20251231

📖 Selçuklular: Büyük Selçuklu İmparatorluğu


Selçuklular: Büyük Selçuklu İmparatorluğu

Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Orta Çağ'da Oğuz Türklerinin Kınık boyu tarafından kurulan bir Türk imparatorluğu. Selçuklular Hindukuş Dağları'ndan Batı Anadolu'ya ve Orta Asya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir alanı kontrol ettiler. Aral Gölü yakınında güç kazandıktan sonra ilk olarak Horasan'ı ele geçiren Selçuklular, buradan İran içlerine doğru ilerledi ve ardından Anadolu'daki şehirleri denetim altına aldı.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Tuğrul Bey (1016–63) tarafından 1037'de kuruldu. Tuğrul'u büyüten dedesi ve Oğuz Yabgu Devleti'nde yüksek makam sahibi olan Selçuk Bey, adını hem ülkeyi yöneten hanedana hem de imparatorluğa verdi. Devlet kurulduktan kısa süre sonra İslam dünyasının merkezi otoriteden yoksun parçalanmış siyasi haritasını birleştirdi ve daha sonra Haçlı Seferlerinin birinci ve ikincisinde kilit rol oynadı. 

Büyük Selçuklular 
  • Arapça'yı din ve bilim dili, 
  • Farsça'yı edebiyat ve devlet dili, 
  • Türkçe'yi ise saray ve orduda günlük konuşma dili 
olarak kullanıyorlardı. 

Başkent
  • Nişabur (1037–1043)
  • Rey (1043–1051)
  • İsfahan (1051–1157)
Tarihçe (Önemli Dönemler)

• Kuruluşu 1037
• Tuğrul Bey'in devlet sistemini oluşturması 1037
• Dandanakan Muharebesi 1040
• Malazgirt Meydan Muharebesi 1071
• I. Haçlı Seferi 1095-99
• Dağılışı 1157

Yüzölçümü

• Toplam 3.900.000 km2

Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. 1118'de tahta çıkan Ahmed Sencer’in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olduysa da devlet hiçbir zaman Melikşah dönemindeki sınırlarına ve otoritesine kavuşamadı. 1128 yılında Doğudaki Doğu ve Batı Karahanlı Devleti'ne boyun eğdiren Karahitaylar Büyük Selçuklu Devleti ile komşu oldular ve Selçuklulara baskı yaratmaya başladılar. 1141 yılında Karahitay ve Selçuklu orduları arasındaki Katvan Savaşı'nda yenilgiye uğrayan Büyük Selçuklu Devleti hızlı bir dağılma sürecine girdi. Karahitayların devletin en verimli toprakları olan Maveraünnehir'i işgal etmeleri Büyük Selçuklu Devleti'nin ekonomisini ve ordusunu iyice sıkıntıya soktu. Sultan Sencer, giderek artan ekonomik buhran nedeniyle ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157’de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu tarihten sonra Büyük Selçukluların toprakları büyük ölçüde Harzemşahların denetimi altına girdi.

Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi. Ayrıca devletin gerilemesinin sebepleri arasında 
  • Haçlı Seferleri, 
  • Fâtımîler ile olan çatışmalar, 
  • Hasan Sabbah'ın Bâtınîlik propogandaları 
  • Oğuz boylarının ayaklanmaları 
sayılabilir. Bunun sonucunda ise Abbâsî halifeleri Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için bir takım çalışmalar yürütmüştür. Bunlar Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdir. 

Özet olarak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılma nedenleri olarak aşağıdaki nedenler sayılabilir:
  • Merkezi otoritenin zayıflaması
  • Taht kavgaları
  • Oğuz isyanları
  • Haçlı Seferlerinin başlaması
  • Atabeylerin bağımsız hareket etmesi
  • Abbâsî Halifelerinin Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için yürüttüğü bir takım çalışmalar
  • Bâtınîlik hareketleri
  • Fâtımîler ve Şiîlerin yıpratmaları
  • Şehzade ayaklanmaları
  • Katvan mağlubiyeti ve Karahitayların istilası
  • Kötü yönetim.
Alıntı: https://www.transanatolie.com/turkce/turkiye/medeniyetler/selcuklular.htm

🗺️ Osmanlı Devleti Tarihi Haritalar


 














20251230

🎞️Samsun’un Kavak ilçesinde Metalin Değmediği Ustalık: Çivisiz Cami

 Samsun’un Kavak ilçesinde zamana meydan okuyan Bekdemir Köyü Camii, Anadolu ahşap mimarisinin ve kalem işi sanatının dünyadaki en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. 16. yüzyıla dayanan kökleriyle bu yapı, sadece bir camii değil; emeğin, sabrın ve estetiğin harmanlandığı bir sanat eseridir.

İşte Bekdemir Camii’ni eşsiz kılan büyüleyici detaylar:

Metalin Değmediği Ustalık: Çivisiz Cami

Bekdemir Camii’nin en karakteristik özelliği, "çivisiz cami" geleneğinin zirvesini temsil etmesidir. Tek bir metal çivi dahi kullanılmadan, tamamen ahşap geçme (kündekari) tekniğiyle inşa edilen yapı, yüzyıllardır esnemeyen sağlamlığıyla ahşap işçiliğini sergiler.

🎨 Bir Renk Cümbüşü: 19. Yüzyıl Kalem İşleri

Caminin dışarıdan görünen mütevazı ahşap gövdesi, kapısından içeri girdiğiniz anda sizi büyüleyici bir sürprizle karşılar. 1800’lü yıllarda usta ellerden çıkan kalem işi süslemeler, caminin içini adeta çiçek açmış bir bahçeye dönüştürür:

Kök Boyaların Canlılığı: Doğadan elde edilen boyalarla yapılan süslemeler, aradan geçen iki asra rağmen tazeliğini korumaktadır.

Motiflerdeki Derinlik: Geometrik desenlerden bitkisel motiflere kadar her fırça darbesi, dönemin Osmanlı estetik anlayışını yansıtır.

📜 Tarihin Sessiz Tanığı

1600'lü yıllardan günümüze ulaşan bu miras, 1900'lü yılların başına kadar geçirdiği restorasyon ve eklemelerle bugünkü ihtişamlı formuna kavuşmuştur. Hem bölge halkının mirası hem de dünya kültür mirasının nadide bir parçasıdır.

📹 anadolunun.camilerİ

Alıntı: Tarih Arşivi @tariharsivi


🗺️ Osmanlı Devleti'nin yönetmindeki topraklar

 


🗺️Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'nda savaştığı cepheler

 

1912 OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN YÖNETİMİNDEKİ TOPRAKLAR



Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Bey Derne'de (30 Aralık 1911)

Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Bey Derne'ye geldi ve Derne Doğu Kolu Komutanlığını görevini üzerine aldı. (30 Aralık 1911) 








🎞️ Kars'ta Sarıkamış Harekatı'nın 111. yılı anma etkinlikleri

 


 

20251229

🎞️❄️ Mardin'de tarihi yapılar beyaza büründü.

 


 

🎞️🦌Ren geyiklerini ilk evcilleştiren Dukha Türkleri.

 


 

🎞️🗣️🎼Dostu türkü söylerken kendinden geçen Türk kedisi...

 


 

📖 Yalova'nın Elmalık köyü binlerce yıllık bir Türk köyüdür. Hatta Öz-Türk Köyüdür.

Yalova'nın Elmalık köyü binlerce yıllık bir Türk köyüdür. Hatta Öz-Türk Köyüdür. 

Bu köye nüfus mübadelesi ile Yunanistan'dan gelen Türkler yerleştirilmiştir, ama onlardan önce de köyde Karamanlı Türkler yaşıyordu, aşağıdaki mezar taşı 1910 yılına ait mezarın sahibi bir Karaman Türkü olan Tekeoğlu Hacı Yanni.

Alıntı:  Volkan Giritli @volkan_giritli

20251228

🇰🇿 Kazakistan’ın Almatı şehrinde yılın ilk kar yağışı ve dombra.

 


 

❄️Trabzon'un dünyaca ünlü turizm merkezi Uzungöl

 


 

❄️Kar yağışı sonrası Erzurum

 





🇹🇷🌨️❄️Türkiye'de kış kendini hissettiriyor...


 

 

🇺🇿 Özbekistan’ın Semerkant şehrindeki Registan Meydanı.

 


 

🎞️ Tamga sadece bir işaret değil, bir aidiyet ve birlik sembolüydü.

 


 

20251227

📖 1700'lerin başında, İsveç Kralı XII. Charles yıllarca Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşadı.


1700'lerin başında, İsveç Kralı XII. Charles, Rusya'ya kaybettikten sonra yıllarca Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşadı.

• Dönüşünden sonra İsveç, savaş gemilerinden bazılarına Jarramas (TürkÇe 'yaramaz'dan) ve Yıldırım ("yıldırım") adını verdi.

• Birçok Türkçe kelimeyi tanıtarak İsveççe kelime dağarcığını etkiledi.

• Kendi etrafında Türk tarzı bir muhafız birimi kurdu.

Türkçe terim ve yöntemlerini askeri eğitime dahil etti.

İsveç'e Türk kahve kültürünü tanıttı.

• Daha sonra şimdi İsveç köftesi olarak bilinen şeye dönüşen Türk köftesinin popülerleşmesine yardımcı oldu.


YEMEK KÜLTÜRÜ

IKEA tarafından sunulan İsveç köftesi, bazı benzerliklere sahip olsa da, Türk köftesi ile aynı tarif veya geleneğe dayanmaz. Türk köftesi, kıyma, baharatlar ve genellikle soğan, sarımsak veya ekmek kırıntıları ile hazırlanır.


İsveç köftesi ise genellikle kıyma (sığır iliği ya da domuz eti), krema, soğan, ve baharatlarla yapılır. Ayrıca, İsveç köftesi genellikle yanında reçel ve patates püresi ile servis edilir.

Temel Farklar


Her iki köfte de lezzetli olsa da, köftelerin hazırlanış biçimleri ve sunum şekilleri açısından farklılıklar vardır. Eğer daha fazla bilgi ya da tarifle ilgili yardım istersen, memnuniyetle yardımcı olurum!


İsveç Köftesi ve Türk Mutfağına Bağlantısı

İsveç köftesi</>, IKEA'nın restoranlarında sunulan ikonik bir yemektir, fakat köftenin kökenleri Türk mutfağına kadar uzanmaktadır. Aslında, bu köftenin, Osmanlı mutfağına dayandığı öne sürülmektedir.

Köftenin Tarihçesi

Osmanlı Etkisi: 1709'da, İsveç Kralı Karl XII, Osmanlı topraklarına sığınmıştır. Bu süre zarfında Osmanlı mutfağını keşfetmiş ve burada çeşitli yemeklerin tariflerini öğrenmiştir. Söylentilere göre, kral ülkesine dönerken bu tarifleri beraberinde götürmüştür, bu da köfte tarifinin İsveç'te popülerleşmesine yol açmıştır.

Geleneksel Servis: İsveç köftesi genellikle haşlanmış patates, dağ kızılcığı reçeli ve özel sosla servis edilir. Reçelin bu yemekteki yeri, Osmanlı'dan gelen bir alışkanlık olarak görülmektedir.

IKEA ve İsveç Köftesi

IKEA restoranları, İsveç köftesini cazip bir seçenek olarak sunar ve birçok insan için bu köfteyi tatmanın önünü açmıştır. köfte, modern tüketimde dikkat çeken bir yere sahiptir ve çeşitli soslarla birlikte sunulmasıyla bilinir.
Neden Türk Mutfağına Bağlı?

**Malzeme Benzerlikleri**: 

Hem Türk mutfağındaki köfteler hem de İsveç köftesi benzer malzemeler kullanır. Kıyma, baharatlar, ekmek içi gibi öğeler genellikle iki mutfakta da sıkça görülür.

**Anadolu Köfteleri**: 

Türkiye'de köfte, birçok farklı versiyonla çeşitlenmiştir. İnegöl ve İstanbul köftesi gibi birçok yöresel varyasyonu vardır.

Sonuç

Kısacası, İsveç köftesi, geçmişi Osmanlı mutfağına dayanan bir lezzet ve IKEA'nın popülaritesi sayesinde dünya genelinde tanınmıştır. Bu bağlamda, köftenin kökeninin, Türk mutfağına oldukça yakın olduğu söylenebilir.

📅🇹🇷27 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'ya gelişinin yıl dönümü kutlu olsun.

27 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'ya gelişinin yıl dönümü kutlu olsun.
Kadim Türk töresinden adını "kızılca gün" olarak alan bu tarihi buluşma, yeni bir devlet ve yeni bir hükümet kurmak için Anadolu'ya ayak basan komutan ile karargahı olacak asi şehrin buluşmasıydı.
Bu buluşma tesadüf değildi çünkü Ankaralılar isyan edip işbirlikçi valiyi devirmiş ve İstanbul'a "padişahı tanımadıklarını" bildirmişlerdi. Bu isyanın üzerine Mustafa Kemal Paşa'yı davet ettiler.
Sivas Komutanlar Toplantısı'nda İstanbul'da çare aramanın yanlışlığını tek başına kalmak pahasına savunan Mustafa Kemal'in yanında bu tarihi karar günlerinde Ankaralılar vardı, bunu eylemleriyle ispatladılar.
Ankara 1916'da Enver Paşa'nın ziyaretinde verdiği emirden beri Anadolu'daki en büyük İTC teşkilatlarından birine sahip, Ali Fuat Paşa'nın 20. Kolordusunun bulunduğu yerdi.
Milli Mücadele'nin karargahı ve yeni devletin başkenti olması bir tesadüf veya coğrafi seçim değil, asi şehrin tarihten gelen birikimiyle kaderine el koymasının ve lideriyle yollarını birleştirmesinin sonucuydu.
Ankara'nın
Asi şehre, Azm-i Milli'ye, Rıfat Börekçi'ye, seğmenlere ve Hacı Bayram yolunun erenlerine selam olsun🇹🇷

"Ankara, Ankara; güzel Ankara! Seni görmek ister her bahtı kara. Senden yardım umar her düşen dara. Yetersin onlara, güzel Ankara."

Kayahan Çetin 
@kayahancetin

📖 Yağmalanan Türk Tarihi ve Mitolojisi

YAĞMALANAN TÜRK TARİHİ VE MİTOLOJİSİ

Avatar filminden ve Altay bölgesinde yaşayan Türklerin örgülü saçlarından birer kare koydum görsele.

Filmin yönetmeni filmi çekerken Türk Yakut destanı olan Olonho'dan etkilendiğini dile getirmişti.

Avatar filminde eski Türk dini/inançlarının etkileri çokça görüyoruz. Eyva ağacı, bitki kökleri, ölümsüz ruhlar, Toruk makto, gözle görülen enerjiler, hayvanlar ve insanlar arasındaki bağ vs.vs..

Aklıma gelmişken Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" kitabındaki boyu 4-5 metre olan mavi tenli insanları da hatırlatayım hemen..
Türk Tarihini ve mitolojisini biliyor olsaydık (biz Türkler !) dünyayı sarsan yüksek bütçeli fantastik Hollywood filmlerinin konu ve ana karakterlerinin Türk tarihi ve mitolojisinden beslendiğini bilirdik. Sahi, bu filmlerin kıyafet tasarımlarına, çadır donanımlarına falan hiç dikkat ettiniz mi? Edin lütfen..!
Erlik'i bilsen sana bunu 'Lord Sauron'; Ak/Kara Kamları bilsen sana bunları 'Gandalf Saruman' olarak yutturamazlardı..
u kadar zengin bir kültüre sahip olduğumuz halde neden Doğu ya da Batı'nın peşinden koşturuyoruz anlaşılır şey değil.
B

Halbuki Türk Medeniyeti, bir hazine ve herkes bu hazineden bir parça koparmanın derdinde.
Doğuyu batıyı, sağı solu bırak Türk!
Sana ait olana sahip çık..

🔱 Vegalı Gök Bilge 💫    




---



Arka Kapak Bilgisi

Gün Olur Asra Bedel 

- Özet

Yedike, Sarı-özek köyünde çok uzun zamandır yaşayan ve demiryollarında çalışan kendi halinde bir köylüdür. Bir gece demiryolu nöbetindeyken eşi Ukubala gelerek en yakın dostları olan Kazangap'ın öldüğü haberini verir. Yedike hemen izin alarak Kazangap'ın yanına gider ve tüm köyü uyandırır. Köy de ilk kez biri ölmüştür. Sarı- Özek köyü 8 hanelik bir köydür. O köyün kışına da, yazına da kimsenin gücü yetmez, çok sert geçmektedir.

Kazangap'ın oğlu Sabitcan, babasının ölüm haberini alır almaz köye gelmiştir. Sabitcan okumuş ama cahil ve köylüyü küçük gören bir kişidir. Yıllar önce babasının malını mülkünü satarak yemiş, babasını ise ortada bırakmıştır. Kardeşi Ayzade ve eşi de cenaze'ye gelir. Yedike ölünün de vasiyeti olan, köye uzakta bulunan Ana- beyit mezarlığına gömülmesinin gerektiğini söyler. Başta Sabitcan itiraz etse de Yedike'ye karşı gelemez. O gece ölü yıkanır, hazırlıklar yapılır. Sabah olunca yola çıkılır. Yola çıkınca Boranlı Yedike'nin anıları gelir aklına. Köye ilk gelişi, Kazangap'ın ona devesi Karanar'ı hediye edişini ve daha nice anıları hatırlar.

Boranlı Yedike, Aral gölünün yanında oturup, balıkçılık yapmaktadır. Daha sonra savaş çıkar ve Yedike savaşa katılmak mecburiyetinde kalır. Karısı Ukubala ve 8 aylık çocuğunu bırakarak savaşa gider. Savaşta kafasına darbe almasının ardından savaştan çekilmek zorunda kalır ve binbir güçlükle köyüne döner. Döndüğünde çocuğunun vefat ettiğini görür. Kafasına aldığı darbe yüzünden eski gücü de kalmamıştır. Daha fazla küçük düşmemek ve geçim sıkıntısı çekmemek için, Ukubala'yı da alarak hiçbir şey yapamazsam demiryollarında çalışırım düşüncesi ile köyünden ayrılır ve yola çıkar. Yol da günü birlik işler bulmaktadırlar ve işin çoğunluğunu Ukubala tek başına yapmaktadır. Yedike hala gücünü toplayamamıştır

Bir gün yine böyle çalışırken, Kazangap ile karşılaşırlar ve çok kısa zamanda çok iyi arkadaş olurlar. Kazangap, Yedike ve Ukubala'yı Sarı - Özek köyüne davet eder ve orada Yedike'ye bir iş bulur. Karanar adlı, adı yedi cihanda duyulacak olan güzel deveyi ise Yedike'ye hediye eder. Hep birlikte çalışır, geçimlerini sağlarlarken bir aile daha gelir. Zarife, Abutalip, Daus ve Ermek isimli iki çocuklu bir aile kaçarak Sarı - Özek köyüne sığınmışlardır. Zarife ve Abutalip öğretmendir. Ancak Abutalip savaşta esir düştüğü için şehirde hor görülmüş, meslekten menedilmiştir. Sarı - Özek köyünde onlarla birlikte mutlu mesut yaşarlar. Aileler kaynaşır. Her gece Abutalip, kendi iki çocuğu ve Yedike'nin iki kızına okuma dersleri vermeye başlar.

Gel zaman git zaman Yedike, Zarife'ye aşık olmaya başlar ancak duygularını içinde tutar. Günün birinde bir müfettiş demiryollarına gelir. Abutalip'in yazdığını görür. Abutalip, çocukları ileride kendisini anlasın diye savaşta yaşadıklarını, düşüncelerini, Kazangap'tan öğrendiği hikâyeleri kağıda dökmektedir. Müfettiş gittikten bir kaç gün sonra Abutalip'i alıp hapise götürürler. Aradan aylar geçer ancak haber gelmez. En son çekilen bir telgrafla Abutalip'in öldüğü haberi gelir. Yedike, Zarife'ye duyduğu aşk daha da ortaya çıkar. Zarife bunu anladığı zaman iki çocuğunu da alarak köyü terk eder.

Zarife köyü terk ettikten sonra, Yedike yıkılır. Bu olayın üstünden aylar, yıllar geçer ve savaştan kalan izler silinsin diye Rusya'da demokrasi hareketleri başladığı duyulur. Yedike, Abutalip'in çocukları, kötülüklerle karşılaşmasın diye şehre iner ve bu olayı aslına kavuşturarak Abutalip'i aklanmasını sağlar.

Anılardan başını kaldırdığında Ana - Beyit köyüne giden yolun kapandığını görür. Ne yapsa ne etse de ölüyü oraya gömmek için askerleri ikna edemez. Ölüyü geri götürmek gülünç olacağı için bulundukları yere gömerler Kazangap'ı. Yedike vasiyet eder eğer kendisi de ölürse Kazangap'ın yanına gömülmeyi ister.

Ana-beyit mezarlığının kapanmasının nedeni bölgeye kurulan uzay üssü'dür. Oradaki insanlar uzay mekiklerinin uçuşlarını görürler, aralarında efsaneler çıkarırlar ancak bilim insanlarının başka dünyalar bulduğundan, başka canlılar ile iletişime geçtiğinden haberleri yoktur.

Değerlendirme:

Cengiz Aytmatov ile tanışmam bu kitap ile oldu. Okurken beni benden alan, düşündüren ve bittikten sonra uzun uzun düşünmemi sağlayan bu eser çok etkileyici bir dille yazılmış ve çevirisi de çok kuvvetli yapılmış. Okurken kendiniz de olamayacaksınız.

Yazan: Senanur KARAKUZULU


Gün Olur Asra Bedel Konusu

GÜN OLUR ASRA BEDEL
GÜN OLMAZ ONURSUZSA EĞER


“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gelir gider… gelir giderdi…
Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin,
sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.”
İşte sık sık böyle geçer Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” isimli kitabında Sarı-Özek insanlarının yaşadıkları yerler. Kırgızistan’daki yüzlerce ovadan biri gibi gelebilir sizlere Sarı Özek Bozkırı. Ama bilin ki bizim de yaşadığımız yerlerin acılarına ve sevinçlerine çok benzemektedir oradakiler de.

Kitapta “Asra Bedel Olan”; kitabın kahramanı Yedigey’in deve sırtında, dostu Kazangap’ın vasiyetini gerçekleştirmek üzere tabutunu Ana Beyit Mezarlığı’na götürmek için yola çıktığı “Gün” dür. Sabahtan akşama kadar süren karlı ve soğuk yol boyunca bir demiryolu işçisi olan Yedigey’in gençlik yıllarından o günlere kadar geçen zamandan ve anılarından yola çıkarak, ulusal ve toplumsal sorunlara göndermeler görürüz kitap boyunca.
“…Sizin iyi ya da kötü olmanız bozkırın umurunda değildi. Ama insanın çeşitli tutkuları, arzuları olurdu. Başka yerlerde, başka insanların arasında daha iyi bir hayat süreceğini, buraya onu kör talihin sürüklediğini düşünürdü…”
Eminim ki hepimiz bu romanda da bahsedildiği gibi başka yerlere gitmenin arzusunu derin hissettiğimiz zamanlar yaşadık. Hep daha iyisinin, daha güzelinin var olduğu yerlerin hayalini kurduk.

Yazar romanında ikinci dünya savaşında Yugoslav Partizanlar tarafından kurtarıldıktan sonra onlarla birlikte faşizme karşı savaşan öğretmen Abutalip’in başına gelenleri anlatır. Ama aslında anlatılan; herhangi bir ülkenin faşizm uygulamalarının arttığı dönemlerde, herhangi birimizin başına gelebileceklerden pek farklı değildir. Çünkü Abutalip’in tek amacı çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmektir. Onlar için yazılı bir tarih ve kültür çalışması yaparak, onları en iyi şekilde yetiştirerek, nereden geldiklerini bilerek büyümelerini sağlamaktır.

Romanda anlatılanların Stalin döneminde geçmesi; ilk başta Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyo-kültürel sorunların bir özeleştirisi gibi görülebilir. Ama bence böyle düşünmek, bu romanı biraz küçümsemek olur. Bu kitap yeryüzündeki tüm insanların değişimler karşısında yaşadıklarını içimize dokunarak anlatır bize, bu kitap doğallığını geleneklerinin güzel taraflarını korumak isterlerken bir yabancı gibi aniden ve hızla evlerinin içine giren değişimin günlük yaşamlarındaki yansımalarını anlatır:

Efsanesi nesilden nesile aktarılan Ana Beyit Mezarlıklarına o topraklara ait insanlara hiç sorulmadan uzay üssü yapılmıştır… Hayatın başlangıcını ve sonunu kapsayan dualarını unutmaları istenmiştir onlardan… Onları Sarı-Özek’e bağlayan bütün değerler, hayaller, düşünceler, bütün bir tarih bir “mankurt” (1) gibi hafızalarından kazınmak istemiştir…

Kitabı okuyan birçok kişi yer yer geçen uzay üssü ile bir başka gezegen arasındaki iletişim ağının bilim kurgu özelliği taşıdığını düşünebilir. Ama bana kalırsa “İyi yazar tipik insan ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.”, diyen Aytmatov’un niyeti farklıdır. Yazar, romanındaki bu bölümlerle; burunlarının dibinde uzay üssü kurulan, roketler atılan, uzayın derinliklerine astronotlar gönderen bir gelişim sürecinin topluma katkısının olmadığına dikkat çekmektedir. Değişimlerin ve gelişimlerin toplumu içine alamadan ve toplumundan kopuk bir şekilde sürdüğünü gözler önüne sermektedir. Bunu yaparken de evrensel ahlak yasaları içerisinde huzur içinde yaşayan bir dünyanın özlemini dile getirmektedir.

Yer yer boğazım düğümlendi ve ağlamaklı oldum bu romanı okurken. Yazar iki dostun şakalaşması arasında; “…Elinden varını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur.”, der.

En onurlu yaşadığımız günün, bir ömür sürmesi dileğiyle iyi okumalar dilerim.

(1)Mankurt: Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen bilinçsiz köle. Mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak Güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür. (Vikipedi)

Alıntı / Kaynak: https://kitap.yazarokur.com/gun-olur-asra-bedel

📖🇹🇷Türkün Aslanlı Yolu

İlteriş Kutluk Kağan kurganı Aslanlı yol Mustafa Kemal Atatürk kurganı Aslanlı yol