.
— Kadir Çandarlıoğlu (@Candarlioglu) April 2, 2025
Alman öğrenci:
"Türkler kendi ülkelerini kötüleyen tek Millet olabilir." pic.twitter.com/2VKu28RvDa
🇹🇷 Türk Dili, Tarihi ve Kültürü 🇹🇷
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' ... arşivi derleyen: Alp İçöz
20250402
''Türkler kendi ülkelerini kötüleyen tek Millet olabilir''
🗺️ Ankara Nallıhan Gökkuşağı Tepeleri
📍Ankara Nallıhan Gökkuşağı Tepeleri. pic.twitter.com/cTdypgbclI
— TRT HABER (@trthaber) April 3, 2025
🌎Tarihte "Türkiye" Olarak Adlandırılan Bölgeler
🌎Tarihte "Türkiye" Olarak Adlandırılan Bölgeler
1- Torkestan (Türkistan): Türklerin kökeni olan Orta Asya topraklarıdır. Hunlar ve Göktürkler burada yükseldi (MÖ 3. yüzyıl ve sonrası).
2- Eastern "Tourkia" (Doğu Türkiye): Göktürklerin batı kolu ve Hazar Türklerinin Kuzey Karadeniz ile Güney Rusya’daki güçlü devletleri (6.-10. yüzyıl).
3- Western "Tourkia" (Batı Türkiye): Macarların Karpat Havzası’na yerleşmesi (9.-10. yüzyıl). Bizans kaynaklarında "Western Tourkia" olarak adlandırılan bu bölge, Macarların Türklerle benzer göçebe yaşam tarzı nedeniyle "Tourkoi" (Türkler) olarak anıldığı dönemi temsil eder.
4- Turcarum Imperium (Türk İmparatorluğu): Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya yayılan hakimiyeti (1299-1922).
5- al-Dawlat al-Turkiyya (الدولة التركية - Türk Devleti): Memlük Devleti, Türk kökenli komutanların Mısır ve Suriye’de kurduğu devlet (1250-1517).
6- Türkiye Cumhuriyeti: Modern Türk devleti, 1923’te Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kuruldu.
Tarih ve Sanat @tarih_sanat
20250328
📖 Kitap: 'Karagöz'ün Kuralları' - Orhan Kurt
TÜRK KÜLTÜR DEĞERLERİ
20250326
📖 Sümerce ve Türkçe'nin Atası YENİSEY LENA TÜRK DİLİ
Sümerce ve Türkçe'nin Atası YENİSEY LENA TÜRK DİLİ
Sümercenin biz Türkler açısından en büyük güzelliklerinden ve tansıklarından biri, Türkçe sözcüklerin daha alt parçalara bölünemeyecek, kabaca son 1500 yıldan, yani, Eski Türkçe döneminden beri kullanımdan düşerek dilden yok olmuş bulunan en yalın köklerini, günümüzden, henüz kullanımda oldukları yaklaşık 5500 yıl önce çivi yazılı kayıtlara geçirerek tanıklamış olmasıdır.Türkçedeki denktaş Sümerce sözcükler de Türkçeye 5500 yıl önceki Sümerceden gelmemişlerdir.
Sümercenin kendi sözcükleri olan kendi temel söz varlığıyla, Türkçenin kendi sözcükleri olan denktaş söz varlığı her iki dile de, aynı dili konuşan, Sümerlerin ata topluluğuyla Türklerin ata topluluğunun Uzun Yürüyüşle kendi yollarında birbirinden ayrılmadan hemen önce anayurt Yenisey-Lena yaşam alanlarında konuşulmakta olan, milattan önce 14000’lerdeki Yenisey Lena Türk Dili’nden gelmiştir.
Cengiz Saltaoğlu
20250323
🏆🇹🇷🏐Türk Kadın Voleybol Milli Takımının 2023'deki büyük başarısı
20250322
📖 Bafa Gölü nasıl oluştu?
Türkiye'nin zenginligine küçük bir örnek. Bafa Gölü eskiden Ege Denizi'ne bagliydi. Yani ortada bir göl yoktu. Priene, Milet, Myus ve Latmos gibi antik kentler Ege ye kiyisi olan zengin liman sehirleriydi.
Büyük Menderes Nehri, isaretledigim alani zamanla alüvyonlarla doldurdu.
Alüvyonlar yüzünden bu önemli antik kentler Ege Denizi ile olan kiyilarini kaybetmis oldular. Ayrica günümüzde Bafa Gölü adini verdigimiz göl ise Ege Denizi nin alüvyonlar yüzünden kopmus bir parçasi olarak karanin içerisinde kaldi.
Daha iyi anlayabilmek için güzel bir harita. Bir sehrin ayakta kalabilmesinin en önemli sebeplerinden biri ticarettir. Denizin dolmasi sonucu deniz ticareti kesilince ve dogal afetler de devreye girince bu onemli kentler yavas yavas terk edildi.
Alıntı - Kaan Corbaci
📰 Anadolu hümanizmasının sesi, Âşık Veysel'i ölüm yıl dönümünde anıyoruz
Anadolu hümanizmasının sesi, Âşık Veysel'i ölüm yıl dönümünde anıyoruz. Âşık Veysel, şiirleriyle, sözleriyle, nükteleriyle, hatıralarıyla Anadolu’nun bağrında, dünya kültür mirası içinde yaşamaya devam edecek.
20250321
🇹🇷Türk Milli Takımı'nın İstanbul'da 🇭🇺Macaristan'a karşı galip geldiği milli maçta tribünlerden heyecan ve coşku manzaraları
20250315
📰✍️🎞️ Büyük vatanseverin katledilmesinin 104. yılı! Katilin oğlu: Babam yalan söyledi!
Büyük vatanseverin katledilmesinin 104. yılı! Katilin oğlu: Babam yalan söyledi!
Hürriyet kahramanı Talat Paşa, 104 yıl önce Berlin'de katledildi. Katil Tehliryan'ın oğlu, babasının mahkemede verdiği ifadesinin gerçekleri yansıtmadığını açıklamıştı
15 Mart 2025
Büyük vatanseverin katledilmesinin 104. yılı! Katilin oğlu: Babam yalan söyledi!
Editor
E. KUR. ALB. DOÇ. DR. ÖMER LÜTFİ TAŞCIOĞLU
Osmanlı Devleti’nin sekiz cephede düşmana karşı mücadele verdiği Birinci Dünya Harbi’nde Ermeni askerler Osmanlı ordusundan firar ederek düşmanla işbirliği yapmış, ayrıca silahlı çeteler teşkil eden Ermeniler, savunmasız Türk köylerini basarak sivil halkı ağır işkencelerle katletmeye başlamıştı. Yapılan tüm ikazlara rağmen Ermenilerin Türk ordusuna saldırmaya ve sivil halkı katletmeye devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti, isyan eden Ermenilerin savaş yaşanmayan yerlere nakledilmeleri kararını almak zorunda kalmıştı.
Söz konusu karardan dolayı Osmanlı Devleti’ni ve dönemin İçişleri Bakanı olan Talat Paşa’yı suçlayan Ermeniler, savaş sona erdikten sonra düzenledikleri suikastlarla Osmanlı Devlet adamlarını katletmeye başladılar. Savaştan sonra Berlin’de yaşamını sürdürmeye başlayan Talat Paşa’yı takibe alan Ermeni Terör Örgütü Nemesis, Soghomon Tehliryan adlı teröristi Talat Paşa'yı katletmekle görevlendirdi. Tehliryan 15 Mart 1921'de Berlin'de sokak ortasında Talat Paşa'yı başının arkasından vurarak katletti ve Alman polisi tarafından yakalandı.
Tehliryan’ın Erivan’daki heykeli.
BERLİN’DE BİR KANGURU MAHKEMESİ
Berlin mahkemesinde yürütülen yargılamada katil Tehliryan; ailesinin zorunlu göçe tabi tutulduğunu, göç sırasında anne ve babasının öldürüldüğünü, kız kardeşinin ise ırzına geçildiğini, annesinin geceleri rüyasına girerek kendisinden ailesinin intikamını almasını istediğini ve Talat Paşa’yı bu nedenle öldürdüğünü söylemiştir.
Berlin’de görülen davada Alman mahkemesi olayla hiçbir ilgisi olmayan birçok kişiye katil lehine tanıklık yaptırarak katili aklamaya çalışırken Talat Paşa'nın eşine ve Türk ordusunda komutanlık yapan Alman General Bronsart von Schellendorf'a - tanık listesinde yer aldıkları halde - tanıklık yaptırmamış ve katil Tehliryan’ı beraat ettirmiştir.
Kanguru mahkemeleri olarak adlandırılan mahkemelerin tipik bir örneğini teşkil eden Berlin'deki mahkeme; katil Tehliryan’ın yerine maktul Talat Paşa'nın ve Osmanlı Devleti'nin yargılandığı bir tiyatro sahnesine çevrilmiştir. Tehliryan yargılaması Alman hukuku ve dünya hukuku açısından bir utanç örneğidir.
Cinayeti müteakip Tehliryan’ın serbest bırakılması, işlenen cinayetlerin karşılıksız kaldığını gören Ermenileri cesaretlendirmiş ve diğer Osmanlı yöneticilerinin de peş peşe katledilmelerine zemin hazırlamıştır. 6 Aralık 1921’de eski Sadrazam Sait Halim Paşa Roma’da, 17 Nisan 1922’de siyaset adamı Bahattin Şakir ve eski Trabzon Valisi Cemal Azmi benzer şekilde Berlin’de sokak ortasında vurulmuşlardır. Bu cinayetleri 25 Temmuz 1922’de Cemal Paşa’nın Tiflis’te katledilmesi izlemiş ve zorunlu göç sırasında Osmanlı yönetiminde görev yapan devlet adamlarının neredeyse tamamı bir yıl içinde ortadan kaldırılmıştır.
1973'ten günümüze kadar 31 Türk diplomatı ve çok sayıda masum insan Ermeni teröristler tarafından katledilmiştir. Ermeniler masum insanları alçakça katletmekle de yetinmemiş ve katillerin heykellerini de dikmeye başlamıştır. Bu kapsamda Ermenistan'da Talat Paşa’nın kesik başını katil Tehliryan’ın ayakları altında gösteren bir heykel dikilmiştir.
TALAT PAŞA'NIN KATİLİNİN OĞLU: BENİM BABAM HEM YALANCI HEM KATİLDİ
Talat Paşa cinayetinden 95 yıl sonra San Francisco’da Almanya'nın Süddeutsche Zeitung gazetesine açıklama yapan Tehliryan'ın oğlu, babasının bir katil ve yalancı olduğunu, babasının mahkemede verdiği ifadenin gerçekle hiçbir ilgisinin olmadığını, babasının kız kardeşinin olmadığını, ailesinin zorunlu göçe tabi tutulmadığını, babasının daha savaş çıkmadan önce para kazanmak için Sırbistan'a, oradan da Rusya'ya gittiğini, dolayısıyla kız kardeşinin ırzına geçildiğine ve annesinin ve babasının zorunlu göç sırasında katledildiğine ilişkin ifadelerinin de yalan olduğunu açıklamıştır.
Ermenistan Devleti'nin ve Ermeni Diasporası’nın kendisine zarar vermesinden korktuğu için kimliğinin gizli tutulmasını isteyen oğul Tehliryan, bir katil ve yalancı olan babasının Ermenistan tarafından kahraman olarak kabul edilmesini anlayamadığını belirtmiştir.
GERÇEKLERİ DUYURMAK İÇİN
Talat Paşa cinayetinin 100. yıldönümünde Kıbrıs İlim Üniversitesi koordinatörlüğünde Talat Paşa Davası konusunda Prof. Dr. Ata Atun'un, Dr. Maxime Gauin'in ve E. Kur. Alb. Doç. Dr. Ömer Lütfi Taşçıoğlu’nun katılımıyla bir panel düzenlenmiştir.
“Remembering Talat Pasha and the beginning of the terror murders” adıyla Youtube'a yüklenen söz konusu panelin videosu aşağıdadır:
🎞️ Talat Paşa ve Berlin’de bir Duruşma. Talat Paşa Davası ve Talat Paşa Yargılaması.
Yukarıdaki videonun emperyalist ülkelerin hukuk kurallarını nasıl çiğnediklerinin delilleriyle ortaya konulmasına imkân sağlayacağına ve özellikle yurt dışında yaşayan Türklerin kendilerine ve asil Türk milletine karşı haksız suçlamalar yöneltenlere karşı konumlarını güçlendireceğine inanıyorum.
Şimdiye kadar binden fazla kişi tarafından izlenen videonun daha fazla sayıda vatansever tarafından izlenmesi ve altına yorum yazılması gerçeklerin dünya kamuoyu tarafından görülmesini kolaylaştıracaktır.
Teröristler tarafından şehit edilen kahraman atalarımızın yaşadıklarının nesilden nesle aktarılarak anılmaları tarihini ve geçmişini bilen nesiller yetiştirilmesine, şehit kanlarıyla sulanan vatan topraklarının değerinin bilinmesine ve şehitlerimizin gelecekte de saygıyla anılmalarına imkân sağlayacaktır.
Menfur bir suikasta maruz kalan kahraman devlet adamı Mehmet Talat Paşa’yı ölümünün 104. yılında saygıyla anarken Türk milletinin suikastlarla ve iftiralarla susturulamayacağını bir kez daha hatırlatır, Türk milletine başsağlığı dilerim.
📰✍️📖 Devrimci, Alçakgönüllü, Nazik ve Cesur... Talât Paşa - Feyziye Özberk
Devrimci, Alçakgönüllü, Nazik ve Cesur... Talât Paşa
Talât Paşa, 15 Mart 1921 günü, Ermeni bir katil tarafından, Berlin’de evinin bulunduğu sokakta vurularak şehit edildi.
Talât Paşa’nın katledildiği haberini aldığında Atatürk’ün gözleri doluyor ve
'Memleket büyük bir evladını kaybetti' diyor.
15 Mart 2025
Feyziye Özberk yazdı!
Devrimci, Alçakgönüllü, Nazik ve Cesur... Talât Paşa
Feyziye Özberk
Paşa, şehit edildiğinde çoğu zaman yaptığı gibi tek başına korumasız yürüyor. Çevredekiler tarafından suçüstü yakalanan katil yargılanıyor. Alman yetkili makamları, katilin mutlaka cezasını göreceğini belirten demeçler veriyor. Fakat Türklerin gösterdiği savunma tanıkları dahi dinlenmeden –“Ermeni kurtuluş hareketinin” bir gösteri alanına dönüştürülen– mahkemede, katil beraat ettiriliyor.
Bu ölüm yıldönümünde Talât Paşa’nın; niteliklerini, devrimci kişiliğini anlatmak istiyorum. Paşa kişilik olarak her bakımdan örnek alınacak büyük bir değerimizdir.
AYAKLARIN BAŞ OLMASI
23 Temmuz 1908’de Hürriyet’in ilanından sonra, o tarihe kadar yalnızca İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri arasında; Selanik ve çevresinde tanınan Talât Bey’in adı, ülke çapında duyuluyor. Aralık 1908’de Edirne milletvekili seçiliyor. 23 Aralık 1908’de 215 oydan 116’sını alarak Meclisi Mebusan’ın Birinci Reis Vekili oluyor. Birinci Reis, yine İttihatçıların adayı olan ve o günlerde daha çok tanınan Ahmet Rıza Bey’dir. Talât Bey, 1917 yılına kadar birkaç kez Dâhiliye ve Posta ve Telgraf nazırlığı yapıyor.
Tam adıyla Mehmet Talât Bey, 4 Şubat 1917’de Sadrazam oluyor ve Paşa unvanını alıyor. Osmanlı’da paşa unvanı yalnızca askerlere özgü değildir; sadrazam olanlara da paşa unvanı veriliyor. Böylece Osmanlı tarihinde ilk kez, halk tarafından seçilen bir milletvekili, bir dönem posta memuru olarak çalışmış, halktan biri, bu göreve geliyor. Yaşanan siyasal ve toplumsal bir devrimdir.
O güne kadar yaşanılanın, alışılmışın dışındaki bu gelişme, bir halk deyişiyle “ayakların baş olması,” toplumda şaşkınlık yaratıyor. Anonim birçok taşlamaya konu oluyor:
“Sen yakışmaz dersin emma kel başa şimşir tarak,Sadrazam oldu Talât, cilve-i takdire bak.”
Halk ayaklar baş oldu derken, aslında bilgece bir anlatımla devrime işaret ediyor. Yaşanan bir altüst oluştur. Talât Bey onlardan yani halktan biridir. Nasıl olur da sadrazam olur? Onlar bu konumu kendine, kendinden birine, dolayısıyla Talât Bey’e yakıştırmıyor. Yıllar yılı bu duygu, halkın kendini aşağı görmesi, kafalara nakşedilmiştir. İttihat ve Terakki örgütü liderleri de uzun süre bizzat iktidar olmaya cesaret edemiyor. Eski devrin paşalarını yönlendirmeye, iktidarını bu yöntemle yürütmeye çaba harcıyor. Tabii amaçladıkları hedeflere bu yöntemle ulaşamıyorlar. İttihat ve Terakki’nin yaptığı en önemli hatalardan biri, belki de budur.
Talât Paşa da bu hatayı kabul ediyor. Le Temps’in muhabiri M. Jean Rodes’e verdiği demeçte bunu belirtiyor: “Yalnız bir şeye yeriniyorum. O da, vaktiyle işlerin yönetimini ele almamızdır. Çünkü böyle yapsaydık, irtica olayı yapılmayacaktı. (31 Mart gerici ayaklanması) Ama dünyaya karşı kendimizin bir çıkar düşüncesiyle hareket etmediğimizi göstermek istiyorduk.” Hatalarının temelinde yatan duygu bile yanlış anlaşılmamak isteği…
İttihat ve Terakki’nin 1908-1918 toplam on yıllık iktidar döneminden, (üstelik tam bir ittihatçı hâkimiyetinden de söz edilemezken), denilebilir ki “yüz yıllık tarih” ve siyaset çıkmıştır. Çünkü bu on yıl, hem dünyanın hem de Osmanlı’nın altüst olduğu yıllardır.
VATANIN TALAT'I
Cemiyet’in Merkez-i Umumi üyeleri gizli çalışma nedeniyle açıklanmadığı için 1908’in sonbaharında Talât Paşa, İstanbul için yeni ve bilinmeyen bir isimdir. Meclisi Mebusan’da, ilk Meclis Reisleri seçileceği gün Mektebi Hukuk’ta “İlmi-i Servet” (ekonomi) hocası olan Cavit Bey, Tanin gazetesi Başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın’a: “Talât’a oy ver” der. “Kim Talât?” sorusuna, Cavit Bey’in verdiği yanıt: “Bizim Talât” olur. Hüseyin Cahit Yalçın, bu sözden hareketle şunları yazıyor: “İşte bu ‘bizim Talât’, yavaş yavaş sadece kendi saf ve samimi hizmetleri, yararlılıkları sayesinde hepimizin Talât’ı oldu, memleketin Talât’ı oldu, vatanın Talât’ı oldu.”
Talât Paşa’nın daima muhafazakâr ve ileri unsurlar arasında uzlaşma adımlarıyla yürüdüğünü yazan Hüseyin Cahit Yalçın, Paşa’nın vatanseverliğini ve cesaretini vurguluyor: “Vatanı için hayatını feda etmek lüzumu ile karşılaşsa idi katiyen eminim ki bu cezri hareketi memnuniyetle, tereddütsüz göze alırdı. Fakat siyasi hareketlerde onu radikal, cüretkâr ve çok ileri adımlara sevk etmek kabil değildi.”
Bu açıklama biraz eleştiri koksa da bize Paşa’nın içinde bulunduğu kitleyi kucakladığını ondan kopmamaya çalıştığını da gösteriyor. Ayrıca Paşa’nın, vatanın kaderi söz konusu olduğunda Bâb-ı Âli Baskını gibi radikal, çok cesur bir harekete önderlik ettiğini de biliyoruz.
Kendi de İttihat Terakki üyesi olan İsmet İnönü, 1969 yılında bir söyleşisinde Talât Paşa’yı Meşruiyetin ilanından evvel tanıdığını belirtiyor ve kusursuz denebilecek kişiliğine dikkat çekiyor: “Vaktiyle posta memuru oluşunun hatırlatılması rakiplerinin kendisinde kolay kolay kusur bulamayışlarındandır. Talât Paşa siyasi kariyerine ufak bir memur olarak başlamış, on sene zarfında siyasi hayatın en yüksek kademesine Sadrazamlığa kadar ilerlemiştir, daha önemlisi İttihat Terakkinin fikriyatını, politikasını nihayetine kadar sadakatle ve sebatla takip eden zümreye örnek olmuştur.”
Hasan Babacan, Paşa’nın önder ve etkin kişiliğini belirtiyor: “Talât Paşa, son dönem Osmanlı devlet adamları arasında, üzerinde müspet veya menfi olarak çok şey yazılan ve söylenen bir devlet adamıdır. Çünkü o, kurucuları arasında bulunduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin faaliyetleriyle ki en önemli faaliyeti II. Meşrutiyetin ilanıdır, 23 Temmuz 1908’den 30 Ekim 1918’e kadar geçen on yıllık bir dönemin hâkimi durumundaki kişidir. Üzerinde çok şey yazılan ve konuşulan böyle bir dönem…”
Onu bir yabancı gözüyle tahlil eden Bernard Lewis de, Talât Paşa’nın şahsiyetini takdir ederek, “Triomviranın üçüncüsü ve hepsinin çok ötesinde daha yetenekli olan Talât Paşa, süratli ve nüfuz edici bir zekâ sahibi, gerektiği zaman şiddetli fakat hiçbir zaman fanatik ve kindar olmayan bir adamdı. Çağdaş bir Avrupalı gözlemciye göre Türk Devriminin Danton’uydu” diyor.
Halil Menteşe’nin kitabında Paşa’nın bir yönetici olarak, hayati durumlarda çalışma arkadaşlarına nasıl davrandığını yansıtan hoş bir anı var. Sakız ve Midilli adalarının iade edilmemesi, Kasım 1913 barış anlaşmasına rağmen, İstanbul için savaş anlamına geliyor. Bu nedenle donanmayı güçlendirmek için büyük gayret sarf ediliyor. Bir Fransız bankasından kötü şartlarda alınan kredi sayesinde Brezilya üzerinden İngiliz yapımı bir zırhlı geminin satın alınması mümkün oluyor. Halil Bey’in aktardığına göre Maliye Nazırı Rıfat kredi anlaşmasını imzalamakta tereddüt edince, “Talât Bey onu kucaklayıp, ‘Beyim adaları alacağız, santim düşünecek zamanda değiliz’ diye bağırdı. Onu okşayıp sakalını öpmek suretiyle tatlılıkla baskı uyguladı. Kendisini bankacının beklediği odaya götürdü ve imzalamaya mecbur etti.”
ÖRGÜT USTASI BİR LİDER
Talât Paşa usta bir örgüt lideridir. O aynı zamanda iktidar mücadelesinin en önemli aracının siyasal bir örgüt (parti) olduğunu bilen, buna inanan bir önderdir. Siyasi yaşamında örgütlü olmaya ve örgütüne büyük bir özen göstermiştir.
İttihat ve Terakki, çok karışık ve nazik bir örgüttür. Ömer Nâci’nin ifadesiyle “kırk türlü ‘mecnun’dan mürekkep” bir kuruluştur, İttihat ve Terakki… Aralarında eşitlik var. Liderliği reddediyorlar. Hepsi “kardeş.” İtaat edecek olanlar, bu itaatin gerekliliğine ikna olmalılar. “Vatan sevgisi” konusunda anlaşıyorlar. Ancak hükümet biçiminden yönetim tarzına, sosyal önlemlere kadar herkes farklı düşünüyor. Aralarında çok büyük ayrılıklar var. Bu durum dikkate alındığında, örgütte bir uyumsuzluk olmadan işleri yürütebilmek için faal, yumuşak, insan duygularını ve ihtiraslarını ölçebilmekte usta bir zekâ ve kişiliğe gereksinim var. Talât Paşa da bu tekniğin en büyük ustası. Alçakgönüllü, nazik ve cesur... Ona göre küçük ve sıradan entrikalar, yalan ve iftiralar düşmana karşı bile bir silah olarak kullanılmaz. En büyük düşmanına bile açıktan, cepheden hücum edebiliyor. Çıkarcı değil. Seviliyor, sayılıyor, sözü dinleniyor. Daima çevresindekileri sabırla dinlemeyi ciddiye alıyor. Merkezi Umumi ile ilişkilerini hep sıcak tutuyor.
Tekrarlarsak İttihat Terakki örgütünde, liderliği doğru bulmayan bir anlayış egemen… Bu anlayışa karşın, zorluklar karşısında sürekli çözüm arayan, gelecekte ulaşılacak başarıya olan inancında ısrarlı, umudunu hiç kaybetmeyen, mücadeleci ve esnek kişiliği, Talât Paşa’nın liderliğini tartışmasız kılıyor. Cavid Bey, Talât Paşa’nın vazgeçmeyen yapısını şöyle tanımlıyor: “Bugün kazanamadığımı yârin kazanırım, der ve işe başlar.”
Doğu Perinçek, Talât Paşa’nın “öncelikle büyük bir devrimci” olduğunu vurguluyor. “Büyük teşkilatçıdır. İttihat Terakki, Türk devrim tarihinin çok önemli kök teşkilatıdır. Hatta dünya devrim tarihinde yeri olan bir partidir. Talât Paşa işte o partinin önderidir. Büyük bir ahlak ve fedakârlık örneğidir. Büyük devlet adamlarımızdandır.”
Talât Paşa’yı bu kıymetli devrimci önderi saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.
📖 Kaynak:
- Feyziye Özberk, Talât Paşa İttihat Terakki Tarihi/Posta Memurluğundan Devrim Önderliğine, Kırmızı Kedi Yayınevi, Ekim 2021, İstanbul.
20250313
🎞️ İlahi Komedya'da İslamiyet'in izleri | Ece Ataer ile H'ECE | Ayçin Kantoğlu
İlahi Komedya'da İslamiyet'in izleri | Ece Ataer ile H'ECE
Ayçin Kantoğlu / Çevirmen - Aktivist
- Ece Ataer: 'Rekin Teksoy'un çevirisi sekülerdir'
- Bugün Dante'yi neden konuşmalıyız?
- Dante'yi seküler kalıptan çikartmak gerekir
- İlâhi Komedya'da laikliğin izleri mevcuttur
- İlâhi Komedya'da İslam'ın izleri
- ibn Sînâ, ibn Rüsd ve Selâhaddin Eyyûbi Dante'nin dizelerinde...
- Dante ilâhiyatçılarımızın dikkatini çekmemiştir!
- Karşımızdakini anlamak öfkeyi dindirir
- Kimliğimizi unutarak gideceğimiz yol, çıkmaz yoldur
- Ece Ataer: ''Dante için Beatrice mürşîddir''
- Dante arayış Mevlana buluşmadır!
🎞️ Osmanlı mirası Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, yüzlerce yıllık el yazması eserleri muhafaza ediyor
Osmanlı mirası Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, yüzlerce yıllık el yazması eserleri muhafaza ediyor ⤵️
— Anadolu Ajansı (@anadoluajansi) March 13, 2025
◼️ 1537 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından Saraybosna'da kurulan kütüphane, Balkanlar’ın en eski kütüphanesi olarak biliniyor
◼️ 10 binden fazla el yazması eserin bulunduğu… pic.twitter.com/tDPxTNHysQ
🎞️ Uygur Karızları
Yerçekimi dışında bir güç kullanmadan çölü vahaya dönüştüren 'Uygur karızları' pic.twitter.com/sK2hNieb6c
— TRT AVAZ (@trtavaz) March 13, 2025
🎞️ İstiklâl Marşı’nın Türk yazı dillerine ilk çevirisi,
İstiklâl Marşı’nın Türk yazı dillerine ilk çevirisi, Uygur edebiyat araştırmacısı merhum #Abdulhekimİltebir (1951-2019) tarafından Uygurcaya yapılmıştır. Bu manzum çeviriyi üç yıl önce seslendirmiştim.
— Hülya Kasapoğlu Çengel (@kasapoglucengel) March 11, 2025
Kutlu olsun!..🇹🇷#12Mart1921#MehmedÂkifErsoy pic.twitter.com/7zJMTHM5Cs
20250312
🎞️ Türkiye'nin sıradışı kadın biyografileri | Ece Ataer ile H'ECE | Osman Balcıgil
📌 Roman yazmak korkutucu bir şeydir
📌 80'li yıllarda idam cezasına karşı çıkmak
📌 1988 Yılın Gazetecisi
📌 Yapılan işe yazık olmasını sindiremiyorum
📌 Ben ''Garip ''' akımından geliyorum
📌 Baskı adedim benim ödülümdür
📌 Ödül meselesini kafama takmıyorum
📌 Gerçeklikten hareket etmemiz gerekiyor
📌 İçinde yaşadığım ülkeyi anlamaya çalışıyorum
📌 Demokrat PArti dönemi Cahide Sonku'dur
📌 Tarihi yanlış anlatmak ihanettir
📌 Ben biyografi değil, biyografik roman yazıyorum
📌 ''Kıl pranga Kızıl Çengi''
📌 Bir romancının mahfedilişi - Suat Derviş
📌 ''Karanlık Oda''' Deniz Gezmiş ile sohbettir.
📌 Romancılarımız bizden kopuk mu?
📌 Ezoterizm, İçrek ,Batınî
📌 Biz dinimizi bilmiyoruz
📌 Hiçbir şey bilmediğimi farkettim
📌 Mistisizm-Ezoterizm
📌 Eski Mısır, Eski Yunan'dan öncedir!
📌 Avrupa çamurda debelenirken biz kaldırım yaptık
📌12 Eylül yabancı istihbarat projesidir
📌 Ülkeler arasında sınırları biz yarattık!
📌 İzcilik memleket meselesidir
📌 Eskiden 'yavru Kurt' şimdi 'küçük İzci' oldu
🎞️ Bizim Kadınlarımız | Ekrem Ataer ile Hasbihal | B:14
🔴 Dava emek davasıdır...
🎞️ 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun...
20250310
📚📖 VAİZ, ÖTEKİ MEHMED AKİF - Sinan Meydan
VAİZ, ÖTEKİ MEHMED AKİF
Uydurulmuş Mehmed Akif’e Karşı Gerçek Mehmed AkifİÇİNDEKİLERDEN...
- Akif’in geleneksel İslama ve bağnazlığa yönelik ağır eleştirileri; akla, bilime, Batı’nın maddi medeniyetine sahip çıkması;
- II. Abdülhamit’e yönelik çok ağır eleştirileri; İttihat Terakki yılları;
- Divan edebiyatına yönelik eleştirileri; ağdalı Osmanlıcaya karşı dilde sadeleşmeyi savunması; tasavvufa yönelik çok ağır eleştirileri;
- Kur’an’ın mezarlıklarda okunmak için indirilmediğini belirterek Kur’an lafzının iyileştirici etkisini reddetmesi;
- türbelere, tarikatlara yönelik eleştirileri; fesle dalga geçmesi;
- musikiye, resme ve spora ilgi duyması; iman titreten radikal dizeleri;
- Mısır’da İkinci Amenofis’le yüzleşmesi;
- Atatürk’ün çağrısıyla Kurtuluş Savaşı’na katılması;
- Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’daki direniş vaazları;
- Nasrullah Camii’ndeki vaazında hem emperyalizme karşı mücadele etmekten hem de Bolşeviklerle ortak hareket etmekten söz etmesi ve Sevr Antlaşması’nın nasıl bir bela olduğunu madde madde halka açıklaması;
- Vahdettin’in Kur’an ve hadis mealleri yasağını Akif’le ilişkisi;
- İstiklal Marşı ile İnönü Savaşları bağlantısı;
- Kazım Karabekir Paşa’nın İstiklal Marşı eleştirileri; Karabekir Paşa’nın Atatürk ve din konusundaki çürüyen iddiaları;
- Said’i Nursi’den farkı; 1 yıl 9 ayın sırrı; Mısır’a gitmesinin gerçek nedenleri;
- Kuran tercümesinde Atatürk etkisi; Mısır’daki sakıncalı arkadaşları; ölmeden önce hükümetin göz hapsinde kalması; emekli maaşı; cenaze töreninin sömürülmesi;
- Atatürk’e benzer ve farklı yönleri,
- Atatürk’le ilgili son sözleri; son röportajının tam metni…
20250309
📖 Afife Jale sahneye çıktığında polis Kadıköy’deki tiyatronun kapısında onu tutuklamak için bekler…
Afife Jale sahneye çıktığında polis Kadıköy’deki tiyatronun kapısında onu tutuklamak için bekler…
Kadıköy’deki Apollon Tiyatrosu’nda (şimdiki Rexx Sineması) sahneye çıkan Afife Jale, “Yamalar” isimli oyunun sonundaki alkışlarla mutluluk gözyaşlarına boğulur, yıl 1920’dir. Bir sonraki hafta “Müslüman ve Türk” bir kadının sahneye çıktığını duyan polisler tiyatronun kapısında Afife Jale’yi tutuklamak için beklemektedirler ( O tarihe kadar kadın rollerini gayrimüslim oyuncular canlandırır). Afife Jale, tiyatronun makine dairesine saklanır ve sonrasında arka bahçeden kaçar. Sonraki gün polisin takibi sonucunda vapura binerken gözaltına alınır. Uzun süre sorgulanır, Bedia Muvahhit ve arkadaşlarının girişimleriyle gözaltından kurtulur ancak kovalamaca ve baskı devam eder,
ta ki Cumhuriyet sonrasında bu yasak kaldırılana kadar.
20250308
🎞️ İstanbul’un zamana direnen kaleleri
Kimi şehir merkezinde kimi deniz kenarında. İstanbul’un zamana direnen kaleleri… pic.twitter.com/nY9LzMVbAq
— TRT HABER (@trthaber) March 8, 2025
20250307
20250304
Atatürk ve Üreten Çiftçi
"Atatürk, Dinlenmek İçin Gittiği İstanbul’daki Florya Köşkünden, Yanında Yalnızca Şoförü ile Küçükçekmece’ye doğru giderken Tarlasında Sabanla Çift Süren Bir Çiftçi Görür. Çiftçinin Sabanında Koşulu Olan Öküzün Yanında, Koşulu Bir de Merkep Vardır. Şoförüne;
— Arabayı Durdur, Der.
Arabadan İner. Tarlaya Doğru yürür. Çiftçi Kendisine Doğru Geleni Görmüştür. Sabanında Koşulu Olan Öküzü ve Merkebi Durdurur. Atatürk, Yanına Gelince,
— Kolay Gelsin Ağa, der.
— Sağolasın Bey! Hoşgeldin.
— Hoşbulduk Ağa. Yoldan Geçerken Dikkatimi Çekti. Öküzün Yanına Merkep Koşmuşsun. Hiç Öküzün Yanına Merkep Koşulur mu? Bunlar Denk Değil.
Köylünün Canı Sıkkındır. Biraz da Alınmıştır. Bezgin Bir Ses Tonuyla,
— Merkeple Öküzün Yan Yana Koşulmayacağını Bilmiyom mu Sanıyon Bey. Sen Bunu Bana mı Söylüyon?
— Kime Söylemeliyim Ağa?
— Sen Bunu Git Vergi Memuruna Söyle.
— Vergi Memuruna mı?
— He ya! Bu Sene Ürünüm Kıt Oldu. Vergi Borcumu Ödeyemedim. Dört Gün Önce Vergi Memurları Öküzün Eşini “Vergi Borcunu Karşılar” Diyerek Alıp götürdüler. Sattılar. Benim Öküzün Eşi Sizin Gibi Beylerin Sofrasına Et, Sucuk Oldu Bey.
Atatürk, Çok Sinirlenmiştir. Alışkanlığı Gereği Kızdığı Zaman Kaşlarını Çatmaktadır. Onun Bu Halini Gören Köylü,
— Bana Niye Kaş Çatıyon Bey. Yalan Söylediğimi mi Sanıyon? Sana Ne Söylediysem Hepsi Doğru. Ben Küçükçekmece Köyündenim. Muhtara Sor İstersen.
Atatürk,
— Neden Kaymakam Bey’e Gidip Durumu Anlatmadın Ağa?
— Gittim Bey.
Köylü Duraksamıştır. Bunu Anlayan Atatürk, Devam Eder.
— Kaymakam ne dedi?
— Git borcunu öde, dedi.
— Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin.
Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer. Atatürk, konuşmadan dinlemektedir. Köylü konuşmaya devam eder.
— Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin bey. Halından belli oluyor.
— Halimden belli mi oluyor?
— He ya! Hem gitseydin bilirdin.
— Neyi bilirdim?
— Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, bey.
Atatürk,
— Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?, diye sorar.
Köylü gülümseyerek,
— İnsanı güldürme bey. Başvekilin kulağı sağır, duymaz diyola, der.
Atatürk, kızmıştır.
— Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?,diye sorar.
— O’nunda bir gözü kör, görmez diyola. Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var. Bunları heç duymadın mı?
Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır.
— Bunu kabul et ağa. ĎÖküzün yanına bir eş alırsın, der.
Elleri titreyen köylünün, elini sıkar. Yanından ayrılır. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür. Florya köşküne döner. Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker.
—“ Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel.”
Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır. Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü “Eyvah ben ne yaptım” diye için için dövünmektedir. Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle “ beni takip edin efendim” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler. Salon kalabalıktır. Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır. Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir. Tanıdık bir ses duyar.
— Hoşgeldin ağa. Gel yerin burada.
Diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir. Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur. Durumunu anlayan Atatürk,
— Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok.
— Sağol bey! Sağol.
Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,
— Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa?
— Hayır bey, bilmiyom.
— Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum. Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum. Haydi başla, seni dinliyoruz.
Köylü başından geçenleri bir bir anlatır. Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar. Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler. Sonra ayağa kalkar. Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle;
— Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz.
Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır.
İcra İflas Kanunu Madde 82/4.: Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez..."
''Türkler kendi ülkelerini kötüleyen tek Millet olabilir''
. Alman öğrenci: "Türkler kendi ülkelerini kötüleyen tek Millet olabilir." pic.twitter.com/2VKu28RvDa — Kadir Çandarlıoğlu (@Canda...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
1. MAARİF KONGRESİ’NİN AÇIŞ KONUŞMASI 15 Temmuz 1921 Mustafa Kemal Atatürk Muhterem Hanımlar, Efendiler Harb-i umûmî memleketimize bir mağ...