Millet olarak çabuk unutuyoruz ancak
1.Dünya Savaşında Trabzon halkının muhacirliği, sadece bir göç hikâyesi değil, halkın hafızasına kazınmış büyük bir acıdır.
1916’da Rus ordularının Doğu Karadeniz'i işgaliyle birlikte yüz binlerce insan yollara düştüler.
Köyler boşaldı, aileler parçalandı, insanlar arkalarında evlerini, mezarlarını ve bütün hatıralarını bırakarak batıya doğru yürümeye başladı.
Bu büyük göçe Karadeniz insanı muhacirlik dedi.
Rus ilerleyişi sırasında birçok köy yakıldı, yağmalandı.
İşgalin kendisinden çok onun getirdiği korku, belirsizlik halkı yollara döktü. Sürmene'den, Of'tan, Vakfıkebir'den, Akçaabat'tan, Trabzon'dan çıkan kafileler Samsun'a, Fatsa'ya, Ordu'ya ulaşmaya çalışıyordu.
Benim dedem de bu muhacirliğe henüz 13 yaşındayken katılmıştı. Sürmene'nin Kumanit köyünden, başlarında babaları Hafız Abdülcelil Efendi ile ailece yola çıkmışlardı.
Devlet, muhacirlere dağıttığı fişlerle yol üzerindeki fırınlardan ekmek almalarını sağlıyormuş.
Yaklaşık bir ay süren yolculuğun sonunda Fatsa'ya vardılar.
Fakat her muhacir ailesi gibi onlar da ağır bedeller ödediler.
Dedemin 2 yaşındaki kardeşi Murad salgından hayatını kaybetti.
Dedem kardeşi için yazdığı şiirde acısını “Sevgili Murad'ım” şiriyle dile getirmişti.
Bu birkaç mısra muhacirlik yollarında kaybolan binlerce insanın, annenin, babanın ve kardeşin ortak ağıdı gibidir
Yolculuk sırasında dedem, babası Hafız Abdülcelil Efendi'ye:
"Baba, neden göçüyoruz?" diye sormuş.
Aldığı cevap:
"Oğlum vatan elden gidiyor” imiş.
Bu söz, o gün yollara düşen Karadeniz insanının ruh hâlini özetlemektedir. Çünkü muhacirlik, sadece evden ayrılmak değil insanın doğduğu toprağı, çocukluğunu, hatıralarını ve güven duygusunu geride bırakması demekti.
1918'de Rusların çekilmesiyle muhacirlerin bir kısmı döndüler. Yalnız geri döndüklerinde çoğu yerde harap olmuş evler ve kaybettikleri yakınlarının acılarıyla karşılaştılar
Alıntı: Halim Gençoğlu @halimgencoglu