Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20260202
20191009
🧿🗣Nasrettin Hoca'dan fıkralar
Hoca‘nın yaşadığı dönemde Zalim Haccac adında gerçekten zalim bir hükümdar varmış.
Saraya çağırdığı insanlara:
Saraya çağırdığı insanlara:
“Ben âlim miyim, zalim miyim?” diye sorarmış.
“Zalimsin” diyenin de “âlimsin” diyenin de acımasızca kellesini kestirirmiş.
Günlerden bir gün Nasreddin Hoca‘yı çağırtmış. Ona da aynı soruyu sormuş:
“Hoca, söyle bakalım, ben âlim miyim, zalim mi?”
Nasreddin Hoca:
“Hâşâ sultanım” demiş “Zalim olan siz değilsiniz. Zalim olan asıl biziz ki, Allah bizleri cezalandırmak için sizi bizim başımıza yolladı!”
Günün Sözü
Liderlik keskin bir zekâ, çok yönlü beceriklilik, üstün bir hayal gücü ve ileriyi gören gözler gerektirir!
“Zalimsin” diyenin de “âlimsin” diyenin de acımasızca kellesini kestirirmiş.
Günlerden bir gün Nasreddin Hoca‘yı çağırtmış. Ona da aynı soruyu sormuş:
“Hoca, söyle bakalım, ben âlim miyim, zalim mi?”
Nasreddin Hoca:
“Hâşâ sultanım” demiş “Zalim olan siz değilsiniz. Zalim olan asıl biziz ki, Allah bizleri cezalandırmak için sizi bizim başımıza yolladı!”
Günün Sözü
Liderlik keskin bir zekâ, çok yönlü beceriklilik, üstün bir hayal gücü ve ileriyi gören gözler gerektirir!
20190630
ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın Nasreddin Hoca hayranlığı
Dr. Işıl Acehan
1208 yılında Eskişehir’deki Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğduğu ve medrese eğitimi aldığı söylenen, ünlü nüktedan halk kahramanımız Nasreddin Hoca’nın hikâyeleriyle milyonlarca kişi büyümüştür.
Konya, Akşehir’e yerleşen ve yaşamını tamamlamasının ardından yüz yıllar içerisinde ünü dünyaya yayılan Nasreddin Hoca fıkraları Türk halklarının yanı sıra Araplar, Bulgarlar, Çinliler, Farslar, Macarlar, Ruslar gibi farklı toplumlarda da yer edinmiştir.
1996 yılı UNESCO tarafından tüm dünyada Nasreddin Hoca Yılı olarak kutlanmıştı ve günümüzde halen Nasreddin Hoca adına şenlikler, yarışmalar ve bilimsel toplantılar düzenlenmektedir.
Nasreddin Hoca’nın nükteli hikayeleri, onu bir kültür elçisi rolüyle de ön plana çıkarmıştı. Türkler hakkında Batı toplumlarındaki önyargı ve olumsuz düşüncelerin kırılmasında önemli rol oynamıştı.
Nasreddin Hoca’nın Orta Doğu ve Asya sınırlarını da aşan ünüyle ilgili çok fazla bilinmeyen konulardan birisi de 1912-1921 yıllarında ABD Başkanlığı yapmış, I. Dünya Savaşı sonunda ortaya koyduğu prensipleriyle Birleşmiş Milletler’in kuruluş sürecini başlatan Woodrow Wilson’ın bir Nasreddin Hoca hayranı olduğu.
Kuyuya Düşen Ay ve Paris Barış Konferansı
ABD’nin 28. başkanı Woodrow Wilson’ın, Nasreddin Hoca fıkralarını sık sık ABD’nin üst düzey yetkililerine anlattığı biliniyor. Özellikle anlattığı ise “Kuyuya Düşen Ay” fıkrasıdır. Fıkra şöyle:
Bir gece Nasrettin Hoca evinin bahçesindeki kuyudan su almaya gider. Kuyuda ayın yansımasını görünce hanımına “kadın kadın, bana çabuk bir kanca getir, yoksa ay boğulup ölecek” diye bağırır. Hanımı kancayı getirir. Nasrettin Hoca kancayı kuyuya atar, çeker de çeker, ancak kuyudaki taşlardan birisine takılan kanca gelmez.
Ayın ağrırlından kancanın gelmediğini düşünen Hoca, “Galiba ayı tuttum” der. Hoca, kancanın ipini daha da güçlü çekince sonunda ip kopar, Hoca da sırt üstü düşüverir. Bu sırada gökyüzündeki ayı görünce sevinçle “Çok uğraştık ama zavallı ayı da kurtardık” der.
Wilson’ın “Kuyuya Düşen Ay” fıkrasını, I. Dünya Savaşı sonrası düzenlenen Paris Barış Konferansı’nda dünyayı kurtarma ve barışı sağlama çabalarını tarif etmek için söylediği biliniyor.
Ünlü gazeteci Ahmet Emin Yalman, “Turkey in My Time” (Benim Zamanımda Türkiye) kitabında, Başkan Wilson’ın Nasreddin Hoca fıkralarını yakın arkadaşı olan, Chicago’lu varlıklı iş adamı ve Arap edebiyatı uzmanı Charles Crane’den öğrendiğini belirtiyor. Charles Crane aynı zamanda Wilson’ın Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı topraklarının durumunu saptamak üzere kurduğu King-Crane Komisyonu’nun başında bulunuyordu.
Charles Crane, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nin de mütevelli heyetindeydi. Crane, I. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan mandası kurulması konusunda araştırma yapmak üzere İstanbul’a geldiğinde Halide Edip’le tanışmış, Halide Edip gazeteci ve yazar Sabiha Sertel-Zekeriya Sertel çiftinin ABD’de Columbia Üniversitesi’nde eğitim görmesi için önermiştir.
Ahmet Emin Yalman, Charles Crane’in Nasreddin Hoca fıkralarını çok iyi bildiğini ve pek çok durumu tarif etmek için ustalıkla anlattığını söylemiştir.
20190316
20171014
Nasreddin Hoca ve Ulus Devlet
Nasreddin Hoca ve Ulus Devlet
1200'lerden 1900'lere dek tam 700 yıl Hace Nasreddin olarak anılan ünlü fıkra tiplememizin adı 1900'lerin başlarında Nasreddin Hoca olarak değiştirilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı'da Hace Nasreddin şeref adlarıdır, arkasına gerçek ad eklenir. Hace Nasreddin Mahmut el-Hoyi gibi... Günümüzdeki örneklemesi, Prof. Dr. Mahmut el-Hoyi olabilir. Oysa Nasreddin Hoca dediğinizde, Nasreddin ad, Hoca soyadı gibi algılanıyor.
*
1900'lerin ilk yılları, Türkler için ulusal uyanış sürecinin başladığı yıllardır. Kısa süre sonra 1. Dünya Savaşı Çıkacak, Osmanlı yenik sayılacak, ulusal bilince sahip kadrolar önderliğinde Kurtuluş Savaşı başlayacak ve yaklaşık 10 yıllık bir süreç sonrasında yurttaşlık esasına oturmuş demokratik ve laik Cumhuriyet kurulacaktır. Cumhuriyet, tipik bir ulus devlet örgütlenmesidir; idari, hukuki ve kültürel kurumları da buna göre yeniden organize edilir.
Devlet doğrudan işe el atmasa da aydınlar fıkra tiplemelerini sözü edilen programa göre yeniden şekillendirirler. Buna göre Cuha, Şair Firuzdak, Şeyyad Hamza gibi Arap kültür emperyalizminin temsilcisi görülen tiplemelerin Anadolu'daki misyonerlik görevlerine son verilir. İncili Çavuş, Bekri Mustafa gibi kulluk esasını temsil eden tiplemeler de günlük yaşamımızdan sürülür ve tarihin tozlu sayfalarına gömülür. İki fıkra tiplemesine dokunulmaz: Biri Bektaşi, diğeri Nasreddin Hoca. Çünkü her iki tipleme de halk içinden doğmuş, halk adamı olarak kalmış, halkı temsil eden tiplemelerdir. Halk Cumhuriyeti'nin böyle kahramanlara gereksinimi vardır. Şans onların yüzüne güler.
*
Devlet laik olsa da kurucu kadro ağırlıklı olarak Sünni inanlılardan oluştuğundan, Bektaşi tiplemesi üvey evlat muamelesi görür, eğitim kitaplarından uzak tutulur; ulus devlet onu görmezden gelir. Bir tek -Bağımsızlık Savaşı'na katkılarından olacak- Alevi-Bektaşı inanlı kitlenin arasında özgürce yaşamasına ses çıkarılmaz.
Hoca ise ulus devletin korumasına alınır.
Hace Nasreddin şer'i imaj yarattığından, adı Nasreddin Hoca olarak yeniden düzenlenir. Çünkü bu, ulus devlet yapılanmasındaki ad ve soyadı çağrışımına daha uygundur.
*
Söylenenleri nesnel örneklerle ete kemiğe büründürmeye çalışalım:
![]() |
| Agayan Efendi'nin, Köprülü'nün kitabına yaptığı Hoca çizimi. |
Çaylak Tevfik Bey 1885 yılında Hazine-i Letaif adlı bir seçme dünya fıkraları kitabı yayımlamıştır. Henüz Osmanlıca'dan dilimize aktarılmamış olan bu kitapta dönemin uluslarına ait seçme fıkralar vardır ve aralarına da bizim tiplemelerimizin fıkraları serpiştirilmiştir. Orada Hoca'nın adı "Nasreddin Hoca" değil, "Hace Nasreddin-(ضواجه نصرالدين)" olarak geçer. Bu, Hoca'nın 1900'lerin başına dek bu adla anıldığını gösterir. 1918'de, ulus devletin kurucu kadrosunda yer alan Fuat Köprülü, Hoca ile ilgili bir kitap yayımlar. Adı "Nasreddin Hoca-(نصرالدين ضواجا)"dır. Köprülü, eserin önsözünde ve sonsözünde Hoca'nın "milli" mirasımız olduğundan, bunun dış baskılardan kurtarılarak yüceltilmesi gerekliliğinden söz eder ve neden şiirsel yazdığını da "Çok milli olan bu mevzunun, çocuklarımızı pek ziyade alakadar edeceğini evvelce de tahmin etmiştim. Binaenaleyh, bu teşvikten de yeni bir cesaret alarak, bu küçük kitabı teşkil eden manzumeleri yazdım."(s 24) sözleriyle gerekçelendirir.
"Çok milli" bulunan bu fikir tutar ve Hoca, o dönemden itibaren artık Nasreddin Hoca olarak anılmaya başlar. Sanki Nasreddin ad, Hoca soyadmış gibi... Onu Orhan Veli izler. Hace Nasreddin unutulur.
Bu ulusal duruş, diğer tüm fıkra tiplemelerini geri plana iter. Daha Cumhuriyet'in ilk yıllarında onlara ait fıkraların hatırı sayılır bir kısmı Hoca'ya aktarılır. 1500'lerdeki ilk el yazmalarına göre fıkra yaşamına ortalama 35 şaka ile başlayan Hoca'nın repertuarı 1900'lerde birden 1000 şakanın üstüne fırlar. Öyle ki günümüzde araştırmacı Mustafa Duman seçme yaptığı halde kitabının adını "Nasreddin Hoca ve 1555 Fıkrası"olarak koymak zorunda kalır.
Böylece süreç tamamlanmış olur.
*
Not: Konu, bir kitap çalışmasının özeti olduğundan kısa tutulmuştur.
*
Bu yazı, TGC'nin yayın organı BİZİM GAZETE'de de yayımlanmıştır. TIKLAYINIZ
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
🎞️Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı.
Bir vatandaş, Dubai ve Türkiye’deki metro istasyonlarını karşılaştırdı. pic.twitter.com/zB0iENTSdL — Telgraft (@telqraft) April 12, 2026 ...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Kendilerini "trakya'nın yerlileri" olarak kabul eden, 1300'lü yıllardaki ilk osmanlı fetihleriyle birlikte trakya'ya ...








