Blog Listem

siyasetçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasetçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260812

📖Başbakan Ecevit Misafirini Nasıl Uğurladı? Aslında Kimdi?

Başbakan Ecevit Misafirini Nasıl Uğurladı? Aslında Kimdi?

Gece yarısı… Ankara soğuk.

Bir gazeteci evine dönecek. Fakat birazdan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın makam aracında yaşanacak küçük bir sahne, yıllar sonra bile anlatılmaya devam edecek.

Üstelik hikâyenin en şaşırtıcı kısmı otomobil değil, kimin nereye oturduğuydu.

Uğur Dündar'ın yıllar sonra kaleme aldığı anısına göre olay 1970'li yıllarda yaşandı.

Dündar o dönem TRT Ankara Televizyonu'nda programlar hazırlayıp sunuyordu. Bir akşam, ünlü keman virtüözü Suna Kan ile eşi Faruk Güvenç'in evine gitti. Rahşan ve Bülent Ecevit de o akşam evin konuklarıydı.

Sohbetin ardından Dündar izin isteyip kalkmak istedi.

O sırada Başbakan Bülent Ecevit'in teklifi geldi:

Onu evine bırakacaklardı.

Dündar mahcup olup itiraz etse de Ecevit ısrar etti.

Aşağı indiklerinde kapıda bugünün alışıldık görüntülerinden çok farklı bir manzara vardı.

Uzun bir araç konvoyu yoktu.

Çevrede onlarca koruma görünmüyordu.

Makam aracı ise siyah renkli bir Renault station-wagondu.

Kapıda yalnızca iri yarı Koruma Müdürü Mümtaz Karaduman bekliyordu.

Sonra aracın içindeki yerleşim başladı.

Uğur Dündar ön koltuğa oturtuldu.

Bülent ve Rahşan Ecevit araca geçti.

Peki koruma müdürü?

Mümtaz Karaduman'a otomobilin normal koltuklarında yer kalmamıştı.

O da station-wagonun bagaj bölümüne geçti.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı yola böyle çıktı:

Misafiri önde, kendisi ailesiyle birlikte araçta, koruma müdürü bagaj bölümünde…

Ne uzun bir konvoy vardı ne de yolu birbirine katan bir gösteri.

Fakat hikâye burada da bitmedi.

Araç, Uğur Dündar'ın Kennedy Caddesi'ndeki evinin önüne geldiğinde Dündar kapıyı açmak için uzandı.

Bülent Ecevit ondan önce davrandı.

Araçtan indi ve misafirinin kapısını kendi eliyle açtı.

Dündar, yıllar sonra bu anıyı anlatırken o gece yaşadığı mahcubiyeti de özellikle hatırlatacaktı.

Rahşan Ecevit ise otomobilin içinden, kendilerini ziyaret ettiği için Dündar'a teşekkür etti.

Sonra siyah Renault gecenin içinde uzaklaştı.

Bugünden bakıldığında bu hikâyeyi çarpıcı yapan yalnızca eski bir makam otomobili değil.

Bir başbakanın misafirini evine bırakmayı doğal görmesi…

Kapısını açması…

Ve bütün bunların büyük bir gösteriye dönüşmeden yaşanabilmesi.

Elbette siyasetçiler, dönemler ve güvenlik şartları değişir. Bugünün güvenlik uygulamalarını yalnızca tek bir eski anıyla kıyaslamak da eksik kalır.

Ama Uğur Dündar'ın bizzat aktardığı bu küçük sahne, Bülent Ecevit'in kamuoyunda neden yıllarca mütevazı kişiliğiyle de hatırlandığını anlatan güçlü örneklerden biri olarak kaldı.

Bazen bir insanın makamla ilişkisini uzun konuşmalar değil, küçücük bir hareket anlatır.

Bir Renault station-wagon…

Bagaj bölümüne geçen bir koruma müdürü…

Ve gece yarısı misafirinin kapısını açan bir başbakan.

Bülent Ecevit.


-Alıntı

20260708

🎞️🗣️🎙️ 🇹🇷Türk Aydınları: ASLINDA BEN 7 - DOĞU PERİNÇEK

 

''Aslında Ben" serisinin yeni bölümünde konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek. 

Siyasetin içinde geçen onlarca yılın ardından; bugüne kadar pek duyulmamış anılarını, Müsavat Dervişoğlu ile ilgili iddialarını ve "O ekibin başındaydı" dediği dönemi anlatıyor. 

Programda  geçmişe dair siyasi tartışmaların yanı sıra Doğu Perinçek’in özel hayatına ilişkin detaylar ve seslendirdiği bir şarkı da yer alıyor.''

Alev Olgay 

00:00 GİRİŞ

01:45 Alev Olgay, Doğu Perinçek’in evine konuk oluyor 

02:35 Yazarlık serüveni: "60 kitabım var" 

04:10 Doğu Perinçek nerede doğdu, nasıl bir ailede büyüdü? 

06:05 Babası Sadık Perinçek ve çocukluk yılları 

08:00 Tarih merakı nasıl başladı? 

09:10 İlkokul yılları: "Düz duvara tırmanan en yaramaz çocuk bendim" 

10:10 Arkadaşlık ve sadakat üzerine 

11:05 Çocukluk anıları: Kovboyculuk yerine Türkçülük oyunları 

12:45 Babasıyla siyasi görüş ayrılığı yaşadı mı? 

14:50 Cezaevi yılları: "5 kuşakla cezaevini paylaştım" 

16:40 Ölümle burun buruna geldiği anlar 

18:25 Hayat arkadaşı Şule Perinçek: "Beni ben yapan insandır" 

19:15 Hayatını değiştiren en kritik karar: Bilimsel sosyalizm 

21:15 "Her işim yanlış benim" - Yunus Emre

22:50 "Derin devlet misiniz?" sorusuna çarpıcı yanıt 

26:15 Sol fraksiyon çatışmaları ve Aydınlık dergisi süreci 

30:15 PKK'nın kuruluşu ve sol içi kavgalar üzerine iddialar 

36:40 Altılı Masa ve İYİ Parti analizi: "Atlantik güdümlü mü?" 

37:30 Müsavat Dervişoğlu ve Meral Akşener hakkında sert açıklamalar 

38:10 Dervişoğlu ile ilgili iddiası - "O ekibin başındaydı"

40:10 Pişmanlıkları ve hataları var mı? 

41:40 Doğu Perinçek ne zaman ağladı?

42:15 Hayata bakışı: "Hayat biraz şakadır" 

44:40 Müzik tutkusu ve sevdiği türküler 

45:15 Doğu Perinçek'ten canlı performans: "Kemaliye Türküsü" 

47:40 En sevdiği filmler ve diziler 

48:40 Çocukları "Onlarla gurur duyuyorum" 

50:20 Galatasaray tutkusu ve Fenerbahçe rekabeti yorumu 

51:10 KAPANIŞ

20250428

📖 Sanatçı Levent Kırca'nın devlet adamı Süleyman Demirel'le ilgili çok değerli hatırası

BUGÜNE KADAR BENİ YERİN DİBİNE SOKTUN; MANİ Mİ OLDUK  ?

Levent Kırca anlatıyor :

"Süleyman Demirel Başbakan.

‘Gereği Düşünüldü’ isimli bir müzikal oynuyoruz.

Yer yerinden oynuyor. İnanılmaz ilgi görüyor.

Yenikapı'daki Hürriyet Çadırı'nda günde 3.500 kişiye oynuyoruz.

Sert bir kış; çok kar yağdı.Çadırın bir kısmı çöktü. 

Oyunlar durdu.Çadırı onarıp yeniden başlamam lazım! Ancak para gerekiyor.Kredileri de bankalar

bu kadar kolay vermiyor.’

Başbakan Süleyman Demirel'den randevu aldım.

Kendisiyle Başbakanlık Konutu'nda buluştuk.

Durumu anlattım.

"Yardımcı olun da, bir bankadan kredi çekeyim!' dedim.

Dedi ki: 

‘Kredi çekersen ezilirsin, üzülürsün. Müsaade edersen bu parayı sana ben ödeyeyim. Geri vermene de gerek yok."

Telefonu kaldırdı. Kalem-i Mahsus Müdürü'ne,

‘Bana çek defterimi getir’ dedi.

Söz konusu paranın miktarı, o günkü 1 trilyon, ( bu günün 1 milyonu) civarında İdi.

Süleyman Bey'le karşılıklı oturuyoruz. Çaylarımızı yudumluyoruz ve çek defterinin gelmesini bekliyoruz. Ben düşünüyorum. Ve kararımı verdim!

Süleyman Demirel'e dedim ki:

‘Eğer darılmazsanız; ben bu parayı sizden alamam."

"Neden?’ dedi.

‘Ben sizinle aynı görüşte değilim. Üstelik böyle bir para sizi eleştirmeme mani olur..!"

Demirel bana:

‘Bugüne kadar oynadın. Beni yerin dibine soktun; sana mani mi olduk? Al parayı git gene oyna" dedi.

Nezaketine teşekkür ettim. Parayı almadan Başbakanlık Konutu'nu terk ettim.

Kardeşi Hacı Ali Demirel'i arayıp bu davranışımdan ötürü, bana hayran kaldığını belirtmiş.

Daha sonraki yıllarda eşi Nazmiye Hanım'la gelip bütün oyunlarımızı seyretti. Açtığım tiyatroların açılışlarını yapıp, kurdelesini kesti.

Farklı bir hoşgörüye sahipti. Birkaç kez hastalanıp hastaneye yattım. Beni ilk arayan o oldu. Oynadıklarım, ona karşı eleştirilerim nedeniyle ne bana dokundu ne de yasaklama getirdi.

Dahası cumhurbaşkanıyken, ‘Olacak O Kadar’ programı için ‘Türkiye'nin gerçeklerini yansıttı ve ülke gündemine katkı sağladı’ diyerek beni 

‘Devlet Sanatçısı’ yaptı.  

Sözün Özü.;

İnsanlar birbirlerine, fikirlerine, düşüncelerine karşı olsa da sanatta birleşebilirler..."

NOT: VATANSEVER USTA SANATÇIMIZ LEVENT KIRCA'NIN 'DEVLET SANATÇISI'  ÜNVANI 2015 YILINDA SİYASİ NEDENLERDEN DOLAYI GERİ ALINDI...

20230111

🎞Mustafa Kemal 1920'de ne demişti? İşte Atatürk'ün subaylara yaptığı o konuşma!

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türk ordusunu hedef alan sözlerine, Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Doğu Perinçek, Atatürk'ün 1920'de Türk subaylarına yaptığı konuşmayı hatırlatarak cevap verdi. Atatürk'ün 1920'de Türk subaylarına ne dedi? İşte Atatürk'ün subaylara bilinmeyen hitabı...

Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Dr. Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisinin grup toplantısında Türk ordusunu hedef alan açıklamalarına Ulusal Kanal ekranlarında yayınlanan Çıkış Yolu programında yanıt verdi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, t e r ö r le mücadelede destan yazan Türk ordusunun komuta kademesini hedef almış, 

''Etrafınıza siyaset koridorlarında kariyer devşiren askerler koyarsınız elinizde bol yıldızlı, apoletli Orta Doğu üniformaları kalır. Unutmayın ki bol bol apoletli Orta Doğu askerleri savaşlardan, cephelerden kaçtılar. Kariyerist kafadan asla hayır gelmez. Onun için komuta kademesi haddini bilsin. Siyaset askerin işi değildir. Herkes haddini bilecek, Herkes bulunduğu makamın ne olduğunu bilecek. Siyaset mi yapmak istiyorlar? Çıkarsınlar o kutsal üniformaları, dizilsinler Erdoğan'ın yanına, Perinçek'e de takılsınlar, Erdoğan artık o dünyaların adamı beraber olsunlar.’' 

ifadelerini kullanmıştı.

Çıkış Yolu'nda konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Doğu Perinçek, ''Kılıçdaroğlu bu konuşmasıyla Türk subayına düşman olduğunu göstermiştir" ifadelerini kullandı.

Perinçek, 

“.... Kılıçdaroğlu, savaşan Türk ordusuna ve Türk komutanlarına, subaylarına karşı açıkça savaş ilanıdır. Kılıçdaroğlu bir oyuncak kuvvettir. Hangi güç adına Türk ordusuna, Türk komutanlarına karşı ‘haddinizi bilin’ diyor. Kimsin sen? Türk komutanlarına haddinizi bilin diyeceksin!” 

dedi.

ATATÜRK'ÜN SUBAYLARA HİTABEN KONUŞMASINI HATIRLATTI

Doğu Perinçek, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920 yılında Afyon’da subaylara yaptığı konuşmayı hatırlatarak Kılıçdaroğlu’nun Türk subaylarını ve Türk komutanlarını düşman ilan ettiğini vurguladı.

Mustafa Kemal Atatürk, 1920'de Türk subaylarına ne dedi? Atatürk'ün subaylara bilinmeyen hitabı ne?

İşte Atatürk'ün o konuşması:


"Efendiler!

Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.

Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.

Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.

Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır.” O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.

Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır."

Alıntı/Kaynak: https://www.ulusal.com.tr/siyaset/mustafa-kemal-1920de-ne-demisti-iste-ataturkun-subaylara-yaptigi-o-konusma-ataturk-subaylara-ne-dedi-iste-ataturkun-subaylara-bilinmeyen-hitabi-15012484 

20200420

'Vatanın adamı'

''Politikanın adamları, vatanın adamına dokunmaya kalkışmasınlar. Çünkü ona uzanan hançerin ucu, hepimizin canında derin bir noktaya batıyor. Bu neslin bu şan ve şereften daha fazla kıskanacak nesi var?'' 

-Falih Rıfkı Atay, Halk ve Mustafa Kemal, 1922.




20191119

❤️ 💌 Bir aşk mektubu...

Bir aşk mektubu... 
''Türkiye böylesine bir aşk mektubu 
yazan ve yazdıran güzel insanlarla dolu güzel bir memleket!
Sanat ve siyaset birbirine yabancı olmamalıdır. Ortak noktaları o kadar çoktur ki. İkisi de önce vatan için olmalıdır. Birlik ve beraberlik varsa, içinde zaten insanlık vardır. Sürekli olumsuzluklara odaklanmak, ayrışmak Türk kültürünün ürünü Anadolu hümanizmasındaki böyle güzellikleri görmemize engel olur. Sanatın ustasıyla siyasetin ustasını böyle bir hatıra fotoğrafında görmek bile insana umut veriyor.''
Alp Icoz

20190219

📷 Siyasetçi ve Sanatçı



Bülent Ecevit o dönem kendine en ağır eleştirileri yapan 
Levent Kırca'yı konuk ediyor. 
1977

20170609

Yusuf Akçura'nın hayatı




YUSUF AKÇURA

Kazanlı Yusuf Akçura (Tatarca: Yosıf Aqçura
2 Aralık 1876[1] Ulyanovsk, Simbir – 11 Mart 1935, İstanbul), 

Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyasetçi.
  • Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir.
  • TBMM’de 2, 3 ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935’te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır.
  • 1904 yılında yayımladığı Üç Tarzı Siyaset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir.
  • Akçura’nın Türkçü düşünce tarihindeki yeri, çağdaşı olan Ziya Gökalp’in gölgesinde kalmıştır fakat Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel yapısının oluşmasında katkıları olmuştur.
  • Yusuf Akçura’nın Türkçü fikirleri, Sovyetlerin çökmesi ve Orta Asya’daki Türk Devletleri’nin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla yeniden güncellik kazanmıştır.


Hayatı


  • 2 Aralık 1876’da Moskova’nın doğusundaki Ulyanovsk’ta (eski adıyla Simbir) dünyaya geldi.


  • Kazan’a göç etmiş Kırım Türkleri’nden aristokrat bir ailenin mensubu idi.


  • Babası çuha fabrikası sahibi fabrikatör Hasan Bey, annesi Yunusoğulları’ndan Bibi Kamer Banu Hanım idi.


  • 2 yaşında iken babasını kaybetti ve annesi ile birlikte yedi yaşına gelmeden İstanbul’a göç ettiler.


  • Annesi, İstanbul’da Dağıstanlı Osman Bey ile evlendi.


  • Osman Bey, Yusuf’un eğitimi ile yakından ilgilendi, onu asker olmaya teşvik etti.


  • Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenim gördükten sonra 1895 yılında Harbiye Mektebi’ne girdi.


  • Harbiye yıllarında Necip Asım Yazıksız’ın, Velet Çelebi’nin, Bursalı Tahir Bey’in Türkçülüğe ait yazıları ile İsmail Gaspıralı’nın Bahçesaray’da yayımlanan ve bir ara İstanbul’da da dağıtılan Tercüman Gazetesi Türkçülük fikirlerinin oluşmasını etkiledi.


  • 1897’de Malumat Dergisi’nde yayımladığı “Şehabettin Hazret” adlı ilk makalesini Rusya Türkleri ile Osmanlı Türkleri’ni tanıştırma amacıyla kaleme aldı.




Fizan Sürgünü

  • Okulun 2. sınıfında iken Türkçülük hareketlerine katılmaktan dolayı 45 gün ceza aldı.
  • Erkân-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan sonra askeri mahkeme tarafından müebbet olarak Fizan’a sürgün edildi ve askerlikten uzaklaştırıldı.
  • Fizan’a sürgün edilen diğer 83 kişi ile beraber 1899’da Trablusgarp’a ulaştı.
  • Onları Fizan’a gönderecek yol parası bulunamadığından Trablusgarp’ta hapsedildiler.
  • İttihat ve Terakki Partisi’nin girişimleri sonucu bir süre sonra şehir içinde serbest dolaşma izni aldı ve bazı resmi görevler aldı.
  • Aynı yıl, kendisiyle birlikte sürgün edilmiş olan Ahmet Ferit Bey (Tek) ile Fransa’ya kaçtı.


Paris yılları

  • Akçuralı Yusuf, Paris’te üç yıl Siyasal Bilgiler Okulu’na devam etti.
  • Türkçülük fikirleri yaşamının bu döneminde olgunlaştı.
  • Okulda, Albert Sorel gibi ulus öğetisinin üzerinde ısrarla duran profesörlerden ders almıştı.
  • Eski bir Jön Türk olan Türk mülteci Dr. Şerafettin Mağmumi’nin telkinleri de Akçura’nın görüşlerinde etkili oldu.
  • “Osmanlı Devleti Kurumlarının tarihi Üstüne Bir Deneme” adlı tezini vererek okuldan, üçüncülükle mezun oldu.

Kazan yılları
  • 1903 yılında, İstanbul’a dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan’a gitti ve dört yıl kaldı. Tarih, Coğrafya ve Osmanlı Türk Edebiyatı öğretmenliği yaptı.
  • Ahmet Rıza’nın çıkardığı Şurayı Ümmet ve Meşveret gazetelerinde adsız yazıları yayımlandı.
  • Kazan’da iken yazdığı ve onu Türk siyasal hayatında meşhur eden Üç Tarzı Siyaset isimli dizi makalesi 1904 yılında Mısır (Kahire)’da yayımlanan “Türk” adlı gazetede çıktı.
  • Türkçülük akımının manifestosu olarak kabul edilen 32 sayfalık makalesinde Akçura, Osmanlı İmparatorluğu’nun tekrar toparlanabilmesi için üç ana görüşün bulunduğunu (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türk Milliyetçiliği) ve bunlar arasında en uygununun Türk Milliyetçiliği doktrini olduğunu savundu.
  • Akçura, İstanbul’a geldiği 1908’e kadar Kazan’da siyasal ve kültürel faaliyetlerde bulundu.
  • Türkçülük fikrini yaymak üzere “Kazan Muhbiri” adlı bir gazete çıkardı.
  • Gaspıralı İsmail Bey, Alimerdan Bey, Abdürreşit Kadı İbrahimof gibi Türkçülerle birlikte 1905’te “Rusya Müslümanları İttifakı” adında büyük bir parti kurdu.
  • Kuzey Türkleri bu parti sayesinde ilk kez Rus meclisi Duma’ya temsilci gönderdi.
  • Akçura, seçimler bitene kadar hapiste tutulmuştu.

  • 1907’de Rusya’da meclis dağıtılmış, kanunlar Rus olmayanlar aleyhine değişmişti.
  • Bu gelişmelere karşı yayın yapan Akçura tutuklanmak için arandığı sırada Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet’in ilan edildiğini öğrendi.
  • Bunun üzerine işlerini tasfiye edip 1908 yılının Ekim’inde İstanbul’a gitti.



İstanbul’da siyasi faaliyetleri

  • İstanbul’a geldikten sonra Darülfünun’da ve Mülkiye Mektebi’nde öğretmenlik tarih dersleri verdi.
  • Bütün ısrarlara rağmen İttihat ve Terakki Partisi’ne girmedi.
  • 25 Aralık 1908’de İstanbul’da, Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Asım, Bursalı Fuat Raif, Feylesof Rıza Tevfik ve Ahmet Ferit (Tek) ile birlikte Türk Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı.
  • Türk milliyetçilik esasına dayalı ilk dernek olan Türk Derneği’nin ömrü kısa oldu, yerine 18 Ağustos 1911 ‘de Türk Yurdu Derneği kuruldu.
  • Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, Doktor Akil Muhtar Bey ile birlikte Akçuralı Yusuf da kurucular arasında yer aldı ve derneğin yayın organı olan Türk Yurdu Dergisi’ni 17 yıl boyunca idare etti.
  • 1912’de kurulan Türk Ocağı’nın kuruluşunda da aktif rol aldı.
  • Yusuf Akçura, Rusya’daki Türklerin haklarını korumak için de büyük bir siyasi örgüt kurdu.
  • “Rusya Mahkumu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti” adlı örgüt, 1916’da kuruldu.
  • Çeşitli Avrupa ülkelerinde Rusya’daki Türklerin haklarını dile getiren konferanslar verdi.
  • 1918 yılında Rusya’daki Türk esirleri kurtarmak için Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) temsilcisi olarak Rusya’ya gitti ve bir yıl kaldı.


Milli Mücadele Yılları


  • 1919 yılında yurda döndüğünde arkadaşı Ahmet Ferit (Tek) Bey’in kurduğu siyasi bir parti olan Milli Türk Fırkası’na katıldı.
  • Aynı yılın sonunda İngilizler tarafından tutuklandı.
  • 1920’de hapisten çıkınca Ahmet Ferit Bey’in eşi Müfide Ferit’in kız kardeşi Selma Hanım ile evlendi ve Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti.
  • Hariciye Vekâleti’nde (Dışişleri Bakanlığı) Genel Müdür olarak görev yaptı.
  • 1923 yılında İstanbul mebusu seçilerek meclise girdi.




Tarih Çalışmaları

  • 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi’nde siyasi tarih dersleri vermeye başlayan Yusuf Akçura, Mustafa Kemal’in kültür ve politika danışmanı olarak çalışmaktaydı.
  • 1931’de Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşunda görevlendirildi ve ertesi yıl kurumun başına getirildi.
  • Türk Tarih Kongresi’ni yönetti. 1933 Üniversite Reformundan sonra İstanbul Üniversitesi’nde Siyasi Tarih profesörü oldu.
  • Yusuf Akçura, Kars milletvekili iken 11 Mart 1935’te geçirdiği kalp krizi sonucunda İstanbul’da öldü.
  • Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.



Görüşleri

Birinci Türk Tarih Kongresi’nde sunduğu tebliğden:
“Tarih mücerret bir ilim değildir. Tarih hayat içindir; Tarih milletlerin, kavimlerin varlıklarını muhafaza etmek, kuvvetlerini inkişaf ettirmek içindir.”


Eserleri

  • Şurayı Ümmet’te Çıkan Makalelerim


  • Üç Tarzı Siyaset
  • Siyaset ve İktisat
  • Türkçülüğün Tarihi


Kaynaklar

Dr. Cemal Avcı, Yusuf Akçura Hayatı, Eserleri ve Etkileri Uluslararası IV. Türk Kültürü Kongresi Bildirileri (4-7 Kasım 1997), Ankara, 2000, Cilt 3, Sayfa 85-89

Sami YavrucukTürkçülüğün Teorisyeni Yusuf Akçura Yeniçağ Gazetesi

Türk Tarih Kurumu web sitesi Prof. Yusuf Akçura sayfası

Kemal Şenoğlu, “Yusuf Akçura, Kemalizmin İdeoloğu” İstanbul, Kaynak Yayınları, 2009

Türkçülüğün Tarihi, Yusuf Akçura, Kaynak Yayınları, 3. baskı, 2008.



Kaynakça
Makedonya’dan Ortaasya’ya ENVER PAŞA (1908-1914), 
Şevket Süreyya Aydemir, Mart 2005, 9.b., ISBN 975-14-0396-0, 
Cilt II, s:472 dipnot
Çankaya, Ankara, Türkiye

https://abdullahabdurrahman.wordpress.com/2015/03/29/yusuf-akcura-alintidir/

En Çok Okunanlardan...