerine düşeni yapabilecek vasıfta insanlardan oluşan cemiyet hayatını doğurmuştur.

At ile hemhal olma sonucu Bozkırlı Türk insanında oluşan üstünlük yani ‘beylik gururu’ duygusu, devlet idaresinde ve eğitim-öğretim metodunda üniversal bir anlayışı doğurmuştur. Cihan şümul devlet felsefesi gereği eğitim sisteminde insan sevgisi, idare altına alınıp birlikte yaşanılanlara karşı koruyuculuk, adalet, hürriyet, eşitlik gibi değerlerin daha çocukluktan itibaren kademe kademe öğretilmesi önemli yer tutmuştur. Beylik duygusu + insan sevgisi + gerçekçilik şeklinde formülüze edilecek bu Türk düşüncesi aynı zamanda ahlak prensipleri olarak eğitimin ana gayesi haline getirilmiştir. Eski Türk toplumu kendi ahlak anlayışını hayatının düsturu edinmiş kişiye ‘yiğit insan’ manasına gelen Alp, erkek anlamı haricinde cesur olanlara ise Er demiştir. Bu ad verme geleneğine de yansımıştır. Bu bağlamda ahlakı ön plana çıkaran eğitimin temel hedeflerinin başında Alp ile Er’liği birleştirip debdebe, gösteriş, mala-mülke fazla değer vermeyen, dürüst insanlar yetiştirmek gelmiştir. Eski Türk eğitim dili Türkçe idi ve sistemin hareket noktası da Türkçenin anlaşma vasıtası olmaktan öte ait olduğu medeniyeti anlayacak, ifade edecek derecede çocukluktan itibaren doğru olarak öğretilmesiydi.

Eski Türklerde çocuğun eğitim ve öğretiminde, gelişiminde aile yanında Boy, cemiyet hayatı içerisinde Dede Korkut/Aksakal isimleriyle sembolleştirilen ve gerçek manada öğretmen olan şahıslar önemli rol oynamışlardır. Akrabalardan başta olmak üzere içerisinde yaşanılan toplum ise denetim rolünü üstlenmiştir. Anne çocuğa toplum içerisinde bulunmanın gereği olan adab-ı muaşeret kurallarını öğreterek hayata hazırlarken, Baba daha çok teknik yani mesleki bilgileri aktarırdı. Nitekim ailede alınan eğitimin önemine dair Dede Korkut’ta şöyle denilmiştir: “Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul atadan görmeyinçe sufra çekmez. Oğul atanun yeteridür, iki gözinün biridür. Devletli oğul kopsa ocagınun közi dür”. Bu sistem içerisinde çocuk hayata, yeni şartlara ve geleceğe bilgi ve edep açısında hazırlanıp ihtiyaç duyacağı bilgiler, beceriler öğretilmeye çalışılırken aynı zamanda bir şuur olarak mazi yani tarih nakledilirdi. Bu durum çocuğa kim olduğunu ne olması gerektiğini öğretirken müthiş bir şekilde kültür, tarih, medeniyet, dil, inanç ve coğrafya bağlamında bir aidiyet duygusu oluştururdu. Müesseseleşmiş okulların somut olarak varlığı bilinmese de, eski boy yaşantısında belirli alanların eğitim ve öğretime tahsis edildiği rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca gerek Göktürkler gerekse Uygurlardan kalma ülkenin meskun birçok noktasına dikilmiş yazıt bulunması, varlığı bilinen takvimin Göktürkler döneminde ıslah edilerek geliştirilmesi gibi unsurlar eski Türk toplumunda yazının genel kullanımına ve hatırı sayılır entelektüel zümrenin varlığı ile okuryazar oranının ciddi manada yüksekliğine delalet addedilmiştir. Tarih şuurunu ortaya koyan bu kitabeler aynı zamanda değişik konuları ihtiva eden ders kitapları niteliğinde idiler.

Eski Türklerde çocuk eğitiminin başlangıç noktası ad vermek idi. Doğar doğmaz ana babanın bebeğe verdiği ad gerçek ad olmayıp geçici ad idi. Çocuk, büyüdükçe kabiliyetine veya toplum içerisinde gösterdiği yararlılığa göre kalıcı ad alırdı. Ait oldukları boyun beyi veya din adamı tarafından verilen bu gerçek ad sayesinde adı alan boyun da üyesi kabul edilirdi. Dede Korkut destanlarında, gösterdikleri yararlılıktan ötürü kahramanlara asıl adları Korkut Ata tarafından verilirdi. Dirse Han’ın oğlu, karşısına çıkan bir boğayla dövüşüp onu öldürdükten sonra “Boğaç” adını almıştır. Bay Büre Bey’in oğluna bezirgânların malını soygunculardan kurtarması üzerine Bamsı Beyrek adı verilmiştir. Beyrek’in “Bamsı” adının kahramanlıkla bir ilgisi yoktur, babası oğlunu “Bamsam” diye okşadığı için bu ad konulmuştur. Toplumda genelde kahramanların ad almaları 15-16 yaşlarına girdikten sonra olurdu. Nitekim Kazan Bey hayıflanarak oğlu Uruz’a 16 yaşına girdiği halde “henüz yay çekmedün, ok atmadun, baş kesmedün, kan dökmedin, Kalın Oğuz içinde çuldu almadun” der.

Destanlarda ve anlayışlarda oluşan ad verme geleneğinde hep kahramanlık figürü ön plana çıksa da, aslında gerçek adın daha sonraki yaşlara bırakılması eğitim ve öğretim açısından büyük önem taşımıştır. Bu durum esasında çocuğun gelişimini gözlemleyerek, modern eğitim sistemini andırır şekilde becerilerine göre bir mesleğe bir alana yönelmesini sağlamak içindi. Bu anlayışın yansımasını Oğuz Kağan Destanı’nda da görmek mümkündür. Anlatılanlara göre Oğuz ordusuyla sefere giderken ırmakla karşılaştığında Uluğ Ordu adlı bir er, ağaçlardan kestiği dal ve yapraklarla sal yapar. Su bu salla geçilir ve Oğuz bu becerikli ere Kıpçak Bey adını verir. Yine Çürçek Kağan’la yapılan savaşta o kadar çok ganimet alınır ki, ganimetleri taşımaya öküzler yetmez. Askerler arasından akıllı ve tecrübeli bir er bir araba yapar. Böylece canlı ve de cansız ganimetler taşınır. Oğuz bu arabayı icad eden eri Bey yapar ve kendisine Kanglı adını verir. Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lugat’it Türk’de çocuk terbiyesinde kız ve erkek evlatların anne ve babayı örnek aldıkları, ileride toplumda oynayacakları rolleri onlardan öğrendiklerini söyler. Aynı bağlamda Kaşgarlı Mahmud; Babası ekşi elma yese (bir fenelık yapsa), oğlunun dişi kamaşır, diyerek de baba-oğul etkileşimine dikkat çeker. Kutatgu Bilig’de Yusuf Has Hacib de; senin ay gibi bir oğlun veya kızın doğarsa, onu kendi evinde terbiye et bu işi başka ellere bırakma diyerek eğitim ve öğretim için ilk ve önemli nokta olarak ebeveynin önemine dikkat çekmişlerdir. Eski Türk toplumunda kız çocuğunu anne, oğlan çocuğunu ise baba hayata hazırlardı. Kutatgu Bilig’de; Oğul-kıza bilgi ve edep öğret; bu her iki dünyada da onlar için faydalı olur beytinde de ifade edildiği gibi eski Türk eğitim ve öğretiminde esas maksatlardan birisi toplum içerisinde yaşama kuralları ile hayatta başarıya götürecek bilgiyi öğretmekti. Bu bağlamda Yusuf Has Hacip’in şu ifadeleri de daha önceki beytinde söylediklerini güçlendirmektedir: Küçük çocuğa bak, ona akıl ulaşacaktır; fakat yaşı gelmedikçe, kalemler yürümez; insan bilgisiz doğar ve yaşadıkça öğrenir; bilgi sahibi olunca, her işinde muvaffak olur. Bir memleketi kılıç ile derhal ele geçirmek mümkündür; fakat kalem olmayınca, insan onu elinde tutamaz.

Eski Türklerde eğitim kültüre dayalı bir şekilde gelişirdi. Aileler taşıdıkları her şerefi, beceriyi çocuklarına kazandırmaya gayret gösterirlerdi. Nitekim aile içinde eğitimin amacı, kabiliyetlerini de göz önünde bulundurarak fertlere maziden gelen ailevi davranışları kazandırmayı sağlamaktı. Daha çocukluk devresinden itibaren fert; at terbiyesi, hayvan yetiştiriciliği, bakıcılığı, çadır işleri, giysi üretimi, göçmek, yerleşmek, hayvan otlatmak, ev eşyası, silah yapmak, yemek, içmek, eğlence, yarışma, spor, müzik bilgi ve becerilerini kazanmayı, hepsinden öte iyi bir savaşçı-kahraman süvari olabilecek eğitimi aile içinde öğrenmeye ve talim etmeye başlardı. Ayrıca meslekî eğitimde şüphesiz usta-çırak ilişkisi de çocuğun yetiştirilmesinde mühim yer tutardı. Çünkü Türk toplum yapısında liyakat babadan oğla geçmezdi. Bu nedenle Türk eğitim sistemi daima kendisini yaşatacak insan tipini yetiştirmek, her çocuk da cemiyet/Boy içerisindeki adını, yerini kendisi kazanmak mecburiyetindeydi. Henüz ayakta durabilecek bir Türk çocuğunun yanında eyerlenmiş bir at bulunurdu. Geleceğin okçu Türk savaşçısı daha çocuk çağında eğitimlere başlar, koyun sırtında biniciliği dener, önce sincap, gelincik ve kuşlara, sonra da tilki ve tavşanlara ok atarak atıcılığa alışır, büyüdüğü zaman da mükemmel bir atlı muharip olurdu. Gelişime açık Türk toplumunda kişi çocukluktan itibaren aldığı eğitimi, bilgisi ve becerileri sayesinde askerî ve sivil bürokraside görev alır, en tepe noktalara kadar yükselebilirdi.

Türklerde eğitim ve öğretimin vazgeçilmez temel öğelerinden birisini de ata ve töre anlayışı oluşturmuştur. Eğitim-öğretimden maksat insanın tarihini, atasını, kimliğini oluşturan dili ve dini başta olmak üzere değerlerini yani ait olduğu dünyayı bilmesi ile hayat kaynağı tefekkür dünyası ile töresini ve bunları kaybettiğinde de başına neler gelebileceğini unutmamasını sağlamaktı. Çünkü eski Türk anlayışında unutmak, başkalaşmak ve dönüşmek yok olmak, ölmekle bir tutulurdu. Bunu en güzel ifade eden Orhun Abidelerinde geçen şu satırlar olmuştur: "Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edivermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edivermiş. Çin kağanına ilini, töresini alıvermiş. Türk halkı kitlesi şöyle demiş: ‘’İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. … Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş’’.

Netice itibariyle; sivil ve askerî alanın iç içe geçtiği eski Türklerde, hayat tarzının gereği olarak aileden başlayarak içinde bulunulan toplum çocuklar için büyük bir okuldu. Bu okuldaki eğitim sisteminin esası teoriden çok ameli yani yaşayarak öğrenmeye dayanmaktaydı. En önemli sorumluluk ve rolün anne-baba ile her obada varlığı bilinen Aksakallılara verildiği eğitimde gaye; çocuklara millî-dinî değerleri aşılayarak hayatı kolaylaştıracak bilgileri öğretmek, adeta toplumun arşivi ve hafızası olan tecrübeleri aktarmak, onları askerlik başta olmak üzere kabiliyet ve isteklerine göre mesleklere, işlere yönlendirmekti. Çocukları-gençleri dünü unutmayacak, bugünde yaşamayı sağlayacak, yarında var olmayı gerekli kılacak şekilde donanımlı hale getirmek ve “Tay yetişirse at dinlenir, oğul yetişirse baba dinlenir” atasözünde ifade edildiği gibi devleti rahatlatacak her sahada yetişmiş insan gücü oluşturmaktı.

Dr. Öğretim Üyesi Ali Ahmetbeyoğlu

Alıntı/Kaynak: http://www.tesistanbul10.org/eski-turklerde-cocuk-egitimi-y3

20200317

“Oynayan Deyimler”  projesine TÜBİTAK desteği!

“Oynayan Deyimler”  projesine TÜBİTAK desteği!

Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencileri Emine Nur Korkut ve Safa Yaman’ın hazırladığı, işitme engelli öğrenciler için deyim öğretiminin kolaylaşmasını sağlamayı amaçlayan   “Oynayan Deyimler”  projesi TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.

Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Gizem Engin ve genç öğretmen adayları Emine Nur Korkut ve Safa Yaman’ı makamında ağırlayan EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, proje ekibini çalışmaları dolayısıyla tebrik etti.Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Gizem Engin danışmanlığında ikinci sınıf öğrencilerinden Emine Nur Korkut ve Safa Yaman’ın hazırladığı “Oynayan Deyimler” adlı proje, “2209A TÜBİTAK-Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı” kapsamında desteklenmeye hak kazandı.

Projenin amacından bahseden Dr. Öğr. Üyesi Gizem Engin, “İşitme engelli öğrenciler için deyim öğretiminin kolaylaşmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Projede İlkokul Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda yer alan;  adalet, dostluk, dürüstlük, özdenetim, sabır, sevgi, saygı, sorumluluk, yardımlaşma, vatanseverlik gibi kök değerleri yansıtan deyimlerin öğrenilmesini kolaylaştırmayı hedefledik. Bu amaç doğrultusunda seçilen deyimleri anlatan senaryoların yazılması,  canlandırılması, video çekimlerinin yapılması, alt yazıların eklenmesi ve videoların paylaşıma açılmasını proje doğrultusunda gerçekleştireceğiz” diye konuştu.  

Projenin aşamaları ile ilgili bilgi veren  Dr. Öğr. Üyesi Gizem Engin “Öğrencilerimiz,  formu doldurdular, hazırladılar ve bana projeyi yüklemek istediklerini söylediler. Projeyi yükledikten sonra değerlendirme aşaması uzun sürdü. TÜBİTAK proje sonuçlarını açıklayana kadar heyecanlı bir bekleyiş oldu. Açıklandığı zaman hep beraber çok sevindik. Sonrasında nasıl bir yol izleyeceğimizi konuşmak için toplandık. Sağ olsun Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak da bizi destekledi ve tebrik etti. Öğrencilerimizin önlerinde iki yıl daha var ve şimdiden gelecekte ne projeler çıkarabileceklerini düşünüyoruz. Daha iyi projeler yazacağız, bu bir başlangıç. Lisans öğrencilerinin bu tarz projelere yöneliyor olması bizim için de çok gurur verici” dedi.

“Oynayan Deyimler” adlı projenin  amaçlarını anlatan proje yürütücüsü Emine Nur Korkut, “Projeye başlamadan önce bu konu ile ilgili ders aldık. Proje konusu olarak son dönemde engelli öğrencilerin deyimleri öğreniminin kolaylaştırılması üzerine yoğunlaştık ve projeyi yürütürken grupça sürekli iletişim halinde araştırmalar yaptık. Projeyi yolladıktan sonra heyecanlı bir bekleyiş başladı. Proje açıklandıktan sonra ikincisi sınıf öğrencisi olarak bu başarıyı elde etmek bizi çok sevindirdi” diye konuştu.

Projenin araştırmacılığını üstlenen Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği ikinci sınıf öğrencisi Safa Yaman ise “Hocamızla görüştükten sonra biz bu projenin gerçekten bir alana hizmet edeceğini düşündük. Arkadaşlarımızla karşılıklı toplantılar yaptık, çok çalıştık, emek verdik. Hocamızla haftada iki defa toplantı yaptık ama online 7-24 iletişim halindeydik. Sonrasında biz projeyi şekillendirdik” dedi.

Alıntı/Kaynak: https://www.medyaege.com.tr/oynayan-deyimler-projesine-tubitak-destegi-136946h.htm

20200202

📚 Koyun Besleyerek Bugüne Kadar 3000 Kitap Okumuş Bir Kadın: Bedriye Engin

Koyun Besleyerek Bugüne Kadar 3000 Kitap Okumuş Bir Kadın: Bedriye Engin
Küçüklüğünden bu yana kitapların büyülü dünyasına kendini kaptırmış olan Bedriye Engin, Bilecik’e bağlı Gölpazarı ilçesinin Kurşunlu köyünde yaşıyor.

Bir köylü olarak yetiştiğini vurguluyor. Köyünden dışarı hiç çıkmamış. Zorlu yaşam şartları altında da hiç yılmamış. Kitap okumak için ise ayrı bir zamanı bile olmamış ama kitaplardan da asla vazgeçmemiş.


Hayatını köyde hayvancılıkla, arıcılıkla uğraşarak geçiren ‘sıra dışı’ okurumuz en yoğun olduğu zamanlar bile en az 3 kitap okumayı ihmal etmiyor.

...

Koyunlarıyla Kitap Okuyor


Kitap okuma alışkanlığı küçük yaşlarda edinmiş olan Bedriye Engin, köy hayatının uğraşısında okumaya yer bulmak için koyun otlatıyor.

Hikayesini ise şu şekilde anlarıyor:

"Baktım komşu bir kadın hem yün eğiriyor hem de koyunlarını güdüyor. O zaman dedim benim koyun edinmem lazım acilen. İkiz koyun buldum onları çoğalttım, sadece kitap okumak için. Büyükbaş hayvanlarımın yanında 17 yıl küçükbaş hayvan baktım ama ben sadece kitaplarla mutlu oldum. Hayatımda sadece kitap vardı, tarlada kitap okurken dinlenirdim."


Bilecik Kütüphanesini aktif olarak kullanan okurumuz, kütüphane müdürüyle pazar tezgahında satış yaparken tanışmış. Tezgahını bırakarak okumaya gittiği kütüphaneye her gidişinde 10-15 kitap alarak evinin yolunu tutuyormuş. Bilecik Kütüphanesi tarafından “En Çok Kitap Okuyan Yetişkin” ödülüne layık görülmüş.

Bugüne kadar yaklaşık 3 bin kitap okuduğunu belirten yetişkin okurumuz, 2013 yılında da Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından ‘Sıra dışı okur’ seçilmiş.

...

Kaybetmeden okuyun.


"Uyumak için değil uyanmak için kitap okuyun" diyor okurumuz, kitap okumanın hayatını şekillendirdiğini imkansızlık değil istekle başarıya ulaşıldığını vurguluyor. Çeşitli üniversitelerde konuşmacı olarak yer aldığında öğrencilere her şeyin diploma olmadığını, okumanın hayatlarında yer tutması gerektiğini dile getiriyor.


Konuşmalarında dile getirdiği bir başka konu ise Kadınların Toplumdaki Yeri ve Toplum Üzerindeki Etkisi. Herkesin okuması gerektiğini vurgulayan Engin, en çok kadınlar okusun diyor.

Kitap, kadın ve hayat üçlemesini şu şekilde dile getiriyor:

“Kadınların mutlaka okuması lazım. Hem de çok okumalılar. Evde evlilik programları izlemek yerine kitap okusunlar. Okumayan kadınlara o kadar acıyorum ki çünkü ne kaybettiklerinin farkında değiller. Ben kitap okumaya başladığımda on an köyümden ayrılıyorum. O kitapta ne yazılmışsa, İrlanda mı? Almanya mı? orada oluyorum. Kitabı kapattığımda ise köyüme dönüyorum. Evdeki kitaplığımda yüzlerce kitabım bulunuyor.”

TRT Haber'deki bir programda uzunca kendi hikayesini anlattığı bir röportajı da var. Dilerseniz hikayesini kendisinden de dinleyebilirsiniz:


En Çok Okunanlardan...