‘Şairler şahı’, ‘söz ilahı’
Kaşgarlı Mahmud’un dediği gibi, ‘Baş börksüz, Fars Türksüz olmaz.’ Bu bin yıllık denklem gereği Firdevsi’nin kahraman torunlarıyla aynı cephede, aynı mevzideyiz

FATİH ÖZCAN
Aydınlık gazetesindeki ‘Şairin Emeği’ köşesinde ve çeşitli mecralarda sanatını sürdüren usta şair Hüseyin Haydar’ın Firdevsî hakkında yazdığı muhteşem dizeler, gerçekten onun ruhuna ve Şahname’nin (Şehnâme) derinliğine çok yakışıyor. “Şairler şahı”, “söz ilahı”, “Turan ile İran’ın göbek bağını bağlayan ilahi ulak” gibi ifadeler, onun hem İran hem de Türk dünyası için taşıdığı o eşsiz köprü rolünü çok güzel yakalıyor.
Seninle sohbet edince ey şairler şahı, söz ilahı Firdevsi,Kırk çiçekten geliyor kötülükleri ezen Şahname’nin nefesi.Ey Turan ile İran’ın göbek bağını bir bağlayan ilahi ulak,Bulur çıkartır soyların altın hazinelerini, sözünü taşa geçirir.
İran devlet adamlarıyla “sıradan İran askerinin ve emekçisinin şehadette, feragatte ve cesarette eşitliği”ni kanıtlayarak, İran ordusunun ve İran halkının “direnme yeteneğini ateşleyen (…) İran’ın Rehberi ve komutanlarının şehadeti ve cesareti (…) Firdevsi’den Hamaney’e bin yıldır aynı ruhun” tezahürüdür.(1)
İşte İran ve halkını, emperyalist ve siyonist zalimlerin karşısında yenilmez kılan ve zafere götüren bu ruhtur; vatanı için “ten”inden vazgeçen milyonlarca Firdevsi’dir bunu sağlayan
Olmayacaksa İran, olmasın benim için tenKalmasın bu topraklarda bir canlı tenVatanımız ve çocuklarımız uğruna,Namusumuz, küçük çocuklarımız ve yakınlarımız uğrunaVatanımızı düşmana teslim etmekten,Daha iyidir hep birlikte gitmemiz ölüme.
FİRDEVSİ, SADECE BİR ŞAİR DEĞİL, ADETA BİR KÜLTÜREL KURTARICI VE DİL BEKÇİSİ
10. yüzyılın sonlarında, Arap fetihlerinden sonra Farsçanın ve eski İran kimliğinin erimeye yüz tuttuğu bir dönemde, yaklaşık 30 yıl boyunca tek başına 50-60 bin beyitlik dev bir destan yazarak, (Keyumurs, Cemşid, Feridun gibi) mitolojik krallardan başlayıp Sasani dönemine kadar uzanan bir hafızayı yeniden canlandırdı. Bunu yaparken, Farsçayı Arapça kelimelerden mümkün olduğunca arındırarak “saf” bir edebî dil haline getirdi. Bugün Farsçanın hâlâ bu kadar güçlü ve bağımsız kalmasının en büyük sebeplerinden biri onun eseridir.
Suyla ateşin, havayla toprağın el birliği nasıl yürütür aklı,İyilik ve kötülük boğuşurken sen insanı dünyaya hak kıldın.
İyi-kötü, ışık-karanlık, ateş-su, Turan-İran gibi zıtlıkları destansı bir etik felsefeyle harmanladı. Hüseyin Haydar’ın dizelerinde de geçen o “iyilik ve kötülük boğuşurken insanı dünyaya hak kıldın” hissi, tam da Şahname’nin omurgası.
Rüstem, Siyavuş, Sohrab, İsfendiyar gibi kahramanlar üzerinden insanî trajediyi, baba-oğul çatışmasını, sadakati, ihaneti öyle derin işledi ki, bin yıldır okuyanları hâlâ ağlatarak düşündürüyor.
TÜRK DÜNYASI İÇİN DE ÖZEL BİR YERİ VAR
Türk dünyası için de çok özel bir yeri var. Şahname’de Turan ile İran’ın çatışması elbette var, ama Feridun’un üç oğlu (Selm, Tur, İrec) üzerinden aslında iki halkın kardeş olduğu vurgusu yapılıyor. Yani Firdevsî, Turan-İran gerilimini bir “iç hesaplaşma”ya, bir aile kavgasına dönüştürmüş. Bu yüzden Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar birçok Türk şairi, nakkaşı, âşığı Şahname’den beslenmiş; Dede Korkut’tan, Battalname’ye, Köroğlu’na kadar birçok motifte onun yankısını duymak mümkün. Hüseyin Haydar’ın şiirindeki o “kırk çiçekten gelen kötülükleri ezen nefes” dizesi de çok isabetli. Şahname tam anlamıyla bir direniş destanı gibi; karanlığa, unutulmaya, yabancılaşmaya karşı bir nefes. Firdevsî’nin kendisi de yoksulluk içinde öldü, Gazneli Mahmud’la yaşadığı o meşhur ödül/hiciv hikâyesi yüzünden belki de hak ettiği değeri hayattayken göremedi. Ama dediği gibi oldu.
Çok çalışıp bu kitabı tamamladım,Adımı bütün dünyada yaydım.
Bugün hâlâ İran’ın millî destanı, Tacikistan’dan Azerbaycan’a, Türkiye’den Afganistan’a kadar Farsça konuşan coğrafyanın ortak hafızası olarak yaşıyor. Kısacası Firdevsî’ye “şairler şahı” demek az bile gelir. O, bir milletin (hatta birkaç milletin) ruhunu kurtaran, dilini yeniden doğuran ve bize hâlâ “insan çıkmak ne demek” diye sorup duran bir bilge. Hüseyin Haydar’ın dizeleri de onun o ölümsüz ırmağına katılan taze bir su gibi olmuş. Ellerine, dillerine, bilincine sağlık.
Kaşgarlı Mahmud’un dediği gibi, “Baş börksüz, Fars Türksüz olmaz.” Bu bin yıllık denklem gereği Firdevsi’nin kahraman torunlarıyla aynı cephede, aynı mevzideyiz.
Kaynaklar:
(1) Dr. Doğu Perinçek- “İran’da, Şehadette, Cesarette, Feragatte eşitlik var.”
Alıntı: https://www.aydinlik.com.tr/haber/sairler-sahi-soz-ilahi-570213