Betûl Mardin (1 Aralık 1926, İstanbul) Türk halkla ilişkiler uzmanı. Türkiye'de halkla ilişkilerin temellerini atan kişidir.
Kökleri İslam dininin peygamberi Muhammed'in torunu Hüseyin'e kadar gittiği iddia edilen bir Osmanlı ailesi olan Mardin ailesinin ikinci çocuğudur.[1] Ünlü müzik yapımcısı Arif Mardin'in ablasıdır. Akgün Ustalar'dan Şerife Leyla Ustalar adlı bir kızı ve Haldun Dormen'den Ömer Dormen adlı bir oğlu olan Mardin'in üç torunu vardır.
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve BBC Televizyon Kursu Mezunu olan Mardin, 1995 yılında Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) başkanlığına kadar yükselmiştir ve bu göreviyle de IPRA'nın ilk Türk kadın başkanı olmuştur. Daha sonra Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği tarafından kendisine verilen "Member Emeritus" unvanıyla da, dünyada sayılı kişide olan bu ödülle, halkla ilişkilerde bir üstad sayılmaktadır. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümü öğretim üyesidir. -Wikipedia
BETÜL MARDİN
Yeni Cumhuriyet'in henüz emekleme çağında olduğu 1926 yılında, Şişli'de bir evde dünyaya gelir Betul Mardin. Annesi Fatma Fahire'nin beklediği elbette nur topu gibi bir oğlandır, zira devir henüz o devirdir, bir kız çocuğunun anne babasının gözünde kıymeti pek yoktur. Fakat umduğu gibi olmaz, küçük kız dünyaya bir hayal kırıklığı formunda gelir. Üstelik bu, Fatma Fahire Hanım'ın ikinci kez kız doğuruşudur. Öyle ki o ilk nefesinin yaktığı ciğerlerinden bir çığlık koparır, odayı dolduranlar da annesine bir kız doğurduğunu nasıl söyleyeceklerini düşünürken, bu "kara haberi" alan annesi ise kaynanasına ne diyeceği düşüncesiyle bayılıverir.. Göbek bağı bile Mehmet Arif adıyla kesilir. Bu isim, dedesi Mardinizade Mehmet Arif'ten gelmektedir. Kendi adına kavuşması için önce hayal kırıklığının yatışması gerekir ve küçük kızın adı molla dedesi tarafından Kuran-ı Kerim'den seçilerek konur: Betul..
O her ne kadar bir Cumhuriyet çocuğu olsa da içine doğduğu aile saray terbiyesi ile yetişmiş, hala o terbiyeye göre yaşamayı sürdüren bir ailedir. Büyük bir köşkte, geniş bir aile şeklinde yaşarlar. Upuzun masalara kalabalık sofralar kurulur her öğün. Masanın başında ailenin reisi Necmettin Molla oturur hep. Bu sofrada çocukların konuşması yasaktır. Dedesi, tuzluğu masanın üzerine koyar ve "Tuzluğun bu yanındakiler konuşamaz," der. O yan, çocukların oturduğu kısımdır. Küçük Betul de bütün gücünü, bütün enerjisini dinlemeye vakfeder bu yüzden. Dünyaya, hayata, kültüre ve sanata dair ilk fikirlerini de bu sofralarda edinir. Ablası Leyla ve kendisinden birkaç yıl sonra doğup annesinin uzun süren hasretini sonlandıran kardeşi Arif'le birlikte İsviçreli dadılarının eteğinde büyürler. İsviçreli dadıları Betul'ün annesiyle Fransızca, babasıyla Almanca konuşur. İngilizce ve Arapça da evde konuşulan diller arasındadır. Bütün bu dillerin karmaşası bir de İsviçreli dadının şiddete dayanan disipliniyle birleşince, küçük Betul adeta dilsiz olur. Dadısından öyle dayaklar yer ki bu dayaklar vücudunda kalıcı hasarlara sebebiyet verir. Üstelik aile üyeleri de farkındadır bu dayağın; zaman zaman akrabaları da şahit olur dayaklara, fakat bu durum aile içinde hiçbir zaman konuşulmaz..
Betul'ün dilsizliği dört buçuk yaşına dek sürer. Ağzından ilk çıkan sözcükler Fransızca "Evet" ve "Hayır"dır. Fakat bu kez de kekemelik belasına tutulmuştur. Bu kekemelik 13 yaşına dek sürer ve aile içinde alay konusu olmasına sebep olur. Başka biri için bir ömür boyu peşini bırakmayacak bir bela olabilecek bu yetersizlik duygusu onun için kamçıdır. 13 yaşında, bir ağacın altında, "Bir daha kimsenin seninle alay etmesine izin verme!" diye kendisine söz verir ve o sözü tutana kadar durmaz..
Beş yaşında başladığı ilkokul bitince, ablası Leyla'nın peşinden, on yaşında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne gönderilir. Kolej yıllarında ablası Leyla vereme tutulup vefat edince ailesi kolejde yatılı okumasını yasaklar, artık hep anne babasının dizinin dibindedir. Bu yakınlık onların kalan ömrü boyunca, aynı apartmanın iki ayrı katında sürecektir..
Kolej yıllarının ardından hayali elbette üniversitedir, fakat babası bu fikre şiddetle karşı çıkar. Ona göre kızının karma eğitim verilen üniversiteye gitmesi, erkeklerle yan yana oturup eğitim alması düşünülemez bile. Fakat bu engelleme bile genç kızın içindeki eğitim aşkını bastırmaz. Sonraki birkaç yıl boyunca dikiş nakıştan yemeğe, sofra adabından çocuk bakımına kadar bulduğu her kursa gider. Ailesi sadece eğitim almasına değil, iş hayatına atılmasına da karşıdır..
1948 yılında, 22 yaşında, ilk evliliğini Türkiye'nin ilk işçi milletvekili Numan Ustalar'ın oğlu Akgün Ustalar ile yapar. Bu evlilikten ilk çocuğu Leyla doğar. Kocası avukattır fakat maaşı evi geçindirmeye yetmez. Her ne kadar eşinin çalışması fikrine o da sıcak bakmasa da Betul'ün evden İngilizce dersleri vermesine, çeviriler yapmasına engel olmaz. Geçim sıkıntısını da bu sayede aşarlar.. Evlilikleri ne yazık ki kalıcı olmaz. Akgün Ustalar'ın çapkınlıkları evliliğin sonu olur.. Aynı yıllarda Mısır'da yaşanan yeni gelişmelerle ailesi de Mısır'daki büyük mal varlıklarını kaybedince, Betul'ün çalışması bir tercih olmaktan çıkarak bir zorunluluk haline gelir.. İş hayatına "Tercüman" gazetesi için tercümeler yaparak başlar, 600 lira maaşla.. Gazetedeki dördüncü gününde sayfa editörü olur, kültür sanat sayfasından artık o sorumludur. Bu görevi tam üç yıl boyunca sürdürür. O günlerde kapısını sık sık çalan genç bir tiyatrocu vardır: Haldun Dormen. Dormen, Betul Mardin'in yabancı dillerden tercüme ettiği tiyatro oyunlarını kumpanyasıyla beraber sahneye koyar. Mardin, Haldun Dormen'in oyunlarının tanıtım faaliyetlerine, galalarına, sahne ve kostüm tasarımlarına katkıda bulunur. Aralarındaki samimiyet kısa sürede bir ilişkiye dönüşür ve evlenirler. Kısa bir süre sonra da oğulları Ömer dünyaya gelir..
Mesleği gereği zamanının büyük bir kısmını tiyatrosuyla yollarda, turnelerde geçiren Haldun Dormen, bir gün eve yakın arkadaşlarından, oyun yazarı Turgut Özakman'ı getirir. Betul ona ne iş yaptığını sorduğunda, "TRT'de çalışıyorum, genel müdürüm" cevabını alır. Bu cevap hayli şaşırtıcıdır, zira o günlerde henüz kuruluş aşamasında olan TRT'nin adı sanı duyulmamıştır. Özakman, Betul'ü kendileriyle beraber çalışması için davet eder. Mardin önceleri bu fikre fazla sıcak bakmasa da, eşinin de yüreklendirmesiyle kendini Ankara'da bulur ve "uzman program yardımcısı" olarak işe başlar. Bu dönemde Haldun Dormen'le evlilikleri sona erer, çünkü birbiriyle öyle uyumsuz hayatlar sürmektedirler ki aynı evin içinde yaşasalar da çoğu zaman görüşemez olmuşlardır. Öyle kırıp dökmeden, öyle medeni bir ayrılıktır ki onlarınki; boşanmanın ardından Haldun Dormen, Betul Mardin'e bir demet pembe gül göndererek mutlu olmasını diler.. Böylece, ömür boyu sürecek bir dostluk evresine adım atarlar ..
Sonra, BBC'nin açtığı sınavı kazanarak altı aylık televizyon programcılığı eğitimi almak üzere Londra'ya gidiş. Bu arada oğlu ve kızı büyükanne ve büyükbabasının evinde kalırlar. Dönüşünde hafta içinde Ankara, hafta sonları trenle İstanbul'a gidiş geliş.. Sonunda evlatlarına duyduğu hasret ağır basar ve TRT'deki işini bırakarak İstanbul'a döner..
Geçimini yeniden sağlamak için yeni bir arayış içindeyken, yakın dost olduğu Ahmet Dağlı ona telefon eder ve çalışanları ile arasında bir köprü olmasını önerir; ayrıca, bu mesleğe Fransa'da "relation publique" dendiğini söyler. Böylelikle, aldığı bir telefon sayesinde henüz ülkemizde adı konmamış bir meslekle, "halkla ilişkiler"le tanışmış olur ve daha ilk anda ait olduğu yeri bulduğunu hisseder. Akbank'ın halkla ilişkiler departmanını oluşturur ve haftanın üç günü burada çalışmaya başlar..
Kısa sürede birçok farklı alandan müşterileri olur.. Fakat 1971'in Ocak ayında görünmez bir kaza sonucu düşer ve kalçası kırılır. Artık topal bir kadındır. Dünyası başına yıkılır. Onu bu karanlık çukurdan çıkaranlar oyuncu dostları Ayla ve Beklan Algan olur. Hastane odasına şık bir baston ve bir fularla gelen Ayla Algan, ona aslında önemli olanın nasıl olduğu değil, nasıl göründüğü olduğunu da öğretir. Hasta yatağında Mardin'i çalıştırıp ona kısa kalan bacağını nasıl kamufle edebileceğini, bastonu ve fuları nasıl kullanabileceğini öğretir. Bu, bugün hepimizin bildiği, klasikleşmiş Betul Mardin imajının da doğuşu olur...
1995'te Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği / IPRA'nın Dünya Başkanlığı'na seçilir; halkla ilişkiler sektörünün Oscar'ı sayılan "ATLAS" ödülüne layık görülür. 99 yaşını sürdüğü bu günlerde bile etrafına ilham saçmayı ve ışık olmayı sürdürür. Çünkü içindeki güneş bir gün olup sönmemiştir onun ve kendini var etmenin kitabını yazmaya devam ediyordur bütün yaşantısıyla..
(ECE KARAAĞAÇ, "Kendini Var Eden Kadın: Betul Mardin", MASA Dergisi, Mart 2022)
Alıntı:
🌐 EDEBİYAT KÜLTÜR SANAT FELSEFE MOTİVASYON KULÜBÜ
- Betül Mardin'in konuşmasında Atatürk'ün rolü neydi?
- Betül Mardin'in babası neden Atatürk'ün önünden ekmeğini aldı?
- Dönemin sofralarını ve Atatürk'ü Betül Mardin anlatıyor...