20260403

📖 Jön Türkler Kimdir? Tarihi, İdeolojileri ve Etkileri


Osmanlı Modernleşmesinin Mimarları: Jön Türkler ve Fikir Dünyası

Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı, sadece askeri mağlubiyetlerin ya da toprak kayıplarının tarihi değildir; aynı zamanda devasa bir zihniyet dönüşümünün, arayışın ve yeniden var olma çabasının hikâyesidir. Bu hikâyenin başrolünde ise hem Doğu’nun değerlerini bilen hem de Batı’nın metodolojisini kavrayan, imparatorluğu uçurumun kenarından kurtarmaya azmetmiş bir kuşak yer alır: Jön Türkler.

Bugün modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal ve fikri temellerini anlamak istiyorsak, yolumuz mutlaka Paris’in kafelerinden Selanik’in gizli cemiyetlerine, İstanbul’un tıbbiyelerinden sürgün yollarındaki matbaalara uzanan Jön Türk hareketinden geçmelidir.

Jön Türkler Kimdir? Kavramsal Bir Tanım

“Jön Türk” tabiri, aslında tek bir örgüte veya dar bir zaman dilimine sığdırılabilecek bir kavram değildir. En geniş tanımıyla Jön Türkler; 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti’nde mutlakiyete karşı çıkan, anayasal bir düzeni (Meşrutiyet) savunan ve Batılılaşma ekseninde reformlar yapılmasını isteyen aydınlar grubudur.

Literatürde zaman zaman “Genç Osmanlılar” ile karıştırılsalar da, Jön Türkler bu sürecin ikinci ve daha radikal evresini temsil ederler. Bu hareketin temel bileşenlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Eğitimli Elitler: Çoğunlukla Mekteb-i Tıbbiye, Mekteb-i Harbiye ve Mülkiye gibi modern eğitim kurumlarından yetişmiş asker ve sivil bürokratlar.
  • Muhalif Kimlik: II. Abdülhamid yönetiminin merkeziyetçi ve sansürcü politikalarına karşı birleşen heterojen bir yapı.
  • Entelektüel Derinlik: Sadece siyasetle değil; sosyoloji, felsefe ve edebiyatla da devleti kurtarma teorileri üreten düşünürler.

Jön Türk Hareketinin Tarihsel Gelişimi

Jön Türk hareketinin köklerini 1860’lı yılların “Yeni Osmanlılar” (Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi) cemiyetinde bulsak da, asıl ivme 1889 yılında İttihad-ı Osmanî Cemiyeti’nin kurulmasıyla yakalanmıştır. Bu tarih, modern Türk siyasi tarihinin de dönüm noktalarından biridir.

Gizli Cemiyetler ve Tıbbiye Ruhu

1889’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de bir grup öğrenci (İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmed Reşid) tarafından kurulan gizli örgüt, hareketin çekirdeğini oluşturur. Bu gençler için tıp eğitimi sadece biyoloji değil, toplumun hastalıklarına da bir teşhis koyma aracıydı. Pozitivizmden etkilenen bu kuşak, toplumu “tedavi edilmesi gereken bir organizma” olarak görüyordu.

Sürgün ve Yayın Faaliyetleri

İstanbul’daki baskı ortamı, hareketin merkezinin Avrupa’ya (özellikle Paris, Cenevre ve Kahire) kaymasına neden olmuştur. Ahmed Rıza Bey’in liderliğindeki grup ile Prens Sabahaddin’in grubu arasındaki fikir ayrılıkları, Türk siyasi düşüncesindeki “Merkeziyetçilik” ve “Adem-i Merkeziyetçilik” tartışmalarının da doğuşudur.

İttihat ve Terakki ile Birleşme

Yurt dışındaki aydınlar ile yurt içindeki (özellikle Selanik’teki) subayların birleşmesi, hareketi bir “aydın tartışması” olmaktan çıkarıp “eylem gücü yüksek bir siyasi yapıya” dönüştürmüştür. 1908 Jön Türk Devrimi (II. Meşrutiyet’in ilanı), bu birleşmenin en somut sonucudur.

Jön Türklerin Temel İdeolojileri ve Dünya Görüşü

Jön Türkleri bir araya getiren ana motivasyon “Devlet nasıl kurtarılır?” sorusuydu. Ancak bu soruya verilen yanıtlar zamanla çeşitlenmiştir. Hareketin düşünce atlasını şu başlıklarla analiz edebiliriz:

  • Osmanlıcılık (İttihad-ı Anasır)

Başlangıçta Jön Türklerin en büyük hayali, din ve ırk farkı gözetmeksizin tüm Osmanlı tebaasını “Osmanlılık” üst kimliğinde birleştirmekti. Anayasa (Kanun-ı Esasi) ve Meclis-i Mebusan, bu birliğin çimentosu olacaktı. Ancak Balkanlardaki ayrılıkçı hareketler, bu fikrin pratikte uygulanmasını zorlaştırdı.

  • Pozitivizm ve Bilimcilik

Özellikle Ahmed Rıza Bey’in etkisiyle Auguste Comte’un pozitivizmi hareketin içine sızdı. “Nizam ve Terakki” (Düzen ve İlerleme) sloganı, toplumsal değişimin sarsıntısız ama bilimsel temelli olması gerektiğini savunuyordu. Dinin yerini bilimin, ulemanın yerini ise teknokrat aydınların alması gerektiği fikri bu dönemde kökleşti.

  • Türkçülük ve Milliyetçilik

Osmanlıcılık siyasetinin iflas etmeye başlamasıyla, özellikle 1908 sonrasında Jön Türkler arasında Türk milliyetçiliği yükselmeye başladı. Ziya Gökalp gibi isimlerin teorisyenliğiyle, imparatorluğun asli unsuru olan Türklerin bir “millet” bilincine kavuşması hedeflendi.

 

Jön Türklerin Basın ve Edebiyat Üzerindeki Etkisi

Jön Türkler için gazete, sadece haber kaynağı değil, bir okul ve bir mücadele aracıydı. Matbaayı “halkı uyandırmanın en kısa yolu” olarak gördüler.

  • Meşveret ve Mizan: Paris ve Kahire’de basılan bu gazeteler, kaçak yollarla İstanbul’a sokuluyor, saray mutfağından kışlalara kadar elden ele dolaşıyordu.
  • Dilde Sadeleşme: Fikirlerini halka ulaştırmak zorunda olan aydınlar, Tanzimat‘la başlayan dilde sadeleşme çabalarını bir adım öteye taşıdılar.
  • Edebi Türlerin Kullanımı: Roman ve tiyatro, toplumsal eleştiri için birer kürsüye dönüştü. Hürriyet kavramı, lirik bir unsur olmaktan çıkıp siyasi bir talep haline geldi.


“Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten”

(Namık Kemal)


Jön Türk Hareketinin Başarıları ve Eleştiriler

Jön Türkler, Türk siyasi tarihinde hem büyük bir devrimin mimarları hem de bazı trajik hataların sorumluları olarak anılırlar.

🔴Başarıları:

  • Mutlakiyetçi yönetim anlayışını yıkarak anayasal demokrasi geleneğini başlattılar.
  • Kadın hakları, modern eğitim ve iktisadi bağımsızlık konularında ilk ciddi adımları attılar.
  • Milli bir burjuvazi oluşturma çabasıyla yerli üretimi teşvik ettiler.

⚫️Eleştiriler:

  • Zaman zaman seçkinci (elitist) davranmak ve halkın değerlerinden kopuk olmakla suçlandılar.
  • İttihat ve Terakki dönemindeki sert politikalar ve I. Dünya Savaşı’na giriş süreci, hareketin mirası üzerinde hala tartışılan konulardır.

Sonuç: Cumhuriyet’e Uzanan Köprü

Jön Türkler, sadece bir dönemin siyasi aktörleri değil, modern Türkiye’nin laboratuvarıdır. Laiklikten kadın haklarına, harf inkılabından üniversite reformuna kadar pek çok “Cumhuriyet Devrimi“, aslında Jön Türklerin sürgünlerde, hapishanelerde ve gizli toplantılarda tartıştığı fikirlerin olgunlaşmış halidir.

Onlar, imparatorluğun en karanlık döneminde “vatan” ve “hürriyet” diyerek ayağa kalkan; hatalarıyla, sevaplarıyla modern Türk kimliğinin inşasında en büyük paya sahip olan öncülerdir.

İttihat ve Terakki dönemindeki sert politikalar ve I. Dünya Savaşı’na giriş süreci, hareketin mirası üzerinde hala tartışılan konulardır.

Jön Türk hareketinin en önemli temsilcileri kimlerdir?

  • Ahmed Rıza Bey,
  • Mizancı Murat,
  • Prens Sabahattin,
  • Abdullah Cevdet,
  • Dr. Nazım,
  • Enver Paşa ve
  • Talat Paşa

hareketin farklı dönemlerindeki en bilinen isimleridir.

Sonuç: Cumhuriyet’e Uzanan Köprü

Jön Türkler, sadece bir dönemin siyasi aktörleri değil, modern Türkiye’nin laboratuvarıdır. Laiklikten kadın haklarına, harf inkılabından üniversite reformuna kadar pek çok “Cumhuriyet Devrimi“, aslında Jön Türklerin sürgünlerde, hapishanelerde ve gizli toplantılarda tartıştığı fikirlerin olgunlaşmış halidir.

Onlar, imparatorluğun en karanlık döneminde “vatan” ve “hürriyet” diyerek ayağa kalkan; hatalarıyla, sevaplarıyla modern Türk kimliğinin inşasında en büyük paya sahip olan öncülerdir.

Alıntı: https://www.turkedebiyati.org/jon-turkler/

📖 Mithat Cemal Kuntay Kimdir?

 

Mithat Cemal Kuntay Kimdir?
Mithat Cemal Kuntay Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri
Mithat Cemal Kuntay (d. 1885, İstanbul – ö. 30 Mart 1956, İstanbul) Yazar.

Mithat Cemal, 1885’te İstanbul’da doğdu
1956’da İstanbul’da yaşamını yitirdi
Tek romanı “Üç İstanbul”la büyük başarı kazandı. 
Vefa İdadisi’ni ve Mektebi Hukuku bitirdi. 
Doktora sınavını verdikten sonra Hukuk Mektebi’nde idare hukuku asistanlığı yaptı. Adliye Nezareti Özel Kalemi’ne girerek müdürlüğe kadar yükseldi. 
Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinden sonra Beyoğlu Dördüncü Noteri oldu. 
1956’da İstanbul’da ölümüne kadar bu görevi sürdürdü.

Yazmaya şiirle başladı. İlk şiiri “Elhamra” Resimli Kitap’ta yayınlandı. 2’nci Meşrutiyet’e kadar çeşitli dergilerde yayınlanan ve aruzun ustaca kullanıldığı, ulusal duyguların ön plana çıkarıldığı şiirleriyle tanındı. Milli Edebiyat Akımı‘nın değerlerini benimsedi. “Üç İstanbul” romanında da canlandırdığı Mehmet Akif‘le tanışması, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili oldu.

Çınaraltı dergisinde 1943-1944’te yayınlanan son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı‘dan da etkilendiği görüldü. Yalın bir dil kullandığı “Kemal”, “Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel” gibi oyunlarında yurt sevgisi konusunu işledi.

Tek romanı ve en önemli eseri “Üç İstanbul“da, 2’nci Abdülhamit, 2’nci Meşrutiyet ve Mütareke yıllarının İstanbul’unu anlattı. Gerçekçi kişiler, ayrıntılı tahliller ve bu üç dönemin yaşantısından sunduğu canlı kesitlerle dikkat çeken bu roman televizyon dizisi olarak da yayınlandı ve büyük ilgi topladı.

Edebiyat araştırmaları yapan Kuntay, inceleme ve araştırmalarını 1913’te yayınlanan “Hitabet ve Münazara Dersleri”, 1914’te yayınlanan “Hitabet Dersleri” kitaplarında topladı.

Mithat Cemal Kuntay’ın Eserleri

Şiir:
Türk’ün Şehnamesinden (1945)

Antoloji:
Nefaisi Edebiye (1913)

Tiyatro:
Kemal (1912)
Yirmi Sekiz Kânun-ı Evvel (1918)

Roman:
Üç İstanbul (1938)

Biyografi:
  • Mehmet Akif (1939,
  • İstiklal Şairi Mehmet Akif adıyla 1944)
  • Namık Kemal (2 cilt, 1956)
  • Sarıklı İhtilalci Ali Süavi (1946)

📖ŞİİR: Atatürk’ün Cenazesini Ankara’da Karşılarken - ✍🏻Mithat Cemal Kuntay’

 

Atatürk’ün Cenazesini Ankara’da Karşılarken

Gene on beş sene evvel gibi Gazi geliyor,

Gene on beş sene evvelki kadar yükseliyor.

Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı;

Yıldırımlar gene bir eski silâh arkadaşı.

Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ;

Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ.

Gene bir memleketin satveti bir tek emeli.

Koca bir yurdu tutarken gene sapsağlam eli.


Çürüyen göğsü için takızaferler gene dar;

Gene sağdır, gene sağlamdır O, hem dünkü kadar.

Ona hicranla… hayır, sade taabbütle eğil;

Ölüdür; doğru, fakat öldüğü hiç belli değil.



Mithat Cemal Kuntay

📖ŞİİR: 'Eğilme' - ✍🏻Mithat Cemal Kuntay

EĞİLME 📌

Zincirin altınsa da hatta, koparıp kır,


Susmak ne demekmiş, yere haykır göğe haykır! 

Vicdan bile duymaz çıkmazsa bir âhı,


Sessiz kölelerdir yaratan binbir ilâhı

Elbet put olurlar öpülen eller, etekler,


Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler! 

Hürriyet, o en son şerefindir, onu satma! 


Bir tanrı yeter, kendine bin tanrı yaratma! 

İnsandaki dört tane ayak devrini bilme,


Mahvolsa eğilmezdi baban, sen de eğilme!

 

Mithat Cemal Kuntay

📖 Karadeniz'in tabanı gerçekten doğal mı? Yoksa henüz keşfedilmemiş bir sır mı saklıyor?

Hayal edin... Karadeniz'in tüm suyunu boşaltsaydık, karşımıza sıradan bir deniz tabanı değil, devasa ve derin bir çöküntü çıkardı. Öyle bir yapı ki, adeta insan eliyle kazılmış dev bir taş ocağını andırıyor.

Jeoloji bilimi, Karadeniz'in oluşumunu milyonlarca yıl süren tektonik hareketlerle açıklar.

Ancak deniz tabanının şekli bazı ilginç soruları

gündeme getiriyor:

• Keskin kenarlar,

• Ani derinlik farkları,

• Alışılagelmişin dışında jeometrik yapılar...

Bu noktada bazı alışılmadık teoriler ortaya atılıyor:

Bölge büyük bir felakete mi sahne oldu? Eski bir medeniyetin izleri olabilir mi?

Șu ana kadar bu fikirleri destekleyecek somut kanıtlar bulunmasa da, Karadeniz'in tabanındaki bu "düzenli karmaşa" bilim insanlarının ve meraklıların ilgisini çekmeye devam ediyor.

Sonuç olarak Karadeniz, dünyanın en gizemli su kütlelerinden biri olmaya devam ediyor. Belki de derinliklerinde hem jeolojik hem de tarihi sırlar saklıdır...


Alıntı: Arkeoloji Tarihi (Facebook)

Karadeniz’in jeolojik evrimi

Dünya’nın en büyük iç denizlerinden biri, Karadeniz. binlerce yıllık tarihe ev sahipliği yapan bu büyük su kitlesi hem tarih boyunca ona atfedilen değerlerle hem geçirdiği büyük jeolojik değişimlerle oldukça merak uyandıran bir konumda olmuştur.

08 Haziran 2025
Aydınlık Avrupa
Editor

TUNAHAN SÖNMEZTÜRK

Bugünkü Karadeniz tabanı, başlarda büyük Tetis Okyanusu’nun bir parçası konumunda bulunmakla birlikte yavaş yavaş kıtalararası plakalarda yaşanan değişimlerin de etkisiyle artık Paratetis dediğimiz Dünya tarihinin bilinen en büyük göllerinden birine dönüşmüştü. Adriyatik’ten Aral Gölü’ne kadar uzanan bu büyük göl, yine kıtalararası yaşanan değişimler sonucu birçok parçaya bölünecekti. Bu parçalardan biri de Karadeniz’di.

Karadeniz, Buzul Çağı’nın önemli tatlı su göllerinden biriydi ve muhtemelen günümüzden 6 bin yıl önce yaşayan insan topluluklarını da kıyılarında barındırmıştı. Yaklaşık M.Ö. 5600 dolaylarında bugünkü İstanbul Boğazı’nın oluşumunu sağlayan tektonik hareketler Karadeniz’i bambaşka bir forma büründürecekti. Akdeniz’den aşağı yukarı 100-150 metre daha alçak bir su seviyesine sahip konumda olan Karadeniz, Akdeniz’in tuzlu suyunun gelişiyle oldukça büyük bir ekosistemsel tahrip yaşamış ve artık yapısı da bir deniz formuna evrilmişti. Tuzluluk oranında yaşanan bu değişimse Karadeniz’de tatlı su canlısı olarak yaşayan birçok deniz canlısının ölümüyle sonuçlanmış, bu ölülerse Karadeniz tabanına metan gazı birikimi olarak negatif bir etki bırakmıştır.


Karadeniz’in bir deniz formuna gelmesi ile birlikte su seviyesi de bu döneme parelel olarak yükselmeye başlamıştı. Yükselen su seviyesi Kırım’ı bir yarımadaya çevirmiş, bugünkü Odessa’ya kadar Karadeniz’i genişletmiş ve Aral Denizi’ni ortaya çıkarmıştır. Su seviyesindeki bu hızlı değişim sadece Akdeniz sularından kaynaklanmamakla birlikte bu döneme parelel olarak Hazar Gölü’nün su seviyesinde yaşanan değişimlerden de kaynaklanmaktadır. İddialara göre Buzul Çağı sonlarında oldukça şişen Hazar, suyunu Don ve Volga gibi nehirler aracılığıyla Karadeniz’e boşaltmıştır. Karadeniz yaşanan bu değişimlerden sonra da ekosistemsel canlılığını yitirmemiş fakat yüzeyindeki oksijenli suyunu tabana yayamadığı için bölgedeki benzer yapıdaki Hazar gibi tabanında ölü alanlar yaratmıştır. Daha açık olursak, Karadeniz’in yüzeyinde bulunan ve oksijen zengini daha az tuzlu su, tabandaki oksijenden mahrum ve daha tuzlu suyla karışamamaktadır. Bunun Karadeniz’in yeterince soğumaması ve çevre nehirlerden gelen tatlı suyla da alakası vardır. Fakat sonuca baktığımızda Karadeniz’in yüzeyinden yaklaşık 170-180 metre sonra hiçbir canlının yaşamadığı, Güneş ışığının bulunmadığı ve Hidrojen Sülfür zengini bir su katmanı bulunmaktadır. Öyle bir katmandır ki burada oksijen soluyan hiçbir canlı yaşayamaz.

Bu durumun katkısı olarak Karadeniz’in dibindeki arkeolojik kalıntılara ilk günkü halindeymişçesine ulaşabilmekteyiz. Misal 2000 yılında, ünlü okyanus araştırmacısı Robert Ballard liderliğindeki bir ekip, Sinop’un yaklaşık 30 km açığında, 320 metre derinlikte “Sinop D” olarak adlandırılan antik bir gemi enkazı keşfetmiştir. Anoksik (oksijensiz) koşullar nedeniyle mükemmel bir şekilde korunmuş olan bu gemi, M.S. 410-520 yıllarına tarihlendirilmiştir. Gemi, güvertesi, direği ve hatta halatlarıyla birlikte tamamen sağlam bir şekilde bulunmuştur. Bu keşif sayesinde Karadeniz’deki deniz ticareti ve gemi inşa teknikleri hakkında önemli bilgiler edinebildik. Hatta bazı çevreler ilk tarımsal uygarlıkların Karadeniz çevresinde kurulduğunu fakat Karadeniz çevresinde yaşanan bu ani su seviyesi değişimleri sonucu yok olduklarını da iddia etmektedir. Bu soruların cevabınaysa Karadeniz yüzeyinde yapılan su altı arkeolojisi çalışmalarıyla ulaşabilme imkânımız mevcut. Fakat bugün konuşmamız gereken en önemli konu, Karadeniz’in akıbeti olacaktır.

Prof. Dr. Celal Şengör’ün de bolca ifade ettiği gibi her yıl düzenli şekilde yükselen Karadeniz’in tabanındaki Hidrojen Sülfür miktarını kontrol altına alamazsak, Karadeniz’de canlılığın bulunduğu alan hızlanarak daha az seviyelere gerileyecek ve eninde sonunda Karadeniz patlayacak. Bu patlamaysa ne yazık ki Karadeniz çevresinde böcekler dâhil hiçbir canlının yaşamana müsaade etmeyecek gibi görünüyor.

KAYNAKÇA

  • https://en.wikipedia.org/wiki/Sinop_D
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Black_Sea_deluge_hypothesis
  • https://www.lyellcollection.org/doi/full/10.1144/sp464.15
  • https://www.youtube.com/watch?v=Bk-bMwNgl7U&t=1347s&pp=ygUUS2FyYWRlbml6IHBhdGxheWFjYWs%3D

🎞️İstanbul Esenyurt’ta bir öğretmen, siyahi (zenci) öğrencisinin İstiklal Marşı’nı ezbere okuduğu anları sosyal medyada paylaştı.


 İstanbul Esenyurt’ta bir öğretmen, siyahi (zenci) öğrencisinin İstiklal Marşı’nı ezbere okuduğu anları sosyal medyada paylaştı.

Türkçe öğrenmesi için sınıfça destek verilen öğrencinin başarısı, öğretmeni ve arkadaşlarını sevindirdi.



📖 Yıl 1922; Milli Mücadele döneminde kıyafet yardımı yapılan çocuğun mutluluğu.

 


Alıntı: Tarihi Merak Ediyoruz. @tarihiiimerak

🎞️Türkler kim mi?


 

📰 Kırım Hanlığı’nda Arıcılık ve “Altın Değerinde” Bal

 

Kırım Hanlığı’nda Arıcılık ve “Altın Değerinde” Bal

 Kırım balının: Daha yoğun aromalı, Daha doğal ve katkısız, Uzun süre bozulmadan saklanabilen bir yapıya Kırım balı, sadece iç pazarda değil, dış ticarette de aranan bir ürün haline gelmişti.

20260402

🎞️🗣️Murat Bardakçı: "Sultan Abdülhamid darbe ile tahta çıkmıştır...''

 Murat Bardakçı:

"Sultan Abdülhamid darbe ile tahta çıkmıştır. Tahtı kaybetmemek için, Fransızlara iltica eden Mithat Paşa'yı Fransızlardan teslim almak için Tunus'u Fransızlar'a vermiştir."



📰 Prof. Dr. MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ diyor ki...

MUAZZEZ ILMIYE ÇIĞ...

Kıt aklınca bana yazan Ümmetçi kardeşim dinle bak, sana ne diyeceğim!..

Üniversite Lisans ve masterimi belirtmeyeceğim, haftada 2 kitap bitirdiğimi, günlük 10 tane gazete, dergi takip ettiğimi ve en az 20 yazarın köşe yazılarını okuduğumu, 50 ülke gezdiğimi, 3 dil bildiğimi, 4 kitap yazdığımı, saz çaldığımı söylemeyeceğim.

Cahilsin diyorum alınıyorsun, yeterince okumamış ve araştırmamışsın diyorum kabul etmiyorsun, görmemişsin ve yaşamamışsın diyorum güceniyorsun…

Cahil olmana değil, cahillikte diretmene kızıyorum.

Yine de seni doğrudan doğruya suçlamıyorum, sen ve senin gibi saf insanları, iyi niyetli arkadaşları ve Türk Halkını hususi cahil bırakanları, karanlığa sürükleyenleri ve sonrasında amaçları doğrultusunda bir maşa gibi kullananları lanetliyorum.

Resimdeki yer, Riyad/Suudi Arabistan, uluslararası iş dünyası ve yatırım ajansları toplantısındayım. Biliyorum, sen kutsal toprak dediğin buraları hiç görmedin, belki umre ve hacca gidenlerden dinlemişsindir.

Dünyanın tüm Arap ülkelerini dolaştım, her seviyede Araplar ile tanıştım, mevcut dini yapı ve inanç sistemlerini inceledim, kültür ve hayat şartlarını görerek ve yaşayarak öğrendim.

Vardığım sonuç; her ne arayacaksan kendinde aramalı, her ne istiyorsan özünde bulmalısın.

Kim ki; Arabın şahsına, Arabın diline, Arabın kültürüne, Arabın giyim ve yaşam biçimine kutsiyet atfediyorsa, bil ki ya cahildir, kandırılmıştır, ya menfaat karşılığı satılmıştır.

Dikkat buyur; din demiyorum, din ortak bir kavramdır ve genel olarak Türkler de müslümandır. (Kaldı ki müslüman olmayan Türkler ve Türk boyları kardeşlerimiz de vardır, hepsine sevgimiz ve saygımız sonsuzdur) Müslüman olup da Arap veya Türk olmayan farklı milletler ve ülkeler de mevcuttur.

Bu durumda, İslam dini; hiç bir ülkenin, milletin, hiç bir cemaat ve grubun tekelinde değildir.

Arap iyi müslüman da, Türk kötü müslüman mı? Bu hayranlık, sempatizanlık, özentilik neden?

Dünyadaki tüm müslüman milletler, Arap gibi giymek, Arap gibi yemek, Arap gibi konuşmak, Arap gibi okumak, Arap gibi yaşamak zorunda mıdır? Kaynak nedir? Ölçü nedir? Doğru nedir?

Kaynak “Kur’an” dediğini duyuyorum. Ama kaynağı da iyi okumuyorsun, okusan da anlamıyorsun, kelimelerin manasını bilmiyorsun. Kaynağın da, anlayacağın dilde, Türkçe olarak okunmasını, duaların Türkçe edilmesini istemiyorsun. Çünkü, sana öyle diyorlar, öyle öğretiyorlar, öyle aşılıyorlar.

Hiç sordun mu, araştırdın mı? Diğer dinler ve kitaplar nasıl? Mesela İncil neden öyle değil. Avrupa ülkelerini gezince göreceksin ki, her ülke kendi dilinde dualarını okuyor, ibadetini yapıyor.

Ortodokslar mesela, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Yunanistan vs. hepsini gezdim, kiliselerine gittim, din adamlarıyla konuştum, gördüm ki hepsi kendi dillerinde, kendi kültürlerinde inançlarını harmanlayarak dinlerini yaşıyorlar.

Ayrıca… Müslüman ülkelerde Arap kültürünü hakim kılmak için yıllık ne kadar bütçe ve finansal kaynak ayrıldığını biliyor musun?

İsimleri ve faaliyet alanları farklı görünse de, ortak amaç ve zihniyetleri “Arabizm” olan dernek, cemiyet, parti, vakıf, cemaat, tarikat vs. yapıların, sadece bayramdan bayrama topladıkları kurban derileriyle mi giderlerini karşıladıklarını sanıyorsun?

Bir tek bağışlarla mı geçiniyorlar? Yalnız aidatlarla mı ayakta duruyorlar? Kimler destekliyor? Hangi Arap ülkelerinin diasporası var bu oluşumların arkasında? Harcanan bu devasa sermaye, nasıl geri dönüştürülüyor?

Sen daha neyin orucu bozup-bozmadığını öğrenemedin ki, bunları nerden bileceksin? Günde 10 bin defa tesbih çekmeyi, 20 bin defa tekbir getirmeyi ders mi, ilim mi sanıyorsun?

Demem o ki Ümmetçi kardeşim, aklını kullan, hipnoz olma, kimseye biat etme, gözlerini aç!. Din kullanılarak dünya geneline yayılan A r a p E m p er y a li z m ini gör, S e l efi Arapçılığı fark et !..

Bir Türk vatandaşı olarak, bütün insanlara, dinlere, dillere ve kültürlere elbette saygı duyuyorum ama kimsenin de Türk dilini, dinini, töresini ve kültürünü Araplaştırmasına, yozlaştırmasına, tahrip etmesine iyi gözle bakmıyorum ve kayıtsız kalamıyorum.

Çünkü ben Ümmetçi değil, özü ve sözüyle bir Türk Milliyetçisiyim, Vatansever, Devrimci, Halkçı, Cumhuriyetçi, Laik, Yurtseverim. Senin hiç sevmediğin ATATÜRK, benim hayat liderimdir. Senin hoşlanmadığın Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi, benim vazgeçilmezimdir. Özgürlük ruhum, bağımsızlık karakterimdir. Yükselmek, gelişmek, ilerlemek hedefimdir.

Gayem insanlık, yüküm sevgi, ölçüm vicdandır.

Kalben yolum Hak-Muhammed-Ali, ocağım Ahmet Yesevi, Pirim Hacı Bektaşi Veli’dir.

Ulu Ozanlar ile nefeslenirim; Nesimi okur, Şah Hatayi dinler, Pir Sultan Abdal söylerim.

Öğüdü Edebali’den, hoşgörüyü Yunus Emre’den, cesareti Battal Gazi’den alırım.

Unutma, bilim ile gidilmeyen her yol karanlıktır.

Düşünce karanlığına ışık tutanlara selam olsun.


Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @Baha_Benhan


🎞️🎭KOMEDİ: Robot Noriye - BÖL. 421 (Güldür Güldür)🤣😂

 


🇹🇷Türk kültürünün gelenek ve görenekler, kaynana-gelin ilişkisi ve bir kadın robotun aileye katkısı ve ailenin de onun üzerindeki etkileri 

🎞️🇹🇷 Türkiye’de bir devlet hastanesinde tedavi gören 🇷🇺Rus vatandaş deneyimlerini anlattı:

 

Türkiye’de bir devlet hastanesinde tedavi gören Rus vatandaş deneyimlerini anlattı:

“Yabancı olmama rağmen bana sadece hasta gibi davranıldı. Böyle bir tavrı ülkemizde göremezsiniz.

Koşullar, yataklar burada çok rahat. Odada ayrı tuvalet ve banyo var.”


 

20260401

🎞️1980’lerde 🇬🇧İngiliz gözünden 🇹🇷Anadolu’nun bir köy okulu.

 


 Alıntı: Tarihi Merak Ediyoruz @tarihiiimerak


📖 Milis Müfreze Komutanı, Kara Fatma (Yıl 1920)

 


⚽️🌍🏆SOSYAL MEDYAı: Tebrikler Bizim Çocuklar, Dünya Kupasındayız.


 

20260331

📖 Med/Midiya'lere ait olduğu söylenen yazıtın Orhun-Yenisey alfabesi ile Türkçe yazılmış olduğu ortaya çıktı

Soldaki resim:
Bistunun qayasında madayların təsviri.
Madaylar, mataylar, madalılar və ya midiyalılar – mannalardan sonra Azərbaycanda ikinci dövlət qurumunun əsasını qoymuş müasir Azərbaycan Türklərinin etnogenezində mühüm rol oynamış tayfalardan biridir.

Sağdaki resim:
Saxsı qab üzərində ibadət edən maq təsviri (Britaniya Muzeyi). Maqlar — Azərbaycan Türklərinin təşəkkülündə mühüm rol oynamış Türk mənşəli tayfalardan biridir.

(Q. Qeybullayev – Azərbaycan Türklərinin Təşəkkülü Tarixindən, Bakı, 1994)



Med/Midiya'lere ait olduğu söylenen yazıtın arami alfabesi ile yazıldığı ama arami dilinde olmadığı söylenen yazıtı okudular.

Yazıtın arami alfabesinde bile yazılmadığı Orhun-Yenisey alfabesi ile Türkçe yazılmış olduğu ortaya çıktı.

Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk


MED İMPARATORLUĞU'NA AİT YAZIT TÜRKÇE ÇIKTI.

Aryan olarak sınıflandırılan Med halkının Hint-Avrupa dili konuştuğu kabul edilmiş, lakin Hint-Avrupa dili ile hiçbir şekilde çözülememiştir. +++

Med/Midiya'lere ait olduğu söylenen yazıtın arami alfabesi ile yazıldığı ama arami dilinde olmadığı söylenen yazıtı okudular.

Yazıtın arami alfabesinde bile yazılmadığı Orhun-Yenisey alfabesi ile Türkçe yazılmış olduğu ortay çıktı.

Günümüzdeki İran'ın Kuzeybatı ve günümüzdeki Azerbaycan'ın Güney ve Güneydoğu kesimlerinde yaşamış halktır. Yunanlar bu halkın yaşadığı bölgeye Medya (Azerbaycan Türkçesinde Midiya/Madaya) adını vermişler.

Medler ilk kez Asur kralı III. Salmaneser'in dönemindeki (M.Ö. 858-824) yazılarda "Mada" adı ile kaydedilmişler... 

Herodot'un Media - Jason ve Argonatlar hikayesindeki Media'dan adlandırdığı ülkedir.

Yeni Babillilerle birleşerek Asur Krallığı'nı yıkan Medler, MÖ 6. yüzyılda Anadolu'dan Afganistan'a kadar büyük bir arazide imparatorluk kurmuşlardır.

MÖ 550 yılında, Med-kökenli Büyük Kiros'un büyükbabası, Med kralı AStiages'i yenmesi sonucunda, Medya Ahameniş İmparatorluğu ile birleştirilmiştir.

ORTA ASYA TÜRK HİKÂYE VE DESTANLARINDA TÜRK HALKLARININ ETNİK GELİŞİM AŞAMALARININ İZLERİ VE TÜRKLERİN İLK ATA YURDU MESELESİ

 Doç. Dr. Osman Çataloluk

Özet

Azerbaycan ve Türkiye Türkleri aynı genetik bağa sahip olmalarının yanında Azerbaycan, Türkiye ve Urmiye Gölü üçgeni içinde yer alan Türk Kurganlarının tarihlerinin 

M. Ö. 5-6 binlere giderken Orta Asya Kurganlarının tarihleri M. Ö. 2000’lerden öteye gitmemesi yerleşim eskiliği bakımından Anadolu’yu Orta Asya’nın önüne koymaktadır.


***Bakınız Gordiyon Tümülüsleri Başlığına⤵️


Alıntı: Sakalar/İskitler  @Alper_Tungaaaa

🇹🇷ANADOLU İNSANI: Ayşen Gruda"nın kızı Elvan anlatıyor...

 

Ayşen Gruda"nın kızı Elvan, bulaşık makinası olmayan annesine bir gün; 

''Anne sana bulaşık makinesi alalım, olmuyor böyle lütfen bırak inadı'' der. Annesi yine itiraz eder.

''Evladım; apartmanımızda hâlâ çoluk çocuğu olupta çamaşır makinesi olmayan insanlar varken, benim bulaşık makinası almam görgüsüzlük olur'' cevabını verir.

Böylesine ince ruhlu bir sanatçı insandı Ayşen Gruda

....

Sanata, sevgiye, insanlığa, doğaya aşık insanlar olarak seni ve senin gibi olan diğer sanatçıları da çok özlüyoruz


Alıntı: Ramazan MALAKCI @RMalakc

🎞️⚽️🇦🇿Can Azerbaycan kanalında, 🇹🇷Türkiye'nin Dünya Kupası sevincinin paylaşıldığı o an:

 


 

🇮🇩Endonezya Açe'de bulunan Osmanlı döneminden kalma 🇹🇷🪦Türk Şehitliği.

🇮🇩Endonezya Açe'de bulunan Osmanlı döneminden kalma 🇹🇷Türk Şehitliği.

- Portekizliler Açe Sultanlığına saldırdığında Açe Sultanı Osmanlı’dan yardım istemiş ve bunun üzerine Sultan 2.Selim Açe’ye yardım göndermiştir.

🇹🇷Türk Askerinin gelişi üzerine Açe Sultanlığı kurtarılmıştır, 1559. 


Alıntı: FiiTarih @FiiTarih

📖🇹🇷ANADOLU İNSANI: 63 öğrenciye burs veriyordu. ... 'Hedefim 100' diyordu.. Volkan Konak...

 

63 öğrenciye burs veriyordu.

50 tanesi Maçka'dan babası olmayanlardı

Hedefim 100 diyordu...

"Biriktirdiğin senin değil, paylaştığın senindir." 

"Dünyaya el gibi çıplak geldim, el gibi çıplak gideceğim"

diyerek tüm gelirini eğitime bağışlayacağım diyordu...

Rahmet ve saygıyla anıyorum 🙏❤️

#volkankonak😔

Alıntı: DENİZ_TOPRAK2 @Baha_Benhan

📰Okullarımızda Felsefe Dersinin önemi

 

Sahi, Türkiye'de Okullardan Felsefe Dersini Kaldıran Kimdi..?

Neden Kaldırıldı ? Amaç Neydi..? ''Felsefe Yapmak, Yaşamayı Öğrenmektir." *Montaigne... Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı, loanna Kuçuradi
"Okullarda Felsefe öğretsek,
bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden,
''İnsanlaşma Eğitimi' verilmeli"...
insan'lara düşünmeyi, sorgulamayı veadil kararlar almayı öğreterek toplumun,
bilinçli ve sorumlu bireyler tarafından şekillenmesine önemli katkı sağlar...


diyor ki; 
20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur... acı çekiyoruz... 
Mesleki Eğitimden Önce Felsefe...

 
"Herkes bir sürünün bir yığının parçası olmuş.
Kimse kendi olarak var olma cesareti gösteremiyor."
*Kierkegaad...
"Seni rahatsız eden şey olaylar değil,
Onlara verdiğin anlamdır."
*Epiktetos...
"Hayat acı ile can sıkıntısı arasında gidip gelen bir sarkaçtan ibarettir...
İnsanlar bu can sıkıntısından kaçmak için uğraşırlar ama nafile!"
*Schopenhauer...
"Sana felsefe yapmak yoldan çıkarır diyen
O Cahil kalabalıklara kulak asma..!
Asıl büyük günah sana verilen aklı kullanmayıp
Körü körüne inanmaktır."
*İbn Rüşd..

Alıntı: ihtiyar_33_ @Dede38

20260330

📰 Bir kadın ezberi bozdu - Soner Yalçın


Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.

Doktor tavsiyesi sebebiyle:

– Yumurta yemezdi…

– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…

– Tereyağı eve sokmazdı…

Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!

Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!

Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:

İyi kolesterol ve kötü kolesterol!

İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!

Annem 17 yıl önce vefat etti…

Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!

Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.

Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…

Annem…

– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.

– Gluten nedir duymadı.

– Kandida nedir duymadı.

– Probiyotik nedir duymadı.

– Glutatyon nedir duymadı.

“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!

Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…

Hele…

Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…

Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…

KİM BU DOKTOR?

Elazığ 1943 doğumlu.

Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.

Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.

İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.

Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.

1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…

Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.

Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.

1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.

İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…

Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…

Peki annemle ne ilgisi var?

50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”

Yıl, 2010…

Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:

– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”

– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”

Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?

Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…

Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.

Canan Karatay ezber bozuyordu:

Yumurta yiyin, diyordu.

Tereyağ  yiyin, diyordu.

Kırmızı et yiyin, diyordu.

Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.

Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!

Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…

Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.

Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.

“Bilim karşıtı” dendi.

“Şöhret peşinde” dendi.

“Söyledikleri spekülasyon” dendi.

Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.

Bu yıl…

Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!

Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da.                              başına geliyor!

Alıntıdır

📰 Annesini böbrek üstü bezi kanserinden kaybeden Türk kızı Melek Öztürk'ün kısa hikayesi



Önce pankreas kanseri teşhisi konan ama daha sonra hastalığının böbrek üstü bezi kanseri olduğu anlaşılan kadının kızı Melek Öztürk o günlerde henüz 16 yaşında idi. Teşhiste yanlışlık ve tedavide gecikmeler annesinin ölümüne yol açmış ve genç kızı çok etkilemişti. 

Kanserleri çok erken teşhis edebilecek bir yapay zeka sistemi üzerinde çalışmaya başladı. Okulunun "Matrix" adlı matematik kulübü aracılığıyla, topolojik ve diferansiyel analiz kullanarak patolojik görüntülerden saniyeler içinde böbrek hücreli karsinomu tespit edebilen ONCOMathRIX adlı bir yapay zeka sistemi geliştirdi. 

537 açık kaynaklı veri kümesi üzerinde test edilen sistem, %97 doğruluk oranına ulaştı. 

Alıntı: Ahmet Rasim Küçükusta  @drahmetrasim

🇰🇿Kazakistan'da açılışı yapılan Mustafa Kemal Atatürk heykeli.

 


 Alıntı: Tamga Sanat @TamgaSanat


🎞️ Mardin’de dağlar arasında gizlenmiş Başdeğirmen Şelalesi, görsel şölen sunuyor

 


 

📮📃🇬🇧İngiliz İstihbarat Subayının 👑Hilafet makamına çektiği telgraf


 İngiliz İstihbarat Subayının Hilafet makamına çektiği telgrafta, k ü r d i s t a n kurma girişimindeki isyancıların Atatürk'ten korunması isteniyor

🎞️ Antik kentlerde ilk yerleşim zamanları yapay zekayla canlandırıldı:

 


 

📖 Beşiktaş Küçük Mecidiye Camii minare şerefesinin altındaki yağmur suyu çanakları

Beşiktaş Küçük Mecidiye Camii minare şerefesinin altında kuşların su içmesi için tasarlanmış ve yukarıdan gelen yağmur suyunu biriktiren 96 adet çanak vardır.

Alıntı: İstanbul Camileri @camiistan 



📖 Jön Türkler Kimdir? Tarihi, İdeolojileri ve Etkileri

Osmanlı Modernleşmesinin Mimarları: Jön Türkler ve Fikir Dünyası Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı, sadece askeri mağlubiyetlerin ya da toprak...