20251126

📖 Türkiye'nin yeraltı şehri Derinkuyu

Türkiye'nin yeraltı şehri Derinkuyu, neredeyse 3.000 yaşında ve bir zamanlar 20.000 kişiye ev sahipliği yapıyordu.



Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin sırrı nedir?

Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin sırrı, tam olarak nasıl ve kimler tarafından inşa edildiğinin bilinmemesidir.

Bu devasa yapının muhtemel kullanım amaçları arasında, yabancı istilacılara karşı geçici bir sığınak olması ve malların depolanması yer almaktadır. Ayrıca, şehrin karmaşık havalandırma sistemleri ve kapıları, bir saldırıdan korunmak için tasarlanmış olabilir.

Derinkuyu Yeraltı Şehri, Nevşehir ilinin Derinkuyu ilçesinde, Nevşehir-Niğde karayolu üzerinde ve Nevşehir'e 30 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde kimler yaşadı?

Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde çeşitli dönemlerde farklı topluluklar yaşamıştır.
  1. Hititler ve Frigyalılar: Şehrin temellerinin bu döneme kadar uzandığı düşünülmektedir.
  2. Roma İmparatorluğu'ndan kaçan ilk Hristiyanlar: MS 2. yüzyılda bölgeye gelerek yer altı şehrinde saklanmışlardır.
  3. Bizans Dönemi: Şehrin nüfusu bu dönemde zirveye ulaşmış ve yaklaşık 20.000 kişi yeraltında yaşamıştır.
  4. Ayrıca, Persler ve Selçuklular gibi diğer medeniyetler de bölgeye yerleşmiş ve yeraltı şehrini genişletmişlerdir 

Derinkuyu yeraltı şehri nasıl keşfedildi?

1963 yılında bir adamın bodrum katındaki bir delikten tavuklarının kaybolduğunu fark etmesi, Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin keşfine yol açmıştır.
Nevşehir'in Derinkuyu ilçesinde yaşayan bir adam, evinin bodrum katındaki duvarı yıkınca devasa bir yeraltı şehri keşfetmiştir.
Bu şehir, M.Ö. 2000'li yılların başlarında inşa edilen, 18 katlı tünel ağından oluşan ve yüzeyin 76 metre aşağısına kadar uzanan bir yapıdır. Bu yeraltı şehrinde, 20 bin kadar insanı barındıracak şekilde inşa edilen kiliseler, ahırlar, depolar ve evler bulunmaktadır.

Derinküyü yer altı şehri neden 8 kat?

*Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin 8 katlı olmasının nedeni, şehrin yaklaşık 50.000 insanın uzun süre yeraltında yaşayabilmesi için tasarlanmış olmasıdır.
*Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin 8 katlı olmasının nedeni, şehrin farklı işlevlere sahip katlara bölünmüş olmasıdır . Bu katlar arasında ahırlar, mutfaklar, yaşam alanları, depolar, havalandırma sistemleri, toplantı salonu, kilise ve gizli geçitler bulunmaktadır.

Derinküyü yer altı şehri neden önemli?

Derinkuyu Yeraltı Şehri, önemli birkaç nedenden dolayı tarih ve kültür açısından büyük bir değere sahiptir:
  • Tarihi ve Mimari Önem: Şehrin inşa tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Frigler, Hititler, Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilip kullanıldığı düşünülmektedir. Bu, eski uygarlıkların savaş, dini baskı ve karışıklıklardan korunmak amacıyla yeraltında nasıl bir yaşam kurduğunu gözler önüne serer.
  • Karmaşık Yapı: 85 metreye kadar uzanan ve 13 katlı olan şehir, havalandırma sistemleri, su kanalları ve gizli geçitler gibi detaylarla özenle tasarlanmıştır. Bu, dönemin mühendislik becerilerinin yüksek seviyesini gösterir.
  • Kültürel Miras: Şehir, Kapadokya'daki ilk Hristiyan toplulukların Roma İmparatorluğu'nun dini baskısından kaçmak için güvenli bir sığınak olarak kullanmasıyla da bağlantılıdır.
  • Turizm Potansiyeli: Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen Derinkuyu, Kapadokya bölgesinin ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır
  • Ayrıca, jeoloji, arkeoloji ve tarih gibi birçok bilim dalı için de araştırma alanı sunmaktadır.



    












*Resimler: İnternet ve sosyal medya




20251123

📰 Ankara'nın iki mağazasının tarihi: Gima ve Sümerbank


Ankara'nın iki mağazasının tarihi:
Gima ve Sümerbank

Türkiye'nin ilk ulusal süpermarket zinciri olan GİMA ve Cumhuriyet döneminde "Beş Yıllık Kalkınma Planı" doğrultusunda yapılacak olan işletmelerin finansmanını sağlamak amacıyla kurulan Sümerbank'ın dikkat çeken kuruluş hikayesi ve kapanma süreci ele alındı.

11 Ağustos 2023 12:14

Son Güncelleme: 11 Ağustos 2023 12:14

Ankara'nın iki mağazasının tarihi: Gima ve Sümerbank

Ankara'da yer alan ve 2011 yılında kapatılan Sümerbank ile, 1993 yılında bir şirkete satılan GİMA'nın hikayesini, Gerçek Edebiyat'tan Selim Esen yazdı:

"Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ankara adlı romanında (Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1934) ilk olarak o dönem Ankara’da yaşayan Millî Mücadele’yi destekleyen kesim için “Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek, bir Avrupalı gibi dans etmek, bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar nezdinde, Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kazanmak kadar ehemmiyetli görünüyordu.” (s.106) vurgusunu yapar. Fakat daha sonra Ankara’da Avrupai giysileri bulmanın zorluğundan ve bu tip ürünlerin hâlâ İstanbul üzerinden temin edildiğinden söz ederek, şöyle der:

“Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara’da, her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü, bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu. Onun için, birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başladı. Gerek Kaligurusi’de gerek Fegara’da en son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu. Beyler, fraklarını ya daralmış ya eskimiş bularak yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuşuyorlardı. Yazık ki, bu artikllerin (nesne, eşya, şey anlamında) bir kısmını stoklar tükenmiş olduğu için bulmak kabil olmuyor ve Beyoğlu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa’ya ısmarlamak lazım geliyordu” (s. 115).


Giyim-kuşamdan söz ediyordu Yakup Kadri… Ve o günlerde Ankara’da insanlara bu hizmeti verebilecek tek mağaza dahi yoktu. İlerleyen yıllarda Ulus semtinde çoğalacak giyim mağazaları sonradan Yenişehir’e Kızılay’a yayılacaktı.

Kuşkusuz Ankara’da açılan mağazaların modern yaşama uygun bir giyinme kültürünün yaygınlaşmasında önemli işlevi vardı. Bu mağazaların başında Sümerbank geliyordu. Sümerbank erken Cumhuriyet döneminden 1980’li yılların ortalarına kadar özelinde Ankara, genelinde diğer şehirlerde açtığı mağazalarla giyim kültürünün gelişiminde öncü oldu.



Şaşırtıcı derecede güçlü bir tarih bilinci olan Mustafa Kemal Anadolu topraklarında hüküm sürmüş uygarlık adlarını kimi yeni kurumlara vermişti: Etibank, Sümerbank gibi. Sümerbank genel müdürlüğü, 1936’da, Ankara’nın şehir planını yapan Avusturyalı mimar Jansen’in ısrarlı karşı çıkışlarına karşın, Ulus’ta İş Bankası’na bitişik ünlü Taşhan Oteli’nin (özgün adıyla Hotel Angora) yıkılarak yerine inşa edildi. Binanın üst katları banka olarak kullanılırken, heykele bakan giriş katında Sümerbank’ın çeşitli fabrikalarında üretilen yünlü, ipekli kumaşların, ayakkabıların (ünlü “Beykoz kunduraları”) satıldığı satış mağazası bulunurdu.

Sümerbank Ankara’da ilk mağazasını 1955’de Yenidoğan ve Yenimahalle’de açtı. Bu mağazaları sırasıyla 1958’de Bahçelievler, Cebeci ve Gülveren, 1968’de Bakanlıklar, 1972’de Mamak, 1973’te Mithatpaşa, 1977’de Ulus II ve Siteler, 1978’de Sincan, 1979’da Akdere ve Elmadağ, 1981’de Gölbaşı ile 1983’de Kızılay mağazaları izledi. (Satış mağazaları yıllığı, 1985).

Ankara'nın iki mağazasının tarihi: Gima ve Sümerbank - Resim : 3

Özellikle 1960’lı yılların ikinci yarısı, Sümerbank mağazaları özelindeki dönüşüme benzer şekilde, kentsel ölçekte de mağazacılık anlamında büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Günümüz alışveriş merkezlerinin önceli sayılabilecek çarşı uygulaması bu dönemde yaygınlaştı ve içinde yürüyen merdiveni olan çarşılar ilk kez bu tarihlerde görüldü. Ulus, 1964’de hizmete giren Anafartalar Çarşısı’na rağmen ticari üstünlüğünü Kızılay’a kaptırmayı önleyemedi. Kızılay’da çok sayıda Çarşı ve İş Hanı işletmeye açıldı. Onur İş Hanı ve Çarşısı, Rumeli Han, Soysal İş Hanı ve Çarşısı, Yeni Konak Mağazası, Moda Çarşı, And İş Hanı ve Çarşısı, Kalabalık İş Hanı ve Çarşısı ilk akla gelenlerdi.

Sümerbank’ın Ulus’taki mağazalarıyla beraber Kızılay’da açtığı büyük mağazalara benzer şekilde, daha önce Ulus bölgesinde hizmet veren GİMA, Yeni Karamürsel, 19 Mayıs Mağazaları, Büyük Mağaza ve Tezkan gibi akla ilk gelen mağazalar bu dönemde Kızılay bölgesine şubelerini açtılar. 1967’de GİMA, 1972’de 19 Mayıs Mağazaları ile 3 Aralık 1969’da Yeni Karamürsel Mağazası Ankaralıların hizmetine girdi. 1970’li yılların başından itibaren de Vakko (1973) ve Beymen (1971) gibi çok katlı binalarda hizmet veren büyük moda mağazaları üst gelir grubundaki Ankaralılar için vazgeçilmez alışveriş merkezleriydi. Yılda iki kez yapılan özel indirim günlerinde her iki mağazanın önünde uzun kuyruklar oluşurdu.

Ankara’da mağazacılık anlayışı değişiyor, gelişiyordu…

Açık adı “Gıda ve İhtiyaç Maddeleri A.Ş” olan GİMA Mağazası, ürün çeşitliliği, mekânsal organizasyonu, satış ve satış sonrasına ilişkin yaklaşımı ve boş zaman tüketimine ilişkin düzenlediği etkinliklerle Ankara’nın ilk departmanlı mağazası oldu. GİMA, oluşturduğu sistemle sonraki yıllarda açılacak departmanlı mağazalara rol model oluşturacaktı.


GİMA Mağazası, Kızılay’da Emekli Sandığı tarafından yaptırılan ve Türkiye’nin ilk gökdeleni olarak değerlendirilen Emek İşhanı yapısının içinde yer alıyordu. Enver Tokay’ın yaptığı mimari projelerde yapının ilk beş katı (2 bodrum, 1 zemin ve 2 kat) büyük bir mağaza olarak düşünülmüştü. GİMA 9 Ocak 1967 günü hizmete girdi. Beş kattan oluşan mağazanın giriş katı parfümeri, kolonya, bijuteri, optik-saat, hediyelik eşya, çiçek teşhir ve satışına, İkinci bodrum katı gıda malzemeleri, içki teşhir ve satışına, birinci bodrum katı gıda malzemeleri, konserve, şarküteri ve kasap ürünleri teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın, alt katlarında sunduğu zengin gıda ve hazır giyim ürünlerinin yanında dönemin diğer mağazalarından ayıran en önemli özelliği, mobilya, kamp malzemeleri, mefruşat, soba, buzdolabı, çamaşır makinesi, plak ve ses kayıt aletleri, oyuncak ve spor malzemeleri, kırtasiye ve büyük mutfak ürünlerinin sergilendiği ikinci katıydı. Özel aynayla kaplı kabinler ilk kez bu mağaza için tasarlanmıştı.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu 📖 Ankara adlı romanında (Hakimiyeti Milliye Matbaası, 1934) ilk olarak o dönem Ankara’da yaşayan Millî Mücadele’yi destekleyen kesim için “Bir Avrupalı gibi giyinip süslenmek, bir Avrupalı gibi dans etmek, bir Avrupalı gibi yaşayıp eğlenmek ve hele bu iddiada Avrupalılar nezdinde, Avrupalılar arasında muvaffak olmak bunlara büyük bir zafer kazanmak kadar ehemmiyetli görünüyordu.” (s.106) vurgusunu yapar. Fakat daha sonra Ankara’da Avrupai giysileri bulmanın zorluğundan ve bu tip ürünlerin hâlâ İstanbul üzerinden temin edildiğinden söz ederek, şöyle der:

“Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına, Ankara’da, her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü, bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hall ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu. Onun için, birçok ailelerin daha iki ay evvelinden İstanbul terzilerine taşındıkları görülmeye başladı. Gerek Kaligurusi’de gerek Fegara’da en son Paris modelleri Ankaralı hanımlar tarafından kapışılıyordu. Beyler, fraklarını ya daralmış ya eskimiş bularak yeniden gece esvapları ısmarlıyorlardı. İlk yıllar bir kuyruklu ceketle bir silindir şapkayı kâfi sananlar, şimdi, klak ve makferlan peşinde koşuşuyorlardı. Yazık ki, bu artikllerin (nesne, eşya, şey anlamında) bir kısmını stoklar tükenmiş olduğu için bulmak kabil olmuyor ve Beyoğlu’nun belli başlı mağazaları vasıtasıyla Avrupa’ya ısmarlamak lazım geliyordu” (s. 115).

Giyim-kuşamdan söz ediyordu Yakup Kadri… Ve o günlerde Ankara’da insanlara bu hizmeti verebilecek tek mağaza dahi yoktu. İlerleyen yıllarda Ulus semtinde çoğalacak giyim mağazaları sonradan Yenişehir’e Kızılay’a yayılacaktı.

Kuşkusuz Ankara’da açılan mağazaların modern yaşama uygun bir giyinme kültürünün yaygınlaşmasında önemli işlevi vardı. Bu mağazaların başında Sümerbank geliyordu. Sümerbank erken Cumhuriyet döneminden 1980’li yılların ortalarına kadar özelinde Ankara, genelinde diğer şehirlerde açtığı mağazalarla giyim kültürünün gelişiminde öncü oldu.

Şaşırtıcı derecede güçlü bir tarih bilinci olan Mustafa Kemal, Anadolu topraklarında hüküm sürmüş uygarlık adlarını kimi yeni kurumlara vermişti: Etibank, Sümerbank gibi. Sümerbank genel müdürlüğü, 1936’da, Ankara’nın şehir planını yapan Avusturyalı mimar Jansen’in ısrarlı karşı çıkışlarına karşın, Ulus’ta İş Bankası’na bitişik ünlü Taşhan Oteli’nin (özgün adıyla Hotel Angora) yıkılarak yerine inşa edildi. Binanın üst katları banka olarak kullanılırken, heykele bakan giriş katında Sümerbank’ın çeşitli fabrikalarında üretilen yünlü, ipekli kumaşların, ayakkabıların (ünlü “Beykoz kunduraları”) satıldığı satış mağazası bulunurdu.

Sümerbank Ankara’da ilk mağazasını 1955’de Yenidoğan ve Yenimahalle’de açtı. Bu mağazaları sırasıyla 1958’de Bahçelievler, Cebeci ve Gülveren, 1968’de Bakanlıklar, 1972’de Mamak, 1973’te Mithatpaşa, 1977’de Ulus II ve Siteler, 1978’de Sincan, 1979’da Akdere ve Elmadağ, 1981’de Gölbaşı ile 1983’de Kızılay mağazaları izledi. (Satış mağazaları yıllığı, 1985).

Özellikle 1960’lı yılların ikinci yarısı, Sümerbank mağazaları özelindeki dönüşüme benzer şekilde, kentsel ölçekte de mağazacılık anlamında büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Günümüz alışveriş merkezlerinin önceli sayılabilecek çarşı uygulaması bu dönemde yaygınlaştı ve içinde yürüyen merdiveni olan çarşılar ilk kez bu tarihlerde görüldü. Ulus, 1964’de hizmete giren Anafartalar Çarşısı’na rağmen ticari üstünlüğünü Kızılay’a kaptırmayı önleyemedi. Kızılay’da çok sayıda Çarşı ve İş Hanı işletmeye açıldı. Onur İş Hanı ve Çarşısı, Rumeli Han, Soysal İş Hanı ve Çarşısı, Yeni Konak Mağazası, Moda Çarşı, And İş Hanı ve Çarşısı, Kalabalık İş Hanı ve Çarşısı ilk akla gelenlerdi.

Sümerbank’ın Ulus’taki mağazalarıyla beraber Kızılay’da açtığı büyük mağazalara benzer şekilde, daha önce Ulus bölgesinde hizmet veren GİMA, Yeni Karamürsel, 19 Mayıs Mağazaları, Büyük Mağaza ve Tezkan gibi akla ilk gelen mağazalar bu dönemde Kızılay bölgesine şubelerini açtılar. 1967’de GİMA, 1972’de 19 Mayıs Mağazaları ile 3 Aralık 1969’da Yeni Karamürsel Mağazası Ankaralıların hizmetine girdi. 1970’li yılların başından itibaren de Vakko (1973) ve Beymen (1971) gibi çok katlı binalarda hizmet veren büyük moda mağazaları üst gelir grubundaki Ankaralılar için vazgeçilmez alışveriş merkezleriydi. Yılda iki kez yapılan özel indirim günlerinde her iki mağazanın önünde uzun kuyruklar oluşurdu.


Ankara’da mağazacılık anlayışı değişiyor, gelişiyordu…

Açık adı “Gıda ve İhtiyaç Maddeleri A.Ş” olan GİMA Mağazası, ürün çeşitliliği, mekânsal organizasyonu, satış ve satış sonrasına ilişkin yaklaşımı ve boş zaman tüketimine ilişkin düzenlediği etkinliklerle Ankara’nın ilk departmanlı mağazası oldu. GİMA, oluşturduğu sistemle sonraki yıllarda açılacak departmanlı mağazalara rol model oluşturacaktı.

GİMA Mağazası, Kızılay’da Emekli Sandığı tarafından yaptırılan ve Türkiye’nin ilk gökdeleni olarak değerlendirilen Emek İşhanı yapısının içinde yer alıyordu. Enver Tokay’ın yaptığı mimari projelerde yapının ilk beş katı (2 bodrum, 1 zemin ve 2 kat) büyük bir mağaza olarak düşünülmüştü. GİMA 9 Ocak 1967 günü hizmete girdi. Beş kattan oluşan mağazanın giriş katı parfümeri, kolonya, bijuteri, optik-saat, hediyelik eşya, çiçek teşhir ve satışına, İkinci bodrum katı gıda malzemeleri, içki teşhir ve satışına, birinci bodrum katı gıda malzemeleri, konserve, şarküteri ve kasap ürünleri teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın, alt katlarında sunduğu zengin gıda ve hazır giyim ürünlerinin yanında dönemin diğer mağazalarından ayıran en önemli özelliği, mobilya, kamp malzemeleri, mefruşat, soba, buzdolabı, çamaşır makinesi, plak ve ses kayıt aletleri, oyuncak ve spor malzemeleri, kırtasiye ve büyük mutfak ürünlerinin sergilendiği ikinci katıydı. Özel aynayla kaplı kabinler ilk kez bu mağaza için tasarlanmıştı.

Mağazanın birinci katı kadın, erkek, çocuk ve bebek için konfeksiyon, tuhafiye, bornoz ve yatak takımları, yün ve düğme, çanta, ayakkabı, şapka ve hatta peruk gibi ürünlerin teşhir ve satışına ayrılmıştı. Dönemin Sümerbank mağazalarındaki dönüşüme benzer şekilde bu katta satılan ürünler daha moda ve sezonluk tüketimin şekillendirdiği hazır giyim ürünleriydi. Bu katın Ziya Gökalp Caddesi’ne bakan cepheleri üzerinde heykel sanatçısı Kuzgun Acar’ın soyut heykelinin olduğu içbükey betonarme yüzeyin arkasında kalıyordu. Bu durum mağazada sergilenen konfeksiyon ürünlerinin doğal ışık yerine yapay olarak aydınlatılmasına olanak tanıyordu. Benzer bir görünüm katın Atatürk Bulvarı’na bakan cepheleri için de geçerliydi.

Mağazanın ikinci katı mobilya, buzdolabı, soba, radyo ve pikap, plak, mefruşat, halı, oyuncak gibi ürünlerin teşhir ve satışına ayrılmıştı. Mağazanın bu beş katının üstünde yer alan Kızılay Meydanı manzaralı teras katı da uzun yıllar Set Kafeterya adıyla hizmet verecek olan, bir kafeterya olarak kullanıldı.

GİMA, sadece tasarımıyla değil uygulama süreciyle de daha sonra açılacak birçok mağaza için örnek oluşturdu. Mağazanın genelinde duvarda sergilenen ürünler için çelik taşıyıcı sistemler, sabit ve hareketli mobilyalar için özel ve güçlendirilmiş eloksan kaplı alüminyum profiller kullanılmıştı. Dolayısıyla GİMA mağazası, sadece modern mağazacılık anlamında getirdiği yenilikler, ortaya koyduğu ürün çeşitliliği, pazarlıksız satış, indirim günleri, ürün garantisi, iade ve değişim, taksitli alışveriş gibi satışa ve satış sonrasına ilişkin yenilikçi uygulamalarıyla değil mekânsal olarak da Ankaralıların kolektif belleğinde yer etmiş bir mağazaydı. Mağazanın mekânsal olarak öne çıkaran bir diğer unsuru da sadece ürün tüketimi değil, boş zaman tüketimi anlamında da toplumsal ve kültürel bir mekân olarak da ayrıcalıklı bir yere sahip olmasıydı. GİMA’nın teras katında yer alan ve Kızılay Meydanı manzaralı Set Kafeterya, uzun süre Ankara halkı için bir buluşma ve sosyalleşme mekânı oldu. O yıllarda dönemin gençleri için Ankara’da bu kafeterya mekânının sunduğu ortamda çok fazla mekân yoktu. Güzel bir atmosferle tasarlanmış bu mekânda müşteriler iyi müzik sisteminden, Amerikan barında sunulan ithal viski ve konyağa kadar çok nitelikli bir hizmet sunuluyordu. Ayrıca gerek mağaza içinde gerek kafeteryada aylık düzenlenen defile ve konser gibi etkinliklerle Ankaralılar GİMA’yı bir sosyalleşme mekânı olarak da kullanıyorlardı. Set Kafeterya, Attila İlhan’ın Bilgi Kitabevi yayın danışmanı olarak Ankara’da yaşadığı yıllarda (1973-1981) sıklıkla ziyaret edip yazılarını, şiirlerini yazdığı, dostlarıyla buluştuğu bir mekândı.

Gökdelenin ilk üç katına yerleşen GİMA, hem eş, dost arayanlara hem soğuktan kaçanlara, hem de alışveriş edenlere hizmet eden bir merkezdi. Genç kızların hizmet ettiği bu binada isterseniz hafif müzik de dinler, yalnız sigara içemezdiniz. Kapıdaki üniformalı iki kişi giren- çıkanı izler, bazen çıkanları durdurularak, kendilerinden fiş sorardı. Müracaat masasındaki genç bayan, iç düzeni bilmeyenlerin sorularını karşılardı. Görevli genç kızlar gün boyu bir koşuşturma içinde olurlardı.

Gıda maddelerinin ve mutfak eşyasının satıldığı kat, günün her saatinde kalabalık olurdu. Bir tarafta ‘snack barda’ sandviç yiyen ve serinletici bir şeyler içenle, ellerindeki paketleri taşımaya çalışanlar adeta birbirine karışırlardı. GİMA’da halıdan, buzdolabına, avizeden konfeksiyon reyonlarına kadar her şey bulunurdu. Herkesin ilgisini çekebilecek bir köşe bulunabilirdi. Çocuklarına oyuncak almak isteyenlerle beğendiği plağı almak isteyenlerin bir arada, birbirlerini rahatsız etmedikleri bir mekândı GİMA…

Sonra… Mağaza yöneticileri personel sorunlarıyla karşı karşıya kaldılar. Bir süre özel eğitimli genç kızlar birer, ikişer ayrılmaya başladılar. Kısmeti çıkanlar, arkadaşlarına iyi şanslar dileyerek veda ettiler, evlendiler.

Ankara'nın iki mağazasının tarihi: Gima ve Sümerbank - Resim : 6

Sonra… 1978 yılında Emekli Sandığı’nın depolarında görülen, Görkemli gökdelenin “GİMA” yazısının üstünde yer alan Kuzgun Acar’ın tunçtan kabartma “Türkiye” rölyefi 1988 yılında sökülerek hurdaya satıldı (Milliyet, 23.08.1988, s.10).

Sonra… 1993’te Dedeman-Bilfer grubuna satıldı. Üç yıl sonra 1996’da Dedeman Hüsnü Özyeğin’in Fiba Holding’ine sattı. Özyeğin de 2005’te Endi ile birlikte Fransız-Sabancı ortaklığı olan CarrefourSA’ya sattı. 2007’de GİMA adı CarrefourSA Expres olarak değiştirildi.

Büyük mağaza olarak, herkesin ulaşabildiği, bir şey satın almasa bile serbestçe gezebildiği, sosyal sınıf farkını ortadan kaldıran, demokratik bir ortam olan GİMA’nın böylece adı da yok edildi. Devletin halkçı GİMA’sı maziye karıştı. Gökdelen de Sümerbank gibi, Cumhuriyetin tüm kazanımları gibi satıldı, elden çıkarıldı, anılardaki yerini aldı."

KAYNAKLAR

  • Emiroğlu, Kudret, 2001, Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Yayınevi, Ankara.
  • Koparal, Cemil. 1986, Departmanlı Mağazaların Organizasyon Yapıları ve GİMA T.A.Ş.’deki İnceleme, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.
  • Yardımcı, Bülent, 2005, “GİMA'da Ankara Sosyetesi Defile İzlerdi, Migros Kamyon Marketti”, Milliyet, 12 Mayıs 2005. http://www.milliyet.com.tr [Erişim: 07.12.2010]
  • Şumnu, Umut, 2020, Sümerbank’tan GİMA’ya: Ankara’da Mağazacılığın Mekânsal Dönüşümü, Ankara Araştırmaları Dergisi.


Alıntı: Odatv.com

📰 ✍️ Sümerbank’ın kurucu ilk genel müdürü bir Aydınlıkçı - Hakan Topkurulu



Sümerbank’ın kurucu ilk genel müdürü bir Aydınlıkçı

15 Ocak 2020

Şevket Süreyya Aydemir, Cumhuriyet Gazetesi'nin 8 Ekim 1973 s.2 tarihli nüshasında yazdığı "Tarihi Bir Hesaplaşma" adlı köşe yazısında özetle; 
"1930 yılındaydık. Dünya iktisat buhranı en şiddetli safhaları ile bizi de sarsmıştı... Evvela paramızın istikrarı sağlanmalıydı. Bir konsorsiyum kuruldu. Bunun başına NURULLAH ESAT’ı getirdiler. İstanbul’da Bankalar Caddesi’nde bir dairede çalışacaktı. Ve yabancı bankalar da dâhil olduğu halde bütün transferleri o vize edecekti. (Sermaye hareketleri kontrolü yapılıyor.) Bu yabancı bankaların başında 1856’dan beri çalışan, daha doğrusu devleti kontrol eden OSMANLI BANKASI vardı. O Osmanlı Bankası ki umum (Genel) müdürü sadrazamlara bile pek gitmezdi. Maliye Nazırı ile sadrazamla ancak müşaviri tercümanı vasıtası ile konuşurdu. Nurullah işinin başına geçince bütün bankaların transfer evrakını toplayan dosyaların her gün bizzat umum müdürler tarafından kendisine getirilmesi usulünü koydu.

Bankalar, Ankara’dan yeni gelen bu adamın emrine uydular. Ama Osmanlı Bankası diretti. Ve tabi ki transferlerde yapılamadı. Ankara’ya müracaatlar hiç netice vermedi. 1856’dan beri bizzat devlet olan Osmanlı Bankası ve onun umum müdürü evvela işi sekreterler, şube müdürleri, nihayet umum müdür yardımcıları ile idare ederim sandı Fakat sonunda umum müdür, Türkiye’de bir şeylerin değiştiğini anladı. Dosyasının koltuğunun altına aldı. Konsorsiyum başkanının odasının kapısına geldi...

Ben bu hikâyeyi o zaman Nurullah beyden dinlemişimdir. Ve bu kısa sahnede, ta 1856’dan beri Türk devletine yapılan küçümsemelerin, yalvartmaların, hatta hakaretlerin tarihi bir hesaplaşmasını görürüm.

Fakat iş bu şekli alınca, yabancı sermayenin temsilcileri ve bir takım Osmanlı paşalarının eski efendileri, bu sefer alıştıkları başka bir yolu seçtiler. Metre Salem isimli, Yahudi asıllı bir banka aracısı ile Nurullah’a eski usule dayanarak önemli bir menfaat teklif ettiler. Nurullah bir defa bu ağın içine düşünce o zaman her şey düzelecekti. Düşünmeli ki o günlerde bir umum müdürün aylığı 300 liradan ibaretti. Nurullah, usta bezirgânı sükûnetle dinledi. Yumuşak yüz gösterdi. Gün tayin edildi ve Metre Salem bu sefer daha teklifsizce çantasını açtı. Fakat para demetleri elinde kaldı. Çünkü tertibat alınmıştı. Dolap kapakları açıldı. Baskın tam zamanında yapıldı. Ve bu işlerde pişkin Metre Salem sınır dışı edildi! ..."


SOYADINI ATATÜRK VERDİ

Nurullah Esat SUMER 31 Mart 1899 yılında İzmir Fettah (Basmane civarı) mahallesi, Dibek sokak (Şimdi Oteller sokağı) no: 6’da dünyaya gelmişti. Sumer soyadını Atatürk vermişti. Yükseköğrenimini 1917 yılında başladığı Berlin Yüksek Ticaret Okulu'nda yaparken Almanya’da tanıştığı sosyalist akımların etkisinde Şefik Hüsnü önderliğinde kurulan Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkasına katılır. Burayı da Vedat Nedim Tör’den dinleyelim;
"Erzurum ve Sivas kongrelerinden geçerek Ankara’ya kadar uzanan ulusal şahlanışın yankıları Berlin Türk Kulübünde kader birliği yapan gençlerin iradesini bir çelik banyosu gibi güçlendiriyordu. Bütün bir düşman dünyaya karşı, yokluklar ve düşmanlıklar içinde savaşan Anadolu’nun masal kahramanları gibi ulu liderine, Mustafa Kemal’e dostluk elini uzatan tek devlet Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olmuştu. Bu davranış Berlin’de ki yükseköğrenim gençliğini adeta büyüledi: Nurullah Esat Sumer, M.Nermin, Mümtaz Fazlı Taylan, Vehbi Sarıdal, Nizamettin Ali Sav, Sadık Ahi ve daha şimdi adlarını hatırlamadığım birkaç arkadaş Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkasını kurduk." 
(Yıllar böyle geçti 2010 YKYK S.13)
MİLLİ SANAYİNİN MİMARI

Nurullah Esat Sumer, 1934 yılında, Cumhuriyetin ekonomik atak yaptığı yılların İktisat Vekili (10 Kasım 1932-1937 yılları arası, 1937 yılında Başbakan oluncaya kadar), Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Celal Bayar’ın ataması ile Sümerbank’ın kurucu genel müdürü olur.

Nurullah Esat Sumer, Cumhuriyetin emperyalizmin esaretinden kurtulması yıllarında, birçok kritik görev alır. Osmanlı borçlarının yapılandırılması, Ali İktisat Meclis Genel Sekreterliği 1930’lu yılların, ekonomik bağımsızlık kazandığımız döneminde, en kritik ekonomik görevlerde genç yaşına rağmen bulunmuştur. Hasan Aslan Akpınar’a, Nurullah Esat Sumer’i tanıtan, İş Bankası Yayınları tarafından basılan "BİR CUMHURİYET AKINCISI Türkiye’de Milli Sanayinin Mimarlarından Nurullah Esat Sumer" adlı kitabı kazandırdığı için teşekkür ederim.

Alıntı-Kaynak: 
https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/sumerbankin-kurucu-ilk-genel-muduru-bir-aydinlikci-199832



📚Mübadele ve Mübadiller hakkında kitaplardan bazıları

 

Mübadelenin Böldüğü Bir Aile Öyküsü

📖 GİRİTLİ SEMERCAKİS AİLESİ

Girit-Kandiye’nin fethine katılan Amasyalı asker Osman Semerci savaş sonrası memleketine geri dönmüyor, Girit’te kalıyor. Semercakis ailesinin öyküsü 1675 yılında başlıyor. Ailenin elindeki soyağacından ve yapılan sözlü tarih görüşmelerinden Semercakis’in çocuklarından / torunlarından birisinin yerli bir kadınla evlendiğini öğreniyoruz.  Bu evlilikten doğan erkek çocuğun babasının dininden; yani Müslüman, kız çocukların ise annesinin dininden, yani Hıristiyan olması konusunda eşler anlaşıyorlar.

Semercakis’in Müslüman ve Hıristiyan torunları mübadeleye kadar Kandiye’nin Arhanes yerleşiminde yaşamlarını dayanışarak birlikte sürdürüyorlar. Ailenin Müslüman kolu mübadelede zorunlu olarak Girit’i terk ediyor, ama özlem hiç bitmiyor. Karşılıklı ziyaretler, mektuplaşmalar 80’li yıllara kadar devam ediyor. Giritli akrabalarla ilişkileri torunlardan Müslüman Cazım sürdürüyor.    Cazım Nuri Erman’ın vefatı sonrası ilişkiler kopuyor. Lozan Mübadilleri Vakfı üyelerinin 2009’da Girit’e yaptıkları bir ziyaret sırasında Hıristiyan torunlardan bayan Maria ile tanışması sonrası kopan ilişkiler yeniden kuruluyor.  

Sefer Güvenç ve Tanaş Çimbis’in kaleme aldığı bu kitap Türkçe ve Yunanca olarak iki dilde yayımlanmıştır..


📖 MÜBADİL YEŞİLBURÇ’UN GİZLİ TARİHİ

LÜTFİ  KUZUCU

Yazar Lütfi Kuzucu 1955’te Niğde’nin Yeşilburç Köyü’nde doğdu. ‘’Brackey’’ sülalesinden bir üçüncü kuşak mübadilidir. İlkokulu köyünde, Ortaokul ve Ticaret Lisesi’ni Niğde’de bitirdi. 1976’ da İzmir Hava Teknik Okullar’ından hava astsubayı olarak mezun oldu. Çeşitli birliklerde görev yaptıktan sonra 2004’te emekliye ayrıldı. 27 yıl görev süresince de köyünden hiç ayrılmadı. Evli ve iki çocuk babasıdır. Eşiyle beraber kış aylarında İstanbul’da, yaz aylarında köyünde yaşıyor. İyi düzeyde Rumca biliyor.

Kitap, Lozan Nüfus Mübadelesi’yle Yunanistan’ın Grebene – Krifçe (Kivotos) köyünden Niğde’nin Yeşilburç Köyü’ne gelen mübadillerinin Yeşilburç Köyündeki 1000 yıllık tarihi zenginlikleriyle karşılaştıklarını, bu zenginliğin kaybolmamasını, turizme kazandırılmasını, korunmasının önemini ve güzel Yeşilburç’un güzel mübadillerini tanımak isteyenler için iyi bir tarihi kaynaktır.

Yazar Lütfi Kuzucu’nun 2008 yılında ‘’Krifçe’den Yeşilburç’a Mübadil Yaşamlar’’ isimli kitabı bulunmaktadır. 2015 yılında ise aynı isimle genişletilmiş II. Baskı kitabı  yayınlanmıştır..




📰 Zeki Paşa Yalısı: Türkiye’nin en değerli gayrimenkullerinden fiyatına paha biçilemiyor!


Türkiye’nin en değerli gayrimenkullerinden birisi olarak gösterilen, İstanbul Boğazı’nın 130 yıllık, ihtişamlı binalarından 23 odalı Zeki Paşa Yalısı alıcı bekliyor.

İstanbul Boğazı’nın en güzel konumunda yer alan, geniş bahçesi ile dikkat çeken tarihi bina, sahibi olan aile tarafından satışa çıkarıldı.

Dron ile kaydedilen görüntülerde, yalının boğazı kucaklayan benzersiz manzarası, yemyeşil bahçesi ve şatoyu andıran heybetli mimarisi tüm detaylarıyla gözler önüne serildi. Mavinin ve yeşilin iç içe geçtiği noktada yükselen bina, izleyenlerde adeta hayranlık uyandırıyor.

Türkiye’nin en pahalı evi olarak bilinen, boğaz manzaralı, 23 odalı, 5 salonlu ve 8 banyolu Zeki Paşa Yalısı yıllardır lüks gayrimenkul piyasasının simgesi haline geldi.

Yalıyı satışa çıkaran aile, görüşmelerde emlak şirketini yetkili kıldı. İstanbul Boğazı’ndaki diğer yalıların 2-6 milyar TL arasında fiyatlarla listelendiği düşünüldüğünde, Zeki Paşa Yalısı için "paha biçilemiyor" yorumları yapıldı.


130 yıllık şato mimarisiyle Boğaz’ın incisi

Sarıyer Rumelihisarı’nda, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ayağına yakın bir konumda yer alan 130 yıllık taş bina, Tophane Müşiri Zeki Paşa Yalısı, mimarisiyle dikkat çekiyor.

Boğaz’ın çarpıcı büyüklükteki yapılarından kabul edilen bina, Sultan II. Abdülhamid Han’ın nazırlarından (bakanlarından) "Filinta Mustafa" olarak da bilinen Zeki Paşa için yapıldı. 

Dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan yapı, Barok etkileri ve şatoyu andıran çizgileriyle diğer yalılardan ayrılıyor.

Alıntı-kaynak: 
https://ekonomi.haber7.com

📰🇹🇷 Cumhuriyetin Kuruluşu Ardından Ekonomik Alanda Yenilikler: Sümerbank

 

Cumhuriyetin Kuruluşu Ardından Ekonomik Alanda Yenilikler: Sümerbank

Bahar Batak

Bir fabrika düşünün. Bu öyle bir fabrika olsun ki yalnızca üretimin dışında içerisinde birtakım sosyal faaliyetlerin de bulunduğu, kendi işçisini kendisi yetiştiren, yurtdışına öğrenci gönderen, lojmanıyla, kantiniyle, yemekhanesiyle hayatın bir parçası olan bir fabrika hatta fabrikalar. Bu fabrikalar, Cumhuriyet tarihinin en değerli ve en gözde fabrikalarıdır. Tek bir alana değil birçok alana hitap edebilen bu fabrikalar, 1930’lu yıllardan itibaren faaliyetine geçmiştir. Devlet eliyle kurulan ilk fabrikadır Sümerbank. Halkın ihtiyaçlarından doğan, yine halka ucuz ve kaliteli mallar ulaştırmaktır. Bu yazımızda Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yapılan ekonomik yenilikler başlığı altına Sümerbank‘ı inceleyeceğiz.



Cumhuriyet Öncesi Türkiye’sinin Ekonomisi

Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, ardından İstiklal Savaşı derken Anadolu, oldukça harap bir vaziyetteydi. Okur-yazar, aydın halkın çoğu cephede yitip gitmiştir. Aynı zamanda köylerdeki erkeklerin çoğunun savaşa gitmesi sebebiyle tarım hayatı durmuştur. Ülke nüfusu düşmüş, halkın elinde kalan tüm birikim ve stoklar tükenmiş; ekonomik sermaye neredeyse yok olmuştur. Tarım, sanayi, hayvancılık yok olma noktasına gelmiştir. Bu da yetmezmiş gibi bir de Osmanlı’dan kalan borçlarda yeni Türkiye Devleti’nin başına kalmıştır. Tanzimat Döneminden itibaren birçok ıslahatçılar, devletin ekonomisini düzeltmek amacıyla birtakım politikalar geliştirseler de meydana gelen iç ve dış olaylardan dolayı başarılı olamamışlardır. Ankara‘da kurulan yeni Türkiye Devleti, Osmanlı İmparatorluğundan sınırlı bir ekonomiyi devralmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Siyasi ve askeri zaferler, ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi zaferlerle taçlandırılamazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz.” Büyük zaferden sonra Mustafa Kemal, Yeni Türkiye Devleti’nin siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel alanda gelişimine önem vermiştir. Hatta İzmit ve Alaşehir’de katıldığı kongrelerde bundan sonra bilim, kültür ve ekonomi alanında yeni zaferlere imza atacağımızı halka duyurmuştur. Lozan Barış Görüşmelerinin ekonomi konusunda kesintiye uğradığı bir dönemde İzmir’de bir kongresi toplanmıştır. İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik politikaların temelini oluşturur. İktisadi kalkınmanın ilk kararları bu kongrede alındı. Amaç; yeni Türkiye’nin iktisadi politikasını belirlemek ve ekonomik kalkınmaya hız verecek önerilerin kabul edilmesi sağlamaktı. İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 tarihinde Kazım Karabekir başkanlığında 1135 delegenin katılımıyla gerçekleşti. Kongrede her ilçenin en çok sekiz üye ile temsil edilebileceği ilkesi kabul edildi. Böylece Tüccar, çiftçi, zanaatkar, işçi, bankacı; şirket temsilcisi gibi her şehirden mesleki grupların kongreye katılımı sağlanarak toplumun birçok kesimine insana yer verildi. Dönemin İktisat Vekili Mahmut Esat Bey (Bozkurt), Milli hakimiyetin ancak iktisadi  hakimiyetle sağlanacağını belirtmiş, Milli bir iktisat politikasının geliştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Mustafa Kemal, İktisadi kalkınmanın ayrıcalık tanınan yabancı şirketlerin millileştirilmesi ve kapitülasyonların kaldırılmasıyla gerçekleşebileceği üzerinde durmuştur. Devletin milli görüşü ne ise iktisadi politikası da o yönde olmalıdır görüşünü vurgulamıştır. Hakimiyet, sadece siyasi anlamda bir ülkeye hakim olmak değil ekonomik anlamda da dışa bağımlı olmayan, bağımsız, kendine ait bir milli bir iktisadi görüşe sahip olmakla gerçekleşebilir. İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat’ta başlayıp 4 Mart 1923 tarihine kadar devam etti. Misak-ı Milliye atıfta bulunarak kongrede alınan kararların bazıları “Misak-ı İktisadi” kararlar olarak adlandırıldı.

1923 Sonrası Ekonomi

Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik kalkınma, İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar doğrultusunda yapılmak istenmiştir. Bu kararlardan bazıları, yerli üretimin teşvik edilmesi ve sınırlı oranda yabancı sermayeye izin verilmesiydi. “Özel girişim eliyle serbest piyasa” ilkesi doğrultusunda sanayi politikası benimsendi. Özel sektör ağırlıklı olan bu sistemde özel sektörün yetmediği durumlarda devreye devlet girebileceği Liberal bir iktisadi model kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten 1930’lu yıllara kadar Liberal bir ekonomi politikası benimsemiş olmasına rağmen diğer ülkelerdeki gibi devletin tamamen uzaklaştığı bir liberal sistem yerine hem özel hem de devletinde içinde olduğu “Karma Ekonomi Modeli” kabul edilmiştir. Bu dönemdeki iktisadi gelişmenin amacı, sanayileşmeydi. Ancak Anadolu nüfusunun yarıdan fazlası tarım sektöründe çalışmasından dolayı hammadde, sermaye ve işgücü tarımda bulunuyordu. Böylelikle sanayinin gelişmesi için tarımın da geliştirilmesi gerekiyordu.

1925’de Türkiye’nin ilk bankası olan Türkiye İş Bankası kuruldu. Ardından köylünün yükünü hafifletmek amacıyla aynı Aşar Vergisi kaldırıldı. Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar kapsamında yabancı ülkelere verdiği ayrıcalık 1 Temmuz 1926’da kabul edilen Kabotaj Kanunu ile birlikte ortadan kaldırıldı. Böylece Türk denizcileri kendi karasularında istediği şekilde ticaret yapabileceklerdi. 1927’lere gelindiğinde yerli üretimi teşvik edilmesi amacıyla Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla birlikle sanayide kullanılacak her türlü araç-gerecin gümrük vergisinden muaf tutulması, belediye sınırları dışında kalan yerlerde sanayi tesisleri kuracaklar için bazı arazilerin ücretsiz olarak verilmesi veya belediye sınırları içerisinde kalan arazilerin on yıl vadeyle kurucularına satılması gibi sanayileşme alanında olan kişilere kolaylıklar sağlanmaya çalışılmıştır. İktisadi alanda yapılan özenli, istikrarlı bir çabaya rağmen tam anlamıyla başarı sağlanamamıştır. 1929 yılında Amerika’da başlayan ekonomik iflas kısa sürede tüm dünyayı etkilemiştir. Bu ekonomik buhrandan etkilenen ülkelerden biri de Türkiye’ydi. Türkiye 1930’lardan itibaren ekonomide Devletçilik politikasını benimsemiştir. Devletçilik politikası ile kurulan ilk kuruluşlardan biri Sümerbank fabrikalarıdır. Tarihe Atatürk modeli olarak geçen Sümerbank fabrikaları, yalnızca üretim amaçlı sanayileşme kapsamında değil AR-GE çalışmalarını da içeren sosyal bir kurum niteliği taşımaktadır. Sümerbank, halk için halka sunulan bir hizmettir. SümerbankCumhuriyet tarihinin en büyük ve en değerli iktisadi kazanımlarından bir tanesidir.

Devletin İlk Kamu Yapılanması: Sümerbank

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kamu kurumu olan Sümerbank, ülkede sanayileşme faaliyetlerini artırmak amacıyla kurulmuştur. Dünyada eşi benzeri olmayan Sümerbank fabrikaları sadece üretim amaçlı değil aynı zamanda sosyal bir fabrikadır. Atatürk‘ün fikri doğrultusunda kurulan Sümerbank, hem fabrika hem banka hem de satış mağazaları olarak ülkenin birçok şehrine dağılmıştır. Sümerbank fabrikalarında Demir-Çelik, dokuma, selüloz, çimento, kükürt ve halıcılık gibi birçok sanayi kolunda üretim yapılmaktadır. Bir döneme damgasını vuran Sümerbank fabrikaları ucuz ve kaliteli mallarıyla gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki müşterilerinin gözbebeği olmuştur. Ünlü manken ve oyuncu Azra Akın, 2002’de dünya güzeli seçilirken üzerinde giydiği elbisesini, Nazilli Basma Fabrikasında üretilmiş kumaşlardan diktirmiştir.

1929 Dünya Ekonomik krizinden sonra Türkiye, ekonomide devletçilik politikasını benimsemiştir. Özel sektörün iktisadi kalkınmayı tam olarak sağlayamadığı, sanayileşme hareketinin milli ihtiyaç ve menfaatlerini gerektirdiği oranda karşılamadığı görülmüştür. Bu sebeple devletin milli kaynak ve iktisadi unsurlarından yararlanarak daha verimli, güçlü bir kuruluşun kurulmasına ihtiyaç vardır.

1931’de I. Beş Yıllık Sanayi Planı yapıldı. Bu sanayi planı kapsamında hazırlanan Sümerbank yasası ile devlet elindeki sermayenin korunması amacıyla halkın ihtiyacını karşılamaya dönük bir modeldir. Bu model katı bir devletçilik anlayışından öte özel sektörün kurulması ve geliştirilmesini de önemsiyordu. Sümerbank, sermayesi oranında veya hükümetten alacağı tahsisat ile ülke ekonomisine katkıda bulunacak, ülke içerisindeki sanayi tesislerin kurulması ve genişletilmesini sağlayacaktı. Böylelikle Sümerbankusta ve işçi yetiştirmek amacıyla eğitim merkezleri açacak, bankacılık hizmetleri bünyesinde kurulacak sanayi tesislerine kredi imkanı sağlayacak ve özel işletmelerdeki devlet hisselerini idare edecekti. İlk olarak Devlet Sanayi Ofisi ve Türkiye Sanayi Kredi Bankası milli sanayinin gelişmesinden çok özel sektörü caydırıcı etkisinden dolayı feshedilerek 1933’te bu kurumların işletmeleri Sümerbank’a devredildi. Devlet Sanayi Ofisinden Sümerbank’a devredilen kamu fabrikaları arasında; Feshane(Defterdar), Bakırköy, Hereke Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura fabrikaları yer almaktadır. Sümerbank’ın kuruluş amacı, bir milletin bütün ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak memleketin ekonomisini eline alması, aynı zamanda yeni sanayi tesislerin kurulmasına olanak sağlamasıdır. 1934 yılı sanayide ilk büyük atılımların gerçekleştiği bir yıl olmuştur. 1935’de yeraltı kaynaklarını araştırmak amacıyla Maden Tetkik Arama ve bu kaynakları işlemek amacıyla da ETİBANK kurulmuştur. İlerleyen yıllarda devlet kendi uzmanını yetiştirmek amacıyla Sümerbank, ETİBANK ve Maden Tetkik Arama gibi kuruluşların desteğiyle yurtdışına öğrenci gönderilmiştir.

Türkiye’de sanayileşme hareketini başlatan, devlet eliyle kurulan ilk fabrika, Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası’dır. Fabrikanın hammaddesi tamamen yurtiçindeki pamuklardan olup halk tipi, ucuz pamuklu kumaş ve iplik üretmek amacıyla Sovyetlerden alınan krediyle kurulmuştur. Bu fabrika Türk-Sovyet dostluğunun ilk önemli eserlerinden biridir. Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, kurulduğu günden itibaren sadece sanayileşme alanında değil eğitim, sağlık, spor ve kültürel faaliyetlerin de merkezi olmuştur. Fabrika bünyesinde okuma-yazma kursları, mesleki eğitim veren okullar, kreşler, futbol sahaları; müzik odaları gibi etkinliklerde mevcuttur. Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası, Türkiye’de ilk defa kendi işçisini kendisi yetiştiren bir fabrikadır. Sanat enstitüsü adıyla fabrika bünyesinde uzman işçi ve usta muavinlerinin yetiştirilmesi konusunda bir okul açmıştır. 1941’den itibaren fabrika teknik eleman ihtiyacını bu okuldan karşılamıştır.

Fabrikanın kadın işçilerinden Şükriye, kendi yazdığı metni okuyor: “İçteki ve dıştaki zincirleri kırmışız, ‘biz varız’ diyerekten cihana haykırmışız…” Soviet Images Twitter sayfasından alınmıştır:

Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası haricinde I. Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında birçok bölgede daha fabrika kuruldu. Bunlardan bazıları: İzmit Kağıt Fabrikası ile Paşabahçe Cam Fabrikasının temelleri atıldı. Keçiborlu Kükürt Fabrikası ile Isparta Gülyağı Fabrikasının temelleri atılırken Turhal Şeker Fabrikası açıldı. Konya Ereğli Dokuma Fabrikasının temelleri atılırken Bakırköy Bez Fabrikası açıldı. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi:

“Her fabrika bir kaledir.”

Bir ülkenin kalesi fabrikadır. fabrikalar memleketin ihtiyaçlarından doğup yine memleketin ihtiyaçlarını karşılayacak, bir milletin yeniden doğuşunu simgelemektedir. Ekonominin temeli fabrikalardır. Fabrikaların bir ülkeye en önemli katkısı sanayileşmeyi artırdığı gibi ülkedeki işsizliği ortadan kaldırmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Anadolu’nun her yerinde fabrikalar kurulmuştur.


Facebook-Nazilli Sümerbank

Sümerbank bünyesinde kurulan fabrikalar sadece üretmekle milli ekonomiyi kalkındırmakla kalmayıp bulunduğu bölgeyi de topyekun değiştirmiştir. Bir fabrikadan adeta koca bir şehir inşa edilmiştir. Sümerbank kapsamında bölgede okullar, hastaneler, kütüphaneler, Halkevleri, kültür sanat merkezleri ve spor sahaları kurulmuştur. Halk, ilk tiyatro ve konserle ilk kez Sümerbank sayesinde tanışmıştır. İlk kütüphaneler ve hastaneler Sümerbank önderliğinde kurulmuştur. Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası da Sümerbank’ın katkılarıyla kurulmuştur. Fabrika bünyesinde kendine ait elektrik enerjisi ve su sistemlerine sahiptir. Halkın elektriğinin olmadığı zamanlarda fabrikadan halka elektrik verilmeye başlanmıştır. Sümerbank yalnızca ülkeyi sanayileştirmekle kalmamış halkın en küçük ihtiyacını dahi karşılamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren halkı ucuz ve kaliteli bir şekilde giydirmiştir. 1930’lu yıllarda Sümerbank adı altında kurulan Yerli Mallar Pazarı, her gelir grubundan insana vadeli kumaşlar temin etmiştir. Böylece insanların üzerlerine giydiği kıyafetten, penceresine taktığı perdeden, yere serdiği halıya kadar hem üretti hem de sattı. 1980’li yıllara gelindiğinde Sümerbank’ın kurduğu ve işlettiği 41 fabrika, 468 mağaza ve 48 banka şubesi bulunmaktadır.

Sümerbank Adı Nereden Geliyor?

Dünyada eşi benzeri olmayan bu Sümerbank fabrikalarının isim babası kimdir? Kurulduğu günden itibaren iktisadi hayatı canlandırmış, devletin gelirlerini iki katına çıkarmıştır. Adeta yeni bir uygarlık doğmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Rönesans’ı gibiydi. Bir toplumun yeniden doğuşunu simgeleyen, bir Çınar Ağacı gibi dalları Anadolu’nun her bölgesini kaplayacak bir şekilde dağılmıştı. Ülkede iktisadi kalkınmayı tam olarak sağlayan sosyal bir fabrika örneğiydi Sümerbank. Tarihe Atatürk modeli olarak da geçen Sümerbank’ın ismini Gazi Mustafa Kemal Atatürk koymuştur. Peki, Sümerbank ismi neyi ifade ediyordu?

Mustafa Kemal Atatürk 1930’lu yıllardan sonra Türk tarihinin etnik kökenlerini araştırmaya önem vermiştir. Bu yüzden gerek Etiler gerekse Sümerlerle ilgili birçok kaynak okuduğu bilinmektedir. Bazı araştırmacılar Atatürk’ün Sümerbank adını, tarihin ilk uygarlığı olan Sümerlere atıfta bulunmak için koyduğunu ileri sürmüşlerdir. Sümerler, insanlık tarihini bütünüyle etkileyecek yeniliklere imza atmışlardır. İlk tekerliği, ilk çiviyazısını, ilk kanun, ilk vergi, ilk rasathane, ilk okul gibi birçok ilklere imza atan Sümerler, Mezopotamya’nın en gelişmiş uygarlarından birisi olmuştur. Aynı zamanda Sümer dilinin Türkçeye benzediğini okuyan Atatürk, bu medeniyetin tarihinden oldukça etkilenmiştir. Hem Sümerlerle Türkler arasında ilişki kurmak hem de bu devletin tarihine atıfta bulunmak amacıyla bu dönemde kurulan tesisler Sümerbank adı altında kurulmuştur.

Aydın Nazilli Basma Fabrikası

Aydın Nazilli Basma Fabrikası, Atatürk’ün hayali olan ve tüm Türkiye’ye yayılmasını istediği sosyal fabrika projesinin ilk uygulamasıdır. Türkiye’nin devlet eliyle kurduğu ilk basma fabrikasıdır. Tarihe ATATÜRK Modeli olarak da geçen bu Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası sadece üretim yapılan bir fabrika değil aynı zamanda AR-GE çalışmalarının da yürütüldüğü bir laboratuvar ve her türlü eğitim verilen bir okul olmakla birlikte dünyada ilk sosyal fabrika örneğidir. Hastanesi, okulu, sineması, spor sahası, kültür sanat etkinliklerinin ve balolarının düzenlendiği hayatın içinden bir yaşam merkezi konumundaydı. Boks, golf, tenis, paten, basket ve futbol sahalarının; müzik odaları, kütüphaneler, halkevleri, biçki dikiş kurslarını da içerisine alan bir hayat okuluydu.

1935’de temeli atılan bu fabrika Sovyetlerden narenciye karşılığında satın alınmış, yapımı 18 ayda tamamlanarak 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Nazilli Basma Fabrikası, dünyada eşi benzerine az rastlanılan bir sosyal fabrika niteliğine sahiptir. Fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmasına rağmen genç Cumhuriyetin mühendisleri sayesinde kendine özgün sosyal ve kültürel bir yapıya sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Her Fabrika bir Kaledir” sözüyle açtığı son fabrikadırNazilli Basma Fabrikası açıldığı günden itibaren balolar, partiler ve danslar düzenleyerek halkın bir araya gelmesini ve sosyalleşmesini sağlamıştır. Özellikle kadın ön plana çıkmıştır.

Fabrika 700 kişilik sinema salonuna sahiptir. Fabrika işçilerine, ustalarına ve halka haftanın belirli günlerinde film gösterileri düzenlenirdi. Sinema dışında fabrikanın düzenlediği tiyatro ve konserlerde mevcuttu. Fabrika çalışanları kendi aralarında müzik grubu kurarak halka konserler vermeye başlamıştı. Hamamı dahi vardı. Ardından Gıdı Gıdı adlı mini bir tren şehirde oturan fabrika işçilerini fabrikaya taşıyordu. Bu tren yalnızca işçilere değil uzaktan fabrikaya gelmek isteyen halkada açıktır. Aynı zamanda fabrikanın 15 günde yayımlanan Gıdı Gıdı Mizah dergisi de vardır. Sümer Halkevi adıyla kurulan halkevlerinde halkı bilinçlendirici konferanslar veriliyordu. Fabrikadaki ressam ve desinatörler sayesinde güzel sanatların gelişimine de katkıda bulunmuştur. Fabrika kendi elektriğini kendisi sağlıyor, bu elektrikten halkından faydalanmasını sağlıyordu. Fabrikalarda uzman personel, modern makine, tesisat ve kaliteli hammadde ile halkın bütçesine uygun yüksek standartta sağlam ve kaliteli ürünler üretilmekteydi.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası “Teknolojisi eskidi zarar ediyor” nedenlerine dayanarak 2002’de kapatıldı. Fabrika Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilerek Sümer Kampüsü olarak kullanılmaya başlandı. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme sürecinde atılan en büyük atılımlardan bir tanesidir.

Bir Masalın Sonu: Sümerbank

“Bir masaldı Sümerbank. Lakin her masalın bir sonu olduğu gibi bu masalın da bir sonu vardı. Keşke bitmeseydi, keşke bugün halen daha var olabilseydi. Belki Türkiye’nin kaderi daha farklı olabilirdi.”

Bir bankadan daha fazlası, bir fabrikadan daha fazlasıydı Sümerbank. Hayatın içinden yaşamın bir parçasıydı. Toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayan sosyal fabrika uygulamasının ilk örneğidir. Atatürk’ün ölmeden önce bıraktığı en büyük ve en değerli miraslarından bir tanesidir. Fakat onun bu mirasını koruyamadık. Sümerbank, 11 Eylül 1987’de Kamu İktisadi Teşekküllerinin yayımladığı kanunla özelleştirilmesine karar verildi. Sümerbank’a bağlı diğer kamu kuruluşları da bu özelleştirme kapsamına alındı. Bir süre özel sektörde faaliyetlerine devam eden Sümerbank, 2002 yılında tamamen feshedildi. Koca bir devir alınan tek bir kararla kapatılmıştır. Venezuela bile bu Atatürk modeline sahip çıkmışken biz çıkamadık. Gazeteci Yazar Banu Avar, Venezuela gezisi sırasında karşılaştığı bir olayı anlatıyor:

“Bir rehber öncülüğünde Venezuela’da kenti daha iyi görebileceğimiz bir tepeye çıkarken yol kenarında Atatürk tabelasını görmüş, oldukça şaşırmıştım. Yanımdaki rehber kız heyecanlanarak: ‘şu fabrikayı görüyor musunuz? yanındakiler; sağlık ocağı, nikah salonu, okul ve onun arkasındaki bizim evdir’ dedi. Eee dememe kalmadı ve sözlerine devam etti: ‘Biz buna Atatürk Modeli diyoruz’ dedi.” 

Banu Avar’ın da dediği gibi gururlanmamak elde değil. Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıkta olan bir ülkede Atatürk Modeli adında bir fabrika inşa edilmiş, duygulanmamak elde değil. Ama şu an Ne Nazilli Basma Fabrikası ne Kayseri Bez Fabrikası ne Bursa Merinos Fabrikası ne de Sümerbank’a ait diğer kuruluşlar kalmıştı. Eski bir kitap gibi tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştı. Peki ya bu eski kitap, günümüzün teknolojisi ile yeniden yapılandırılsaydı, nasıl olurdu?

Sümerbank günümüzde olsaydı, Türkiye iktisadi alanda nasıl bir kalkınma sağlardı? Hiç düşündünüz mü? Eğer Sümerbank bugün yaşasaydı, Türkiye dünyanın en gelişmiş sanayisine sahip bir ülke olabilirdi. Mesela daha kaliteli ayakkabılara, kıyafetlere, halılara, porselen veya seramiklere sahip olabilirdik. Maalesef bugün üzerimize giydiğimiz elbiseden tutun da pencerelerimize taktığımız perdeye kadar hiçbir şeyde kalite kalmadı. Her şey pahalı fakat hiçbir şey de kalite yok.

KAYNAKÇA

  • DEMİRER, Mehmet Arif, “Sanayi Teşvik Kanunu” Atatürk Ansiklopedisi
  • ERDAL, İbrahim, “Sümerbank” Atatürk Ansiklopedisi
  • EROĞLU, Nadir, “Atatürk Dönemi İktisat Politikaları(1923-1938)” Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, Yıl 2007, Cilt XXIII, Sayı 2
  • KİPER, Mahmut, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Sanayi Politikaları ve Sümerbank” Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Metalurji Mühendisleri Odası
  • KOÇ, Ceyhan, “İzmir İktisat Kongresi’nin Türk Ekonomisinin Oluşumuna Etkileri” Atatürk Dergisi, Şubat 2010, Cilt 3, Sayı 1
  • POLATOĞLU, Mehmet Gökhan, “Türkiye’nin Kalkınmasında  Sümerbank ve Etkinliği(1933-1984)” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Güz 2021, Sayı 104, S: 261-306
  • SEMİZ, Yaşar-Güngör Toplu, “Cumhuriyet Döneminde Devlet Tarafından Kurulan İlk Sanayi Kuruluşu Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası” SUTAD, Nisan 2019;(45):29-59
  • Editör: Ahmet Şimşek, Modern Türkiye Tarihi, Pegem Akademi, Ankara-2019

Kapak Görseli: Pinterest.com


Kaynak/Alıntı:https://www.soylentidergi.com/cumhuriyetin-kurulusu-ardindan-ekonomik-alanda-yenilikler-sumerbank/


📖 Türkiye'nin yeraltı şehri Derinkuyu

Türkiye'nin yeraltı şehri Derinkuyu, neredeyse 3.000 yaşında ve bir zamanlar 20.000 kişiye ev sahipliği yapıyordu. Derinkuyu Yeraltı Şeh...