Blog Listem

Petroglif (kaya resmi) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Petroglif (kaya resmi) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20251207

📰 Kayseri’de insan figürlü kaya resimleri keşfedildi

 


Kayseri’de insan figürlü kaya resimleri keşfedildi

Kayseri'de bir vatandaşın ihbarıyla bulunan ve Neolitik Çağ'a ait olduğu değerlendirilen, insan figürlü kaya resimleri keşfedildi.

Kentteki bir dağlık alanda gezen vatandaş, yamaçtaki kayaların üzerinde fark ettiği resimlerin değerleri olabileceği düşüncesiyle yetkililere bildirdi.

Bölgede yapılan ilk incelemelerde, resimlerin Neolitik Çağ’a ait olduğu değerlendirildi.

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Kayseri Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy, AA muhabirine, yaklaşık 11 yıldır Kayseri’nin yer altı envanteri çalışmasını sürdürdüklerini ancak bu tip örnekle hiç karşılaşmadıklarını söyledi.


Bu resimlerin Kayseri için çok önemli olduğunu vurgulayan Özsoy, şöyle konuştu.

“Kayseri’nin tarihini belki daha da gerilere götürecek. Neolitik Çağ içinde bir yere konumlandırılacak bir buluş veya keşif. Anadolu’nun birçok yerinde örnekleri var. Hakkari, Van, Mersin, Antalya, Çatalhöyük çok meşhurlarından. En batıda da Balıkesir, Aydın ve Muğla arasında Bafa Gölü kayısında Latmos var. Bunlardan en çok ön plana çıkanı ve üzerinde en çok çalışılanı da Çatalhöyük ile Latmos. Latmos’taki resimlere baktığımız zaman onlarla son derece benzeşiyor. Yani bizdeki resimlerde kahverengi renk hakim. Latmos’ta da benzer renkler ön plana çıkmakta. Orada kadın, erkek, aile, doğa ve çevreyle ilgili figürler var. Bunlar üzerine epeyce bir çalışma olmuş. Kayseri’deki de renk olarak benzemekte. Kadın ve erkek figürü olduğu, bu literatüre düşmüş çalışmalardan karşılaştırma yapıldığı zaman gerçekten çok benziyor. Özellikle ‘T’ harfine benzeyen figürler var. İster kadın, ister erkek, ister aile olsun çok fazla çalışma isteyecek.”

Özsoy, resimlerin oyma şeklinde mi ya da boyayla mı duvarlara nakşedildiği gibi konuların net olmadığını anlatarak, bunlarla ilgili detaylı araştırmaların tamamlanması gerektiğini dile getirdi.

Bölgede başka figürlerin olup olmadığı konusunda gerekli araştırmaların yapılması gerektiğine dikkati çeken Özsoy, “Şu anda fark edebildiğimiz bütün mağara resimlerinde ve özellikle Anadolu’da karşımıza çıkan hematit minerali ve taşla kilin karıştırılarak bir çeşit boya elde edilmesi, bununla duvarlara çeşitli figürlerin yapılması. Bu noktalar şu aşamada açık değil, ileride açıklamak durumunda kalacağız.” diye konuştu.

‘YANKI UYANDIRACAKTIR’

Tarihlendirmede birçok etkene bakıldığını anlatan Özsoy, şöyle devam etti:

“Boya veya oyma olup olmayışına, figürlerin neyi temsil ettiğine ve benzeşmeye göre bir tarihleme yapılabiliyor. Tam raporlar yazıldığı zaman veya bununla ilgili uzmanlar çalışmaya başladığı zaman muhtemelen uluslararası arenada da yankı uyandıracaktır. Formundan, kullanılan boya tarzından, figürlerin şeklinden uzmanlar bir tarihleme çıkaracaktır fakat tarih öncesi zamana tarihlendirilmesi mümkün gözüküyor. Latmos dersek Latmos’la çağdaş bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Hakkari ile veya belki de Göbeklitepe’yle. Gönül ister ki Göbeklitepe ile çağdaş olsun. Kesin bir şey söyleyememekle beraber, Neolitik Çağ’ın milattan önce 10 bin yılından başladığını düşünürsek, yazının bulunuşuna kadarki arada bir yerde. Kabaca 6 bin yıl civarı gibi dersek yanlış söylememiş oluruz.”

Özsoy, resimlerin bir sanatçı ya da bölgede yaşayan bir aile bireyleri tarafından çizilmiş olabileceğini dile getirdi.

Duyarlı insanların bu tip değerlerin ortaya çıkmasında önemli görev üstlendiğinin altını çizen Özsoy, şunları kaydetti:

“Vatandaşın ihbarı ve bu işe dikkat çekmesiyle olay bu aşamaya kadar ulaşabildi. Dolayısıyla bu insanların dikkati, öngörüsü veya koruma bilinci sayesinde diğer taraflarda çok büyük ilerleme kaydedildi. Biz de de muhtemelen aynısı olacak. Biz de bu insanlarla güzel haberler alacağız. Kayseri için önemli. Kayseri’nin tarihini daha gerilere çekmesi, biz de kaya resimlerinin hiç olmayışı ve ilk defa kaya resimlerinin açığa çıkması büyük bir kazanç.”

Özsoy, Selçuklu, Osmanlı ve Roma gibi medeniyetleri etkileyen Erciyes’in görüntüsünün duvarla bu şekilde işlenmiş olup olmadığını merak ettiklerini sözlerine ekledi.

Alıntı: https://www.veryansintv.com/kayseride-insan-figurlu-kaya-resimleri-kesfedildi

20250914

📖 İlk Türk adlı devletimiz: Doğu Anadolu merkezli Türki devleti

İlk Türk adlı devletimiz, Asur kralı Naram-Sin'in günümüzden 4200 sene önce Anadolu'ya yaptığı seferlerini anlattığı Şartamhari metinleri olarak bilinen yazılı raporunda geçen, Doğu Anadolu merkezli Türki devletidir. Başında İlsu-Nail adlı Hakan vardır. ***Bir diğeri Musul-Kerkük merkezli Turukkulardır. ***Bir diğeri Hitit metinlerinde geçen Mardin Mesul Kerkük civarında devlet kuran Hurrilerdir. Türki devletini kuran Hurrilerin bir koludur. Hurri dili eklemeli Turani dildir. Kendisinden 2000 yıl sonra gelen Urartu dili de Hurrilerden çıkmıştır. Hurriler Anadolu'nun tarih öncesi devirlerinde itibaren eser bırakmışlardır. MÖ 6000-5000 arasındaki Neolitik kültür ile MÖ 5000-3000 arasındaki Kalkolitik kültüründe Hurilere ait olduğu anlaşılmıştır. Hatta MÖ 3. Bin yıla tarihlenen Eski Tunç Çağı kültürü ile Kalkolitik ve Neolitik devir kültürleri arasında hiç bir kopukluğun olmadığı tespit edilmiştir. Bu da gösteriyor ki; Doğu Anadolu'daki Hurri kültürünun kökleri 8000 yıl önceye (Neolitik Devre, MÖ 6000-5000) uzanmaktadır. Hurrilerin 8 bin yıl geriye gitmesinin, Anadolu'nun Türk'ün ikinci vatanı değil Sibirya-Turkistan ile birlikte en eski yurtlarından birinin Anadolu olduğunu göstermektedir. İlk KURGAN KALKolitik devrinde Anadolu'da yapılmıştır. İlk defa şehir etrafına Sur da bu dönem yapılmıştır Alacahöyük, Honaztepe, Fikirtepe, Tilmen Höyük dahil pek çok yerleşim yeri de, KALKolitik-Bakır Taş devri yerleşimidir. (MÖ 5000-3000) Devamında Tunç Devri başlar (MÖ 3000-1200). Kendi içinde Üç dönemdir. 1-Eski Tunç Devri (MÖ 3000-2000) 2-Orta Tunç Devri (MÖ 2000-1500) 3- Yeni Tunç Devri (MÖ 1500-1200). Orta Tunç Devrinde Anadolu'ya Ticaret yapmak için gelen Tüccarlar, beraberinde ÇİVİ YAZISI da getireceklerdir. 
Ve böylece Anadolu'daki tarihi devirler başlatacaklardır. Bu yüzden MÖ 2000 lerden itibaren Anadolu hakkında yeterli bilgi sahibi oluyoruz. *** Anadolu'dan İtalya'ya göç eden Turovalılar ile Avrasya dan İtalya'ya giden Saka Türkleri, İtalya'da karışıp kaynaşarak Etrüskler yada Tursakalar adı verilen kavmi meydana getirmiştir ki; Roma medeniyeti her seyini bu Türk kavmine borçludur. Etrüsk veya Tursakalar dediğimiz bu Türk kavmi kendisine Rosenna demiş ve kendine 🐺Kurt sembolünü seçmiştir. Osmanlı padişahlık rejiminin yıkılıp Cumhuriyet dönemine geçmemiz, İtalyanlar dan yaklaşık 2400 yıl gecikmeli olmuştur. Demokraside sürekli yalpalamamızın sebebi de bu durumdur. 
MÖ 509 yılında Roma'da krallık rejimi yıkılıp Cumhuriyet dönemi başlayıncaya kadar iş başında kalan krallar, Etrüsk Krallarıdır. 
Etrüsk kralları bu tarihten itibaren siyaset arenasından çekilmekle birlikte, halkın etnik mevcudiyetini yüzyıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Roma medeniyeti üzerindeki zengin Etrüsk kültürü Roma'yı uzun asırlar boyunca üstün kılmıştır. KONTROLSÜZ GÖÇLERİN YIKAMADIĞI DEVLET YOKTUR.! Sümerleri yıkan Sami göçleriydi, aynı şekilde Asurluları yıkan da kontrolsüz göçlerdi, Hititleri yıkan da Urartuları yıkanda kontrolsüz göçleri. Kimisini Sami göçleri yıktı, kimisini Ege göçleri, kimisini Kimmer göçleri yıkmıştır. Romalıları yıkan da kontrolsüz God göçleriydi. Osmanlı Devletini yıkan Balkanlardaki ve Ortadoğu'daki etnik milliyetçilik ile Rönesansı ıskalaması ve gittiği bölgeyi de asimile edememesiydi. 
Osmanlı'dan 50 sene sonra aynı bölgeyi İngiliz de Fransız da asimile etmeyi başarmıştır. Türkiye'yi yakın gelecekte bekleyen çok büyük bir yıkım tehlikesi vardır. Bunun da iki sebebi vardır. 
Biri çok kısa bir zaman diliminde aldığı kontrolsuz göçler ile bunları kendi içinde absorbe edememesidir, etmesinin de imkansız olmasıdır. .... youtu.be/lkvx5o838uU?si İstanbul, Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi Bahtiyar Aydın - 20. 01. 2024

Alıntı/Kaynak: https://x.com/Saka_larr/status/1749783131593277717

📖 Ön Türk Tarihi: Anadolu'daki tarihiniz 8 bin yıl kadar geri gider

 

Atatürk'ün ölümünden sonra Türk Tarih Tezini okullardan kaldırtan ABD, Sevr'den hiç vazgeçmediğini her fırsatta göstererek Türkler Anadolu'da işgalci tezini işletti ve 1071 de ilk defa geldiniz savını dayatıp, maalesef bizim okul kitaplarımızı böyle dizayn ettirdi (Bknz: Fulbrigh Antlaşması).

Öncesinde ABD'de başkanları, 1906 ve 1911 de yayınladıkları bildirilerde Doğu Anadolu'da Ermeni güneyinde ise bir Kürt devleti kurulmasını talep ettiğini açıkça beyan etmiştir. Bugün de projenin devamında BOP ve Büyük İsrail'i dayatmıştır ve bu melun projeye maalesef bizden de işbirlikçi başkan bulmuştur! ...
Oysa,
Alacahöyük kazılarında Alman Arkeologların açtığı Kurganlarda, ortaya çıkan buluntulara göre Atatürk şöyle demişti: ''Anadolu en az 7 bin yıllık Türk beşiğidir. ''
İşte Bilge Atatürk’ün “Türk nedir?” sorusuna cevabı:
bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. Tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; Bir gün o tabiat çocuğu şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir” ...
zetle, yüzlerce kurgan, Taşbaba, Balbal, Şaman Tapın
Ö
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği
ağı, Petroglif, Kaya resminin yanında Asur çivi yazılı metinlerinde de eski çağda Anadolu'daki Türk varlığı ve kurdukları devletleri kesindir. (Türki Krallığı, Turukku, İskit, Oy bil, Hattı gibi). 1265 yılında yayınladığı ve 25 yılda yazdığı 10 ciltlik Ermeni Tarihi adlı eserinde Ermeni Tarihçi Genceli Kiragos, şöyle yazmaktadır: "1071 tarihi Türklerin Anadolu'ya ilk girişi değil İskitlerin geri dönüşüdür." Böylece Herodot Tarih de doğrulanmıştır.


Ön Türk Akademisi İstanbul-Maltepe Konferansı
**Tarihimiz Hunlardan başlamadığı gibi Tarihteki Türk adlı ilk devlet de Gök-Türkler değildir.
*
nadolu'daki tarihiniz 8 bin yıl kadar geri giderken Orta Asya ve Altaylardaki bilinen tarihi geçmişimiz bu kadar eski değildir.
A ***İstanbul merkezli Doğu Roma Devletinin kuruluşu MÖ 657 tarihindedir.
Bizanstion şehrin adıdır.)  
(Doğu Roma Devletin adı,

Oysa Doğu Roma-Bizanstion'dan 1500 sene yani 4000 yıl önce ön Türkler İstanbul'da devlet kurmuştur. 

4000yıl önce İstanbul'daki Türk devletinin adı ASTAN-BOLIQ : İSTANBUL
(Bolıq: Şehir/kent).

Bilge Atatürk, şehrin adını 1930 larda Bizanstion ya da Konstantinopolis'ten İstanbul'a çevirmesi tesadüf değildir. 

Beşiktaş'ta ki Metro kazılarının ortaya çıkarttığı Kurganlar Astan-Boliq devletine aittir.
Dünya'da Atalarına Kurganı sadece Türkler ve Moğollar yapmıştır.
**Osmanlı Devleti gerçek bir Türk devleti olabilseydi, büyük çoğunluğunu Roma imp. nun değiştirdiği eski Türk yer isimlerini araştırıp, (600 yılda da) bulup, Atatürk gibi ortaya çıkartsaydı, bugün Türkiye'nin yer isimlerinin tamamı Türk isimleri olurdu. Ancak öyle yapılmadığı için pek çok yer adı, sonradan Ermeni, Doğu ve Batı Roma Devletinin koydugu isimlerle anılmaktadır. Bunların Türkçeleşmesi şarttır (eğer hala Türk devletiysek yani...).
*

***Erzurum-Aşkale de ve Ordu ilimizde bulunan İskit Taşbabaları, yine Beşiktaş kurganları, Erenkoy Yazıtı, Hakkari'den Denizli'ye, Muğla'dan Ankara Güdül kaya resim alanına kadar bulunan Petroglifleri, Taşbabalar, Balballar Kaya Resimleri ve Yazılar ortaya çıkardı ki; Türkler Anadolu'ya 1071 de gelmedi, 1071'de geri döndü.
 
Zaten Ermeni tarihçi meşhur Genceli Kiragos da bunu böyle yazmış 10 ciltlik Ermeni Tarihi adlı eserinde. Ermeni ve diğer kaynaklardan 1241-1265 yılları arasında yazdığı eserinde KİRAGOS;
"1071 de İskitler Anadolu'ya geri döndü demektedir." 
Bakın Ermeni Tarihçi diyor. Dikkat lütfen!
**Anadolu'yu çivi yazısıyla tanıştıran Asurlulardı. Asur kralının Anadolu'ya yaptığı seferleri anlattığı Şartamhari Raporu bize ön Türkler ve Anadolu'daki diğer şehir devletleri hakkında bilgi vermektedir. Yine Mari Yazıtları da önemli bilgi vermektedir.
*
Asur Yazıtlarına göre MÖ. 6.yy da Anadolu, Suriye, Filistin ve bugünün İsrail'i dahil, İsa'nın doğduğu şehirler bile Saka-İskit Konfederasyonu'na aittir. Hatta MS. 4.yy da yazılan HIRİSTİYANLARIN eserlerde dahi Anadolu İskit'tir diyor iken; bize 1071'de geldiniz diyen kim?...
**Sümer çivi yazılı tabletlerine göre Tarihteki ilk SOSYALİST DEVLET rejiminin mucidi Türkçe konuşan Sümerlerdir.
*

Teokratik Sosyalizm ya da Mabed Sosyalizmini icad eden Sümerler aynı zamanda tarihteki ilk LAİK DEVLET sistemini de kurmuşlardı.
MÖ 2650-2550 yılları arasına tarihlenen Er Sülaleler ll devrinde, Sümer kentlerinde Din ve devlet işleri birbirinden ayrılarak DÜNYA TARİHİNDE İLK LAİK DEVLET REJİMİNİ kurmuşlardı. 

Din ve devlet işlerini ayıran Sümerler, LUGAL unvanı taşıyan krallar,
sadece devlet işleri ile ilgilenip, din işlerini RAHİPLERE bırakmıştır.
DİKKAT!
.......
4600 yıl önce SÜMERLER LAİKLİK şart demiş ve Avrupa da bunu benimseyip, kalkınmış.
ine TARİHİN İlk yazılı kanunlarını meydana getiren de TÜRKÇE KONUŞAN SÜMERLERDİR.
Y
1-Urukagina kanunları (MÖ 2375 ler)
2-Ur-Namnu kanunları (MÖ 2060 lar)
3-Ana-İttuşu kanunları (MÖ 2060-1960)
4-Lipit-İştar kanunları. (MÖ 1900)  
kaleme alınmış kanunlardır.
Ö 1750 lere tarihlenen ve Sümerlerin devamındaki Babillilerin (Bağdat'ın Basra körfezine yakın güney doğusundaki)  
M

Babil kralı Hammurabi'ye ait olan ve onun adını taşıyan Hammurabi kanunların ilham kaynağı işte bu Sümer kanunları olmuştur.  

O halde Anadolu'daki Ön Türkleri; Türkileri, Turukkuları, Guzlar/Oğuzları ve Hurrileri tanımamızın da zamanı gelmiştir.


Alıntı: 
Bahtiyar Aydın-Eski Çağ Tarihi Uzmanı-Yazar. 
Sakalar/İskitler, Gizlenen Kök Atalarımız kitabının yazarı.

 

20250106

Kuzey Irak Duhok - Türk Kaya resimleri


Kuzey Irak Duhok - Türk Kaya resimleri
bölgede dağ taş TÜRK diye bağırıyor.

Fotoğraf: Ümit ŞIRACI

Alıntı: Necattin KÖKTEN @KoktenNecattin

20201029

Kadim Türk Tarihi 15 bin yıl geriye gidiyor...






SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necati Demir, yıllar süren araştırmalarının sonucunu açıkladı: Türkler 15 bin yıldır muhteşem bir medeniyet inşa etmiş. Sibirya’dan Afrika’ya kadar, kaya üzeri resimler de bunu kanıtlıyor.

15 bin yıldır varızKaya üzeri resim ve yazıların Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’da görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Demir: Türkler 15 bin yıldır dünya üzerinde muhteşem bir medeniyet inşa etmiş

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Necati Demir, kaya üzeri resim (petroglif) ve figürler konusunda yıllar boyu süren araştırmalarında, Türk karakterli kaya üzeri resim ve yazıların Asya ve Avrupa kıtasının büyük bölümü ile Kuzey Afrika’da yaygın olarak görüldüğünü söyledi. Prof. Dr. Necati Demir, bilim adamlarının çağların başlangıcını yazının bulunmasından başlattıklarını, halbuki kaya üstüne nakşedilen resim ve figürlerin M.Ö. 14 binlerde başladığını bildiklerini söyledi. Petrogliflere tıpkı yazı gibi okunup anlam verilebildiğini, yaklaşık 15 bin yıllık insanlık tarihinin anlamlandırılabildiğini ifade eden Demir, şöyle konuştu: “Türk karakterli kaya üstü resim ve figürler Asya ile Avrupa kıtasının büyük bir bölümünde ve Afrika kıtasının kuzeyinde karşımıza çıkmaktadır. Yer isimleri, mimari ve diğer kültür unsurları, kaya üstü resim ve figürleri ile paralellik göstermektedir. Bütün kültür unsurları Türklerin yaklaşık 15 bin yıldır dünya üzerinde olduğunu ve muhteşem bir medeniyet ortaya koyduğunu göstermektedir. Türkler gittikleri hemen her yerde kimlik kartlarını coğrafyaya yer isimleri ile de kazımışlardır.”

10 bin yıl aydınlatılmalıEn eski yazılı kaynakların M.Ö. 3000’den daha ileri gitmediğini hatırlatan Prof. Dr. Demir, “Sibirya’nın Irkuts bölgesinde yer alan Lena kaya resimlerinin çizilişi M.Ö. 14-12 binlere kadar uzandığına göre arada kalan 10 bin yıl aydınlatılmaya muhtaçtır. Dünya ve Türk tarihinin karanlıkta kalan 10 bin yılının aydınlatılması için petroglif ve figürler ile dokumaların üzerindeki motifler tek tek incelenmelidir” dedi. Demir, Türk (Runik) alfabesinin de kaynağı olan kaya üzerine çizilen Türk karakterli resimler ve figürlerin yayılma alanının aynı zamanda Türklerin ve Türk kültürünün yayılma alanlarını da ortaya koyduğunu belirtti.

Orhun yazıtlarından daha eskiProf. Dr. Demir, Ordu Mesudiye ve Ankara’da tespit ettiği yazıların çok zengin ve detaylı olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bu aynı zamanda bir yazı, Orhun abideleri gibi yazılmış bir yazı. Yani aynı metin, aynı yazı. Yüzde 80 benzerlik gösteriyor. Bu kitabelerin dil özelliklerinden anladığım kadarıyla Orhun abidelerinden 500, 600 yıl daha eski olduğunu düşünüyorum. Metin büyüklüğü açısından Orhun Yazıtları’ndan sonra şimdiye kadar tespit edilebilen ikinci büyük yazıt ise Türkiye’de Ordu sınırları içerisinde.”

Yazıların okunmasıyla insanlık tarihi de değişebilirProf. Dr. Necati Demir, bu yazıların tam anlamıyla okunmasıyla insanlık tarihiyle ilgili pek çok şeyin değişeceğine inandığını söyledi. Bütün tarih kitaplarında ’Türkler Anadolu’ya, 1071’de Alparslan önderliğinde Selçuklu döneminde geldi’ yazdığını hatırlatan Demir, “Ama bir bakıyorsunuz ki milattan önce yazılmış yazılar var Anadolu’da. Onları dikkate aldığınızda bir bakıyorsunuz ki Türkler aslında Anadolu’ya boydan boya gelmişler ve yerleşmişler. Selçuklular ve Müslüman Türkler 1071’de gelmiş oluyor. Öyle olunca tabii her şeyi yeniden ele almak ve incelemek gerekiyor.” Prof. Dr. Demir, Türkiye’de bununla ilgili bir enstitü kurulması ve burada kendisini yetiştirmiş hocaların yeniden Türkiye’yi, belki dünyayı taramaları halinde çok farklı şeylerin ortaya çıkabileceğini söyledi.

Alıntı/ Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turk-15-bin-yildir-var-23436h.htm

20201020

Güdül Kaya Resimleri

 

Güdül Kaya Resimleri

bilimdili Bilimdilibilimdilibeti

İnsan, var olduğu günden beri kendini ifade etme ihtiyacı duymuştur. Düşlerini, yaşantılarını, kültürlerini yazıdan önce kayalara ve mağara duvarlarına nakşetmişlerdir. Çoğu damga, çizim, resim bir toplumun kültürel belleğini anlamak için birçok ipucu sunmaktadır. Dünya’nın birçok noktasında, çok sayıda kaya resim alanı bulunmaktadır. Kolektif hafıza, kayalardaki resimlerde gayet açık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Tarihin en eski medeniyetlerinden birisine sahip olan Türkler de göç ettikleri coğrafyalarda kayalar üzerine resimler çizmiş, ilk milli alfabeleri olan Köktürk alfabesinin de köklerini atmıştır. Mağara resimleri ve kayalar üzerindeki şekiller Türk yazısının ilk prototipleridir. Kayalar üzerine çoğunlukla resimler çizildiği gözlenmektedir. Hayvan figürleri ve av sahneleri; Zelenin; neolitik, mezolitik, paleolitik ve prehistorik dönemlerdeki avlanma biçimlerinin farklı kültür sahalarında da ortak olduğunu dile getirmiştir. Son dönem araştırmaları ise sadece hayvan ve avlanma figürlerinin değil insan-tabiat, insan-evren ve kozmolojik konularda yapılmış resimlerin de oldukça benzer niteliklere sahip olduklarını göstermektedir.

Türklerin yaşadıkları coğrafyalarda yapılan araştırmalar; Türk düşünce sisteminin kayalar üzerine işlendiğini anlamamızı sağlar. Orta Asya’dan Anadolu’ya hatta Balkanlara değin birçok sahada benzer figür ve damgaların bulunduğu kayalar tespit edilmiştir. Neredeyse tüm sahaların bulunmasını ve kamuoyuna sunulmasını sağlayan rahmetli Servet Somuncuoğlu’dur. Somuncuoğlu, büyük bir Türklük sevdasıyla dolu bir araştırma insanıdır. Yapmış olduğu çalışmalarda ise özellikle ben değil biz kavramını ön plana almıştır. İşte bu özveri sayesindedir ki çalışmaları büyük bir başarıyla üç büyük anıt kitaba dönüştürülmüştür.  “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” bu alandaki ilk çalışmasıdır. “Saymalıtaş-Gökyüzü Atları” adını taşıyan ikinci çalışması da yine Orta Asya coğrafyası başta olmak üzere Türklerin adım attığı tüm yerler büyük bir titizlikle takip edilerek ortaya çıkartılan bir eserdir. Sonuncusu belki de tüm çalışmalarının bir ana fikri olarak ifade edebileceğimiz “Damgaların Göçü- Ankara Güdül Kaya Resimleri” adlı kitap ise Ankara’ya bağlı Güdül ilçesindeki saha araştırmalarını içeriyor. Güdül’ün Salihler köyünde tarihte ilk defa yapılan bu muazzam çalışma neticesinde Türklerin Orta Asya’daki kaya resimleri ile neredeyse birebir figür, resim, çizgi ve damgaları görebileceğimiz bir alanla karşı karşıya kalıyoruz. Kayı damgasının bulunduğu kaya ise çalışmanın en dikkat çekicileri arasındadır. “Kağan Panosu” adı verilen dev kayanın üzerinde ise o kadar çok malzeme var ki… Türk mitolojisi, halk bilimi, antropolojisi açısından oldukça değerli bir kaya Kağan Panosu… Salihler köyüne ilk kez adım atan araştırmacı Servet Somuncuoğlu’dur ve bu konuda da, keşke bu işler bana kalmasaydı, demiştir.

Servet Somuncuoğlu, bu çalışması ile ilgili ayrıca şunları dile getirmiştir: “Her insanın ya da her olayın kendine has bir hikâyesi vardır ve her hikâye kendince özeldir. Fakat hikâyeler kişilere özeldir, benim için öncelikli olan hikâyeden doğan işin ortaya konulmasıdır. Belgeselde hiçbir şekilde hikâyemizi anlatmadık, sadece gerçek bir keşfi dile getirmeye çalıştık. “Damgaların Göçü”, fırtınaları değil, limana giren gemiyi gösteren bir çalışma olarak ortaya çıktı. Mutlaka çok şey söylenecek, olumlu ya da olumsuz eleştiriler yapılacaktır. Biz, yeni bir keşif hakkında ilk sözü söyleme cesaretinden yoksun değildik ve bunu söyledik…” Bu çok önemli bulduğumuz çalışmaya: “Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, Doç. Dr. S. Yücel Şenyurt, Doç. Dr. İsmail Doğan, Dr. Mustafa Aksoy, Dr. Cengiz Saltaoğlu, Öğr. Gör. Atakan Akçay, Arkeolog Yunus Ekim, Tarık Emre ve yerel rehber olarak Cemil Söylemezoğlu” danışmanlık yaptılar.

Güdül Kaya Resimleri çalışması ile Türklerin 1071’den çok önceleri de Anadolu’da oldukları kanıtlandı. Böylelikle batı merkezli tarih algısı derinden sarsıldı. Salihler’de dikkati çeken bir başka olgu da kayalardaki inanç vurgusu. Kurban ritüeli, kadın-erkek ilişkisi, göksel figürler Türklerin inanç ve dünyayı algılayış şekilleri ile ilgili çok önemli bilgiler sunuyor. Göktanrı dininin bir tür ibadet merkezi olabileceği düşünülen bu sahada henüz açılmamış kurganlar olduğu da düşünülüyor. Ayrıca Servet Somuncuoğlu’nun büyük keşfi olan bu alanda yeni kaya resimleri de buluyor olabilir.

Servet Somuncuoğlu’nun bu önemli keşfinin önünde saygıyla eğiliyor ve rahmetli hocamıza dualarımızı, şükranlarımızı sunuyoruz…


Yazan: Ömer ÜNAL

Alıntı/Kaynak: https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/gudul-kaya-resimleri/

20200721

Kırgızistan'da merak uyandıran 4 bin yıllık kaya resimleri


Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'ten 260 kilometre mesafedeki Çolpon-Ata kent girişinde 42 hektar alanda kurulu Çolpon-Ata Petroglif Açık Hava Müzesi'nde, 30 santimetre ila 3 metre büyüklüğünde ve üzerlerinde 1000'den fazla resmin yer aldığı kaya bulunuyor. 

Kayalarda, 4 bin yıl önce ortak yaşam tarzı olan dönemin insanlarının son derece sanatsal ve gerçekçi yaptığı çizimlerde, av kültürü, hayvanla mücadele sahneleri, avcı tasvirleri, sembolik çizgi, daire ve dikdörtgen şekilleri yer alıyor.

Çolpon-Ata Petroglif Açık Hava Müzesi'nde kaya resimleri dışında Göktürkler döneminde yapılan insan biçimli taş heykeller de sergileniyor.

Kırgızistan'da 10 binden fazla kaya resmi bulunuyor

Asya’dan Avrupa’ya uzanan tarihi İpek Yolu güzergahındaki Kırgızistan'ın genelinde 10 binden fazla kaya resmi bulunuyor.

Kırgızlar, UNESCO'nun Kırgızistan toprakları içerisinde kültür mirası listesinde bulunan kaya resimlerini, desenli taş anlamına gelen "Saymaluu Taş" olarak adlandırıyor.

Issık Göl bölgesinde 8 ayrı mevkide bulunan kaya resimleri, sayıca en çok Kırgızistan'ın güneyindeki Celalabad kentinden 120 kilometre mesafede ve deniz seviyesinden 3 bin metre yükseklikte koruma altında tutuluyor.


Çolpon-Ata Petroglif Açık Hava Müze rehberi Maksat Kurmanov, AA muhabirine, kaya resimlerinin yer aldığı köyde dünyaya geldiğini ve çocukluğunu taşlar arasında koyun otlatarak geçirdiğini ve taşların korumaya alınmasıyla müzede görev aldığını anlattı.

Kurmanov, 4 bin yıl önce kaya üzerine çizilmiş resimlerin sergilendiği müzenin yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çektiğini ancak dünyada ve ülkede yayılan yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle yabancı ziyaretçilerin gelemediğini söyledi.

Kurmanov, salgının bir an önce bitmesini ve müzeye yeniden yerli ve yabancı turistlerin akın etmesini beklediklerini belirtti.


En belirgin motiflerden biri geyik figürü

Kaya resimlerinin ne anlama geldiği konusunda sürekli merak içinde olduğunu söyleyen Kurmanov, resimlerde en belirgin motiflerden birinin geyik figürü olduğunu aktardı.

Kurmanov, kaya üzerine resimleri çizen insanların dağ geyiğini kendilerine et, deri ve yün vermesi, erişilmez yerlere erişilebilirliği ve kararlılığı nedeniyle yücelttiklerini ve bu nedenle kaya resimlerinin yüzde 80'inin geyiklerden oluştuğunu ifade etti. 

Alıntı/Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kirgizistanda-merak-uyandiran-4-bin-yillik-kaya-resimleri-/1917121

20190926

✍️ Tarihte kurulan ilk türk devleti - Adnan Güllü

Tarihte kurulan ilk Türk devleti
Adnan GÜLLÜ
Tarih Araştırmacısı


06 Mayıs 2019

İsmin­de Türk geçen İlk Türk dev­le­ti Gök­türk­ler değil, TU­RUK­KU KRAL­LI­ĞI


Biz Türk­ler Ana­do­lu’ya 1071’de girdi diye bi­li­yo­ruz ama… Ancak Ön-Türk uy­gar­lı­ğı okul­lar­da öğ­re­til­mi­yor. Çünkü okul­lar­da oku­tu­lan tarih ki­tap­la­rı, 1939’dan iti­ba­ren yö­rün­ge­si­ne gir­di­ği­miz Ba­tı­lı ül­ke­le­rin çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ya­zıl­ma­ya baş­la­dı. 19. ve 20. yüz­yıl baş­la­rın­da Ba­tı­lı araş­tır­ma­cı­lar ta­ra­fın­dan or­ta­ya çı­ka­rı­lan Ön-Türk uy­gar­lı­ğıy­la il­gi­li bu­lun­tu­lar, ilk başta Av­ru­pa’da Tür­ko­fi­li­ya mo­da­sı­na yani Türk se­ver­li­ğe sebep ol­muş­tu. 

Türk­le­rin Ana­do­lu’ya ilk gi­ri­şi Hı­ris­ti­yan ta­rih­çi­le­rin ve Tan­zi­mat’ın frenk­leş­me­ci ta­rih­çi­le­ri­nin iddia et­ti­ği gibi 1071 Ma­laz­girt Za­fe­ri ile ol­ma­mış­tır. 1071 Türk­le­rin Ana­do­lu’ya ilk değil son gi­ri­şiy­di. Ancak bu bu­lun­tu­lar Batı’nın Türk­le­ri Ana­do­lu’dan sürüp Asya’ya geri gön­der­me ide­ası­na uy­ma­dı­ğı için, bu­gü­ne kadar hep sümen altı edil­di ve Ön-Türk­ler Ata­türk’ün ölü­mü­nün hemen ar­dın­dan okul ki­tap­la­rın­dan çı­ka­rıl­dı.

Dünya ta­ri­hin­de Türk adıy­la bi­li­nen ilk dev­let de Gök­türk­ler değil, mi­lat­tan önce 4000-2000 yıl­la­rı ara­sın­da Me­zo­po­tam­ya böl­ge­sin­de ku­ru­lan TU­RUK­KU KRAL­LI­ĞI İLE ANA­DO­LU’DA KU­RU­LAN TURKİ KRAL­LI­ĞI’YDI. Tür­ki­ye’de, çoğu son yıl­lar­da ünlü Ön-Tük­çe Araş­tır­ma­cı­sı Kazım Mir­şan ta­ra­fın­dan oku­nan çok sa­yı­da ya­zı­lı kaya bu­lun­du. Bu­lu­nan Ön-Türk dam­ga­sı ve kaya re­sim­le­ri, Orta Asya’daki ve Av­ru­pa’da bu­lu­nan­lar­la aynı. Ancak bu bil­gi­ler hala resmi ola­rak ki­tap­la­ra geç­mi­yor. Ünlü Fran­sız Tür­ko­log Jean Paul Roux da, Ana­do­lu’daki Türk var­lı­ğı­nı mi­lat­tan ön­ce­ki yüz­yıl­la­ra kadar gö­tür­me­nin müm­kün ol­du­ğu gö­rü­şü­nü sa­vu­nur. 

Ba­tı­lı araş­tır­ma­cı­lar bun­la­rı 19. yüz­yıl­da keş­fet­ti di­yor­su­nuz. Sonra batı neden giz­le­me­ye karar verdi bu bil­gi­le­ri?
Av­ru­pa kendi ta­ri­hi­ni antik Grek ta­ri­hi­ne, onu da Sümer ta­ri­hi­ne da­yan­dı­rır. Ancak kök­le­ri­ni da­yan­dır­dık­la­rı Sü­mer­le­rin Orta Asya’dan Me­zo­po­tam­ya’ya göç­tü­ğü­nü ispat eden de­lil­ler, Av­ru­pa’nın kendi ken­di­ni kısır et­me­si­dir. Bu se­bep­le Türk­le­rin ger­çek ta­ri­hi­ni giz­li­yor­lar. 

Sü­mer­ler­le Ön-Türk­le­rin nasıl bir bağ­lan­tı­sı var peki?

Kazım Mir­şan Bi­zans’ın ilk ku­rul­du­ğu dö­nem­ler­de de Ön-Türk­çe ko­nu­şul­du­ğu­nu ileri sü­rü­yor. Ka­nı­tı ise Trab­zon’daki Rum ki­li­se­sin­de Bi­zans al­fa­be­siy­le Türk­çe ya­zıl­mış ya­zı­lar­dır. 

Rus ar­ke­olo­ji­si­nin atası Ni­kolsky de “Sü­mer­le­rin ana va­ta­nı Aş­ka­bat kenti ya­kı­nı­dır. Sümer dili Hint Av­ru­pa dili ol­ma­yan ve fakat bi­tiş­ken bir dil­dir. Av­ru­pa dil grup­la­rı ile ala­ka­sı yok­tur” der. Sü­mer­ce ’de 300’den fazla bu­gün­kü Türk­çe ile aynı an­la­ma gelen söz var.

Alman Sü­me­ro­log Fritz Hom­mel da 1900’lerin ba­şın­da iki dili anlam, fo­ne­tik ve gra­mer açı­sın­dan in­ce­le­miş ve “Sü­mer­ce Türk­çe­dir” de­miş­tir. 

Ön-Türk­le­re ait ka­nıt­lar Ana­do­lu’da ne­re­ler­de bu­lu­nu­yor? 

Er­zu­rum, Mutki ve Hak­ka­ri Yük­se­ko­va’daki ya­zıt­lar Türk­le­rin bin­ler­ce yıl­dır bu coğ­raf­ya­da ol­du­ğu­nun ka­nı­tı. Ör­ne­ğin Afyon ya­kın­la­rın­da­ki Frig­ya va­di­si denen böl­ge­de­ki YA­ZI­LI­KA­YA ANI­TI­NIN üze­rin­de­ki bin­ler­ce yıl­dır orada duran ÖN-TÜRK AL­FA­BESİ ile ya­zıl­mış ya­zı­la­rı bilim adam­la­rı­mız hala oku­na­ma­yan bir Ön-Grek­çe diye ge­çiş­ti­ri­yor. Ser­vet So­mun­cu­oğ­lu da, 2012’de Türk Dün­ya­sı tarih der­gi­sin­de ya­yın­la­nan bir ma­ka­le­de Hak­ka­ri Yük­se­ko­va Ge­va­ruk yay­la­sın­da ka­ya­lar­da­ki bin­ler­ce yıl­lık Ön-Türk­çe ya­zıt­la­rı fo­toğ­raf­la­yan, Ana­do­lu’daki bin­ler­ce yıl­lık Türk var­lı­ğı­nı bel­ge­le­yen önem­li araş­tır­ma­cı­lar­dan bi­riy­di. Türk­ler M.Ö. 2000'de Hak­ka­ri’deydi 

Yani Türk­ler mi­lat­tan önce de Hak­ka­ri’de ya­şı­yor­du. Öyle mi? 

Prof. Veli Sevin Hak­ka­ri taş­la­rı­nı Orta Asya’daki di­ki­li taş­lar­la kar­şı­laş­tır­mış ve M.Ö. 2000’lere ait olan bu taş­la­rın Ön-Türk mezar taş­la­rı ol­du­ğu­nu iddia et­miş­tir. Taş­lar gerek iko­nog­ra­fik, ge­rek­se fel­se­fi açı­dan Av­ras­ya boz­kır ina­nış­la­rı­na yakın özel­lik­ler ta­şı­yor. 

Kır­gı­zis­tan, Ka­za­kis­tan, Altay, Si­bir­ya, Tuva yö­re­si ve Mo­ğo­lis­tan’da geniş alan­la­ra ya­yı­lan di­ki­li­taş­la­rın en çar­pı­cı özel­li­ği de tıpkı Hak­ka­ri’de­ki­ler gibi iki el­le­rin­de kap tutan sa­vaş­çı fi­gü­rü kul­la­nıl­ma­sı. Bu taş­lar, Türk­le­rin mi­lat­tan ön­ce­ki yıl­lar­dan iti­ba­ren Ana­do­lu’da me­de­ni­yet kur­muş ol­duk­la­rı­nın açık ka­nı­tı­dır. 

Ay­rı­ca Fırat kı­yı­sın­da Mari böl­ge­sin­de ele ge­çi­ri­len bir diğer tab­let­le­rin (MÖ.4000-2000) 13 ta­ne­sin­de Fran­sız Ar­ke­olo­ji Ens­ti­tü­sü’nün 1933-1939 yıl­la­rı ara­sın­da yap­tı­ğı ka­zı­lar­da or­ta­ya çı­ka­rı­lan Mari şeh­rin­de­ki kra­li­yet sa­ra­yın­da Asur­lu­la­ra ait MÖ. 1870-1740 yıl­la­rı ara­sın­da ya­zıl­mış bir­çok çivi ya­zı­lı tab­let bu­lun­muş­tur. TU­RUK­KU adlı bir ka­vim­den söz edil­mek­te­dir. Sadi Bay­ram, bu tab­let­le­rin Türk­çe ter­cü­me­le­ri­ni ya­yın­la­mış­tır. Önce Sü­mer­le­rin, daha sonra da Asur­lu­lar ve Ba­bil­le­rin ege­men­li­ğin­de kalan Mari şehri, bu­gün­kü Su­ri­ye sı­nır­la­rı içe­ri­sin­de­ki Tell Ha­ri­ri ken­ti­dir. 



Bugün Lo­uv­re Mü­ze­si’nde ser­gi­le­nen Akad­ca ya­zıl­mış bu tab­let­le­rin me­tin­le­ri Fran­sız­ca ter­cü­me­le­riy­le bir­lik­te Ge­or­ges Dos­sin ta­ra­fın­dan 1950 yı­lın­dan iti­ba­ren ya­yın­lan­ma­ya baş­lan­mış­tır. 
↪21 nu­ma­ra­lı tab­let : “...​Bu akın­dan beri Tu­ruk­ku­lar’ın sa­yı­sı fazla gö­rün­mü­yor. Fakat ar­ta­bi­lir. Onlar gel­me­ye devam ede­cek­ler.” 
↪22 nu­ma­ra­lı tab­let : “...​Bana yaz­dı­ğın Tu­ruk­ku­lar’la il­gi­li ha­ber­ler de­ğiş­ti.” Bu tab­let­le­re şöyle bir­kaç örnek ver­mek müm­kün­dür: 
↪16 nu­ma­ra­lı tab­let : “...​Uyuyan­la­rı uyan­dı­ran ve uyan­dır­dık­la­rı­na hiç tayın ver­me­yen Tu­ruk­ku­lar gibi ya­pa­ca­ğız”. 
Dört cilt ha­lin­de ya­yın­la­nan bu Mari tab­let­le­ri­nin 13 ta­ne­sin­de top­lam 22 defa “Tu­ru­ku”, “Tu­ruk­ku”, “Tu­ruk­ki, ve “Turuk” bi­çi­min­de bir kavim adı geç­mek­te­dir. 
↪23 nu­ma­ra­lı tab­let : “... Bana Tu­ruk­ku­lar hak­kın­da yaz­mış­tın. Tu­ruk­ku­lar’ın çıkış ha­re­ke­tin­de bu­lun­duk­la­rı gün çok meş­gul ol­du­ğum­dan sana haber ve­re­me­dim.” 
87 nu­ma­ra­lı


Alıntı/ Kaynak: http://mavididim.com.tr/tarihte-kurulan-ilk-turk-devleti-419-4896.html?fbclid=IwAR0lvpEP96PdqR_DsK7tJDHtWPzCEXw6Ds-R7kYw2BXs292uRunvJukBPoA

20170827

Nevada Kaya Bedizi

Nevada Kaya Bedizi

 

Nevada / Amerika – Görsel : Paul Beavers
Gözler ister istemez Azerbaycan’da yer alan Gobustan Kayalıklarını ve Saymalıtaş’da alkış tutan Atalarımızın çizimlerini arıyor. Bu görsel benzerlik toplumsal ve inanç yapısının ortaklığını sunuyor. İki toplumun da bu eylemi kayalara vuruyor olması, değerlerin yaşatılması anlamında kaygıları da ortaya koyuyor. Bediz çizimlerinin benzerliği ve duruşları ise yaşamsal köken birliği ile özgün çizim birlikteliğini bizlere sergiliyor.
  • Kürşad BAYTOK



GOBUSTAN KAYALIKLARI VE İLK SANATÇILAR 
En azından sanatla ilgisi olanlar, dünya tarihinin en eski çizimlerin, İspanya’daki Altamira Mağarası ile Fransa’daki Lasque Mağarası duvarına yapılmış hayvan resimleri olduğunu bilir... Arkeologlar 25- 30 bin yıl ile tarihlemiştir bu çizimleri. Ama sıkı durun birçok kişinin bilmediği, en az Altamira ve Lasque kadar eski çizimler içeren bir yer daha tanıyorum ben. Çok arzu etmeme rağmen, Altamira’yı ve Lasque’ yu görmedim ancak Bakü gezim sırasında Gobustan Kayalıkları’nı gördüm ve insanoğlunun mağara duvarlarına yapmış olduğu, en eski çizimlerden bazılarını inceleme fırsatı buldum.

ALTIBİN KAYA VE 25 BİN YILLIK RESİMLER
Bakü’nün hemen güneyinde; Hazar Denizi kenarında, BTC Boru Hattı’nın başlangıç terminalinin hemen arkasında, yaklaşık 6 bin kayadan oluşan Gobustan (Azerbaycan alfabesiyle Qubustan) Kayalıkları’nda, en eskisi 25 bin yıl önceye tarihlenmiş kaya çizimleriydi bunlar. En yenisi ise bin yaşında... Kayalıklarda Büyüktaş, Küçüktaş, Jingirtaş ve Yazılı Tepe diye adlandırılan bölümlerde rastladığınız yüzlerce çizimin, en eskilerinin bile, oldukça gerçekçi, anlamlı ve orantılı olması; Taş devri insanının estetik yetenekleri hakkında ipuçları veriyordu. “Ters derin kabartma” şeklindeki bu çizimlerde, erkekler, kadınlar, ayılar, keçilerin çeşitli türleri, ceylan ve geyikler, domuzlar, aslanlar, köpekler, kurtlar ve diğer hayvanlar betimlenmiş. Ayrıca, yaşamdan görüntüler de yer alıyor... Avlanma görüntüleri, dans, hasat, kurban töreni, aslanların hayvanlara saldırması, keçilerin kavgası, atlar ve deniz yolculuğu gibi yaşamsal öğeler bu bahsettiğim.

 DAĞIN RUHUNA TAPMAK 
Gobustan’daki figürleri inceleyerek, bölgede binlerce yıldır yaşayan insanlar hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Burada yaşayanların “Dağın Ruhuna” taptıklarını, bu kayalıkların mezolitik dönemde bir kale gibi korunma amaçlı kullanıldığını, yerlerdeki çukurların yabani hayvanları avlamak için sıvı doldurulmuş tuzaklar olduğunu anlatıyor arkeologlar. Gobustan’daki ilginç şeylerden biri de ; elle veya sopa ile vurulduğunda bir darbuka gibi ses çıkaran Gavaltaş diye isimlendirilen taşın, ilk çağlarda müzikli ayinlerin yapıldığını günümüze aktarmasıdır. Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmayı; I. M. Caferzade yapmış sonra da, T. Rustamov ile F. Muradova kazılara devam etmiş. Bu kazılarda, çeşitli kaya kesme aletleri, ok başları, çelik kalemler bulunmuş. Aletlerin çoğu, silikondan ve çakıldan yapılmış ve Mezolitik ya da Neolitik çağlara ait.

Kaynak: http://docplayer.biz.tr/3770981-Gobustan-kayaliklari-ve-ilk-sanatcilar.html 


  

TÜRKOLOJİ TARİH KASIM 2011
Türkoloji’ye Atılan İmza,
Ordu Mesudiye Esatlı Köyü Resim alanı
Dr. Mustafa Aksoy
Fotoğraflar:Servet Somuncuoğlu
Somuncuoğlu’na göre “Avrasya coğrafyasındaki kaya resimlerinin çok büyük bir kısmı, Türklerin Asya’nın yüksek dağlık bölgelerindeki taşlara, kayalara çizdiği ve eski dünyanın dört bir yanına yurt kurarken, tarih öncesinden bugüne bıraktıkları izlerdir”.
https://turkish-culture-history-language.blogspot.com/



Antolojiye Atılan İmza- 'Taştaki Türkler'den Saymlıtaş'a

 
TÜRKOLOJİ TARİH KASIM 2011
Türkoloji’ye Atılan İmza,
Ordu Mesudiye Esatlı Köyü Resim alanı
Dr. Mustafa Aksoy
Fotoğraflar:Servet Somuncuoğlu
Somuncuoğlu’na göre “Avrasya coğrafyasındaki kaya resimlerinin çok büyük bir kısmı, Türklerin Asya’nın yüksek dağlık bölgelerindeki taşlara, kayalara çizdiği ve eski dünyanın dört bir yanına yurt kurarken, tarih öncesinden bugüne bıraktıkları izlerdir”.
***
Resimlerden damgalara geçiş tarihi belirsiz olmakla beraber Somuncuoğlu’na göre
Yukarıda kısaca ifade edildiği gibi kaya resimleri ve damgalar çok önemli olmasına rağmen Türk kaya resimleri ve damgaları sosyal bilimcilerce yeterince araştırılmamış, tarih yazımında kaynak olarak kullanılmamıştır.
Oysa bu belgeler tarih yazımından başka sosyal bilimlerin birçok alanında yeni ufuklar açacak özelliklere sahiptir. Ayrıca bu belgelerin yazıcıları geleneksel değerlere bağlı insanlar olduğu için en yalın tarihi bilgileri yansıtırlar.1
Bu önemli belgeler hakkında Türkiye’de en kapsamlı ve ciddi araştırmayı yapmak Servet Somuncuoğlu’na nasip olmuştur. O çalışmalarına ilk defa 2004’de Kazakistan ve Kırgızistan’da yaptığı araştırmalarla başlamış olup o günden beri araştırmalarına aralıksız devam etmektedir. Bu zamana kadar iki kitap yazmış aynı zamanda üç belgeselin metin yazarlığını, yapım ve yönetmenliğini yapmıştır.
Servet Somuncuoğlu’nun eserlerinden bahsederken aynı zamanda yaptığı araştırmalarının Türk ve dünya tarihindeki önemine vurgu yapmaya çalışacağız.
Somuncuoğlu, 2007 yılı 7 Aralık’ta yayınlanmaya başlanan “Karlı Dağlardaki Sır” belgeselinin, 28 Aralık 2007 tarihinde yayınlanan 4. bölümünde Ordu - Mesudiye, Esatlı Köyü Kaya Resmi alanındaki “Göktürk Harfli” yazıtı tespit ederek kamuoyu ile paylaştı. TRT tarafından yayınlanan “Karlı Dağlardaki Sır” adlı belgeselde, “Bu alan araştırmacıları bekliyor” diyor Somuncuoğlu, yine Ordu - Mesudiye, Esatlı Köyü’n de, Göktürk harfli, yani eski Türklerin kullandığı, literatürde “Runik Türk Alfabesi” diye de tanımlanan alfabe ile yazılmış başka bir yazıtı Mayıs 2008 tarihinde tespit etmiştir ama alandaki yazıtlar sadece bu ikisi ile sınırlı olmayıp, kırk kadar farklı yazıt bulunmaktadır ve bunların hepsi “Türkçe”dir.
 

Diğer yandan Somuncuoğlu “çalışma yaptığım kaya resmi alanlarında Türkçe dışında hiçbir yazıyla karşılaşmadım. Yaklaşık iki yüz ayrı kaya resmi alanının yüze yakınında veya daha fazlasında bizim Orhun Abidelerini yazdığımız yazı vardır” demektedir.
“Karlı Dağlardaki Sır” adlı Türk Tarihi açısından çok önemli belgeselin yapımcısı Servet Somuncuoğlu, “İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Ödülleri’nde, “Sosyal Bilimler Araştırma Dalı”nda, “Sibirya ’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler 2” kitabı ile 2008 yılı ödülünü almaya layık görülmüştür.
Somuncuoğlu, “Başkent Üniversitesi ile Türk Dil Kurumu”nun düzenlediği “I. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu (20-21 Kasım 2008)’nda “Uzaklardan Yakınlara Türkçe’nin Taşlardaki İzleri” adını taşıyan bildirisiyle de Türk tarihi, özellikle Türklerin Anadolu’ya ne zaman geldikleri konusundaki tartışmalara açıklık getirecek ve Türkoloji konusunda çalışanları şaşkına döndürecek çok önemli olan bir belgeyi bilim âlemine sundu. Bu belge Ankara-Güdül Salihler Köyü’ndeki Kaya Resmi alanında tespit edilmiş olup, üzerindeki damgalar Ordu-Mesudiye, Esatlı Köyü’ndeki ve “Orhun Abideleri”ndekinin aynısı. Yani tarihi Türk Alfabesi ile yazılmış satırlardan ibaret olup, hepimizi şaşkına çevirdi. Bu tarihi kaya resmi Ankara şehir merkezine 80 km. uzakta, yıllarca Türkologları beklemiş. Ancak akademisyenler açısından çok acı da olsa (gerçi bir çoğunun umurunda bile değil) onu bulmak ve bilim alemine kazandırmak Somuncuoğlu’na nasip olmuştur.3
Somuncuoğlu söz konusu sempozyumda konuşmasına şöyle başladı: “Karlı Dağlardaki Sır” Programı’nın yayınlanmasından sonra Anadolu’nun muhtelif yerlerinden, ‘bizim burada da bunlardan var’ diye haberler geldi. Birçoğunda bir şey yoktu ama Ankara-Güdül Salihler Köyü’nden Cemil Söylemezoğlu’nun verdiği bilgi, diğer bütün alanların yorgunluklarını unutturdu. Alanda, kaya resmi – yazıt – kurgan yani eski Türk anıt mezarları hep bir arada yer alıyordu. İşte bilim dünyasına ilk olarak burada açıklıyorum…
Size sunduğum kayalardaki yazıtlar eski Türk yazıtları konusunda bütün dünyanın otorite kabul ettiği Prof. Dr. Dimitry Vasilyev tarafından “Yüzde yüz Türk Runik harfli yazıtlar” sözü ile tescillendi. Ben bunları bilim kamuoyuna sunuyorum.
Bundan sonrası Türk yazıtlarını okuma konusunda uzman olduğunu söyleyen akademisyenlere kaldı”.


Somuncuoğlu’nun Orhun yazıtları hakkında da ilginç ve haklı bir görüşü var. Ona göre “bugüne kadar ders kitaplarımız Orhun Anıtları ile başlatılmıştır. Oysa Orhun Anıtları Türk Tarihi’nin önsözü değil, Türklerin taşlar üzerindeki son sözüdür. Ama yıllarca bize önsöz gibi takdim edilmiştir”. Gerçek ten de o muhteşem devlet felsefesinin ve hayat tarzının anlatıldığı yazıtlar Türklerin ilkyazı denemesi olamazdı. Çünkü öyle bir yazı üslubunun oluşması için yüzlerce yılın gerekli olduğunu konu üzerinde çalışan herkesin bilmesi gerekmesine rağmen maalesef konu üzerinde Türk dil bilimcileri yeterince araştırma yapmamıştır.
Türk tarihi ve Türkoloji açısından son derece önemli olan Ankara Güdül Salihler köyündeki kaya resimlerinin Servet Somuncuoğlu tarafından tespit edilmesi onu bir belgesel çekimine sevk etmiştir. Somuncuoğlu bu süreci şöyle özetliyor:
“Cemil Söylemezoğlu ile 2008 yılı Nisan ayında başlayan araştırma çalışmalarımız 2010 yılı Nisan ayına kadar sürdü. Aralıklı olarak bölgede on ayrı araştırma gezisi yaptıktan sonra “Damgaların Göçü” belgeselinin projelendirmesi ile çekim süreci başladı. 8 farklı alanda 5 binden fazla kaya resmi, binden fazla eski Türk mezarı kurgan ve şu ana kadar tespit ettiğimiz 50 civarında yazıta rastladık. Bu ilk olarak şunu gösterir: Anadolu’da Türklerin varlığının tartışılamaz tarihi M.Ö. 3000 yılıdır ve belgelenmiştir.
İkinci olarak Türkler tarihin en eski çağlarından beri Anadolu’ya gelip gitmişler, göçler yatay ve dikey olarak devam etmiştir. Üçüncü olarak da Anadolu Türk tarihi baştan yazılmak zorundadır. Anadolu Türk tarihini Müslüman Türk tarihi olarak yorumladığınızda 1071’dir ama Türk tarihi olarak yorumladığınız da bu tarihi çok eskilere götürmek zorundayız. Çünkü 5-6 yıl boyunca topladığımız veriler bize diyor ki:
 

“Tarih yeniden yazılmalıdır”. Kaya resmi alanları, bütün tarih kurgusunu değiştirebilecek öznelliğe, özgürlüğe ve yeterliliğe sahiptir.
Somuncuoğlu’nun da ifade ettiği gibi “Damgaların Göçü” belgeseli
Türklerin Anadolu’ya 1071’den önce geldiğini ve Orta Asya’da sahip oldukları etnografya eserleri ile kültür unsurlarını Anadolu’nun merkezi olan Ankara’ya taşıdığının bir belgesiydi. Çünkü buradaki kaya resimleri Orta Asya Türk kaya resimleriyle birebir aynıdır.
Bu resimlerin, damgaların bize gösterdiği bir başka husus da şudur; nasıl ki biyolojik hayatımızda DNA’lar varsa sosyal hayatımızda da DNA’lar var. Ben buna sosyal DNA diyorum. Başka bir tabirle sosyal genetik diyoruz. Çünkü Sibirya’dan Balkanlara kadar olan Türk kültür coğrafyasına baktığımız da birbirinden haberdar olmayan, birbirini görmeyen, birbirinin coğrafyasını tanımayan insanların çok farklı bölgelerde aynı üslubu ortaya koymaları, aynı damgaları kullanmaları son derece manidardır. Damgaların Göçü belgeselinden sonra özellikle Türklerin “1071”de Anadolu’ya geldikleri iddiasının (yazılı belgesinin) yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Aslında Türklerin Anadolu’daki izlerine Herodotos da işaret etmiştir. Ona göre Anadolu’da görülen İskitler, “kımız” içiyordu ve İskitlerin akrabası olan Masaget’lerde Tomris bayan adı vardı. Rus bilim adamlarına göre de İskitlerin ilk yerleşim yeri Altaylardır. Hazar’ın doğusunda yani Kazakistan’ın tarihi Mangışlak şehrinde ve Hakasya’nın Uybat bölgesinde tarihi İskit Mezarlığı vardır ve ben de bu mezarlıklarda saha araştırmaları yapmıştım.
 
Somuncuoğlu’na göre “1071’de Türklerin nüfus olarak daha yoğun geldikleri ve Anadolu’yu Türkleştirdikleri tarihi kayıtlarda mevcuttur. Fakat 1071’de gelenler asla “tesadüfen” ve “rüzgârın önündeki yaprak” gibi gelmediler Anadolu’ya. Kendilerinden önce bu topraklara göç etmiş, burada yaşayan akrabalarının yanına gelmişlerdir. Mesela Hakkari - Gevaruk yaylasındaki 2900 rakımda bulunan kaya resimlerini, biz yapmadık. Bunlar M.Ö. 5000’de yapılmış olup Orta Asya Türkleriyle aynı kültür kodlarını taşıyor”.
Hakkari kaya resimlerinin yanında ve Yüksekova’daki koç başlı mezar taşları ile Hakkari merkezinde bulunan balballarda Türklerin milattan önceki yıllardan beri Anadolu’ da var olduklarının işaretidir.
Somuncuoğlu’nun bir başka çarpıcı tespitini daha aktarmak istiyorum; “Türk tarihi, bugün tanımlandığı gibi asla bir “göçebe ve göçebelik” tarihi değildir. Türk tarihinin temel itici gücü, “dolma-taşma”ya dayanır. Altay dağlarındaki çanaklar da, nüfus yoğunluğu arttıkça bu çanaklardan meydana gelen taşmalar, tarihi yapan güç olmuştur. İşte bugün Asya’nın derinliklerinde Türkçeye, Türk kültürüne hala rastlanıyorsa, bu dolma-taşma’dan dolayıdır. Çünkü göçebe ardında sadece yangın küllerinden başka bir şey bırakmaz. Türkler göçebe değil, göç eden bir millettir. İşte bundan dolayı Orta-Asya’nın her yerinde kurganlar, büyük toplu mezarlıklar vardır.
Bugün Orta-Asya’nın her yerinde Türkçe ve Türk kültürünün temel kodları bütün canlılığı ile yaşamaya devam ediyorsa (ki ediyor) sadece bu bile Türklerin “göçebe” olmadığını anlatmaya yeter.
Somuncuoğlu, yapmış olduğu saha çalışmalarındaki gözlem ve karşılaştırmalarından hareketle şöyle diyor: “Baykal Gölü kıyılarından Macaristan ovalarına kadar tarih öncesindeki Türklüğün somut izlerini gördüm, fotoğrafladım. “Macaristan Solnok Müzesi”ndeki damga ile “Gorno Altay Müzesi”ndeki (Rus ya Altay Özerk Cumhuriyeti) “damga” aynı ise, tarihe başka açılardan bakmak, yerinde ve doğru olacaktır. Türk tarih yazıcılığı aşağıda belirttiğim hususu dikkate alarak yeniden başlamalıdır. Artık tek disiplinli, tek alanlı çalışmaların dönemi kapanmıştır.
Eğer tarihi yeni baştan çözümleyerek geleceğimizi daha güzel inşaa etmek istiyorsak, Tarih, Türkoloji, Sosyoloji, Antropoloji, Sanat Tarihi, Arkeoloji, Fotoğraf Sanatı gibi disiplini bir araya getirerek çalışmak zorundayız. Anadolu Türk tarihinin bizzat Türkler tarafından yeni baştan yazılma zamanı geldi ve geçmeye başladı”.
Somuncuoğlu, “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” adlı eserinin nasıl meydana geldiğini şöyle anlatır:
Türkler tarihi hafızalarından kaynaklanan bilgileri yazıyı kullanmadan önce taşlara kazımıştır. Bu gelenek yazının oluşmasına kaynaklık ettiği gibi zamanla yazıyla da beraber devam etmiştir.
 
Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler adlı eser Türk tarihinin ilk kaynaklarını ilgililere sunması açısından son derece önemli bir eser olup, Türkiye’de sanat tarihi, resim tarihi, dil tarihi, kültür tarihi vb. alanlarda araştırma yapanlara da önemli belgeler sunmaktadır.
Somuncuoğlu, “Saymalıtaş - Gökyüzü Atları”4 adlı eseri için şu bilgileri ifade eder: “Kaya resimlerinden damgalara, damgalardan alfabeye geçişin belge kitabı. Kırgızistan’da bulunan Saymalıtaş’a iki yıl üst üste gittim ve çalışmalar yaptım. Bugüne kadar tespit edilmiş yüz bin resmin olduğu Saymalıtaş ’ta çektiğim on bin civarında fotoğraflar tarandı ve seçimleri yaptım. Konu başlıklarına göre sınıflandırmayı yaparak, bölüm başlarında gözlem ve analizleri içeren yazılarla Saymalıtaş kitabı ortaya çıktı…”.
Saymalıtaş - Gökyüzü Atları ile Türk Tarihi’nin mitolojik dönemlerine uzanan veriler, yolculuklar, bilimsel etiğe uygun olarak sunulmaya çalışılmıştır.
Tarih öncesi dönemde Sibirya Steplerinden Macaristan ovalarına kadar geniş bir alana yayılan arkeolojik verilerin toplanması ve karşılaştırmalarının yapılması mevcut tarih kuramlarını alt-üst edecek nitelikte, tarihin yeni baştan yazılmasını gerektirecek zenginliktedir.
Kaya resimlerindeki değişmeyi ve resimlerden damgaya geçişi ve damgadan yazıya geçişi takip etmek için mutlaka bu esere başvurmak gerekiyor. Bu açıdan “Saymalıtaş Gökyüzü Atları” adlı eser Türk dil ve kültür tarihi hakkında önemli ipuçlarını içeriyor. Konu hakkında yapılacak önemli çalışmalar Türklerin yazıya ne zaman geçtikleri hakkında da bilgilerin elde edilmesine yardımcı olacaktır 2011 yılında, Yapımcılığını-Yönetmenliğini ve Metin Yazarlığını Servet Somuncuoğlu’nun yaptığı “Damgaların Göçü” ve “Zamana Karşı- Kazdağı Koşuburnu Türkmenleri” adlı iki belgesel çalışması da TRT Belgesel kanalında yayınlanmıştır. Umarız bu belgesellerin kitapları da yakın bir zamanda okuyucularına kavuşur. Her iki belgeselde çok önemli olmakla beraber “Damgaların Göçü” Türklerin ne zamandan beri Anadolu’da oldukları hakkında önemli bilgiler vermesinden dolayı ilgililere çok önemli belgeler sunmuştur.
Somuncuoğlu’nun “Karlı Dağlardaki Sır” belgeseli ile “Taştaki Türkler” adlı kitabından sonra Türkiye’nin her yerinde, Anadolu’da Antik dönem Türk izlerini arayan yerel araştırmacılar ortaya çıkmıştır. Çünkü ortaya koyulan çalışmalardan sonra nerdeyse her gün Somuncuoğlu’na “sizin tespit ettiğiniz kaya resimleri bizim buradaki kayalarda da var. Lütfen gelip bakabilir misiniz” gibi haberler gelmeye başlamıştır. Bu haberlerden biri ise TRT de yayımlanan” Damgaların Göçü” belgeselinin yapılmasına vesile olmuştur. Somuncuoğlu diğer haberleri de imkânı ölçüsünde değerlendirerek, alanlara gidip görmeye çalışıyor ve yeni belgesel projeleri yapıyor.
“Taştaki Türkler” ve “Saymalıtaş - Gökyüzü Atları” kitapları ve “Damgaların Göçü” belgeseli ile Somuncuoğlu, Türklerin Orta Asya’dan Türkiye’ye milattan önceki yıllardaki yolculuğunu, resimden damgaya, damgadan yazıya geçişlerini tespit edip Türkoloji âlemine sunarak Türkoloji’ye kalıcı bir imza atmıştır.
Bundan sonraki görev Türkoloji konusunda çalışan akademisyenlere kalmıştır. Umarız Anadolu Türk tarihi ve kültürü hakkında yazan ya da söz söyleyen akademisyenler Somuncuoğlu’nun tespit ettiği kültür unsurlarını değerlendirerek, Türkoloji’ye farklı imza atmaya çalışırlar.
Aksi takdirde Türklerin 1071’de Anadolu’ya geldiklerini kabul edip birbirlerini tekrarlamaya devam ederler.
Çalışmalarını aralıksız sürdüren Somuncuoğlu, “Taştaki Türkler” adı ile ilk fotoğraf sergisini de 11-23 Ekim 2011 tarihlerinde Brezilya / Sau Paulo’daki Ses Sergi ve Görüntü Müzesi’nde açmıştır.

 

Sonuç olarak Somuncuoğlu şöyle diyor:
“Ben şunu savunuyorum: Benim yaptığım gazeteciliktir, televizyonculuktur, fotoğrafçılıktır. Tabii ki kendimce de gördüklerimi anlatıyorum.
Ama bundan sonra yapılması gereken bu konuyla ilgili bir Enstitü’nün kurulmasıdır. Bu enstitüde, Arkeoloji, Sanat Tarihi, Sosyoloji,
Antropoloji, Tarih, Türkoloji, Halkbilim, Filoloji hatta Psikoloji, Felsefe, Fotoğraf gibi farklı disiplinlerden insanların bir araya gelerek, öncelikle tam bir envanter çıkarılması, sonrasında ise Antik dönem Türk kültür ve medeniyetinin verilerini içeren bu envanterin yorumlanması çalışmalarının başlatılmasıdır”..

Dipnotlar
1- Geniş bilgi için bakınız: Mustafa Aksoy, “Tarihi Kaynak Olarak Etnografya Eserleri”, Türkiye Günlüğü, Sayı 106, 2011.
2- Servet Somuncuoğlu, Taştaki Türkler, İstanbul, 2011 (İsteme adresi: somuncuoglu@yahoo.com )
3- Ankara Güdül Salihlerobası Köyü’nde 2009 Tem muz ayında araştırmalarını sürdüren Somuncuoğlu, daha önce tespit ettiği iki ayrı kaya resmi alanına ek olarak üçüncü bir kaya resmi alanı daha tespit ederek, üçüncü alanda yaklaşık elli kadar kurganın var olduğunu ifade etmiştir. İlk gözlemlerine göre, bu üç alandaki resimler, resim yapılan yerlerin seçimi ve kurganlar üslup açısından M. S. 4-5 yüzyıllara tekabül etmektedir. Alanda yapılan tespitlerden oluşan albüm kitap “Damgaların Göçü Ankara Güdül Türk Kaya Resimleri” kitabı çok yakın bir zamanda meraklıları ile buluşacaktır.
4- Servet Somuncuoğlu, Saymalıtaş-Gökyüzü Atları, İstanbul, 2011 (İsteme adresi: somuncuoglu@yahoo.com)
---------------------------------------------
Maalesef Servet Somuncuoğlu’nu 2013’te kaybettik: 
Mekanı cennet olsun.
 
Servet Somuncuoğlu fotoğraf sanatçısı, yazar, televizyon program yapımcısı, yönetmen
14 Mayıs 1964 tarihinde Bursa'nın Karacabey ilçesinde doğdu. Aslen Giresun Eynesil'li. Arifiye Öğretmen Lisesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümlerinden mezun oldu.
1988 / 2004 arası TRT İstanbul Radyosu'nda prodüktör olarak çalıştı ve Günle Gelen, Günün İçinden, Müzikli Edebiyat, Yeni Bakışlar, Türkülerle Yaşamak, Aşkın Has Bahçesinde, Tarihte Yolculuk ve Tarihin Büyük İhanetleri programlarını hazırladı.
Türk Edebiyatı ve Atlas dergilerinde yazdı. 2005 yılı temmuz ayında "Saymalı Taş- Türklerin Bilinçaltı" çalışmasını Kırgızistan'da tamamladı ve Atlas Dergisinin Aralık 2005 sayısında yayınladı. 2007 yılının aralık Atlas sayısında "Taştaki Türkler" konusunu yazdı ve fotoğraf çekimlerini gerçekleştirdi.
1740 - 1962 yılları arasında Türkiye'de yaşayan ve 1962 yılında Rusya'ya göç eden Manyas-Akşehir Kazakları ve Kars Malakanlarının göç hikayesini anlatan "Don Kazakları", Darüşşafaka Cemiyeti Başkanı Çetin Berkmen'le yaptığı söyleşiler "Adanmış Bir Ömür" adı altında kitap olarak yayımlandı. "Gallemit" adlı eseri Bilgeoğuz Yayınları'ndan çıktı.
Fotoğraf çalışmalarına kesintisiz olarak devam etti. Rusya, Çin, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kosova, Macaristan ve Avusturya'da çekimler yaptı. Anadolu Çiçekleri, İnsan Anadolu, Şimdi Dem Zamanı, Dumanda Yaşamak, Tanrı Dağlarından, Krater Gölleri ve Çocuklar konulu fotoğraf projelerinin çekimlerini yaptı. Ayrıca, Türk tarihinin antik döneminin belgeleri olan kaya resimleriyle ilgili çalışmalarını sürdürdü.

Dört yıllık bir emek sonucunda, 150 bin km yol katedilip, 138 gün saha çalışması ile ortaya çıkan, TRT tarafından yayınlanan ve TÜRKSAV 12. Türk Dünyası Hizmet Ödülünü alan "Karlı Dağlardaki Sır" adlı belgeselin yapım-yönetim ve metin yazarlığını yaptı. A-Z İnşaat'ın desteğiyle yayınladığı "Sibirya'dan Anadolu'ya Taştaki Türkler" kitabı ile 2008 yılı TGC Sedat Simavi Sosyal Bilimler Araştırma Ödülüne layık görüldü. TRT İstanbul Televizyonunda prodüktör olarak çalışmaktaydı. 6 Ağustos 2013 tarihinde vefat etti.
------------------------------- 



Mekanı cennet olsun...


En Çok Okunanlardan...