Karaçay Türklerinin asaleti...pic.twitter.com/7a3gbd80Up
— 🇹🇷Bilgen Hatun🇰🇿 (@BilgenHanim) August 8, 2026
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Karaçay Türklerinin asaleti...pic.twitter.com/7a3gbd80Up
— 🇹🇷Bilgen Hatun🇰🇿 (@BilgenHanim) August 8, 2026
Sinan Meydan @SMEYDAN
8 Ağustos 1915- Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanı Oldu
ÇOK GELMEZ Mİ? AZ GELİR!
Albay Mustafa Kemal (Atatürk), 8 Ağustos 1915 günü ve gecesi olanları Arıburnu raporunda şöyle anlatır:
“Saat 5,30 sonrada Conkbayırı'nda bulundurduğum yaverim Mülâzım-ı Evvel Kâzım Efendi'nin verdiği malûmata nazaran düşmanın 25-30 metre mesafede karşı karşıya bulunduğu 64’üncü alayın ikinci taburunun icra eylediği hücumda muvaffak olunamadığı, 92’inci alaydan gelen üçüncü taburun ilerletilemediği, bildiriliyordu. Vaziyetin nezaketi devam etmekte olduğundan Conkbayır'ı emr-i kumandası için karargâhların nazar-ı dikkatini celbetmekten hali kalamadım. Ordu Erkân-ı harbiye Reisi Kâzım Bey, Ordu Kumandanı Liman Paşa hazretlerinin beni telefon başına çağırarak müşarünileyhin ahvali nasıl gördüğümü ve mütalâamı sorduğunu bildirdi. Buna da Conkbayrı vaziyetinin nezaketi, bunun için daha bir ân mevcut olduğu, bu ân da zayi olduğu halde, bir felâket karşısında kalmaklığımız pek muhtemel olduğunu söyledim. Vaziyet umumileşmiş, Anafartalar'a çıkmış ve çıkmakta olan büyük düşman kuvvetlerini nazarı dikkate almak ve ona nazaran umumî tedbirler ittihaz ederek sevk ve idareyi tevhit ve temin etmek lâzım geldiğinden kendisinin çare kalmadı mı? sualine verdiğim cevapta: 'Bütün mevcut kuvvetlerin taht-ı kumandama verilmesinden başka çare kalmadığını' söyledim. Mumaileyh: 'Çok gelmez mi?' sözüyle mukabele etti. 'Az gelir!' dedim... "
(Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, TTK Basımevi, Ankara, 1968 s.186.)
Düşünsenize! Düşman çıkarması karşısında çok zor durumda kalan Ordu Komutanı Liman v. Sanders, görüşünü almak için Albay Mustafa Kemal'i arayıp "çare kalmadı mı?" diye soruyor. Mustafa Kemal'in bu soruya verdiği yanıta bakın:
"Bütün mevcut kuvvetlerin emrime verilmesinden başka çare yoktur."
"Çok gelmez mi?" sorusuna da "Az gelir" diyerek karşılık veriyor.
Böylece cesaretini, kararlılığını, özgüvenini gösterip çok zor bir zamanda çok büyük bir sorumluluğun altına isteyerek giriyor.
M. Kemal, o gece bu görüşmenin ardından Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi.
Kendi ifadeleriyle, “Böyle bir sorumluluğu yerine getirmek, basit bir iş değildir. FAKAT BEN VATANIM MAHVOLDUKTAN SONRA YAŞAMAMAYA KARAR VERDİĞİM İÇİN kemali iftiharla bu sorumluluğu üstüme aldım. Ve hemen, saatlerce uzakta bulunan Çamlıtekke Karagahı’na atla hareket ettim.”
(Ruşen Eşref, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülakat, s. 15)
Gece yarısı yola çıkarken Fırka doktoru Hüseyin Bey’i de yanına aldı, çünkü o sırada hastaydı. Kendi anlatımıyla: “Yaverim Kazım Efendi, o gün şehit olmuştu. Rasim Efendi adında diğer bir süvari zabitini de aldım. Dört aydır o yerde, yani ateş hattından üç yüz metre geride cesetlerin çürümesiyle bozulmuş bir hava teneffüs etmekte idim. O gece saat on birde zindan gibi zifiri karanlıklar içinde oradan çıkınca ilk defa temiz bir hava karşısında bulundum. Fakat bu güzel havayı zulüm ve şüphe içinde teneffüs etmek nasip oluyordu.” (Ruşen Eşref, age, s. 15)
Kaç gecedir uyumamıştı. Hem yorgunluktan hem sıtma nöbetinden dolayı halsizdi. Ancak kendine güveni tamdı. Lord Kinross’un ifadesiyle “sorumluluk onda uyarıcı bir ilaç etkisi yapıyordu”. Ne de olsa bölgedeki tüm kuvvetler emrine verilmişti. Gece karanlığında saat 01.30’da grup karargâhına vardı. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra sabah 04.30’da atına binip savaşı yöneteceği tepeye gitti. 9 Ağustos günü, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetti. Sayıca çok daha kalabalık olan düşman bozguna uğrayarak çekildi. Böylece Birinci Anafartalar Zaferi kazanıldı.
Ertesi gün, 10 Ağustos'ta da düşmanı Conkbayırı'ndan söküp attı.
Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, 9 Agustos-10 Aralık 1915 arasında 4 ay kadar Çanakkale'de 10 tümen kadar, 100 bini aşkın askeri yönetti. Çanakkale'de, 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa'dan sonra en uzun süre en çok kuvveti yöneten komutan Albay Mustafa Kemal’di.
Bizim bazı gençlerde Avrupa hayranlığının en büyük sebebi aşağılık kompleksi ve cehalettir.
— Halim Gençoğlu (@halimgencoglu) August 8, 2026
Bu genç İsviçre’nin bugünkü zenginliğini neye borçlu olduğunu biliyor mu?
İsviçre'nin Afrika’da kendi kolonileri olmamasına rağmen İsviçreli tüccarlar ve şirketler Avrupa'nın sömürgeci +1 https://t.co/jJ2McIcrC1 pic.twitter.com/Qrilw5mwFT
Bizim bazı gençlerde Avrupa hayranlığının en büyük sebebi aşağılık kompleksi ve cehalettir.
Bu genç İsviçre’nin bugünkü zenginliğini neye borçlu olduğunu biliyor mu?
İsviçre'nin Afrika’da kendi kolonileri olmamasına rağmen İsviçreli tüccarlar ve şirketler Avrupa'nın sömürgeci sistemleriyle büyük oranda bağlantılıydılar.
İsviçre Milli Müzesi İsviçre'nin sömürgecilik geçmişinin izlerinin bu tarihle bağlantısını yazıyor.
İsviçre Irkçılıkla Mücadele Komisyonu, Afrika kökenli insanlara yönelik ön yargıların sömürge döneminden miras kaldığını açıkladı.
Irkçılıkla Mücadele Komisyonu'nun tarih çalışmaları, İsviçre'nin Güney Afrika'daki apartheid rejimiyle yaptığı altın ve elmas ticaretini itiraf etti.
Özetle İsviçre'nin bugünkü refahının büyük bölümü, sömürgecilik ve Afrika’daki yerli kaynakların talanıyla oluştu, emekle değil.!
📙 YENİ // Dakikalar İçinde Afrika Tarihi, insanlığın ilk adımlarından günümüzün yükselen Afrika’sına uzanan binlerce yıllık tarihi; büyük medeniyetleri, dönüm noktalarını ve öne çıkan isimleri 200 etkileyici görsel eşliğinde akıcı bir anlatımla sunuyor. @halimgencoglu
— Kronik Kitap (@KronikKitap) August 8, 2026
🔗:… pic.twitter.com/4tfZ5PcLN1
Alıntı: Doç. Dr. Halim Gençoğlu @halimgencoglu
Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”ı, yirminci yüzyıl edebiyatını yalnızca yazar ve eser sıralaması yaparak değil, dönemin şartlarını—savaşlar, toplumsal dönüşümler, ideolojik çalkantılar, modern hayatın yarattığı bunalım—edebiyatın biçim ve içerik tercihlerini nasıl etkilediği üzerinden açıklamayı amaçlar. Kitap, bu yüzyılda edebiyatın “ne anlattığı” kadar “nasıl anlattığı” sorusuna da odaklanır; çünkü yüzyılın ruhu, metinlerin dilinde, kurgusunda ve bakış açısında kendini hissettirir.
Eserde yirminci yüzyıl edebiyatı genel hatlarıyla şu özelliklerle ilişkilendirilir:
Kitap analizinde öne çıkarılabilecek başlıca temalar şunlardır:
Bu tür bir eserde Ceyhun’un dili çoğunlukla açıklayıcı ve yorumlayıcıdır. Metin, edebiyat meselelerini tartışırken kavramlara yaslanır; böylece okur, yirminci yüzyıl edebiyatını “hissetmek” kadar “anlamlandırmayı” da öğrenir. Dilin amacı, okuyucuya yalnızca bilgi vermek değil, edebiyatın dönüşümünü neden-sonuç bağlarıyla kurdurmaktır.
“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”, dönemin edebiyatını değerlendirirken tarihsel şartları ve düşünsel arka planı birlikte görmeyi sağlar. Böylece okur, belirli bir akımın ya da yazarın eserini değerlendirirken “tek başına metin” yerine, metnin doğduğu çağla bağlantı kurabilir. Kitap bu yönüyle edebiyat tarihi okumasını güçlendirir ve eleştirel bakışı artırır.
Sonuç olarak Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”ı,
-Alıntı
Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” çalışması, 20. yüzyılın edebiyatı nasıl dönüştürdüğünü açıklamayı amaçlar. Yirminci yüzyıl; savaşlar, siyasal çalkantılar, hızlı toplumsal değişim ve bunun bireyin ruh dünyasında yarattığı kırılmalar gibi etkenlerle edebiyata doğrudan yansır. Bu yüzden Ceyhun’un yaklaşımı, edebiyatı yalnızca “metinler toplamı” gibi değil, dönemin düşünce iklimi ve yaşantılarıyla birlikte değerlendiren bir çerçeve kurar.
Kitap analizinde yirminci yüzyıl edebiyatını hazırlayan zemini şu başlıklarda toplamak mümkündür:
Bu yönler, kitabın “dönem–edebiyat” ilişkisini kurma çabasını destekler.
Ceyhun’un eseri, çoğunlukla açıklayıcı ve tartışmacı bir tonla ilerler. Bu da şunu sağlar: Yirminci yüzyıl edebiyatını okurken sadece örnek yazarları/akımları sıralamak yerine, neden değişti? sorusuna da odaklanırsın. Metin; edebiyatın estetik yönünü inkâr etmeden, aynı zamanda dönemin düşünsel ve toplumsal şartlarının edebiyatı biçimlendirdiğini vurgular.
Kitap analizine “tema” bölümünden güç gelmesi için şu izlemler yazılabilir:
Demirtaş Ceyhun’un metni, edebî değerlendirmeyi düşünsel bir çerçeveyle birleştiren bir anlatıma sahiptir. Bu yüzden:
Bu, kitabı “edebiyat tarihi” gibi yalnız kronolojik değil; “edebiyatın ruhunu” yorumlayan bir kitap gibi konumlandırır.
“Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat”, 20. yüzyıl edebiyatını tek bir akım ya da tek bir anlayışla sınırlamadan okumaya çalışır. Böylece kitap:
Sonuç olarak Demirtaş Ceyhun’un “Yirminci Yüzyıl ve Edebiyat” çalışması, 20. yüzyıl edebiyatını anlamlandırmak için güçlü bir düşünsel çerçeve sunar. Okur, sadece eserleri tanımakla kalmaz; edebiyatın neden bu biçimlere yöneldiğini kavrar. Bu da kitabı, dönem edebiyatını ders düzeyinde analiz etmek isteyen biri için verimli kılar.