Kutadgu Bilig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kutadgu Bilig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260314

📖"Saadeti ürkek bir geyik say."



 "Saadeti ürkek bir geyik say."

Kutadgu Bilig | Yusuf Has Hacib

Alıntı: :Pulse Aesthetic @PulseAesthetic


20250124

''Benim kozmik şifrem Kutadgu Bilig’dir....'' - Prof. Dr. Aziz Sancar

 

''Benim kozmik şifrem Kutadgu Bilig’dir. Ortak değerlerimiz ve kolektif bilincimizi koruyarak bilim ve teknolojide ilerlediğimizde, dünya Türk Devletleri’nin gücünü daha net görecektir.

Gençlerimizi bu ruh ile inşa edebilirsek, Türk Dünyası sadece bilimde değil, her alanda insanlığa liderlik edecektir. Bu Kızılelma’dır.''

- Prof. Dr. Aziz Sancar


20240630

Edebi Bilginin Filozofu Yusuf Has Hacip

 


*****
Yusuf Has Hacib

M.S. 1017 yılında, Karahanlı Devleti’nin Balasagun şehrinde dünyaya geldi. İyi bir eğitim gördü. Çağının geçerli bilimlerinin yanı sıra Arapça ve Farsça da öğrendi. Karahanlı Devleti zamanında yaşadı. Temel eğitimini Balasagun’da aldı ve uzunca bir süre Balasagunlu Yusuf olarak anıldı.

On sekiz ay boyunca çalıştı ve 1070 yılında Kutadgu Bilig adlı eserini Karahanlı Devleti Hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a sundu. Kitabı okuyan Ulu Kara Buğra Han, Balasagunlu Yusuf'a, 'Has Hacip' unvanını verdi ve onu Kaşgar’da vezir yardımcısı olarak görevlendirdi.

Türk edebiyatının ilk siyasetname ve ilk mesnevisi olma özelliğini taşıyan Kutadgu Bilig, “Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelir. 6645 beyitlik bir eserdir. Allah’a hamt, Peygamber’e ve Dört Halife’ye teşekkürle başlar.

Kutadgu Bilig’in Uygur dilinde olan ilk nüshası 1439’da Herat’ta bulundu. Kitabın ilk baskısı 1900’de Radloff tarafından yapıldı.

Yusuf Has Hacib, Türk edebiyatındaki ilk siyasetname ve ilk mesneviyi yazmasının yanı sıra Türk edebiyatındaki ilk nazım şeklini kullandı. Bu nazım şekli, mesnevi idi.

“Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelen eserini adı (Kutadgu Biligüzerinde, okuyanlara mutluluk vermesi adına kaleme aldı. Bu mutluluk, yalnızca maddi âlemdeki mutluluk ile sınırlı kalmamakla birlikte ölüm sonrası âlemi de kapsadı. Yusuf Has Hacib, eserinin bir bölümünde amaçlarını şu şekilde belirtti: 
“Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim,düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur. Önce Gündoğdu’yu tanıtayım. O hükümdardır, doğru yasayı (töre) temsil eder. Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar, o da mutluluğun (kut) temsilcisidir. Öğüdülmüş aklı, Odgurmuş akıbeti temsil eder. Ben sözlerimi bu dört değer (doğru yasa, mutluluk, akıl, akıbet) üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın, dikkat et.”

Yusuf Has Hacib, eserinde bilimin değerini de tartıştı. Ona göre âlimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır. İlim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle âlimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir âlimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Âlimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.

Yusuf Has Hacib, astronomi bilimini öğrenmek isteyenlerin önce geometri ve hesap kapısından geçmesi gerektiğini savundu. Ona göre aritmetik ve cebir, insanı kemâle ulaştırır; toplama, çıkarma, çarpma, bölme, bir sayının iki katını, yarısını ve kare kökünü alma işlemlerini bilen, yedi kat göğü avucunun içinde tutar. Her şey hesaba dayanır.

Bir siyasetname veya nasihatname olarak nitelendirilebilecek olan Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib ve onun içinde yetiştiği çevrenin ilmî, felsefî birikimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Eserde Platon’un devlet ve toplum anlayışı çok iyi bilinmekte ve uygulanmaya çalışılmaktadır. Bilimin ve bilginlerin değeri anlaşılmaktadır; bilim, güvenilir bir rehber olarak görülmektedir.

1077 yılında Kaşgar’da vefat etti. Türbesi bu kenttedir.

Kaynak/Alıntı : https://yasamoykusu.com/biyografi/yusuf-has-hacib

20230219

📰✍️ Kutadgu Bilig’deki Kerim Devlet - Doğu Perinçek

Devlet, toplumun sınıflara bölünmesinin ürünüdür. Bu nedenle devlet her zaman hâkim sınıfın devletidir. Hâkim sınıf, eski Yunan ve Roma’daki gibi köle sahipleri olabilir, Ortaçağdaki gibi feodal beyler olabilir, kapitalizm dönemindeki gibi sermaye sahipleri veya emperyalizm döneminde tekelci mali sermaye olabilir. Günümüz Çin’inde ise hâkim konumda olan emekçi halktır.

Devlet, hâkim sınıfın silah tekeline sahip olan örgütüdür. Bu gerçeği unutmaksızın devletler hakkında “Kerim Devlet” ve “Ceberrut Devlet” gibi sınıflandırma ve nitelemeler de olmuştur.

TÜRK KAVMİNİN İKİ BİN YILLIK DEVLETLEŞME ATAKLARI

Türk Kavminin MÖ 1000’den MS 1000’e uzanan iki bin yıllık devletleşme ataklarına baktığımız zaman, Kerim Devletin dikkate değer örneklerini görüyoruz. Kuşkusuz bunun toplumsal-ekonomik temelleri vardır.  Türklerde devlet, Mısır, Eski Yunan ve Roma’daki gibi çok gelişmiş meta ekonomisi zemininde kurulmadı. Anılan Akdeniz uygarlıklarında ticaret ve para ekonomisi o kadar gelişmişti ki, insanlar da alınır satılır meta haline getirilmişti. Köleci sistem, devletin zorbalıkta aşırılaşmasının toplumsal-ekonomik koşullarını oluşturdu.

KERİM DEVLETİN TOPLUMSAL-EKONOMİK TEMELİ

Türklerin Sakalar (İskitler) ve Hiungnulardan (Hunlardan) başlayarak Sienbeiler, Göktürkler, Kırgızlar, Karluklar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, İdil Bulgarları, Memlükler, Osmanlılar, Altınordu, Babür Hakanlığı vb diye devam eden devlet kurma süreçlerinde, eski Yunan ve Roma’daki gibi derin sınıfsal bölünmeler görülmüyor. Özellikle MS 11. yüzyıla kadarki devlet tecrübeleri Batılı tarihçilerin kimileri tarafından “konfederasyonlar” diye nitelendirildi. Bu devletlerde, Oğuzlardaki isimlendirmeyle “bey, el ve gün” sınıfları arasında aşırı devlet tahakkümüne zemin oluşturacak derin karşıtlıklar yoktu. O nedenle bu devletleri “Kerim Devlet” diye niteleyenler, tarihsel gerçeğe değinmiş olurlar. Nitekim Devlet Teorisi üzerine eser üretmiş olan Türk bilginleri de bu gerçeği vurgulamışlardır. Dahası Türklerde devlet geleneğini Kerim Devlet ile özdeşleştiren tezler de ileri sürülmüştür. Bunlardan en yaygın bilineni Kemal Tahir’dir. Devlet Ana gibi romanlarında bu teoriyi edebi metinler haline getirdi. Büyüğümüz Hikmet Kıvılcımlı’nın Türk tarihine ilişkin devlet ve ordu teorileri de Kerim Devlet sınıflaması içinde nitelenebilir.

TÜRKLERDE DEVLET TEORİSİNİN YÜZYILI

Çin’i bir kenara bırakırsak, Asya’da devlet teorisinin yüzyılı, 11. yüzyılıdır. Kuşkusuz 8. yüzyılın Orhon Yazıtları’nda da devlet teorisi vardır. 11. yüzyılda 1069-1070 yıllarında Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig ve 1086-1092 yıllarında Nizamülmülk’ün kaleme aldığı Siyasetnâme, devlet teorisinin dünya ölçeğinde kurucu eserleri arasında özel bir yere sahiptir.

Şaşırtıcı olan bir şey yok. Çünkü Türkler kökleri MÖ 3000’lere uzanan Atlı Çoban Kültürünün oluşturduğu örgütlenme ve silahlı güç birikiminden kuvvet alan devletleşme pratiklerinden geliyorlardı. O tecrübeler, en zengin teorik ürünlerini 11. yüzyılda verdi. Karahanlı Devletinin İkinci Veziri konumundaki Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig, bu açıdan olağanüstü bir eserdir. Etkisi Çin ve Maçin’den İran ve Akdeniz’e kadar yayılmıştır.

Ne yazık ki bugün elimizde yok. Ancak Kutadgu Bilig’in Mukaddemesinden öğrendiğimize göre, daha önce yazılmış Şehnâme-i Türkîler vardı. Zeki Velidî Togan, devlet teorisine ilişkin o birikimi Yusuf Has Hacib’in “yeni bir şekilde tasnif etmiş” olabileceğine değiniyor (Umumî Türk Tarihine Giriş, 1946, s.81).

HALKI GÖZETEN DEVLET

Kutadgu Bilig’deki devlet, Kerim Devlettir. Evet her feodal devlet gibi Yusuf Has Hacib’in teorisini yaptığı devlet de, büyük mülk sahiplerinindir. Ancak beyler ile “karabodun” diye anılan halk arasında çok derin sınıfsal çelişmeler yoktur. Yusuf Has Hacib, beyler sınıfının halka karşı çok önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgular ve halkı gözeten devletin görevlerini etkili bir dille açıklar. Hükümdara ve beyler sınıfına seslenen şu güçlü anlatıma ne buyurulur:

Sen halkı belâdan zulümden koru, iyilik yap;

elinle ve dilinle halkı sevindir.

Sağlığında her şeyi iyilikle karşıla;

malın ve servetin varken, paylaştır ve yedir.

(…)

Bu dünya için kendini ateşe atma;

vücuttan öcünüal, nefsin boynunu kopar.

Sen bu dünyanın beyisin, ona kul olma;

o seni bırakmadan, sen onu dul bırak.

(…)

Başkasının malını alma ve kan dökme;

ölüm döşeğinde insan bu iki günah yüzünden inler.

(…)

Ey hükümdar cimri olma, cömert ol cömert;

cömertliğin adı ebedî kalır, ölmez.

Askere, ata, orduya ve mala güvenme;

ordunun, bu altının, gümüşün sana faydası olmaz.

Kutadgu Bilig, devlet yöneticilerinin ihtişam ve şatafat içinde yaşamalarına karşı doğanın hükmünü hatırlatır. Şu beyitlerde, Yunus Emreleri besleyen geleneği buluyoruz:

Ey devletli hükümdar, saraylar ve köşkler yaptırma;

kara toprağın altında evin hazırdır.

Yüksek, geniş ve süslü sarayların burada kalacak,

sen de inleyerek karanlık toprak evde yatacaksın.

Niçin bu altından gümüşten hazineyi topluyorsun;

senin hissene düşecek şey iki parça bezdir.

(…)

İpek sırma ile örtülen vücudun

kara toprağa serilecektir, ey hakîm

Seni avutan zevklerinle avunan vücudun

kara yerin altında gizlenip sırt üstü yatacaktır.

Sarsmayan, rahvan, küheylan attan inip

acizlik içinde eyersiz bir ağaca bineceksin.

(…)

Harama karışma, zulüm etme,

insan kanı dökme, düşmanlık besleyip kin gütme.

(…)

Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan,

adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır.

11. yüzyılın olağanüstü etkili ve güzel bir dille yazılmış devlet teorisini incelemek istiyorsanız, Kutadgu Bilig’i başucuna koyunuz.

Teori’nin halen bayilerde bulunan Şubat sayısında Kutadgu Bilig’deki devlet teorisi üzerine çok uzun bir incelememizi bulacaksınız. Tarihimizde devlet teorisi üzerine olağanüstü bir teorik birikim olduğunu bilmek, insanda olağanüstü duyguları ateşliyor.

https://magaza.teoridergisi.com

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/kutadgu-biligdeki-kerim-devlet-368457

20210722

Tonga Alp-Er (Alper Tunga)

 

Kutadgu Bilig'den:

"Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beylerinin en iyileri Türk beyidir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur, kutu meşhur Tonga Alp-Er (Alper Tunga) idi. İranlılar ona Efrâsiyab derler.”





20190527

🥗🇹🇷 Türk Yemekleri - Türk Yemek Kültürü 🧿


Türk mutfağı, dünyanın sayılı mutfaklarından biri sayılır. Orta Asya'dan Anadolu'ya geliş sürecinde Türklerin değişikliklere uğrayan aşçılık geleneği, Anadolu'da var olan mutfak kültürüyle zamanla kaynaşmıştır. Bu kaynaşma, çok zengin bir mutfak geleneğinin oluşmasını sağlamıştır.

Eski Türklerde yemek, toplumsal yaşamın önemli bir parçasıydı. Toy denen şölenlerde bol yemek ve içki ikram edilmesi gelenekti. Öte yandan "han" denen hükümdarlar ve beyler, bir tür ziyafetlerde halka yemek yedirirlerdi. Toplu yemeklerde yiyeceğin toplumsal konuma göre paylaşılması söz konusuydu. Eski Türklerde "ülüş" adı verilen bu geleneğe göre, örneğin ortaya getirilen bir kızarmış koyunun neresinden kimin yiyeceği, özellikle Oğuz boyları arasında önceden bilinirdi.

ORTA ASYA'DA MÜSLÜMANLIK ÖNCESİ

Orta Asya'da Türkler, ekip biçmeyle de uğraşmakla birlikte göçebe yaşamın bir parçası olan hayvancılık yapıyorlardı. Bundan dolayı temel besin maddeleri et, süt, yağ ve peynir gibi hayvansal ürünlerdi. Özellikle yoğurt, tek başına da yenmekle birlikte, başka yemeklerde katkı maddesi olarak önemli bir yer tutardı. Yiyecekler arasında önemli bir yeri olan ekmeğin yanı sıra, hamura ve bulgura dayalı yemek çeşitlerinin ana öğesini un ve et oluştururdu. Eski Türk yemeklerinden "tutmaç", mantıya benzeyen ve besin değeri yüksek bir yemekti. "Kavut" denen tatlı da yaygındı ve arpa unu pekmezle karıştırılarak hazırlanırdı. Zengin et yemekleri arasında bumbar (bağırsak dolması), sucuk, kebap çeşitleri, işkembe Çorbası, kavurma, közleme, külleme, pastırma ve yahni çeşitleri sayılabilir.

ORTA ASYA'DA  MÜSLÜMANLIK  SONRASI

Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra, 11. yüzyıl ve sonraki dönemlerden kalma kaynaklara dayanarak Türk mutfağının fazla değişmediği söylenebilir. Kâşgarlı Mahmud'un Divanü Lügati't-Türk adlı sözlüğü ile Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adlı yapıtında yemek çeşitleri ve yeme içme geleneği üzerine bilgiler vardır. Oğuz destanları derlemesi olan Dede Korkut Kitabı'nda da Türk yemekleri adları verilmiştir.

ANADOLU'YA YERLEŞTİKTEN SONRA

Anadolu'ya yerleşen Türkler, eski alışkanlıklarını korumakla birlikte, yeni yemek kültürüyle karşılaştılar. Örneğin Türk mutfağına daha fazla sebze yemeği, balık ve zeytinyağı girdi. 


SARAY MUTFAĞI 

Osmanlı dönemine gelindiğinde Türk mutfağında geleneksel halk mutfağı ile yönetici sınıfın yemek kültüründen söz edilebilir. 15. yüzyıldan başlayarak başkent olan İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nda "Kuşhane" adı verilen mutfakta padişah için özel yemekler pişiriliyordu. Padişahın aile çevresi olan valide sultan, sultanlar, şehzadeler ve haremde yaşayanlar için ise "Has mutfak"ta yemek hazırlanıyordu. Tatlı türünden yiyecekler ise "Helvahane" denilen yerde yapılıyordu. Ayrıca saray görevlileri için yemek pişirilen mutfaklar vardı. O dönemin yemekleri arasında helvâ-yı hâkâni (padişah helvası), hünkârbeğendi, saray kadayıfı, saray ekmeği, vezirparmağı gibi, bazısı günümüzde de yapılmakta olan yemekler vardı.

HALK MUTFAĞI

Daha çok yöresel özellikler taşıyan halk mutfağının yemekleri ise et ve tahıla dayanıyordu. Halk et ve sebzeyi taze olarak tükettiği gibi, kurutarak ve kavurarak saklıyordu. Çeşitli baharatla karıştırılarak pastırma ve sucuk yapılması da eti saklamanın bir yoluydu. İnsanlar sebzeleri ya kendileri yetiştiriyor ya da doğada kendiliğinden yetişenleri topluyorlardı. Sebzeleri et, bulgur, pirinç ve yoğurtla karıştırarak pişiriyorlardı. Osmanlı döneminde, Orta Asya'dan gelen Türkler ile Anadolu'da yaşayan öteki halkların yemek kültürlerinin kaynaşmasıyla Türk mutfağı daha da zenginleşti. Öte yandan Türk yemekleri, başta Balkan ülkeleri olmak üzere imparatorluk sınırları içinde kalan ülkelerde kalıcı izler bıraktı. 

19. YÜZYIL BATILILAŞMA DÖNEMİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılındaki Batılılaşma hareketleri Türk mutfağına da yansıdı. 19. yüzyılda İtalyan ve Fransız yemekleri kendi adlarıyla Türk mutfağına girdi. Aslında Batı yemekleri, Osmanlı sınırları içinde yaşayan öteki halkların da etkisiyle, başta balık olmak üzere karides ve istiridye gibi deniz ürünleri birkaç yüzyıl önceden yavaş yavaş saraya ve zengin konaklarına girmeye başlamıştı.

20.YÜZYIL
 
20. yüzyılda, Batı yemekleri Türk mutfağında daha da yaygınlaştı. Ama köy, kasaba ve küçük kentlerde Türk mutfağı yerel özelliklerini korudu. Günümüz Türk mutfağına özgü yemekleri arasında yoğurt, bulgur, tarhana ve hamur işleri gibi geleneksel yiyeceklerin yanı sıra pilav, dolma, sarmalar ve börek sayılabilir. 

Öte yandan Çin, İtalyan, Fransız, Japon, Rus mutfaklarına özgü yemekler sunan çok sayıda lokanta vardır.

Alıntı/Kaynak: https://www.delinetciler.net/showthread.php?t=117614

20181123

🇹🇷Türk kültüründe öğrenmenin ve öğretmenin önemi

Kişi iki türlüg kişi atanur
Biri ögretigli biri ögrenür
İkide naru barca yılkı sanı
Tilese munı tut tilese anı
Kutadgu Bilig-Yusuf Has Hacip 11.yy

(İki türlü insana insan derler:
Biri öğreten, biri öğrenen.
Bu ikisinden başkasını hep hayvan kabul et,
Hangisini istersen onu seç.)

🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...