Kafkasya dağlarında açan bir çiçek: Nuri Paşa
GERÇEK HAYAT 30 EKİM 2017
Hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız, oysa yakın tarihimizde yaptıklarıyla hayli önem taşıyan bir isim Nuri Paşa. İyi bir kumandan, vatansever bir asker, Bakü’nün kurtarıcısı ve Türkiye’de silah sanayiinin öncüsü. 60 yıllık bir ömre nasıl bu kadar sıfat sığdırılabilirin cevabı adeta. Unutulan bir Osmanlı da diyebiliriz çünkü hayatı hakkında yakın zamana kadar detaylı bir bilgiye sahip değildik. Kabrinin yeri bile kısa bir süre önce bulunmuş, kimsesizliğe terk edilen kabri vefa sahibi gönüllü birkaç kişinin çabalarıyla onarılmış. Peki, gerçekten kimdir Nuri Paşa? Tarihimiz için neden bu denli önemli bir isim olmuştur?
Bakü’nün kurtarıcısı
Yakın tarihimizin en önemli siyasi ve askeri figürlerinden Enver Paşa’nın kardeşi, Kut’ül Ammare’de İngilizleri mağlup ederek Batı emperyalizmine darbe vuran Halil Paşa’nın (Kut) yeğeni Nuri Killigil, 1890’da Manastır’da doğar. Rütbesi Teğmen iken 1911’de Trablusgarp Savaşı’na katılır ve İtalya’ya karşı savaşır. I. Dünya Savaşı’nda Kuzey Afrika’da bulunan Osmanlı Ordusu’nun en üst düzey kumandanı olarak görev yapar. Nuri Paşa’nın hayatı hakkında en detaylı çalışmanın altında imzası olan Atilla Oral, onu “idealist bir Türk milliyetçisi” olarak tanımlıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, 1918’de Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak Bakü’yü Ermenilerin ve Rusların işgalinden kurtaran Nuri Paşa, Azerbaycan’da “Bakü Fatihi” olarak nam salmış bir isim. Azerbaycan halkının ona derin bir muhabbet beslediğini de eklemeliyiz. Azerbaycan’da adına marşlar yazılmış, onlar için adeta efsaneleşmiş bir kahramandır Nuri Paşa ve o tarihte 29 yaşında genç bir kumandandır.
İngilizler tarafından tutuklanışı
Necdet Karaköse, “Afrika Gruplar Komutanı, Kafkas İslâm Ordusu Komutanı, Sütlüce Fabrikasının Sahibi” adlı kitabında Nuri Paşa’nın İngilizler tarafından tutuklanması olayını şöyle anlatıyor:
“Karabağ’a kadar olan bölgeyi fetheden Nuri Paşa, Enver Paşa’dan savaşın bittiğini ama ateşkes masasına elimizin güçlü olarak oturmamız gerektiğini, bunun için de gerekirse Azerbaycan Hükümet şeklini Osmanlı Devletine benzer şekilde biçimlendirilmesi ve devlette söz sahibi olması gerektiğini bildirdiği telgrafı alır. Ama İstanbul’da kurulan yeni hükümet orduyu tasfiye etmesi gerektiği ve başkente geri gelmesini kesin bir emirle bildirir. Nuri Paşa, Trabzon’a, oradan da deniz yolu ile İstanbul’a gelir. Vapurdan indiğinde polisler tarafından tutuklanarak ünlü Bekir Ağa Bölüğüne gönderilir. Ertesi gün İngilizlere teslim edilir. İngilizler, adından bile korktukları Nuri Paşa’yı Batum’daki Ardahan Kışlasına hapsederler. Yalnız, Paşa’nın burada olduğunu duyan Azerbaycan ve Batumlular Paşa’yı kaçırmaya karar verirler ve 8 Ağustos 1919 gecesi muvaffak olurlar.”
İlk taşı o attı
TBMM tarafından İstiklal Madalyasıyla onurlandırılan Nuri Paşa, Türk savunma sanayiinin öncüsü ve ilk silah fabrikasının da sahibidir. Onun tek ve en önemli meselesi vatanıdır. Kendi vatanı değil sadece, Nuri Paşa zulme uğrayan, topraklarını savunmaya çalışanlara karşı yardım etmeyi de görevlerinden biri sayar. Bu sebeple askerlikten fabrikatörlüğe geçiş yaptı desek yanlış olmaz.
Nuri Paşa, dünyanın savaşlarla imtihan olduğu yıllarda topraklarını muhafaza edebilmesi için çaba sarf ederek bir fabrika kurar. 1930’larda kurduğu bu fabrika, Türk silah endüstrisinin ilk taşı aynı zamanda. Fabrika, Nuri Paşa’nın Zeytinburnu’ndaki kok kömürü satan bir şirketi satın alıp madeni eşya fabrikasına dönüştürmesiyle kurulur. Görünüşte madeni eşya fabrikasıdır tabii fakat devlet desteğiyle silah üretmektedir. Daha sonra işleri büyüten Nuri Paşa, fabrikayı Sütlüce’ye taşıyıp havan mermisi üretir.
Yerli ve milli tabanca
Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisindeki ilk ve en mühim adımı olur. 400 tezgâh ve 500 işçinin çalıştığı, tamamen yerli silah ve mühimmatların üretildiği, bu mühimmatların da Türkiye’nin yanı sıra birçok devlete satıldığı bir fabrikadan bahsediyoruz. Nuri Paşa’nın daha sonraki zamanlarda yapmak istediği şey top mermisi, hatta tanktır. Böylelikle hem ordunun ihtiyacını karşılayacak hem de ülkesinin savunma sanayiinde tam manasıyla bağımsız olmasını sağlayacaktır.
Nuri Paşa, Sütlüce’deki bu silah fabrikasında, çizimini bizzat yaptığı ve kendi adını verdiği Nuri Killigil Tabancasını üretir. Yarı otomatik ve 9 milimetre çapındaki bu ilk yerli ve milli tabanca o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösterilir. Nuri Paşa’nın başarıları; bağımsız ve güçlü bir Türkiye istemeyenleri hayli rahatsız eder. Bir süre sonra Nuri Paşa baskılardan dolayı fabrikasında silah üretemeyeceğini açıklar; fakat üretim gizlice devam eder.
İlk silahlar Filistin direnişine
Nuri Paşa’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurduğu silah fabrikası, Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretir. Bu sırada BM Güvenlik Konseyi, Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koyar. Fakat Nuri Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek silah ve mühimmat sevkiyatına devam eder. Bu sevkiyat, İsrail’in ve İsrail ile arayı iyi tutmaya çalışan hükümetin o dönemki menfaatlerine ters düşer. Nuri Paşa, BM’nin kararını tanımayarak ve ABD’nin İsrail siyasetine karşı durarak; Filistin halkının direnişini, onların hak ve özgürlük mücadelesini direnişçilere silah göndererek destekler.
Şehadetle taçlanmış bir ömür
2 Mart 1949 Çarşamba günü saat 17:10’da, İstanbul’un her yerinden duyulan korkunç bir patlama meydana gelir. Sütlüce’deki silah fabrikasıdır patlayan. İlk patlamadan sonra alevler cephane deposuna sıçrar, mermiler yanmaya ardından da infilak etmeye başlar. Nuri Paşa da o esnada fabrikadadır ve 27 arkadaşıyla birlikte yanarak can verir. Patlamalar sabaha kadar devam eder. O gün yağan yağmur, yangının söndürülmesine bir nebze de olsa yardımcı olur. Öyle korkunçtur ki patlama, üzerinden bir gün geçmiş olmasına rağmen barut kokusu Galata Köprüsünden bile hissedilir. Nedeni hâlâ bilinmeyen bu patlamanın kim ya da kimler tarafından ve ne sebeple gerçekleştirildiğinin cevabı bulunamadı ve bu korkunç olay da tarihin karanlığına gömülüp gitti.
Naaşına günler sonra ulaşıldı
Atilla Oral’ın 17 yıl boyunca yaptığı titiz araştırmaların sonunda kaleme aldığı, “Kafkasya’da İslam Ordusu Kumandanı, Haliç’te Silah ve Cephane Fabrikatörü, Enver Paşa’nın Kardeşi Nuri Killigil” adını taşıyan kitap, ilk kez yayınlanan fotoğraf ve belgelerle Nuri Paşa’nın hayatıyla alakalı bugüne değin bilinmeyen pek çok olayı gün yüzüne çıkardı. Oral, silah fabrikasındaki patlamayı kitabında şu cümlelerle anlatıyor:
“Nuri Paşa, meydana gelen patlamanın tam merkezinde bulunuyordu. Bu yüzden infilakın şiddetiyle vücudu parçalara ayrılarak çevreye savruldu. Üst üste meydana gelen patlamalarla, her taraf fabrikanın enkazı ve molozlarla doldu. İnfilâk sırasında ölenlerin ceset parçaları fabrika enkazına karıştı. Kime ait olduğu belli olmayan kol ve bacaklar, yanarak kömürleşmiş ceset parçaları ortalıktaydı. Facia mahallinde yapılan aramalarda Nuri Paşa’nın cesedinin ana gövdesine ulaşılamadı. Fakat kolunun yarısı, elleri, ayağı ve bazı vücut aksamı ve çeşitli eşyaları bulunabildi. Ceset parçaları topluca morga kaldırıldı. Paşa’nın ana gövdesi 20 gün sonra ortaya çıktı. Kimlik tespiti için birkaç gün halka gösterildi ve 7 Mart günü üç ayrı tabutun içine paylaştırıldı.”
Müftülükten ‘cenazesi kılınamaz’ fetvası
Nuri Paşa’nın ölümü kadar sonrasında yaşananlar da çok tartışılır. Zira o tarihte İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmen, Nuri Paşa’nın cenazesi için namaz kılınamayacağına dair bir fetva verir. Atilla Oral, bu konuyu kitabında şu cümlelerle aktarıyor:
“Ömer Nasuhi Bilmen, ‘Büyük İslâm İlmihali’ adlı eserinde ‘ölmüş olan bir Müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunması’ durumunda cenaze namazının kılınabileceği şöyle açıklanıyor: Ölmüş olan bir Müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunuyorsa yıkanır; kefenlenir ve namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız vücudun yarısı bulunsa veya gövdesinin çoğu kaybolmuş olsa yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine namaz kılınmaz. Bir beze sarılarak gömülür.”
Karar baskı sonucu mu alındı?
Atilla Oral, kitabında Nuri Paşa’nın cenaze namazının kılınmayacağına dair fetva veren İstanbul Müftüsü için, “Ancak, Nuri Paşa olayının bu dini mütalaa ile ilgisi yok. Sütlüce infilâkı enkazından toplanan ceset parçalarının tamamının cenaze namazı kılındı. 7 Mart’ta cenaze namazı kılınan 3 tabut içinde 15 kişiye ait kimliği belirsiz ceset parçaları vardı. Müftülüğün ‘Sadece bir ceset parçası için cenaze namazı kılınamaz’ fetvası geçerliyse, 7 Mart tarihinde ceset parçalarının cenaze namazının kılınmasına nasıl olup da izin verdi?’’ diye sorarak bu kararın hükümetin o günkü İsrail politikası yüzünden baskıyla alındığını belirtiyor.
67 yıl sonra gelen helallik
Nuri Paşa’nın kabri, uzun araştırmalar sonucunda Edirnekapı Mezarlığında bulundu. Yıllar içinde bakımsızlığa ve kimsesizliğe terk edilen mezar onarıldı ve yarım asırdan daha fazla bir zaman sonra Paşa’dan helallik istendi. 28 Eylül 2016 tarihinde düzenlenen törende Nuri Paşa’nın mezarına Bakü ve Kastamonu’dan getirilen topraklar serpildi. Bu cenaze namazı esasen bir helalleşme namazıydı. Nuri Paşa’ya reva görülenlerin helalliğini 67 yıl sonra almak için… Onun önderliğindeki Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü kurtarması şerefine yazılmış Nuri Paşa Zafer Marşı şöyle diyor:
Nuri Paşa at belinde, Türkiye’den Kars’tan gelirAzerbaycan diye diye, yenilmeyen aslan gelirDalgalanan Türk Bayrağı, istiklalden haber verirTürk’ün şanlı tarihine, zaman er oğlu er verir
Alıntı: https://www.gercekhayat.com.tr/portre/kafkasya-daglarinda-acan-bir-cicek-nuri-pasa/
********
Nuri Killigil
Kafkas İslam Ordusu Komutanı, Sanayici
Yazar: Selçuk Ural
Yayımlanma Tarihi: 30 Aralık 2023
Nuri Killigil’in ataları Gagauz Türklerinden olup Kırım’dan gelmiştir. Rusya Kırım’ı işgal edince aile Tuna ağzında bulunan Kilya şehrine göç etmiştir. Aile Rusya’nın Romanya’yı işgali üzerine Karadeniz’in Türkiye kıyılarındaki Abana’ya hicret etmiştir. Halil Paşa’nın verdiği bilgilere göre Abdullah Killi, gezici olarak dokuma satışı yapmaktaydı. Aile Abana’ya göç ettiğinde aynı işle meşgul olmuştur. Abdullah Killi’nin Kırım Hanı soyundan veya saray çalışanı hanımımdan Koca Ağa Killi’nin dünyaya geldiği, onu Kahraman Ağa, Killioğlu Hüseyin Ağa, Hacı Mustafa Kaptan ve nihayet Hafız Kamil Bey’in takip ettiği anlaşılmaktadır. Hafız Kamil Bey’in Hasene Hanımla evliliğinden Hacı Ahmet, Halil (Kut), Fuzuli, Halim, Melek ve Şükriye adında dört erkek ve iki kız çocuğu olmuştur. Hacı Ahmet Bey’in Ayşe Hanım’dan Enver (Paşa), Nuri (Paşa), Kamil, Ertuğrul, Hasene ve Mediha isimlerinde altı çocuğu dünyaya gelmiştir.
Tuna Nehri Karadeniz’e dökülmeden önce Kilya, Süne ve Hızırilyas (Sen Jorj) olarak üç kola ayrılmaktadır. Kilya kolu üzerinde “Kilya-Kilye” isimli bir kasaba bulunmaktadır ki, Nuri Paşa soyadını buradan almıştır.
Nuri Killigil, 5 Mayıs 1890’da (15 Ramazan 1307) İstanbul’da doğduğu kayıtlarda yer alsa da Enver Paşa’nın biyografisiyle karşılaştırıldığında doğum yerinin Manastır olduğu anlaşılmaktadır. Enver Paşa’nın altı yaşına kadar İstanbul’da okuduğu, babasının Nafıa Kondüktörlüğüne tayini üzerine Manastır’a yerleştikleri, 1889’da Manastır Askeri Rüştiyesine, 1893’te Manastır Askeri İdadisine girdiği düşünüldüğünde ailenin Manastır’da ikamet ettiği ve Nuri Killigil’in doğum tarihi itibariyle Manastır’da doğmuş olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Nuri Killigil’in nüfus kaydı İstanbul Beşiktaş’ta bulunduğuna göre nüfus kaydının doğum yerine bakmaksızın babası tarafından İstanbul’a yapıldığı anlaşılmaktadır. Nuri Killigil ilk ve askeri ortaokul tahsilini Manastır’da yaptı. Enver Paşa yüzbaşı rütbesinde iken onu Selanik’e naklettirdi. 1903’te Nuri Killigil, Kuleli Askeri Lisesine girdiğinde babası Ahmet Bey ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınmıştır.
Nuri Killigil, 1903-1906 yıllarında Kuleli Askeri Lisesindeki eğitimini tamamlayarak Harp Okuluna girmiştir. Harp Okulundan 26 Ağustos 1909’da teğmen rütbesiyle mezun olarak 3. Ordu Karargâhına tayin edilmiştir. 12 Ekim 1910’da Padişah’ın Maiyet Bölüğüne atanmıştır.
Nuri Bey, ağabeyi Enver Paşa’nın yanına Berlin’e izinli gittiği sırada İtalya’nın Trablus’a saldırdığı haberini almıştır. Enver Paşa, vakit kaybetmeden İstanbul’a doğru yola çıkarken Halil Bey de Trablusgarp’a gitmek için hazırlanmaktaydı. Nuri Bey de Trablus’a gönüllü gitmeye karar vermiş, Seryaver Hurşit Paşa vasıtasıyla Padişah’tan izin almıştır. Nuri Paşa, amcası Halil (Kut) Paşa ve Ali (Çetinkaya) Beylerle beraber 15 Kasım 1911’de Orient Ekspres’le Paris’e ulaşmıştır. İlk seferde Marsilya üzerinden Tunus’a gitmiş fakat Trablus’a geçemeden Paris’e geri dönmüştür. 15 Aralık 1911’de tekrar Marsilya-Tunus hattını kullanarak Trablus sınırını geçmiş ve 10 Ocak 1912’de Aziziye’ye ulaşmıştır. Halil (Kut) Bey’in emrine verildiği için 15 Ocak 1912’de Margab Karargâhı’na geçmiştir. Teğmen rütbesiyle Derne, Bingazi, Tobruk, Homs ve Mısrata bölgesinde yerli kuvvetlerle birlikte İtalyanlara karşı savaşmıştır. Osmanlı Devleti ve İtalya arasında 15 Ekim 1912’de Uşi Antlaşması imzalanınca İstanbul’a dönmüştür.
Nuri Bey, 19 Ekim 1912’de üsteğmenliğe yükseltilerek İstanbul Selimiye’deki 1. Kolorduya tayin edildiğinde Balkan Harbi devam etmekte ve Bulgarlarla İkinci Çatalca Muharebesi yapılmaktaydı. Nuri Bey’in tayin olunduğu birlik Çatalca savunma hattında görevlendirildiğinden muharebeye iştirak etmiştir. 6 Kasım 1913’te yüzbaşı rütbesine yükseltilerek, Roma Askeri Ateşe Muavinliğine ve 15 Haziran 1914’te ise Viyana Sefareti Askeri Ateşe Muavinliğine tayin edilmiştir. 15 Ağustos 1914’te Harbiye Nezareti Makam Yaverliğine tayin edildiğinden İstanbul’a dönmüştür.
Birinci Dünya Savaşı çıkınca Enver Paşa, Nuri Bey’i Libya’da yerli halkı teşkilatlandırmak, İtalyanlara ve İngilizlere karşı savaşmak üzere Trablusgarp’a tekrar göndermiştir. Nuri Bey Araplar üzerinde etkili olabilmesi için önce Mirliva ardından Fahri Ferik rütbesi ve yetkisi verilerek paşalığa yükseltilmiştir. Nuri Paşa, Ocak 1918’e kadar Trablusgarp’ta mücadele etse de İtalyanlara üstünlük kuramamıştır. Buna karşın hizmetlerinden ötürü 1916’da binbaşılığa, 1918’de yarbaylığa terfi ettirilmiştir. Bu süreçte çok sayıda madalya ve nişanla ödüllendirilmiştir.
Rusya’da Sovyet devrimi gerçekleştiğinde Bolşevikler barış talep ederek savaştan çekilmiştir. 3 Mart 1918’de Osmanlı Devleti ile Sovyet Rusya arasında Brest-Litovsk Antlaşması imzalanmıştır. Enver Paşa, Sovyet Rusya’nın çekildiği bölgeleri geri almak, Türk-İslam ahalisini Ermeni zulmünden kurtarmak ve Kafkasya’da planladığı harekâtı yapmak üzere Halil (Kut) Paşa’yı Şark Orduları Grup Komutanlığına, kardeşi Nuri Paşa’yı da Kafkas İslam Ordusu Komutanlığına getirmiştir. Nuri Paşa’nın rütbesi bu tarihte yarbay olduğu için komutanlığı yürütebilmesi için rütbesi fahri tümgeneralliğe (Ferik) yükseltilmiştir.
Nuri Paşa’nın askeri misyonu Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü temin etmek, Bakü’yü Bolşeviklerden temizlemek, Almanya ve İngiltere’nin Azerbaycan petrollerine yönelik emellerine set çekmek gibi oldukça ağır görevleri içermekteydi. Bunun için oldukça büyük bir askeri hazırlığa ihtiyacı vardı.
Nuri Paşa Kafkasya’da görevi kendisine tebliğ edilmek üzere 1918 yılı ocak ayı başında İstanbul’a gelmiş ve bilahare Azerbaycan’a geçmek üzere en güvenli yol olan Tebriz-Nahçıvan hattını kullanmak üzere Musul’a hareket etmiştir. 25 Mayıs 1918’de Musul’a ulaşınca Kafkas İslam Ordusunda görev almaları için İstanbul’da yanına aldığı 20 subay ile 6. Ordudan temin ettiği subaylarla bir kurmay heyeti oluşturmuştur. Azerbaycan’dan katliam haberleri gelince daha fazla zaman kaybetmeden kurmay heyetiyle Revandiz-Savuçbulak-Tebriz-Zengezor yolunu kullanarak 25 Mayıs 1918’de Gence’ye ulaşmış ve halk tarafından coşkuyla karşılanmıştır.
Nuri Paşa Gence’de vakit kaybetmeden aldığı emir doğrultusunda ordu teşkiline koyulmuştur. Zira Kafkas İslam Ordusu’nun 3 piyade ve bir süvari tümeninden teşkili planlanmış, buna ilişkin talimatname de Enver Paşa tarafından 5 Nisan 1918’de imzalanmıştı. Talimatnameye göre; Nuri Paşa, Kafkasya’da Osmanlı Hükümeti’nin ve Halifenin en büyük temsilcisi olup Kafkasya ile Osmanlı Devleti arasında siyasi ve askeri iş birliğini tesis etmekle görevlendirilmiştir.
Nuri Paşa, 31 Mayıs 1918’de gönderdiği ilk raporunda Bolşeviklerin, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’yı ele geçirmekte olduğunu, Ermeni tecavüzünün her yerde arttığını, Bolşeviklerin ve Ermenilerin faaliyetlerine son vermek için Bakü’nün süratle zapt edilmesi gerektiğini, aksi takdirde olayların kontrol edilemez hale geleceğini bildirmiştir. Nuri Paşa raporun devamında Kafkas İslam Ordusu’nun çekirdeğini meydana getirmek üzere subay ve asker gönderilmesini talep etmiştir.
Kafkas İslam Ordusu’nun kuruluş çalışmaları başladığında Tiflis merkezli Mavera-yı Kafkas Cumhuriyeti dağılırken yerini üç cumhuriyet almıştır. Bunlardan biri olan Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Mayıs 1918’de Gence’de kurulmuş ve bunu takiben Osmanlı Devleti ile 4 Haziran 1918’de yardım antlaşması imzalamıştır.
Nuri Paşa’nın istemiş olduğu askeri yardım Osmanlı Devleti-Azerbaycan antlaşması kapsamında yapılırken 3. Ordu’ya bağlı 5. Kafkas Tümeni Nuri Paşa emrine verilmiştir. Miralay Mürsel Bey’in komuta ettiği 5. Kafkas Tümeni Gümrü’nün ele geçirilmesinde görev aldığı için Gence’ye yakın bulunuyordu ve bu sebeple 9 Haziranda Gence’ye varması zor olmamıştır. Nuri Paşa 5. Kafkas Tümeninin gelişini takiben ilk olarak Gence bölgesinde Ermeni çetelerini etkisiz hale getirerek hem Gence’de asayişi temin etmiş, hem Azerbaycan hükümetinin varlığını korumuş hem de ordunun gerisini emniyet altına almıştır.
Osmanlı kuvvetlerinin Azerbaycan topraklarında konuşlandırılması Almanya’nın tepkisine neden olunca Nuri Paşa’nın komutasındaki kuvvete “Kafkas İslam Ordusu” adı verilerek Osmanlı ordusundan ayrı bir teşkilat gibi gösterilmiştir. Böylece Bakü’nün kurtuluşu ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması için harekât başlatılabilecekti. Enver Paşa bu hamlesiyle dört ila altı hafta içinde Bakü’nün yanı sıra Kuzey Kafkasya’yı da kurtarmayı ümit etmekteydi.
Bakü, Azerbaycan davasının simgesiydi. Azerbaycan için hayat ve medeniyet meselesiydi. Bakü’den vazgeçmek Azerbaycan’dan vazgeçmekti. Onun için Bakü kurtarılmadan Azerbaycan tam bağımsız bir devlet olamazdı. Bakü’deki Sovyet yönetimini ortadan kaldırmadan Azerbaycan ahalisine yönelik katliamları durdurmak, devletin toprak bütünlüğünü ve siyasal bağımsızlığını korumak mümkün değildi. Nuri Paşa bu sebeplerden ötürü Bakü’nün alınmasına büyük önem veriyordu. Dolayısıyla bir yandan Kafkas İslam Ordusu teşkilatını ikmal ederken diğer yandan Kazak, Gence, Zakatala, Şeki, Cevanşir, Ağdam, Ağdaş, Gökçay, Salyan ve Kuba’da Azerbaycan milli kuvvetlerinin artırılmasına çalışmıştır.
Bakü’deki Sovyet yönetimi Ermenilerin de desteğiyle Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için 15 Haziran 1918’de Gence istikametinde üç koldan saldırıya geçerek Gökçay’a kadar ilerlemiştir. Kafkas İslam Ordusu 17 Haziran’da Rus-Ermeni ordusunu Gökçay kasabası yakınlarında karşılamış, düşmanın ateş ve sayısal üstünlüğüne rağmen 30 Haziran 1918’de mağlup etmiştir. Gökçay Muharebesi’nin ardından 2 Temmuz’da yapılan Salyan Muharebesi’nin de kazanılmasıyla Bakü yolu açılmıştır. Kafkas İslam Ordusu, birinci istikamet olarak Gökçay-Şamahı-Bakü karayolu, ikinci istikamet olarak Gence-Bakü demiryolu boyunca ilerlemiştir.
Kafkas İslam Ordusu çetin muharebelerin ardından, 6 Temmuz 1918’de Aksu’yu, 13 Temmuz 1918’de Kürdemir’i, 20 Temmuz 1918’de Bakü yolunda stratejik yer olan Şamahı’yı ele geçirmiştir. Kafkas İslam Ordusu Şamahı’dan sonra kuzey ve güney grupları halinde hareket ederek güney grubu 26 Temmuz’da Karasu İstasyonu’nu, 27 Temmuz’da ise Hacıkabul İstasyonu’nu ele geçirmiştir. Kuzey grubu 28 Temmuz’da Postacengi bölgesini ele geçirerek kuşatma için uygun vaziyet almıştır.
Kafkas İslam Ordusu Ağustos’a kadar Bolşevik Rus ve Ermeni kuvvetlerine karşı başarılı muharebeler vermesine rağmen takviye almadan Bakü’ye giremeyeceği anlaşılmıştır. Şark Ordular Grubu Komutanlığı Nuri Paşa’nın yardım talebini dikkate alarak 9 Ağustos’ta 36. Tümenin 106 ve 107. Alaylarını, 27 Ağustos’ta ise Galiçya cephesinden Gümrü’ye nakledilen 15. Piyade Tümenini (38 ve 56. Alaylar) Kafkas İslam Ordusunun emrine vermiştir.
Gökçay ve Salyan muharebelerinin ardından Bakü’de kargaşalık ortaya çıkarken bu gelişme Sovyet yönetiminin sonunu getirmiştir. 25 Temmuz'da “Bakü Sovyeti” toplantısında Menşevik-Taşnak grup yönetimi ele geçirmiştir. Milli Ermeni Teşkilatı 1 Ağustos'ta darbe yaparak Bakü Sovyet yönetiminin başında bulunan Şaumyan ve 26 komünist lideri hapsetmiştir. Yeni yönetim Enzeli’deki İngiliz Generali Dunsterville’den şehri koruması için yardım talebinde bulunmuştur. İlk İngiliz birliği 4 Ağustos 1918’de Bakü’ye ulaşmıştır.
Nuri Paşa gelişmeleri dikkate alarak 5 Ağustos’ta taarruz emri vermiştir. Taarruz emriyle düşmanın ilk savunma mevzileri ele geçirilmiş, fakat ikinci savunma hattına yapılan taarruzdan sonuç alınamamıştır. Bunun üzerine 15. Piyade Tümeninin cephe hattına ulaşması beklenmiştir. Tümenin gelmesinin ardından 25 Ağustos’tan 14 Eylül’e kadar süren muharebelerde düşmanın bütün savunma hatları ele geçirilmiştir. Nuri Paşa’nın başarılı stratejisi karşısında Rus-Ermeni ve İngiliz direnişi kırılırken General Dunsterville’nin emrindeki İngiliz kuvveti 14/15 Eylül gecesi Bakü’ye terk ederek Enzeli’ye çekilmiştir. Ardından on bin civarında Ermeni asker ve sivil şehri terk etmiştir. Bakü 15 Eylül 1918’de kurtarılmış ve esas sahiplerine iade edilmiştir.
15 Eylül'de Bakü'ye girildiğinde külliyatlı miktarda silah, cephane, petrol ve petrol ürünleri ele geçirilmiştir. Bunların maddi değeri 100 milyon lirayı (takriben 2 milyar frank) buluyordu. Nuri Paşa başarıdan ötürü 5 ve 15. Tümen komutanlarına gönderdiği mesajda bütün subay ve erlere gayret ve fedakarlıklarından ötürü teşekkür etmiştir.
Bakü’nün kurtarılması İstanbul’da büyük bir sevinç ve mutlulukla karşılanmıştır. Türk gazeteleri Bakü’nün İngilizlerin elinden alındığını ve son yılların en ağır darbesinin vurulduğunu iddia etmişlerdir. Bakü’nün kurtuluşu İstanbul’un yanı sıra Kafkasya Müslüman coğrafyasında büyük sevinçle karşılanmıştır. İngiliz gazeteleri ise İngiliz ordusunun Bakü’yü tahliyesini hayal kırıklığı ve devletin itibarına vurulan bir darbe olarak nitelemişlerdir.
Bakü’nün kurtarılmasının ardından sıra Karabağ Harekâtı’na gelmiştir. Ermeni komutanlardan General Antranik Temmuz 1918’de Nahçıvan’dan Karabağ’a geçerek burada acımasız katliamlara girişmişti. Karabağ Mıntıka Komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey, durumun kötüleştiğini beyanla Karabağ Harekâtı’na ivedilikle başlamayı teklif etmiştir. Nuri Paşa, Ermenilerin Ağdam-Şuşa hattında büyük bir katliama hazırlandıkları bilgisini alınca Bakü’nün kurtarılmasından üç gün sonra Karabağ’a müdahale kararı almıştır. Albay Cemil Cahit Bey’i 1. Azerbaycan Tümen Komutanlığına atamıştır. Tümen 106. ve 9. Alayların yanı sıra Azerbaycan milli kuvvetleriyle takviye edilerek 23 Eylül’den itibaren Ağdam’da toplanmaya başlamıştır. 8 Ekim-8 Kasım 1918’de icra edilen harekât kapsamında Askeran, Şuşa ve Gerus Ermeni çetelerinden temizlenerek güven ve asayiş temin edilmiştir.
Nuri Paşa’nın başlattığı son harekât ise Kuzey Kafkasya/Dağıstan’a yöneliktir. Kuzey Kafkasya Harekâtı’nın sebebi 11 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin temsilcilerinin Enver Paşa’dan askeri yardım istemeleriydi. Nuri Paşa önceliği Azerbaycan meselesine verdiği için Kuzey Kafkasya Harekâtı’nı sonraya bırakmıştı. Bununla birlikte harekâta hazırlık olması hasebiyle Haziran-Ekim 1918 tarihleri arasında bölgeye birkaç subay göndererek halkın kazanılmasına çalışmıştır. Bu sayede harekât için müsait zemin oluşturulmuştur.
Albay Bicherakov komutasındaki Rus birliklerinin 4 Ağustos 1918’de Dağıstan’a girerek Derbent ve Mohaçkale/Petrofsk şehirlerini işgal etmesi Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin geleceğini tehlikeye soktuğu gibi, Azerbaycan için de bir tehdit oluşturmuştur.
Nuri Paşa, Azerbaycan harekâtını tamamladıktan sonra kuzeyde ortaya çıkan tehdidi yok etmek için 15. Piyade Tümenini Kuzey Kafkasya harekâtına tahsis etmiştir. Dağıstan milli kuvvetlerinin de destek verdiği orduya Kuzey Kafkasya Ordusu adı verilerek başına Yusuf İzzet Paşa getirilmiştir.
Kuzey Kafkasya Ordusu birlikleri Derbent’i almak üzere 1 Ekim 1918’de Balacari’den Haçmaz mevkine trenle nakledilmiş, 5 Ekim’de Derbent önlerine ulaşırken ciddi bir direnişle karşılaşmadan 6 Ekim’de Derbent şehrine girmiştir. Albay Bicherakov bir hafta boyunca şehri geri almak için saldırdıysa da başarılı olamamıştır. 13 Ekim’de Derbent hükümet konağına Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayrağı çekilirken törene Nuri Paşa da katılmıştır.
Derbent’in kurtarılması Dağıstan’ın bağımsızlığı için önemli bir adımdı. İkinci adımda Mohaçkale’nin alınmasına karar verilmiştir. 13 Ekimde Albay Bicherakov’a nota verilerek bir hafta içinde bütün Dağıstan arazisini boşaltması istenmiştir. Albay Bicherakov kuvvetlerini geri çekmeyince Mohaçkale’ye yönelik taarruz 20 Ekim sabahı üç koldan başlatılmıştır. Bütün komutanların iştirak ettiği ve yedi gün süren muharebelerin ardından Rus kuvvetleri Tarki dağına çekilmiştir. Rusların direnişi 5 Kasım’da kırılmış ve Kuzey Kafkasya Ordusu 6 Kasım’da Mohaçkale’ye girmiştir.
Nuri Paşa’nın öncülük ettiği Azerbaycan harekâtı sayesinde Bakü ve Karabağ işgalden kurtarılarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlığı teminat altına alınmıştır. Azerbaycan coğrafyasında yaşanan Bolşevik Rus ve Taşnak Ermeni katliamlarına son verilerek Azerbaycan halkının güven içinde yaşaması temin edilmiştir. Kuzey Kafkasya harekâtı ile Dağıstan bölgesi Ruslardan temizlenirken Azerbaycan’a yönelik tehdit de ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin siyasal varlığını ve bağımsızlığını ilan etmesinin yolu açılmıştır.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin 11. Maddesi gereği Türk orduları Kafkasya ve Kuzeybatı İran’ı tahliye etmek zorunda bırakılmıştır. Bunun öncesinde 21 Ekim 1918’de Kafkas İslam Ordusuna Azerbaycan’dan ve Dağıstan’dan çekilme emri verilmiştir. Nuri Paşa mütarekeyle birlikte Kafkas İslam Ordusu Komutanlığından istifa ederken Mürsel Paşa komutayı üstlenmiştir.
İngiliz kuvvetleri 17 Kasım 1918’de Bakü’yü işgal edince tahliye süreci hızlanmıştır. İngilizler Osmanlı subaylarının Azerbaycan’da kalmalarına tepki gösterince Nuri Paşa da Bakü’den ayrılarak 29 Kasım 1918’de Gence’ye, Aralık 1918’de ise Batum’a geçmiştir. İngilizlerin Gürcistan’a yerleşmeleriyle Batum’da kalamayacağını anlayan Nuri Paşa, İstanbul’a dönmeye çalışırken İngilizler tarafından tutuklanmış, beş ay Ardahan kışlasında, bir ay da İvanovka tabyasında hapsedilmiştir.
Azerbaycanlılar ve Batumlular 8/9 Ağustos 1919 gecesi onu kaçırmayı başarmıştır. Nuri Paşa, bir hafta kadar Batum’da gizlendikten sonra Acara üzerinden Artvin, Ardanuç, Oltu yoluyla Erzurum’a gelmiş ve Kazım Karabekir Paşa ile görüştükten sonra Nahçıvan-Karabağ yoluyla Bakü’ye geçmiştir.
Nuri Paşa, Bakü’ye vardıktan sonra Karabekir Paşa’nın talimatı doğrultusunda Türkiye ile Sovyet Rusya arasında aracılık yapan bir teşkilat kurmuştur. İngilizler Nuri Paşa’nın Bakü’ye geldiğini haber alınca yakalanması için başına ödül koymuşlardır. Nuri Paşa bunun üzerine Bicherakov kuvvetlerine karşı mücadele vermek için Dağıstan’a geçmiştir. Nuri Paşa’nın faaliyetlerinden rahatsız olan Bolşevikler, Türklerin İngilizlerle anlaştığı yönünde iddiaları ortaya atarak Kuzey Kafkasya Komitesi ile Nuri Paşa’nın arasının açılmasına neden olmuştur. Komite, 2 Şubat 1920 tarihli toplantısında Türk subaylarından Dağıstan’ı terk etmeleri yönünde karar almıştır. Bölgeyi terk etmemekte ısrar eden Nuri Paşa, Halil Paşa’nın devreye girmesiyle Dağıstan’dan ayrılarak Gence’ye dönmüştür. Kızıl Ordu birlikleri Türklerin geri çekilmesini takiben 28 Mart 1920’de Dağıstan’a girerek Azerbaycan’ın işgal yolunda büyük bir engeli aşmıştır.
Kızıl Ordu 27 Nisan 1920’de Bakü’ye girerek Azerbaycan’ı sovyetleştirmiştir. Azerbaycan ordusundaki Türk subayları görevden uzaklaştırılarak Kızıl Ordu’nun parçası haline getirilmiştir. Azerbaycan halkı Sovyet yönetimine karşı 28 Mayıs 1920’de Gence’de isyan etse de isyan ağır biçimde bastırılmıştır. Gence isyanı sürerken, Karabağ’da bulunan Nuri Paşa, 2.000 kişilik Azerbaycanlı kuvvetiyle Yevlak istasyonu ve Ağdam arasında toplanarak, Bolşeviklere karşı ikinci isyanı başlatmış ve Şuşa’yı ele geçirmiştir. Bunun üzerine Kızıl Orduya bağlı 32. Tümen bölgeye sevk edilmiş ve 9 Haziran 1920’de yapılan Ağdam Muharebesinde Nuri Paşa kuvvetleri yenilmiş ve İran sınırına çekilmek zorunda kalmıştır. Bolşevik kuvvetleri 15 Haziran 1920’de Şuşa’ya girince Nuri Paşa da İran üzerinden Erzurum’a dönmek zorunda kalmıştır. Emrindeki süvari alayı da Nahçıvan Müfrezesine katılmıştır.
Nuri Paşa, İran üzerinden Erzurum’a geldikten sonra bir müddet burada yaşamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Mart 1921 tarihli kararı doğrultusunda Enver Paşa ve akrabalarına yönelik takip ve baskının artması üzerine 28 Temmuz 1921’de İnebolu’ya annesi Ayşe Hanım ve kız kardeşi Mediha Hanım’ın yanına gitmiştir. Nuri Paşa Ankara’da bir süre kalmış, akciğerlerinden rahatsızlanınca tedavi için Berlin’e gitmek zorunda kalmıştır. Nuri Paşa, 1925’te özel izinle Türkiye’ye geri dönerek 4 Ekim 1923’ten geçerli olmak üzere yarbay rütbesiyle emekliye sevk edilmiştir. Fakat Milli Savunma Bakanlığına Doğu Cephesi’nde hizmetlerini belirten iki dilekçe takdim ederek emeklilik tarihini 9 Kasım 1921 tarihine geri çektirmiştir. Nuri Paşa’nın Azerbaycan süvarileriyle birlikte 12. Tümenin emrinde doğuda sergilediği gayretler sebebiyle 29 Şubat 1929’da İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.
Nuri Paşa, sanayici kişiliğiyle Kütahya’da, İzmir’in Karaburun ilçesinde, İstanbul’un Pendik, Zeytinburnu ve Sütlüce semtlerinde cıva, çini, seramik eşyalar ve silah üretimi gibi farklı alanlarda ihtisaslaşan fabrikalar tesis etmiştir. 1938 yılında kurulan Sütlüce Silah Fabrikası Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Nuri Paşa, fabrika ürünlerinin tanıtımı için İzmir Uluslararası Fuarı, Türkiye İktisat Kongresi gibi birçok sergi ve konferansa iştirak etmiştir. Sergilerde tasarımı kendisine ait ve sınırlı sayıda üretilen 9 mm çapındaki “Nuri Killigil” marka yarı otomatik tabancası büyük ilgi görmüştür. Nuri Paşa, 2 Mart 1949’ta Sütlüce’deki fabrikasında yaşanan ani patlama sonucu vefat etmiş, 24 Mart 1949’da Edirnekapı’daki şehitliğe defnedilmiştir.
Kaynakça
Aydemir, Şevket Süreyya, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt I (1860-1908), Remzi Kitapevi, İstanbul, 1983, s.184.
Başak, Tolga, İngiltere’nin Ermeni Politikası (1830-1923), IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2008.
Berkuk, İsmail, “Büyük Harpte (334) Şimali Kafkasya’daki Faaliyetlerimiz ve 15. Fırkanın Harekâtı ve Muharebeleri”, 94 Sayılı Askeri Mecmua’nın Tarih Kısmı, S 35, (Askeri Matbaa). İstanbul 1934.
Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı, C II, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1993.
Çağlayan, Kaya Tuncer, “Dünya Savaşı Sonucunda Enver Paşa’nın Kafkasya’daki Planları ve İngiltere”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C XIV, S 41, 1998, s.513-520.
Çelik, Muharrem Yunus, Kafkas Müslümanlarının Bağımsızlık Mücadelesinde Kafkas İslam Ordusunun Rolü, Karabük Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası Politik Ekonomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Karabük, 2020.
Dayı, Esin, Elviye-i Selâse’de (Kars, Ardahan, Batum) Milli Teşkilatlanma, Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, Erzurum 1997.
Erat, Muhammet, Milli Mücadele Döneminde Kazım Karabekir Paşa’nın Faaliyetleri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul, 2000.
Heydarlı, Kanan, Türk Kafkas İslam Ordusu ve Azerbaycan Kamuoyunda Nuri Paşa Algısı, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Edirne 2020, s. 89-90.
Karabekir, Kazım, İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı, Tekin Yayınevi, İstanbul 1990.
Karabekir, Kazım, İstiklal Harbimiz, I-II, Emre Yayınları, İstanbul 1993.
Karabekir, Kazım, Birinci Dünya Savaşı Anıları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2011.
Karaköse, Nejdeti Askeri, siyasi ve Silah Sanayicisi Kişiliği ile Nuri Paşa (Killigil), Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Doktora Tezi, İzmir, 2010.
Kılıç, Selami, Türk-Sovyet İlişkilerinin Doğuşu, Dergah Yayınları, İstanbul 1998.
Kurat, Akdes Nimet, Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990.
Memmedli, Marziye - Çelik, Muharrem Yunus, “Türk ve Rus Kaynaklarına Göre Kafkas İslam Ordusu’nun Kafkasya Harekatına Yeni Bir Bakış”, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, C 6, S 11, 2020.
Sarıçoban, Gülay, “Kazım Karabekir’in Askeri ve Siyasi Biyografisi”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C 21, S 1, Erzurum 2017.
Sürmeli, Serpil, “Nuri (Killigil) Paşa’nın Trablusgarp Savaşı Hatıraları”, Atatürk Dergisi, C 1, S 1, 2012.
Turlybek, Aslan, Enver Paşa 1918-1922, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara 2013.
Türk İstiklâl Harbi, I, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Genelkurmay Başkanlığı Basım Evi, Ankara 1999.
Türkgeldi, Ali, Moudros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Ankara 1948.
Ural, Selçuk, Mondros Mütarekesi ve Doğu Vilayetleri, İstanbul 2008.
Yaqublu, Nesiman, Bakının Qurtuluşu, Işıklı Baskı, Bakü, 2010.
Yerasimos, Stefanos, Milliyetler ve Sınırlar, İletişim Yayınları, İstanbul 2000.
Alıntı: https://turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr/detay/819/Nuri-Killigil