Blog Listem

Cumhuriyet Halk Partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhuriyet Halk Partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20260527

📰 Demokrat Parti’nin içinden 27 Mayıs günlüğü... 60 yıl sonra yayımlanan anılar

 

Demokrat Parti’nin içinden 27 Mayıs günlüğü... 60 yıl sonra yayımlanan anılar

Ekrem Alican 1950 ve 1954 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Bir süre sonra sert eleştiriler yaptı ve partisinden ayrıldı. Alican, çalkantılı dönemde anılarını gün gün not aldı. Yapı Kredi Yayınları 2021 yılında o notları yayımladı.


Ekrem Alican 1950 ve 1954 seçimlerinde Demokrat Parti (DP)’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Bir süre sonra sert eleştiriler yaptı ve partisinden ayrıldı. Demokrat Parti’den kopan arkadaşlarıyla birlikte 1955 yılında Hürriyet Partisi’ni kurdu.

Alican, yakın dönem Türkiye siyasi tarih araştırmaları için çok önemli bir kaynak bıraktı: O çalkantılı dönemde anılarını gün gün yazdı. Yapı Kredi Yayınları 2021 yılında notları iki cilt halinde yayımladı.

1954 yılında başlayıp 1966 yılında biten günlüklerde; 
  • ihtilal yönetiminin içindeki tartışmalar, 
  • Anayasa’nın hazırlanması 
  • ve siyasi partilerin yeniden kuruluş 
sürecine ilişkin hiçbir yerde olmayan çok sayıda özel bilgi yer alıyor.

Bu yazıda, yıl dönümü olması sebebiyle, ülkemizin 27 Mayıs'a nasıl sürüklendiğini Demokrat Partili Ekrem Alican’ın günlüklerinden inceleyeceğiz.

ÖNCE SİYASİ OLGUNLUK SONRA TAHAMMÜLSÜZLÜK

27 Mayıs ihtilalinden altı sene önce 1954 yılında siyasi iklimin nasıl olduğunu anlamak bakımından Alican’ın 17 Mayıs notlarına bakabiliriz. Alican, DP iktidarının ilk yıllarının ‘siyasi olgunluk’ dönemi olduğunu belirtiyor:

“Hükümet icraatında görülen her aksaklık derhâl sözlü, yazılı sorularla Meclis’e intikal ettiriliyor, grupta ve meclis-i umumi heyetinde hemen her gün hükümet sual yağmuruna tutuluyor, tenkitler ardı arkası kesilmeden devam ediyordu.

İlk günlerde yukarıda bahsettiğim gibi hükümet ve bilhassa Hükümet Reisi Adnan Menderes bu sualleri, bu tenkitleri büyük anlayışla karşılıyor ve sorulan sualleri devlet adamlarına has olgunlukla cevaplandırmaktan geri kalmıyorlardı.”

ATATÜRK'E KARŞI OLUŞTURULAN İKLİM

Alican, 1954 yılındaki siyasi tartışmaları ise şöyle tarif ediyor:

“Gerek vatan sathında gerekse Meclis içerisinde Demokrat Parti’nin davasını büyük Atatürk’ün memlekete getirdiği inkılaplardan geri dönüş manasında anlayanların irticai körükleyici, inkılapları kötüleyici hareketleri de eksik olmuyordu.

Adnan Menderes’in yer yer yaptığı bazı konuşmaların bu hareketler üzerinde teşvik edici rolü olduğunu inkâra imkân yoktu. Onun bilhassa millete mal olmuş inkılaplar, millete mal olmamış inkılaplar vardır şeklindeki sözleri birçok münevver ve inkılapçı kimseleri ürkütüyor, mürtecileri dizginsiz, frensiz hareket etmeye büsbütün teşvik ediyordu.

İktidarımızın ilk yıllarında meydana çıkan ticani hareketleri, bere giyme, sakal bırakmaheykellere hücum mücadeleleri bu safhada atılan tohumların birer neticesinden başka bir şey değildi. Adnan Menderes’in ve hükümetin bu bakımdan hatalı olan hareketleri Malatya’da Ahmet Emin Yalman’a sıkılan irtica kurşunlarına kadar devam etmiştir.” (1. cilt s.19

"AĞIZ AÇABİLECEK BİR HAL KALMADI"

Alican, anılarında 1954 yılından itibaren DP içerisindeki tartışmalara da değiniyor. DP milletvekiline göre parti içerisinde farklı fikirler bastırılıyordu:


“Birçok mebuslar da teşkilatla aralarının kasten açılması, açtırılması dolayısıyla yaklaşan 1954 seçimlerinde genel kurulun ve onun başındaki Adnan Menderes’in lütuf ve atıfetine sığınmak mecburiyetini hissediyorlardı.

Devrenin son yıllarında bu ruh hâleti içinde bulunan Demokrat Parti Meclis Grubu’ndan, Adnan Menderes istediği kanunları çıkarabilecek hâle girmişti. Artık kimsede tenkitkâr söz söyleyecek, ağız açabilecek bir hâl kalmamıştır. Muhit tamamen onların tabiriyle bozgunculardan temizlenmiştir. Meclis grubunda tam bir tesanüt ve anlayış hâkimdir. (…) Genel kurul “veto” hakkını elinde bir kılıç gibi kullanmakta, istediği adayı silmekte, onun yerine istediğini koymakta idi. s.22

ANTİ DEMOKRATİK BİR ZİHNİYET

Parti içerisindeki baskıcı tavır, dışarıya dönük tutumlarda da görülmeye başladı. Alican bu durumu anılarında şöyle anlatıyor:

“Seçim kanununu daha demokratik bir şekle sokmak için elbet tadilat yapmak ihtiyacı vardı. Fakat getirilen tadiller bu kanunu daha demokratik bir şekle sokmak gayesini değil, tamamiyle aksi bir gayeyi gütmekteydi.”

“Bu hükümlerin bir kısmının haklı tarafları üzerinde tabiatıyla durulabilir. Fakat bu kanunun umumi havasıyla antidemokratik bir zihniyet taşıdığında şüphe yoktur. Demokrat Parti’nin başında bulunanların bu kanunla Meclis üzerinde tam hakimiyet kuracaklarını bilmem inkâra imkân var mıdır? (…) neylersiniz ki Demokrat Parti’nin başındakiler bu hükümleri çıkarmak suretiyle bütün seçim mekanizmasını ellerine almak istemişlerdir ve muvaffak da olmuşlardır. S.28

SOMUT UYGULAMA: MAĞDUR KIRŞEHİR

Osman Bölükbaşı’nın genel başkan olduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi’nin seçim kazanmasının ardından Kırşehir’in ilçe yapılıp Nevşehir’e bağlanması, DP'nin muhalif illeri cezalandıracağı yönünde tedirginlik yarattı.

DP’yi seçmediği için Kırşehir’in başına gelenler de Ekrem Alican’ın notlarında yer buluyor:

“1954 seçimlerinde Kırşehir’de seçimleri Millet Partisi kazanmıştı. Getirilen kanunla Kırşehirliler cezalandırılıyordu.

Birçok mebuslar da rey vermemek için Meclis’ten kaçtılar. Kanaatimce Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim kanunu tadilatı ve Kırşehir kanunuyla kendi idam fermanını kendisi imzalamıştır.

Kırşehir kanunu hakkındaki mütalaaları yazarken unuttuğum bir hususu burada kaydedeyim. Bu kanunun umumi heyette müzakeresi sırasında hükümetin ve hükümet yardımcısı mebusların aldıkları tavır cidden Türk demokrasisi için şayan-ı teessüftür. S.29

Demokrat Parti Meclis Grubu Kırşehir ve seçim Kanunları ile idam ipini boynuna kadar getirmişti. Yeni kanun çıkarsa öyle zannediyorum ki grup kendi kendine idam etmiş olacaktır. Ondan sonra “Hakimiyet kayıtsız şartsız Türk milletinindir” sözünün “Hakimiyet kayıtsız şartsız Demokrat Parti Genel Başkanı’ndır” şekline sokulması anayasanın hakikati ifade etmesi için şart olacaktır. s. 123

"DP KÖTÜ, FENA ÇİZGİYE GİRDİ"

Alican bu satırlardan bir sene sonra 19 Ekim 1955 tarihinde Demokrat Parti’nin nasıl bir yola girdiğini şu çarpıcı cümlelerle anlatıyor:

“…Demokrat Parti idarecilerinin siyasi ahlak hatta şahsi ahlak bakımından redaetleri (kötülük, fenalık) bu memlekette 1946 seçimlerini yapan insanların ahlaki redaetlerinden daha ileriye gitmemiştir. Bu adamların 1958 seçimlerini nizam içerisinde ve kanunlar hükümleri dairesinde yapacaklarına dair itimadım kalmamıştır.” S.119

Ekrem Alican günlüğünün 1 Aralık 1955 tarihli sayfasına Adnan Menderes’in meşhur cümlesini not ediyor: ‘Adnan Menderes siz bu memlekette hilafeti saltanatı dahi ihya edebilirsiniz diyecek kadar küçülmüştür.’

ESKİ DP'Lİ: İSTİBDAT REJİMİ KURULUYOR

Alican bir grup Demokrat Partili arkadaşıyla birlikte eleştirilerini artırdı ve bir süre sonra Hürriyet Partisi’ni kurmaya karar verdi. Parti’nin kuruluş sürecinde DP iktidarını “istibdat rejimi” olarak adlandırıyor:

“Bize daha önce 'ayrılın efendiler gidin partinizi kurun' diyen Adnan Menderes, parti kuruma hazırlıkları ciddiye girdikten sonra aman parti kurmayın demeye başladı. Allahım sen ne büyüksün... Ya vazifemizi yapıp memleket üstüne çökmeye başlayan istibdat rejimini def edecek yahut mukadderata boyun eğerek gerekirse bu yolda canımızı dahi verecektik artık zarlar atılmıştı." sayfa 150.

KÜLHANBEYİ EDASIYLA KONUŞANLAR

Alican’ın tonu 11 Nisan 1956’da daha da sertleşiyor:

“Adnan Bey’in bugünlerde söylediği nutuklar siyasi tarihimiz için cidden ibretle okunacak siyasi vesikalardır. Adamcağız bir devlet adamı gibi değil, muvazenesini külliyen kaybetmiş bir külhanbeyi edasıyla muhalefet ve matbuata her türlü hakareti savurmaktan çekinmiyor.

Devlet Reisi de o bu küfürleri yaparken onun yanında alkış tutanlar arasında bulunuyor. İnsan bu hâlleri gördükçe 1946-1950 mücadelesinin şahsi ihtirasları tatmin için yapılmış murai, ikiyüzlü bir mücadele olduğu yolundaki kanaatini büsbütün artırıyor. Allah bu çeşit ikiyüzlülükleri elbet cezalandıracaktır. Bu hatıraları bir gün okuyacak olanlara Adnan Bey’in nutuklarını da beraber okumalarını tavsiye ederim.

Günlüklerin 1 Ocak 1957 tarihli sayfasında Ekrem Alican ‘demokratik zihniyetten yüzde yüz vazgeçildiğini' belirtiyor:

“Memlekette artık partizan idare alabildiğine bir sürat içerisinde yürümekte. Adnan bey geçen yıl dördüncü kabinesini kurarken müdafaa eder göründüğü demokratik zihniyetten yüzde yüz dönmenin ve üçüncü Menderes kabinesinin fikirlerine adet etmenin bütün imkanlarını yeniden ele geçirmiş vaziyette” (İkinci cilt sayfa 25

9 Kasım 1957 tarihinde de farklı seslere tahammül edilmediğini yazıyor:

Menderes geçen devre 60 muhalife tahammül edemiyordu bu sefer karşısına 200'e yakın adam çıktı elbet tahammül edemez bazı tedbirler alacağı muhakkaktır. Bu tedbirleri de önümüzdeki birkaç gün içerisinde öğreneceğiz” İkinci cilt sayfa 56

İSMET İNÖNÜ'YÜ VURMA EMRİ

İsmet İnönü’nün 1959 Uşak gezisinde aracına saldırılması, ziyaretinin engellenmeye çalışılması ve tren istasyonunda taşlanarak başından hafif yaralanması infial yarattı. Ekrem Alican 20 Aralık 1959 tarihinde Uşak’ta İsmet İnönü’yü vurma emrinin verildiğini yazıyor:

demokratlar Uşak hadiseleri dolayısıyla bir fiyasko verdiler ve Uşak hadiselerinin Halk Partisi tarafından tertip edildiği iddiasıyla mahkemeye sevk edilen Halk Partili şahıslar mahkemeden beraat kararı aldılar.

Bu arada mahkemede ifade veren eski Uşak emniyet müdürü ile jandarma komutanının validen inönü'yü vurma emrini aldıkları meydana çıktı müdür ve komutan bu emrin kendilerine verildiğini beyan ettiler.

Vali bu beyanları kabul etmede gazetelere gönderdiği tekziplerle müdürün ve komutanın Halk Partisi'ne satılmış kişiler olduğunu iddia etti.

Tabii onun bu iddiası mesnetsiz kaldı ve memleket efkarı valinin bu emri verdiğine inandı. İktidar buna rağmen valiye dokunmadı. Çünkü Vali emri yukarıdan almıştı. Bu Hadise Demokrat Parti için pek müspet bir şey olmadı. sayfa 113

Ve 27 Mayıs ihtilaline bir ay kala, 24 Nisan 1960'ta günlüğe yazılan uyarılar:

Milletin hissiyatının da her gün, hatta her an Demokratlar aleyhine dönmekte olduğu artık bariz bir hâl almıştı. Çok kimse Demokratlardan iğrenerek bahseder duruma girmeye başlamıştı.

Demokrat liderler bu şartlar içerisinde iktidarda kalabilmek için 1954’ten beri başvurmaya devam ettikleri baskı tedbirlerini bir merhale daha ileriye götürmenin kendileri için bir mecburiyet olduğu neticesine vardılar ve gruplarından aldıkları bir karar ile Demokrat Parti Grup Başkanı Bursa Mebusu Mazlum Kayalar, Başkan Vekili Denizli Mebusu Baha Aksit imzalarıyla Meclis’e Cumhuriyet Halk Partisi ve basın hakkında meclis tahkikatı açılması için bir takrir verdirdiler.

Bu takririn metni evrakım arasındadır. Grubun bu mevzuda neşrettiği tebliğler de evrakım arasındadır. Demokratların bu takrirlerine karşı Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu da bir başka takrir vererek 20 küsur maddeden dolayı Hükümet Reisi Adnan Menderes’in Divan-ı Âliye sevkini istedi. Bu takririn metni de evrakım arasındadır.

Demokrat Parti Meclis Grubu adına verilen takrir 18 Nisan 1960 Pazartesi günü Meclis’te görüşüldü ve kabul edilerek 15 kişilik bir tahkikat encümeni teşkil olundu.

Bu müzakerelerde Halk Partisi’nin görüşünü İnönü açıkladı. İnönü yaptığı iki konuşmada “Şartlar zaruri kıldığı takdirde milletin ihtilale gitmesinin dahi meşru olduğu” fikrini müdafaa etti ve kurulacak tahkikat encümeni anayasaya aykırı olduğu için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kanunlar hükümlerinden gayrı herhangi bir hükmü dinlemeyeceğini açıkça ifade etti.

Tahkikat encümeni kurulur kurulmaz bu mevzuda Meclis’te yapılan müzakerelerin neşrinin yasak olduğunu bir tebliğ ile umumi efkâra bildirmişti. Bu itibarla gazetelerin pek çoğu o gün Meclis’te yapılan müzakereleri sayfalarına almamışlardı. Sadece Ulus, Dünya ve Demokrat İzmir gazeteleri bu müzakereleri neşretmişti. Fakat bu gazeteler de polis tarafından toplatılmıştı. Turan Güneş bana bir Ulus getirmiş, onu İsmail Özüt gelip almıştı. S.119

Ekrem Alican 1960 ihtilalinden sonra Cemal Gürsel başkanlığında kurulan hükümette Maliye Bakanı olarak görev yaptı. İhtilalci subaylar CHP'li görüntü vermek istemedikleri için adeta Alican'ın peşinde koştu. Bir süre sonra siyaseten yeniden serbest bırakılınca Ekrem Alican arkadaşlarıyla birlikte Yeni Türkiye Partisi'ni kurdu ve genel başkanı oldu.

KAPSAMLI DERSLER İÇİN KARŞILAŞTIRMALI OKUMA

16-17 Eylül 1961 tarihlerinde Adnan Menderes ile birlikte İmralı Adası'nda Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Türk milleti bu acı olayı unutamadı. O günden bu yana siyasi saflaşmada herkes kendi duygularına hitap eden metinleri okumaya odaklandı. Sadece kendi duygu ve düşüncelerine seslenen eserleri okuyanlar karşı görüşleri anlama fırsatından mahrum kaldı. Halbuki böyle sarsıcı olaylardan, kapsamlı dersler çıkarabilmemiz için karşılaştırmalı okuma yapabilmeliyiz. Ekrem Alican’ın günlükleri tam da bunu sağlayabilecek güçlü bir metin.

Mustafa İlker Yücel

Odatv.com



Alıntı/kaynak: 

https://www.odatv.com/guncel/demokrat-partinin-icinden-27-mayis-gunlugu-60-yil-sonra-yayimlanan-anilar-120148644





📰 27 Mayıs İhtilali 66 yaşında





Menderes yönetimine karşı yapılan 27 Mayıs 1960 İhtilali 66 yaşında. Müdahale sonrası yürürlüğe giren 1961 Anayasası; özerk TRT, AYM ve DPT gibi kurumları kazandırarak özgürlükçü bir dönem başlatırken, süreç Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idamlarıyla sonuçlanan yargılamalara sahne oldu.

Ata Uysal Özen



Adnan Menderes yönetimine karşı gerçekleştirilen 27 Mayıs 1960 İhtilali’nin bugün 66’ncı yıldönümü.

İhtilal sonrası yürürlüğe giren 1961 Anayasası; özerk TRT, özerk üniversite, Anayasa Mahkemesi ve Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumları devlet yaşamına kazandırırken, sosyalist partilerin de önünü açan kurumsal ve özgürlükçü bir dönemi başlattı.


1950 yılında iktidara gelen Celal Bayar ve Adnan Menderes yönetimi, Sovyetler Birliği’nden gelen tehditleri gerekçe göstererek ABD merkezli Batı blokuna yakınlaşmış ve Türkiye’nin Atatürk dönemindeki bağımsızlıkçı, bölge merkezli dış siyasetini terk ederek NATO’ya girmiştir.


Aynı süreçte, Meclis kararı olmaksızın BM çağrısıyla Kore Savaşı’na asker gönderilmiş; ardından girilen genel seçimlerde Demokrat Parti (DP) çoğunluğunu korumuştur.

Ancak 1957 yılına gelindiğinde eldeki kaynakların tükenmesi, dış yardımların azalması, döviz ve tüketici fiyatlarının yükselmesiyle ekonomik sıkıntılar tırmanışa geçmiştir.


  • 1959’dan itibaren derinleşen ekonomik kriz gençlik kesimini sokağa dökerken, 
  • DP iktidarı ana muhalefet partisi CHP’nin üzerine gitmiş; 
  • Meclis Tahkikat Komisyonu’nun kurulması, 
  • CHP’nin mal varlığına el konulması, 
  • aydınlara yönelik baskılar 
  • ve toplumu bölen Vatan Cephesi 
gibi uygulamalarla gerilimi tırmandırmıştır.


Dönemin önde gelen aydınları, bu anayasa dışı uygulamalar sebebiyle DP yönetiminin meşruiyetini kaybettiğini belirtmektedir.

Bu gelişmeleri ve halktan gelen tepkileri değerlendiren ordu içindeki bir grup, ihtilal girişimini hızlandırarak 27 Mayıs 1960 gecesi yönetime el koymuştur.


Halk desteğiyle gerçekleştirilen ve çok partili yaşamı yeni bir faza taşıyan bu müdahale, devlet mekanizmasında demokratik ve özgürlükçü sınırları genişleten yeniliklere zemin hazırlamıştır.


İhtilal sonrasında ilan edilen 1961 Anayasası ile birlikte Türkiye’de özgürlüklerin alanı genişletilmiş ve çağdaş devlet organları inşa edilmiştir.






Özerk TRT ve Özerk Üniversiteler:



Bilimsel ve yayıncılık alanında bağımsız yapılar oluşturuldu.


Anayasa Mahkemesi (AYM):

Yasaların anayasal denetimi sağlanarak hukukun üstünlüğü güvence altına alındı.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT):

Ekonomik ve sosyal kalkınmanın planlı bir zeminde yürütülmesi sağlandı.



Cumhuriyet Senatosu:

Çift meclisli sistemle yasama faaliyetleri daha geniş bir tabana yayıldı.


Yeni Seçim Sistemi:

Getirilen yeni nispi temsil ve seçim modeliyle sosyalist partilerin meclise girmesinin ve siyaset sahnesinde önlerinin açılmasının yasal altyapısı oluşturuldu.


Bu kurumsal dönüşümler ve özgürlükçü adımlar sebebiyle 
27 Mayıs günü, 
12 Eylül 1980 ASKERİ DARBESİne kadar 
Türkiye genelinde resmi olarak "Hürriyet Bayramı" adıyla kutlanmıştır.


İhtilal sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve DP yöneticileri Yassıada’da kurulan mahkemelerde yargılanmıştır.

Çok sayıda DP’li bakan, milletvekili ve idareci de farklı sürelerde hapis cezalarına çarptırıldı.
Milli Birlik Komitesi (MBK) bünyesindeki bir grubun iktidar gücünü idame ettirme yönündeki duruşu ve tavrı neticesinde; Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkındaki idam cezaları 16 ve 17 Eylül 1961 tarihlerinde infaz edildi.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın idam kararı ise yaş haddi ve benzeri gerekçelerle ömür boyu hapse çevrildi.

İdam kararlarına MBK lideri ve Devlet Başkanı Emekli Orgeneral Cemal Gürsel ile CHP Genel Başkanı İsmet İnönü net bir şekilde karşı çıkmıştır.

İnönü, siyasi sebeplerle idamlara karşı yürüttüğü bu muhalif tutumunu ve ilkeli yaklaşımını ilerleyen yıllarda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam sürecinde de sürdürmüş, ancak bu girişimler infazları durdurmaya yetmemiştir.


Alıntı/Kaynak: 
https://www.aydinlik.com.tr/fotogaleri/27-mayis-ihtilali-66-yasinda-578281?sayfa=23

En Çok Okunanlardan...