Öz
Çanakkale Muharebeleri’nin Mustafa Kemal Paşa’nın askeri kariyerinde önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Buna ilaveten Çanakkale, tarihte, Atatürk’ün yaralandığı yer olarak da iz bırakmıştır.
Atatürk’ün 10 Ağustos 1915 günü Conkbayırı’ndaki çarpışmalarda bir şarapnel parçasıyla yaralanmasını bir cep saati önlemiştir. Bu saat, Atatürk tarafından Çanakkale’de birlikte görev yaptığı Alman Generali Liman von Sanders’e hediye edilmiştir. Bu saatin akıbeti konusunda tam ve sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Von Sanders’in 1929’da ölümünden sonra saatin kime ve nasıl geçtiği tam olarak bilinmemektedir. Çalındığı ya da bir Amerikalıya satıldığı görüşleri kesin değildir. Bu saati üreten Omega firması, 1939’da Atatürk’ün von Sanders’e hediye ettiği bu saati bulmak için bir kampanya başlattı. Türk basınında da bu tarihten itibaren saatin akıbeti hakkında çeşitli yazılar yayınlandı.
Saatin bulunması ve Türkiye’ye geri getirilmesi konusunda yapılan çeşitli girişimler istenilen sonucu vermemiştir.
Giriş
I.Dünya Savaşı’nın en kanlı çatışmalarının yaşandığı cephelerinden biri de Çanakkale Cephesi’dir. İngiltere ve Fransa, önce denizden, başaramayınca karadan Çanakkale Boğazı’nı geçmek için bütün güçleriyle saldırdılar. İtilaf Devletleri bakımından, Çanakkale’de bir cephe açılmasının ana sebebi, İstanbul’u ele geçirmek suretiyle Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakarak kolay bir zafer kazanmaktı. Sosyal çalkantılar içerisinde bunalan Müttefikleri Rusya’ya askeri malzeme yardımı göndermek de diğer önemli bir amaçtı. Çanakkale Cephesi iki kısımdan meydana gelir. 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında yapılan deniz savaşları ve 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916’da cereyan eden kara savaşlardır. Savaş başladıktan hemen sonra, bazı zorlamalar olmuşsa da, Çanakkale Boğazı’na asıl saldırılar 19 Şubat 1915’de İngiliz ve Fransız donanmalarının Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını dövmeleriyle başladı. Dünyanın en güçlü donanmalarının saldırılarına Türkler, yetersiz toplarıyla karşılık vermeye çalıştılar. İngiliz ve Fransız gemilerinin bombardımanları, aralıklarla 17 Mart’a kadar devam etti. 18 Mart sabahı Fransızlar Anadolu yakasını, İngilizler de Rumeli yakasını döverek Boğaz’dan geçmek için harekete geçtiler. Bir gece önce Nusrat mayın gemisiyle Boğaz’a mayın döşeyen Türk birlikleri, 7 saat süren cehennem gibi bombardımana direndiler. Menzile girene kadar atış yapmayan Türk topçusunun olağanüstü isabetli ateşi karşısında şaşkınlığa uğrayan İngiliz ve Fransız donanmaları ağır kayıplar verdiler. Agamemnon, Queen Elizabeth gibi dünyanın en ünlü savaş gemilerinin bulunduğu 7 gemisini kaybeden İtilaf Devletleri, Boğazları geçemeyeceklerini görerek, donanmalarını geri çektiler.
.....
.....
Atatürk’ün Conkbayırı’nda Yaralanması
Ocak 1939’da Türk gazeteleri, Atatürk’ün Çanakkale’de, Conkbayırı’nda hayatını
kurtaran saati üreten İsviçreli saat firması Omega’nın, saati aradığını, saati ve yerini
bildirene mükafât vereceğini haber verdiler. Gazetelerdeki bu haberler, olayı ve Atatürk’ün Liman Von Sanders’e hediye ettiği saatin akıbetini gündeme getirdi. Gazetelerde yer alan haberleri ve sonraki gelişmelere geçmeden önce, 1915’de meydana gelen olayı hatırlatmamızda fayda bulunmaktadır.
Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Muharebelerine ait hatıralarını ilk olarak Ruşen Eşref
Ünaydın’a anlattı. Bu görüşme Mustafa Kemal Paşa’nın Akaretler’deki evinde, 24-28 Mart
1918 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu mülakat, aynı yıl Yeni Mecmua’nın Çanakkale Zaferi için hazırlanan özel sayısında “Mülakatlar” kısmında “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı ile yayınlanmıştır. Ruşen Eşref, sohbetin 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Muharebeleri kısmını şöyle anlatmıştır:
“Mustafa Kemal Bey, derhal oradaki kumandanlarla beraber hücum saflarının önüne geçmiş. Askere düşmanın kaçmaya hazırlandığını fakat buna müsaade etmeyeceğimizi söylemiş. ‘Bunun için benim ileriden kırbaç sallayarak vereceğim işaret üzerine hepiniz düşmana atılacaksınız’ demiş. Beş on adım ileriye yürüdükten sonra işaretini verince zabitan ve efradın tereddütsüz bir aslan savletiyle düşmana saldırdıklarını görmüş.Bu hücumun karşısında düşmanın kâmilen ezildiğini, hiç silah kullanma fırsatına vakit bulamamış olduğunu anlamış.-Ortalık açıldıktan sonra idi ki, diyor, düşman Conkbayırı’nı gerçekten cehennemeçevirmişti. Denizden, karadan büyük çaplı topların muhtelif cinste mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez yıldırımlar vücuda getiriyordu.Buraya kadar muhaveremizi, sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa’nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle: ‘Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşa’nın göğsünü okşamıştır’ dedi.-Nasıl? dedim.Paşa tespihi ile oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzlar şıkırtıyaparak, göğsünün sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabara ine şöyleanlatıyordu:-Evet, sağ tarafta ceketimde bir kurşun yeri gördüm. Yanımda bulunan zabit:Efendim vuruldunuz!, dedi. Ben böyle bir söz şüyu bulursa askerimizin kuvve-imaneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm. Elimle zabitin ağzını kapadım, ‘Sus!’ dedim.Cevat Bey devamla:-Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafına tamam saatinin bulunduğu cebeisabet etmiştir. Saat parça parça oldu. Fakat o darbe Paşa’nın göğsünde hafif bir lekebırakmaktan başka ileri geçmemiştir, dedi.-O saat sizin için tarihi bir saattir. Görebilir miyim efendim? dedim.
Paşa:- O saatin enkazını bu muharebeden sonra Liman Paşa Hazretleri hatıra olarakaldılar. Bana da kendilerinin aile asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.Cevat Bey saati gösterdi. Omega markalı siyah bir saat. Arkasında bir taç ve L.Z.markaları. Paşa’nın kırılan saati Mekteb-i Harbiye’den beri sakladığı Omega markalı kuvvetlice bir talebe saati imiş.”Mustafa Kemal Paşa, Conkbayırı’nda 10 Ağustos 1915 günü yaşanan çatışmalarıanlattığı bölümde, “şayan-ı endişe bir an” altbaşlığıyla, saatin parçalanmasını veyaralanmasını özetle şöyle anlatıyor:“Gecenin perde-i zalâmı tamamen kalkmıştı. Artık hücum ânı idi. Saatime baktım, dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı nizamda duran askerimiz üzerinde bir defa patlarsa, hücumun adem-i imkanına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum. Fırka kumandanına tesadüf ettim. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik.Gayet seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!’
Kumandan ve zabitlere de işaretime askerlerin nazar-ı dikkatini celb etmeleriniemrettim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim… Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılınçları ellerinde zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle ahenin bir kitle halinde şîrâne bir savletle ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde âsumâni bir gulguleden başka bir şey işitilmiyordu: Allah Allah Allah!Düşman silah istimaline vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele neticesinde ilk hatta bulunan düşman kâmilen imha edildi… Conkbayırı tepesiaskerlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan ve denizden tevcih ettiği seri ve kesif topçu ateşiyle Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti. Semadan şarapnel, demir parçaları yağmuru yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam isabetli daneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda, kenarımızda büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayırı kesif dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes mütevekkilâne akıbete muntazır duruyordu.Etrafımız şüheda ve mecruhin ile doldu. Muharebe meydanında cereyan eden hali temaşa ederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfuz edemedi. Yalnız kalınca derin bir kan lekesi bıraktı. Bu saat enkazını bilâhare, bugünün hatırası olmak üzere, Liman Paşa’ya verdim. O da, aile asalet armasını hâvi, kendi saatini bana verdi.”
.....