vatana ihanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vatana ihanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20250727

📖 Dede Korkut ne güzel söylemiş: ''Kahpe içeride olunca...''


Dede Korkut ne güzel söylemiş:

“Kahpe içerden olunca, kapı kilit tutmaz oğul!
Halk içinde bozgunluk yapan haindir oğul!”

Bu vatanın ekmeğini yiyip, milletin sırtından geçinip de ihaneti marifet sananları Allah kahretsin!

Bu Devlete, Türk Milletine, ihanet edenler kahrolsun...

Alıntı:  Erol YILMAZ (TR)🇹🇷 @ErolYlmz25

20210206

Papa Eftim İskilipli Atıf'a karşı!

 Milli Mücadele'ye destek vererek işgale direnmeyi tercih eden Papa Eftim, 

Diğer tarafta da, Milli Mücadele'ye köstek olmak için işgalci Yunan uçaklarıyla bildiri dağıttıran İskilipli Atıf.




20200207

Cumhuriyet düşmanı İskilipli Atıf...

 1992 yılında milletvekili Hasan Mezarcı TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'ndan İskilipli Atıf'ın mahkeme kayıtlarını istedi.

Dönemin TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, İskilipli Atıf Hoca'nın mahkeme defterlerini Hasan Mezarcı'ya verdiği gibi, mahkeme karar tutanağının da yeni harflere çevrilmiş fotokopilerini  gördüğünüz resmi yazıyla Hasan Mezarcı'ya teslim etti.

 

İskilipli Atıf Hoca'nın yagılanarak idam edildiği mahkemenin günümüz Türkçesine çevrilerek Hasan Mezarcı'ya teslim edilen karar tutanağı:
 

Karar tutanağının devamı:

 
Gördüğünüz gibi Mahkeme karar tutanağında şapka giymediği için asıldığına dair herhangi bir ibare yok. Ne var? "Milli mücadele aleyhinde bildiri düzenleyip Yunan uçaklarından attırmak" var. Sarı renkle işaretlediğim kısmı dikkatle okuyun lütfen.

Peki mahkeme karar tutanağına yansıyan, İskilipli Atıf'ın idamına neden olan Yunan uçaklarından atıldığı söylenen beyanname de tam olarak ne yazıyordu? İnceleyelim. Lütfen dikkatle okuyun:
"Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahâlisi! Bir zamanlar ne kadar şen ve bahtiyar idiniz.
Hemen hepiniz çoluğunuz ve çocuğunuzun yanında, tarlalarınızın, bağlarınızın başı ucunda, çiftinizle, çubuğunuzla uğraşıp vaktinizi hoş geçirmeye çalışır idiniz. Bir müddetten beri size ne oldu? Niçin öyle boynunuz bükük tıpkı bir yetim gibi mahzun duruyorsunuz?
Çünkü kiminiz yerinizden yurdunuzdan mal ü menalinizden, kiminiz, çoluğunuzdan çocuğunuzdan oldunuz. Vaktiyle gürül gürül tüten ocaklarınız şimdi söndü ve her akşam tarladan gelirken keyifli keyifli türkü söyleyen babalarınız ve yavrularınız şimdi öldü.
Acaba şu halin neden ileri geldiğini biliyor musunuz; şüphesiz ki bazılarınız bilir fakat içinizde bilmeyenler de bulunur. Bunun için cümlemizin yani aziz milletimizin ve mukaddes vatanımızın bir vakitten beri başına gelen belâların ve âfetlerin esbabını size biraz anlatalım:
Oniki sene evvel “İttihâd ve Terakki” namıyle memleketimizde bir bid’at çıktı. SELANİK DÖNMELERİYLE ASLI, NESLİ, MEZHEP VE MEŞREBİ BELİRSİZ ecnâsı muhtelife türedilerden mürekkep olan bu cemiyet;
istibdadı kaldıracağız, meşrutiyet ve hürriyet getireceğiz, hükümet ahâlîye zulmetmeyecek, halk rahat edecek, devletlerin yanında kadrimiz, itibârımız yükselecek diye bizi aldattılar.
O zamanki padişahımız Sultan Hamid’i de aldattılar. Padişah ile millet baba evlât gibi birbirine ısınacak, yakacak dediler. Arası çok geçmedi, iptida padişahı aldattıkları meydana çıktı.
Bir “Otuzbir Mart” desisesiyle Sultan Hamid’i bîgayrihak tahtından indirdiler ve sarayını Bulgar eşkiyasıyla birlikte yağma ettiler. Hatta bu eşkiya ile beraber harem-i hümâyûna kadar girerek oradaki muhadderât-ı muhteremenin üstünü başını aradılar, ziynetlerini soydular.
(...) Filhakika İttihat ve Terakki’nin kıpkızıl cahil ve kanlı elleriyle, bütün dünya için bir tehlike olan o Harb-i Umûmiyye istemeye istemeye sürüklendiğimiz zaman, millet ve memleketimiz için kıyamet kopmuştu.
Koskoca Saltanat-ı Osmaniye beş on serserinin keyif ve arzusuna feda edilmişti. Artık hudutta ve muhtelif cephelerde milyonlarca evlâd-ı vatan su yerine kırılıyordu.
Halbuki bu kadar fedakârlığa rağmen İngiliz ve Fransız gibi muazzam ve muntazam devletlere karşı bu muharebede katiyen bizim için kazanmak ihtimâli yoktu. Bir taraftan da meydanı harblerdeki zayiatımız kadar ve belki daha fazla olarak ahâli açlık ve sefaletten zayiat veriyordu
 Efrâd-ı millet bu hal-i felâket ve sefalette kıvranırken, biçare Anadolu yavruları ana baba kuzuları kızgın çöllerde ve karlı dağlarda mihnet ve meşakkat altında aç ve susuz can verirken İttihatçılar İstanbul’da ve tehlikeden uzak yerlerde zevk-ü sefa ile vakit geçiriyor, istediği gibi yiyor, içiyor, yüz milyonlarca lira borca soktuğu hazine-i milletten, beytümâl-i müs-limanden, nafaka-i masuminden para çalıyor, zengin olmaya çalışıyor ve milletin hali pür-melâliyle adeta istihza ediyordu.
Çünkü bu herifler, bu hinoğluhinler memleketin başına kendi elleriyle getirdikleri her belâda, her muharebede âlemi ölüme teşvik etmek, halkı kırdırarak kendi canlarını beslemek ve evvelkinden daha zinde ve kuvvetli bir mevcudiyetle muharebenin sonuna çıkmayı biliyorlardı.
Muharebe olur, harbi kendisi çıkarmayan her sınıf halk zayiata uğrar, cidden azalır; fakat İttihatçılar sanki eskisinden fazla çoğalır. Bu hal gözbağcı ittihatçılara mahsus bir sinirdir.
Bu sır ve sihrin miftâhınıda, arzettiğimiz veçhile başkalarını harbe ve ölüme sevkederek kendileri geride yaygarayla vakit geçirmek ve tehlikeden kendilerine iltica ederek kul köle yazılanların adediyle kendi mevcutlarını artırmak usulünü maharetle idare etmelerinde aramalıdır

Burası önemli 
👉
  NİTEKİM BU DEFA DA ANADOLU’DA MUSTAFA KEMAL VE KUVÂ-YI MİLLİYE MASKARALARI YUNAN ASKERLERİNİN ÖNÜNDEN NÂMERDÂNE BİR SURETTE KAÇARKEN, saf ve gafil ahâlî ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak ve “siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz” tarzında yalanlarla savuşup kaçarak zavallı neferlerimizi ve ahâlimizi boşuboşuna kırdırmak usulünü takip ediyorlar
Biçare millet bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hâlâ tamamen anlayamamıştır.Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek mütârekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evlâdını telef ediyor da burası önemli 
👉
 TALÂT, ENVER, CEMAL, MUSTAFA KEMAL VESAİRE GİBİ BEŞ ON ŞAKÎNİN VÜCUDUNU ORTADAN KALDIRMAK İÇİN icap eden küçük fedakârlığı göze aldıramayarak memleketi ve kendilerini ebedi tehlikeden kurtarmak ve selâmete çıkarmak tarikini idrâk edemedi ve hâlâ da edemiyor! 
Millet Meşrutiyeti kabul ettiği zaman bunun ahkâmını ve Kânun-ı Esâsi’sini kendi muhafaza edecek ve hukukunu zorbalara ve yalancılara, dolandırıcılara kaptırmamak üzere kendisi olanca kuvvetiyle ve bütün azim ve dikkatiyle çalışacaktı.
Uyumayacak ve yaldızlı sözlere aldanmayacak, mazarrat ve menfaatini bihakkın takdir edecekti.
Halbuki millet hâlâ aldanıyor, aldatılıyor, lüzumsuz yere girdiği ve mağlubiyetle çıktığı bir muharebenin ferdasında da aklını başına toplayamıyor! Kendisini hâla aldatmağa çalışan heriflere niçin diyemiyor ki: “Ey hainler, Ey Allahtan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen mahlûklar, muharebe ettiniz, başımızı bin türlü belâlara soktunuz, mağlup oldunuz, bizi de o yolda mahv ve perişan ettiniz, devletlere karşı mağlûp olduk” dediniz mütâreke imzaladınız. 
Şimdi niye tekrar gücünüz yetmediğini ikrar ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize gazaplarını davet etmekten ve memleketimizi  istilâ ettirmekten başka bir faidesi olmayacak surette mecnunane hareketlere kalkışıyor ve bizi de eskisi gibi boşuboşuna kırdırıyorsunuz?

BAKINIZ DÜŞMANLA SAVAŞMAYIN DENİLİYOR. 
👇
İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Harbde mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin netâyicine katlanarak telâfisini sabr ü sükûn ve akl ü tedbir dâiresinde izâle etmekten başka çare var mıdır?

ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA NE DİYOR BAKIN BEYANNAME:
Yunanlılarla harbe tutuşuyor, sonra da bir taraftan kaçıyor ve bir taraftan şöyle mukavemet ettik, böyle zayiat verdik gibi yalanlarla halkı iğfale çalışıyorsunuz!
Düşünmüyorsunuz ki Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı bir şey olmaz. sizin yalanlarınızı şahit tutarak işgal ettiği memleketimizde; “bu kadar kan döktüm ve şöyle fedakârlık ettim, böyle emek çektim” diyerek hakkı feth davasına kalkar!
Hem sizler ey yalancı ve deni şakîler! Kendi milletimize karşı ecnebi milletlerden hiçbirinin yapmadığı şekavet ve şenaatleri irtikâp edip dururken milleti, eşrafı memleketi, ulemâyı asıp keserek mallarını yağma ederken NEFRET SÖZLERİNE BAKIN 
        👇
Kendinize ne hakla, ne yüzle Kuvâyı Milliye namını veriyorsunuz? Milleti öldürerek, mahvederek hukuk-ı milleti müdâfaa edeceksiniz öyle mi? 
Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın: Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerine olsun!”

Alıntı: Sosyal medya
Ümit Doğan @tsumut71

20191207

Mevlana’nın Moğollarla işbirliği

''Mevlana’nın Moğollarla işbirliğini yazdım diye tepki gösteren dostların sayın Halil İnalcık’ın Mevlana ve Ahi Evran hakkındaki bu değerlendirmesini okumalarını tavsiye ederim.''
Ümit Doğan
@tsumut71

20191119

🗣Cenk Uygur'a Türk-Amerikalılardan büyük bir tepki var


Ergun Kirlikovali
November 16 at 12:23 PM · 

Arkadaşlar, bu videoyu seyrettikten sonra Cenk’ten desteğimi çekiyorum. Ona 24 ay, her ay 11 dolar olarak bağış yapmıştım. Şimdi onun iptal yolunu bulmam lazım. Artık Cenk diye biri yok benim için. Siz ne isterseniz yapın ama beni Cenk ile uğraştırmayın. Onun yüzünü dahi görmek istemiyorum. Cehennemin dibine gitse artık umurumda değil.

Şu anda inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşıyorum ve kızgınım. Cenk ya korkutulmuş veya tipik bir politikacı olmuş. Kazanmak için herşeye evet der olmuş.

Ona çocukken öğretilenler çok zor şartlarda bir millet inşası projesinin gerekleridir. “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözü yorgun ve yoksul bir ülkenin özgüven inşası için söylenmiştir. Cenk şimdi bunu ve bunun gibi öğretileri ciddiye alıp ”büyüyünce” gerçek olmadığını mı görmüş? Ve görünce de saf mı değiştirmiş? Ne büyük bir saçmalık bu? Kargalar güler buna. Resmen hainliğine kılıf bulmakta epey zorlanmış. Bu , olsa olsa, onun anlayış kapasitesi ile ilgili bir durum, gerçeklerin ne olduğu ile ilgili bir durum değil. Ama bu ihanetin esas nedenini hepimiz biliyoruz, değil mi? Seçilebilmek için karakterinden ödün vermek. Ayıya dayı demek.

Sonra Cenk o kadar haklıysa, AİHM neden 2015 de soykırım demedi? Neden BM, ABD Anayasa Mahkemesi, Fransa Anayasa Mahkemesi bu iddiayı şu veya bu şekilde reddetti? Ermeni isyanları, ihanetleri, terörü, toprak istekleri, ve verilen Türk kurbanlarını nereye koyacağız? Cenk’inki cahilliğin “yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” versiyonu.

Özet olarak, Cenk bitmiştir. Nokta!

(Dipnot: Paylaşan arkadaşlar. Lütfen benim yorumlarımı da ayrıca ekleyin. Yoksa Cenk’in soykırım reklamını yapmış gibi olursunuz...)
.........
And here’s to you Cenk: What about the Muslim, mostly Turkish, suffering at the hands of Armenian revolutionaries? And Armenian terrorism, revolts, and treason between 1862-1922? And why selectively focus on one side’s suffering while totally ignoring the other? Is that fair, ethical, or factual? Why did the highest courts in the US and Europe reject, time after time, the use of the term genocide? Answer: Because law, just like decent people, take into account both sides of a story, any story. So why don’t you change your soapbox’ name from “Young Turk” to “Young Turncoat” ...or simply “Turncoat” ?

20190226

Dinin siyasete alet edilmesinin vatana ihanet suçu olduğunu” kabul edilmesinin 94.yıldönümü


TBMM, bundan tam 94 yıl önce bugün, 25 Şubat 1925'te, “dinin siyasete alet edilmesinin vatana ihanet suçu olduğunu” kabul etmişti.

Bizi yanlış yola sevk eden habisler, bilirsiniz ki çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. (Atatürk, 1923)

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta Edirne'de yaptığı konuşmanın sonunda, “Türkiye'yi artık bu yaşam tarzından, laiklik istismarından kurtarmanın zamanı geldi” dedi. İyi de bugün Türkiye'nin sorunu “laiklik istismarı”ndan çok “din istismarı” değil midir?

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk ve dava arkadaşları, aklı ve bilimi esas alan, çağdaş hukukun egemen olduğu, düşünce ve vicdan özgürlüğüne saygılı uygar bir düzen için “laikliğe” ihtiyaç duymuşlardı. Bunun için her şeyden önce “din istismarı”yla ve “irtica”yla mücadele etmişlerdi.

Mesela bir devrim kanununa göre “din istismarı” ile “dini siyasete alet etmek” vatana ihanet suçuydu.

TBMM, bundan tam 94 yıl önce bugün, 25 Şubat 1925'te, “dinin siyasete alet edilmesinin vatana ihanet suçu olduğunu” kabul etmişti.

ŞEYH SAİT İSYANI

1925'te genç Cumhuriyete karşı Doğu bölgelerinde Şeyh Sait İsyanı patlak verdi.

Şeyh Sait, 13 Şubat'ta Piran Köyü'nde ayaklandı. İsyancılar burada bir jandarma teğmenini esir alıp bir eri şehit ettiler. Telgraf hatlarını kestiler. Piran'dan Eğil bucağına geçtiler. Bucak müdürüyle 10 jandarmayı esir aldılar. Daha sonra Genç hapishanesini ve jandarma dairesini bastılar, oradaki jandarmaları da esir aldılar. İsyancılar, 16 Şubat'ta Genç ilinin merkezi Darahini'ye saldırdılar. Burada üç gün üç gece kaldılar. Şehri yağmaladılar. Ziraat Bankası'na el koydular. Buradaki isyanı Ankara'ya bildiren öğretmen Mehmet Zeki'yi önce hapsettiler, sonra öldürdüler. Oradan Diyarbakır yolu üzerindeki Lice'ye hareket ettiler. Bu güzergah üzerindeki Hani bucağını ele geçirdiler. Lice-Hani, Çapakçur-Palu telgraf hattını kestiler. İsyancılar Çapakçur, Muş, Diyarbakır olmak üzere üç kola yarıldılar. Çapakçur Hükümet Konağı'na saldırıp orayı ele geçirdiler. İsyancılar, 20 Şubat'ta, üzerlerine gelen Türk Ordusu'yla çatışmaya başladılar. 21 Şubat'ta Yarbay Cemil komutasındaki bir süvari alayını pusuya düşürüp esir aldılar. Ellerinde yeşil bayrak ve Kuran'larla ilerleyen asilere halk da yardım etti. 2 Mart'ta isyancılar Elazığ'ı ele geçirip yağmaladılar. Diğer taraftan Şeyh Abdullah, Muş cephesini tutarak Varto'yu aldı ve Erzurum'a doğru ilerlemeye başladı. Şeyh Sait ve adamlarının asıl hedefleri Diyarbakır'dı. 7 Mart'ta kendilerine katılan aşiretlerle birlikte Diyarbakır'a saldırdılar. Kuzey cephesinde surlar dışında yapılan savunmayla geri püskürtüldüler. Güney cephesinde ise içeriden yardım alarak şehre girmeyi başardılar. Fakat General Mürsel Paşa'nın gönderdiği süvari kuvvetleri asileri geri püskürttü. Şeyh Sait ve eşkıyaları ilk kez 8 Mart'ta yenilerek geri çekildiler. Ordu birlikleri Varto, Elazığ ve Diyarbakır üzerinde temizlik harekatına başladı. Asiler dört bir yandan kuşatıldı. Nisan başında Silvan, Palu ve Piran asilerden geri alındı. Nisanın ikinci haftasında özellikle Tük Hava Kuvvetleri'nin operasyonlarıyla isyan bastırıldı. İsyanın elebaşlarından Şeyh Sait ve Seyit Abdülkadir yakalandı. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi, 23 Mayıs 1925'te Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşını, 28 Haziran 1925'te de Şeyh Sait ve 46 arkadaşını idamla cezalandırdı. (1)

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı güçlükle bastırıldı. Cumhuriyet yaşamaya devam etti. Ama Musul kaybedildi. Sonuçta isyan İngilizlere yaradı.

Cumhuriyete karşı ‘din' silahı
Şeyh Sait'in ibretlik ifadeleri


Şeyh Sait İsyanı'ndan sadece iki hafta önce Erzurum Milletvekili Ziyaeddin Efendi, meclis kürsüsüne çıkarak “yeniliğin”, işret, dans ve plaj sefasından başka bir şey olmadığını söylemişti. Ona göre “fuhuş” artmıştı! Müslüman kadınlar edepsizleşmişti! Sarhoşluk teşvik olunuyordu! “Dini hisler” rencide oluyordu! Yeni rejim sadece “ahlaksızlık” getirmişti! Bunlar “Terakki” kılıfı altında, “Batılılaşma” diye “Medeniyetçilik” adına yapılıyordu! “Rezil bir idare” memleketi çamurlar içine sürüklemişti! Şeyh Sait, sorgusunda, Ziya Hoca'nın meclisteki bu açıklamalarından çok etkilendiğini itiraf edecekti. (2)

Ocak 1925'te Şeyh Sait imzalı bildiriler Doğu Anadolu'da elden ele dolaşmaya başlamıştı. Bu bildirilerde “Hilafetsiz Müslümanlık olmaz!” deniliyor, Cumhuriyet “dinsizlikle” suçlanıyordu. Bildiriler ileri bir teknikle basılmıştı. İsyancıların elinde yabancı silahlar da vardı. (3)

Hâkimiyet-i Milliye, 29 Haziran 1925 s.1. Manşette, ‘Şeyh Said ve arkadaşlarının idam edildikleri' yazıyor.

Piran'a gelen Nakşibendi şeyhi Şeyh Sait, verdiği vaazda şunları söylemişti:

“Medreseler kapandı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı. Din okulları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Gazetelerde bir takım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse bizzat dövüşmeye başlar; dinin yükselmesine gayret ederim.” (4)

İsyanın ilerlediği günlerde de Şeyh Sait şöyle bağırıyordu: “Kürtlerin bulundukları yerleri Türklerin elinden alacağız. Topraklarımız verimlidir. Madenlerimiz çoktur. Bunlardan yararlanacağız. Bugünkü Türk Hükümeti İslamiyet'ten ayrılıyor. İstanbul'da Beyoğlu'nda bazı İslam kızları şapka ile geziyorlar…” (5)

Şeyh Sait sorgusunda, amacının “hükümete şeriat hükümlerini uygulatmak” olduğunu söylemişti. (6)

Mahkeme Başkanı ile Şeyh Sait arasında geçen konuşmaların bir bölümü şöyle: (Soru: Mahkeme Başkanı, cevap: Şeyh Sait)

Soru: “Niye isyan ettin?”
Cevap: “Medreselerde fıkıh okudum… Şeriat hükümleri uygulanmazsa kıyam vaciptir. Kaza ve kader beni buraya sevk etti… Binaenaleyh şeriatımız yolunda ölürsek dinsiz gitmeyiz!”

Soru: “Yunan ordusu İslamiyet'in merkezini ayaklar altına almışken cihadın farzlarını niye yerine getirmediniz?”
Cevap: “O zaman muhacirdik ve perişan haldeydik!”

Soru: “Din hükümlerinin zedelendiğini söylerken neyi kasettiniz?”
Cevap: “İçki yasağı kaldırıldı.”

Soru: “İslam'a kılıç çeken İslam değildir' hadisinden haberiniz yok mu?”
Cevap: “Müslümanlara din hükümleri bıraktırılmıştı.” Başkan, “Hamdolsun! Hepimiz Müslümanız. Kuran okuyoruz, zekat veriyoruz” deyince Şeyh Sait, “Din hükümlerinden hangisi var?” diye sordu.

Soru: “Şeyh yalan söyler mi?”
Cevap: “Eh! Söyler ya! Allah bilir!”

Soru: “Hükümetin dine karşı olduğunu nereden çıkardınız?”
Cevap: “Gazetelerden, dergilerden, gelen tüccardan ve milletvekillerinden.”

Soru: “Hangi gazetelerden?”
Cevap: “Sebilürreşad, Tevhid-i Efkâr.”

Soru: “Sana dinin kalmadığını söyleyen tüccarlar ve milletvekilleri kimlerdi?”
Cevap: “Erzurum Mebusu Raif Hoca”

Soru: “Ziya Hoca'nın beyanatını duydun mu?”
Cevap: “Ziya Hoca'nın beyanatını Sebilürreşat'ta, daha başka yerlerde okurduk. Bir kere okudum ki Kılıçzade Hakkı Bey, Peygamberimizin aleyhinde bulunmuş… Okurduk ki kız mekteplerinde İslamiyete aykırı şeyler oluyormuş! Kızlar piyano çalıyorlar, erkekler keman çalıyorlar, sabaha kadar sohbet ediyorlarmış… Sebilürreşat'ın her nüshası beni müteessir ediyordu. Farmasonluk, laiklik de bizi çok müteessir ediyordu.”

Soru: “Sait Efendi! Geçen celsede ‘beni isyana sevk eden üç neden var' demiştin. Birincisi, din hükümlerinin uygulanmaması; ikincisi, basının etkisi; üçüncüsü, meclisteki muhalefet… Bunları açıklar mısın?”
Cevap: “Sebilürreşat'ta şeriata aykırı olan şeyler hep yazılıyordu. Derdik ki, ‘Yalan ise nasıl yazar?' ‘Nasıl söyler?' ‘O halde doğrudur ki yazmaya cesaret diyor!' Zaten Sebilürreşat yazdığını hep bir gazeteye dayandırırdı. Başka bir neden de Tevhid-i Efkar'dı… Sonra Cibranlı Halit bir gazete gönderdi. Gazetede “Allah'ü Teâlâ yoktur. Her kulun dayanağı ne ise Allah odur!' diyordu. Buna da kızdık… Velhasıl! Din, ırz, namus, farmasonluk, laiklik hakkındaki yazılardan kin ve nefret duyuyorduk.”

Soru: “Neden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programını beğendin?”
Cevap: “Çünkü ‘içkiyi, fuhuşu yasaklayacağız!' demesi hoşumuza gitti. Bir de ‘dine hürmetkâr olduklarını' söylüyorlardı.”

Soru: “Asker-i Rum nedir?”
Cevap: “Biz Kürtler, Türk askerlerine ‘Asker-i Rum' deriz. Tabirdir, öyle deriz!”

Soru: “Din kalktı!' diyorsun. Namazını kılmıyor muydun? Camilerde ezan okunmuyor muydu?
Cevap: “Evet, ibadetime kimse karışmıyor, her isteyen namazını kılabiliyor ve camilerde ezan okunuyor… Fena yaptık! Bundan sonra iyi olur inşallah!” (7)

Dini siyasete alet etmek

VATANA İHANET SUÇU

Şeyh Sait İsyanı'nda, İslam dini, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir “silah” olarak kullanıldı. Din, vatana ihanetin “aracı” yapıldı.

25 Şubat'ta isyan TBMM'de görüşüldü.

Başbakan Fethi (Okyar) Bey, Şeyh Sait İsyanı'nda dinin politik araç olarak kullanılıp bölge halkının istismar edildiğini, isyanın amacının hilafeti geri getirmek ve Abdülhamit'in oğullarından birinin saltanatını sağlamak perdesi altında “Kürtçülük” olduğunu söyledi.

Fethi Bey, bu açıklamalarından sonra sıkıyönetim kararının onaylanmasını, “dini araç yaparak halkı ayaklanmaya kışkırtanların sert şekilde cezalandırılmaları” için hazırlanan bir kanun maddesinin ve askeri harcamaların kabul edilmesini istedi.

Daha sonra muhalefet adına söz alan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Başkanı Kazım Karabekir Paşa, sıkıyönetim ilanını uygun bulduklarını belirterek şöyle dedi: “Efendiler, dini araç yaparak milli varlığı tehlikeye koyanlar lanetle anılmalıdır. Bu hareket vatana ihanettir.”

Bu açıklamalardan sonra oylamaya geçildi. Önce sıkıyönetim ilan edildi. Sonra da Mahmut Esat (Bozkurt) Bey'in “Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na bir madde eklenmesi” için yaptığı kanun teklifi ele alındı.

Teklife göre “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na şu madde eklendi (1. Madde):

“Dini veya dinin kutsal kavramlarını siyasi amaçlara esas ya da alet etmek için dernekler kurulması yasaktır. Bu tür dernekleri kuranlar ya da bu derneklere girenler vatan haini sayılırlar. Dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek devletin şeklini değiştirmek ve başkalaştırmak ya da devletin güvenini bozmak veya dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek her ne surette olursa olsun halk arasına bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için gerek tek başına gerek toplu olarak sözle ya da yazı ile ya da fiilen ya da nutuk söyleyerek ya da yayın yaparak harekette bulunanlar da ‘vatan haini' sayılırlar.”

TBMM Zabıt Ceridesi, C.14, 25 Şubat 1925. Kanunun 1. maddesinde, dini siyasete alet edenlerin ‘vatan haini' ilan edilecekleri ifade ediliyor.

Bu kanun teklifi, 25 Şubat'ta TBMM'de oylanıp 556 sayılı kanun olarak kabul edildi. (8)

Şeyh Sait İsyanı, devrimci bir tepkiyle karşılandı. Cumhuriyeti kuranlar, Cumhuriyeti koruma kaygısıyla bir takım sert önlemler aldılar.

1925'te Şeyh Sait, dini kullanarak Cumhuriyeti yıkmaya çalışmıştı. Cumhuriyeti kuranlar, buna karşı, “Dini siyasete alet etmek vatana ihanet suçudur” şeklinde bir kanunla mücadele etmişlerdi. Aradan 91 yıl geçti. 15 Temmuz 2016'da bu sefer FETÖ, dini kullanarak Cumhuriyeti yıkmak istedi. Bugün başka tarikatlar ve cemaatler gizli, açık şekilde Cumhuriyeti yıkmaya çalışıyorlar. Türkiye'yi yönetenler, keşke tarihten biraz ders almış olsalardı.


SİNAN MEYDAN
Kaynaklar:

1- Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Ankara, 1994, s. 18, 22, 96-100, 129. Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması, İstanbul, 1994, s. 67, 68. Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009, s. 210. 211, 221, 222, 241, 253, 254. Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri, İstanbul, 2007, s. 113-143.
2- Toker, age, 26, 27.
3- Aybars, age, s.213.
4- Mumcu, age, s. 68.
5- Mumcu, age, s. 71,72
6- Aybars, age, s. 243. Mumcu, age, s. 124
7- Savcının iddianamesi, savunmalar ve karar konusunda bkz. TBMM Arşivi, Dosya 69, Karar no 69 ve IV-12, b-1; Şark İstiklal Mahkemesi Karar Defteri, S.15, D. 4/32; Hâkimiyet-i Milliye, 28 Haziran 1925, Behcet Cemal, Şeyh Sait İsyanı, İstanbul, 1955, s. 112 vd. Toker, age, s. 150-170, Aybars, age, s. 242-256, Mumcu, age, s. 123-140.
8- Ayrıntılar için bkz.
TBMM Zabıt Ceridesi,
Devre II, C.14, 25 Şubat 1925, s. 306- 311.

20180808

Vatana ihanet

Kuşçubaşı Eşref (sağdan ikinci), Çerkes Ethem (uzun boylu) ile birlikte Yunanistan safına geçerken... 
Sağ baştaki üniformalı kişi ise Yunan Subayı Khristos Karasos 
Dereköy/Susurluk 28 Ocak 1921


🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.

  Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026  ...