Halı değil; ilmek ilmek dokunan bir töre, kök boyayla yazılan bir alfabedir. pic.twitter.com/vMWoD09Qzz
— Orta Asya / Türk Dünyası (@OrtaAsyaDunyasi) June 5, 2026
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Halı değil; ilmek ilmek dokunan bir töre, kök boyayla yazılan bir alfabedir. pic.twitter.com/vMWoD09Qzz
— Orta Asya / Türk Dünyası (@OrtaAsyaDunyasi) June 5, 2026
Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen Sekeller
Avrupa'nın en eski ve en asil Türk topluluklarından olduğu söylenen bir halk var. Bugün Romanya'nın Transilvanya bölgesinde varlıklarını sürdüren bu halk, dillerini, geleneklerini ve kimliklerini yüzyıllardır korumayı başardı. Özellikle 19. ve 20. yüzyıldan itibaren bazı görüşlere göre kökleri Hunlara ve eski bozkır kavimlerine kadar uzanıyor. Hatta kendilerinin Attila'nın soyundan geldiklerini kabul ediyorlar. Evet bahsettiğimiz bu halk Sekeller.
MACARİSTAN'IN KUTSAL TACI (SZENT KORONA)
11. yüzyılda Bizans imparatoru tarafından Macar kralına armağan edilen kutsal taçtaki "ikona"lardan biri Macar Kralı Geza l'e aitti.
Burada Yunanca "Türkiye'nin (Türklerin ülkesinin) sadık kralı" ifadesi yer alıyordu.
• Sven Lagerbring'in tartışmalı tezlerini• İsveç'te Türk kökeni tartışmalarını• Vikingler ve Türk toplulukları arasındaki benzerlik iddialarını• İsveçli araştırmacıların görüşlerini• Tarihçilerin bu konuya bugün nasıl baktığını
Dedesi Alp Er Tunga ve Oğlunun İntikamı İçin Pers Hükümdarı Kiros'un
Kellesini Alan İskit /Saka Kraliçesi, İlk Türk Kadın Hükümdarı Tomris Katun
Heykeli
Dresden / Almanya
Açıklama
"Biz Macarlar, kendimizi Türkistan'ın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz."
JANOS CSAK
"Donanmamız, uçaklarımız ve İHA'larla Girit'in güneyine inince bize de buralarda gasp edilen toprakları talep etmemiz için güç oluştu. Girit geçmişte Türk toprağı iken elimizden alındı. Oradaki Türkler gönderildi. Büyük kısmı imha edildi. Lozan Anlaşması sonrası üç ülke hakkından feragat edince Girit'in Türkiye'ye bırakılması gerekiyordu bu yapılmadı. Biz de hukuki olarak bu hakkımızı almak için harekete geçtik. Türkiye artık hakkını arayan ve elde eden bir anlayışla hareket ediyor. Yeryüzünde soykırıma uğramış millet varsa Türk milletidir. Balkanlarda da aynı durum oldu."
Özbek kültüründeki disiplin ve saygı anlayışı, Türk erkeklerinin evlilikte aradığı o huzuru fazlasıyla sunuyor görünüyor.
— Devlet-i Âliyye©🇹🇷 (@mehmetiletisim) June 4, 2026
Özbek bir kadının evliliğe ve ev hayatına bakışı, günümüz Türk erkeğinin hayalindeki gibi!#Daltonlar #sallandık #TaşacakBuDeniz #UzakŞehir pic.twitter.com/z5outhGrE5
1954, Budapeşte Radyosu
— Aydınlık (@AydinlikGazete) June 3, 2026
Nazım Hikmet, ‘ileri Türk insanı’ kavramını tanımlıyor. pic.twitter.com/D7qH8T9qTf
Millet olarak çabuk unutuyoruz ancak
1.Dünya Savaşında Trabzon halkının muhacirliği, sadece bir göç hikâyesi değil, halkın hafızasına kazınmış büyük bir acıdır.
1916’da Rus ordularının Doğu Karadeniz'i işgaliyle birlikte yüz binlerce insan yollara düştüler.
Köyler boşaldı, aileler parçalandı, insanlar arkalarında evlerini, mezarlarını ve bütün hatıralarını bırakarak batıya doğru yürümeye başladı.
Bu büyük göçe Karadeniz insanı muhacirlik dedi.
Rus ilerleyişi sırasında birçok köy yakıldı, yağmalandı.
İşgalin kendisinden çok onun getirdiği korku, belirsizlik halkı yollara döktü. Sürmene'den, Of'tan, Vakfıkebir'den, Akçaabat'tan, Trabzon'dan çıkan kafileler Samsun'a, Fatsa'ya, Ordu'ya ulaşmaya çalışıyordu.
Benim dedem de bu muhacirliğe henüz 13 yaşındayken katılmıştı. Sürmene'nin Kumanit köyünden, başlarında babaları Hafız Abdülcelil Efendi ile ailece yola çıkmışlardı.
Devlet, muhacirlere dağıttığı fişlerle yol üzerindeki fırınlardan ekmek almalarını sağlıyormuş.
Yaklaşık bir ay süren yolculuğun sonunda Fatsa'ya vardılar.
Fakat her muhacir ailesi gibi onlar da ağır bedeller ödediler.
Dedemin 2 yaşındaki kardeşi Murad salgından hayatını kaybetti.
Dedem kardeşi için yazdığı şiirde acısını “Sevgili Murad'ım” şiriyle dile getirmişti.
Bu birkaç mısra muhacirlik yollarında kaybolan binlerce insanın, annenin, babanın ve kardeşin ortak ağıdı gibidir
Yolculuk sırasında dedem, babası Hafız Abdülcelil Efendi'ye:
"Baba, neden göçüyoruz?" diye sormuş.
Aldığı cevap:
"Oğlum vatan elden gidiyor” imiş.
Bu söz, o gün yollara düşen Karadeniz insanının ruh hâlini özetlemektedir. Çünkü muhacirlik, sadece evden ayrılmak değil insanın doğduğu toprağı, çocukluğunu, hatıralarını ve güven duygusunu geride bırakması demekti.
1918'de Rusların çekilmesiyle muhacirlerin bir kısmı döndüler. Yalnız geri döndüklerinde çoğu yerde harap olmuş evler ve kaybettikleri yakınlarının acılarıyla karşılaştılar
Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu
🗣️İçerik üreticisi Ceren Yılmaz, Balkan göçmenlerinin Türk olduklarını vurguladı:
• Biz Türk'üz.
• Bazılarınız Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Yunanistan'dan gelen göçmenlerin Türk olmadığını düşünüyorsunuz.
• Osmanlı'nın iskân politikasıyla birlikte, Osmanlı'nın fethettiği topraklara zamanında Türkler yerleştirilmiş.
• Yüzyıllar boyunca oralarda yaşayıp kendi kültürlerini ve dillerini korumuş; daha sonrasında ise atalarımızın deyimiyle "gâvur" oraları tekrar ele geçirdikten sonra Türklere uygulanan yaptırımlar dolayısıyla Türkler büyük zulüm ve baskı altında kalmış.
• Dilleri değiştirilmiş, kültürleri değiştirilmeye çalışılmış, hatta dinleri bile değiştirilmekle karşı karşıya kalındığı için tekrardan Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'ye geri dönmüşlerdir.
• Küçüklüğümde sarışın ve beyaz tenli olduğum için Türk olduğuma asla inandıramazdım.
• Anneannemler Makedonya'dan, babamlar ise Bulgaristan'dan göçmüşler ve babam da ismi değiştirilen o Türklerden bir tanesidir.
• Tek tahammül edemediğimiz soru: "Kanka sen Bulgardın, değil mi?"
• Bugün atalarımız Türklüğünden vazgeçmemek için evlerinden, hayvanlarından, köylerinden, sahip oldukları her şeyden vazgeçtiler.
• Kavgamız ya da sinirimiz ırka değil, tarihimizin eksik bilinmesine.
Alıntı: Turkic Times @turkictimes
murat @muratdeniz06
''Balkanlar, Musul Kerkük, Suriye gibi sınır boyları Osmanlı'nın ileri karakol tabir edilen bölgeleri olup Anadolu'dan götürülüp yerleştirilen Türkmenlerden yani öz Türklerden oluşmaktadır!''
#Türkler #Kurucu #BalkanGöçmenleri #Muhacir
— S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ (@tunaboyutarihi) June 3, 2026
Ben bir göçmen kızıyım
🇹🇷 pic.twitter.com/Ug0ViKqheJ
Şarkısı da var....
Alıntı: — S.PelinPEREMECİ ♐ #ANDIMIZ
🎞️🗣️🎙️ Göçmen Kızı - Melihat Gülses
Geleneksel Türk Kıyafetleri 🇹🇷 pic.twitter.com/gDGDEc7m2X
— Orkun (@_0rkun) June 3, 2026
🤍🤍🤍 pic.twitter.com/RC1S1My3aA
— ɢüɱüş (@qumusum) June 3, 2026
Nazım Hikmet turancı mıydı?
Türk şiirinin Büyük Ustası'nın vefatının 63. yılıydı.
Komünist Nazım Hikmet'in şiirlerinde eşitlik ve kardeşliğin yanı sıra yurtseverlik de güçlü şekilde işlenir.
Kuvayı Milliye Destanı ile memleket sevgisi üzerine eserler bunun en güzel örnekleridir.
Hikmet, Şeyh Bedrettin Destanı'nın sonuna yazdığı Zeyl'de, "Tarihinde Bedreddin hareketi gibi bir destanı söyleyebilmiş her milletin şuurlu proleteri bundan milli bir gurur duyar." der.
Aynı yerde Süleymaniye Camisi ve Mimar Sinan ile de gurur duyduğunu anlatır.
"Ben Türk şairi, Türk komünisti Nazım Hikmet" diye üzerine basa basa söyler.
Bugün bazı siyasiler "millet", "millet" deyip adını getiremiyor ya hani; onlardan değildir.
Bir de "Davet" şiiri var.
"Dört nala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim" şeklinde başlar.
Dizelerdeki derin anlam ve mesaj ne olabilir?
Yoksa Nazım Hikmet de mi Turancıydı?
Belki de yayılmacı?
İşin gerçeği: Doktrin ve kavramların yüzeysel yaklaşımlarla gündelik çelişkiler içinde ters yüz olduğu çağımıza göre müthiş bir ufuk ve vatan tarifi!
En etkilendiğim şiirlerinin başında bir de "Ellerinize ve yalana dair" geliyor.
Özellikle şu bölüm:
"... antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
ses yalan söylüyorsa,
söz yalan söylüyorsa,
ellerinizden başka herşey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir!"
Sahi; insanı ve emeği sevmeyen vatanını sevebilir mi?
Ya da; vatanını sevmeyen insanı ve emeği sevebilir mi?
(2018'de Moskova Novodeviçi Mezarlığında)
Aykut Diş @aykutdis1
*TİŞÖRT YAZILARI* - Doç.Dr. Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİ
Yabancı dilde yazılı cinsellik içeren tişörtleri örneklendirirsek;
“Erkek Arkadaşım Kasaba Dışında”,
“Erkek Arkadaşım Gelmeden Öp Beni”,
“Rahatsız Etme Henüz Sarhoş Değilim”
“Maddiyatçı Kız”,
“Bu Gece Boşum”,
“Porno Yıldızı”,
“Seni İstiyorum”,
“Erkekler! Meşhur, Başarılı, Zenginseniz, Boştayım”
gibi İngilizce yazı yazan tişörtleri giyen insanlarımız ne yazık ki anlamlarını bile bilmeden rahat rahat çarşı pazar geziyorlar.
Bir teyzenin üzerinde “Porno Yıldızı” yazan tişört var, teyze habersiz tişörtünde ne yazdığından. Otobüste giden bir vatandaşımızın giydiği şapkada “Kötü Kız” yazıyor… Bir genç camide namaz kılıyor tişörtünde ise “Dünyaya İçmeye, Dans Etmeye ve Cinsel İlişki Kurmaya Geldik” yazıyor.
Hem milli hem de dini olarak evlilik kurumu kutsalımızdır, ancak gelin ve damat resminin olduğu ve altında “Game Over” yani “Oyun Bitti” yazısı ile insanlar evlendiği zaman hayatının bittiği vurgulanmakta, evlilikten uzak durulması, birliktelikten yana olunması bilinçaltına işlenmektedir. “Simple Truth” yani, “Basit Gerçek” yazan diğer bir tişört baskısında ise bir erkek ve kadın resmi yer almakta, kadının gönlü ile sevdiğini, erkeğin ise cinselliği ile sevdiği vurgulanıyor.
Cinsellik mesajları içeren o kadar çok tişört yazısı var ki hatta bazılarını burada dile getirmekten hicap duymaktayım. Birçok ailenin çocukları ile birlikte izlediği bir dizide başrol oyuncusunun tişörtünün üzerinde “Hotmale, try it for free” yani “Ateşli Erkek! Ücretsiz Dene” yazıyor, bu yazıya yorum bile yapmıyorum…
Tişört yazılarında yer alan ve din karşıtı yazılar ve baskılar içeren mesajlar ise, gerçekten korkunç, alenen dini değerler ile alay edilmekte, saf masum vatandaşımız ise bu oyunlara alet edilmektedir.
Örneklendirmek gerekirse; bir vatandaşımız camiye namaz kılmaya gidiyor ancak tişörtünün arkasında “God is Busy, Can I Help You?” yani “Tanrı Meşgul. Ben Yardımcı Olabilir miyim?” yazıyor ve şeytanı temsil eden kırmızı bir kafa resmi var. Ateizme yönlendirmeye çalışan diğer bir tişört yazısı örneği ise “Muhtemelen Tanrı Yok, Endişelenmeyi Bırak, Hayatını Yaşa” , “Korku Kul Yapısıdır, Din Korkudur”.
Diğer taraftan “Hayat Eğlencedir”, “Uyuşturucuya Güven” gibi bireyleri tamamen yaradılış amaçlarından uzaklaştıran ve bireylerin bilinçaltılarına olumsuz mesajlar gönderen tişört yazılarının çokluğu ve halkımızın bilinçsizce bu yazıları üzerilerinde taşımaları gerçekten çok üzücüdür.
Yabancı dil bölümünde okuyan birisinin, Türkçesi “Kokarca” anlamına gelen İngilizce bir yazıyı, ne olduğunu dahi bilmeden üzerinde taşımasının yorumunu da sizlere bırakıyorum…
Yapmış olduğum sunumlar, röportajlar ve programlarda bana sorulan sorulardan birisi bu tişört yazılarından hangisinin beni en çok etkilediğidir, bu soruya cevabım; hamile bir annenin, tüfeğin dürbün görüntüsünde yer alması ve altında “Bir Taşla İki Kuş” yazmasıdır. Anne katledildiği zaman, karnındaki bebek yani gelecek de yok edilecektir. Bir başka tişört yazısı ise “Jean Ali”, eğer biz dilimize sahip çıkmazsak, çocukluğumuz ilkokul kitabının kırk yıllık kahramanı “Cin Ali” olur “Jean Ali”.
Bu giysileri üreten firmalar bilinçli ya da bilinçsiz olarak maalesef bu küresel oyunun bir parçası olmakta, kültür yozlaşmasında maşa görevi yapmaktadırlar. Bu bağlamda, Türk kültürü ile bağdaşmayan ve asla kabul etmediğimiz bazı yazıları üzerinde taşıyan insanların en azından bu yozlaşmanın bir parçası olmamalarını ve çevrelerindeki kişileri uyarmalarını sağlamak birey olarak hepimizin görevidir.
Maalesef millet olarak hep birileri çıksın bu olumsuzlukları düzeltsin gibi bir düşüncemiz vardır, ancak olumsuz gördüğümüz, düşündüğümüz durumları düzeltmeye birey olarak kendimiz başlasak zaten her şey kendiliğinden düzelecektir. Bu tür konuları tartıştığımızda bizlere en çok söylenen söz “Hocam bu konuda sizlere çok iş düşüyor…” benim cevabım ise “Hayır, sadece hoca olarak bizlere değil, herkese, hepimize çok iş düşüyor, eğer bu tür kültür yozlaşmalarından rahatsızsak, hepimiz taşın altına elimizi koyacağız!”.
Tüm olumsuz tişört yazılarına rağmen, milli ve manevi değerlerimizi hatırlatan
“Fatih Sultan Mehmet, 1432’de Edirne’de doğdu, 1453’de İstanbul’u fethetti”,
“Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel, Mevlana Celaleddin Rumi”,
“Mimar Sinan”,
“Katip Çelebi 1609-2009”,
“Çanakkale 1915”,
“Çukurova 01 Adana”,
“İzmir Türkiye”,
“İstanbul bir heves ise Adana bir tutkudur”,
“Bize her yer Trabzon”,
“Rize’yi Seviyorum”
ve “Edirne”
gibi tişört yazılarının yaygınlaşmaya başlaması umut vericidir.
“Peki sonuç olarak, bizler birey olarak neler yapabiliriz?”
Bu bağlamda, Türk Kültürü ile bağdaşmayan ve asla kabul etmediğimiz bazı yazıları üzerinde taşıyan insanların en azından bu yozlaşmanın bir parçası olmamalarını ve çevrelerindeki kişileri uyarmalarını sağlamak birey olarak hepimizin görevidir.
Doç.Dr. Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİAlıntı: https://ahsenokyar.com/tisrt-yazilari-do-dr-yagmur-kkbezirci/
1938 yılında Atatürk'ün vefatı sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde büyük üzüntüyle karşılandı.
Bunlardan biri de Finlandiya'ydı.
Finlandiya Heyet Başkanı Onni Talas, Atatürk'ün ölümünün ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Atatürk'ün ölümü Finlandiya'da derin ve genel bir üzüntü uyandırdı. Türk inkılâbını büyük bir ilgi ile izleyen Finlandiyalılar, aynı soydan bir kardeş millet sıfatıyla büyük Türk Milleti'nin büyük acısına katılırlar."
Bugün pek bilinmeyen bu açıklama, 🇹🇷Türkiye ile 🇬🇷Finlandiya arasındaki tarihî ilişkilerin ve dönemin bakış açısının dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.
Finlandiya'nın Türkleri "kardeş millet" olarak tanımlanıyor.
****
YORUMLARDAN ALINTILARKızılderililer Vikingler finliler Macarlar Bulgarlar kesin Türktür. Kürtlerde büyük ölçüde Türktür çunku 1000yildir türk devleti çatısı altında kaynaşmadan dolayı
Finlandiya'nın en eski şehrinin ismi Turku, 13. yüz yılından önce kurulmuş, budamı tesadüf...Nafiz Sahin
Onni Talas boşuna söylememiş!
Turk Sydney TC TURKU ISMINDEEmre Gülçiçek
FUTBOL TAKIMI VAR
Orta Asya'da Türklerle beraber yaşayanAli Ziya Dinçer
Finler'in, Ural dağlarının ardından Iskandinav topraklarına göçmüştürler .
Hatta Finlandiyada Turku adında bir kasaba vardır!İsmail Dogan
Hun'lar da ayni!
Her dönemde büyükelçiler bulundukları yerinTurk Sydney TC
devlet büyüklerinden bahseder. Birşeyler aramaya gerek yok derim.
Siz aramayın, biz ararız, Ne Mutlu Türküm Diyene!
Finlandiya dilinde birçok Türkçe kelime var gramer olarakda bizim gibi takıları sonuna aliyorErdem Üstünel
Isveç Norveç Fillandiya ve Danimarka bölgelerine Türkler göç etmiş. Bölge halkını özellikle savaşçı özellikleri ile etkilemişlerdir.Buraların eski tanrılar olarak adlandırdığı Odin ve Thor Türk savaşçılardır. Bölge halkı onları ilah yapmış büyütmüşlerdir gözlerinde ve savaşçı karakter kazanmışlardır. Bu bölgenin eski yazısı Göktürk tamgaları ile benzerdir.Hatta Orhun abidelerini ilk defa tercüme eden kişide İsveçli bir bilim adamıdır. Hatta şunu söyleyim senorya belki ama yüzüklerin efendisi serilerinde ve dizisindeki yazı tamgaları da göktürkçe ile benzerlik gösterir. Yani Türk tarihinin uçu başı sonu yoktur. Nerede başlar nerede biter belli değildir. İlk yazı örneği Orhun abidelerinde bu kadar gelişmiş bir yazı sisteminin olması da bizim yazı ile bu dönemde tanışmadığımızın göstergesidir. Sadece ilk eserimiz budur. Göktürkçenin köklü bir geçmişi vardır. Atatürk ölmeden bunların araştırılmasını çok istemiştir ama üzerine giden olmamıştır.
Biz ilkokulda okuduk Finlandiya Macaristan, Bulgaristan, Hollanda da Kuraklık nedeniyle orta asyadan göç başlayınca gittikleri yerler. Göç yollarını gösteren harita bu gün gibi gözümün önünde
Finlandiya, Avrupanın merkezine yerleşmiş bir orta Asya devletidir. Bunun nereden çıktığını sorarsanız, Fince, Ural Altay dil aile gurubuna bağlı bir dil olup Ural koluna bağlıdır. Bu ortak yapının olması için aynı coğrafyada yaşayarak diğer devletler ile etkileşim içinde kalması gerekir. Aynı Japonya ve Kore dilleri ile aynı gramer yapısına sahipti olduğumuz gibi. Asırlar boyunca bu iki halk ile aynı bölgede yaşadığımız için Japonca veya Korece öğrenmemiz son derece kolaydır.Bir diğer örneği vereyim. Avrupa dilleri hint Avrupa dil aile gurubu ile slav dil aile gurubu olarak iki çatıda toplanır. Hint Avrupa dil aile gurubunda olanlar ise Germen ve Latin dilleri olarak ikiye ayrılır.Bakın, en belirgin örnek burada ortaya çıkıyor.Latin guruplar, İtalyanca, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca olarak güney Avrupayı, Germen guruplar olarak da Norveççe, İngilizce, İskoçça, Almanca olarak Kuzey Avrupa'yı oluşturuyor. Yani köken olarak birbirine yakın diller yanı bölgede yaşıyor.
Doğal olarak, Finlandiya ile bir şekilde aynı cografyada yaşadığımız ve akrabalık ilişkilerimiz olduğu kaçınılmaz bir hakikattir.
Türk Turan anlayışı ortaya kondu. Oysa ki Türk Turan anlayışından önce Turan anlayışı vardı ve bu gurubun içine Japonya, Kore, Finlandiya ve Türk devletleri girmektedir. Aynı dil aile gurubuna mensup, aynı kültüre sahip toplumlar.
Buna dahil olmayan tek unsur dindir. Zira her toplumun kendine özgü dini olabilir ama o toplumun kültür yapısını ve dilini etkilemez.
Halı değil; ilmek ilmek dokunan bir töre, kök boyayla yazılan bir alfabedir. pic.twitter.com/vMWoD09Qzz — Orta Asya / Türk Dünyası (@OrtaA...