Blog Listem

20260831

📰Batı Trakya Türk Cumhuriyeti /Garbi Trakya Müstakilesi’nin kuruluşunun 113. yılı kutlu olsun.

 

Garbi Trakya Müstakilesi’nin kuruluşunun 113. yılı kutlu olsun.

II. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Edirne ve Kırklareli’yi kurtarmasının ardından Enver Bey’in talimatıyla o dönemde nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i Türklerden oluşan Batı Trakya bölgesine 116 kişilik bir müfreze görevlendirilmiştir. Kısa bir süre sonra bu birliğe ileride Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlığı yapacak olan Süleyman Askeri Bey de dahil olmuştur. Yöre halkının desteğiyle Hasköy, Kırcaali, Mestanlı, Gümülcine ve İskeçe’yi Bulgarlardan kurtaran bu birlik, bölgenin Bulgarlara verilmemesi için Garbi Trakya Müstakilesi’ni (Batı Trakya Türk Cumhuriyeti) kurmuştur.

Bağımsız bir devlete özgü kurumlarını tesis eden Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, 58 gün varlığını sürdürmüştür. Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında yapılan İstanbul Antlaşması ve İstanbul’dan yapılan çağrı üzerine bu devlet, lağvedilmek durumunda kalmıştır.

Bu kısa ömürlü Devletimiz hafızamızda ve gönlümüzde ayrı bir yere sahip.❤️‍🩹

Alıntı: Kader Özlem @kaderozlemtr


📰"Namık Kemal’in “Avrupa Şark’ı bilmez” tespiti iki farklı biçimde okunabilir.


✍️Dr. Z. Duygu Yeniay yazdı: "Kalıp ile Gözlem Arasında: Vambery’nin Türkistan Anlatısı"

"Namık Kemal’in “Avrupa Şark’ı bilmez” tespiti iki farklı biçimde okunabilir. 

✔️İlk okumaya göre bu bir ampirik eksikliktir. Avrupa’nın elinde Şark hakkında doğru, güvenilir kaynaklar yoktur; tercümanların çarpıtmaları, yüzeysel gözlemler ve ideolojik bakışla yazılmış eserler, doğru bilginin önüne geçmiştir. 

✔️İkinci okumaya göre ise mesele bundan daha derindir. Avrupa’nın Şark’ı “bilmemesi”, elindeki bilginin yetersizliğinden değil, Şark’ı hangi kategoriler içinde algılamaya hazır olduğundan kaynaklanır...”


Okumak için: https://teoridergisi.com/kalip-ile-gozlem-arasinda-vamberynin-turkistan-anlatisi/

20260830

🎞️ 🇹🇷Türk kadının cephede verdiği mücadele ve sırf bu memleket bizim olsun diye toprağa düştüler!

 Genelkurmay arşivinden alınan ve izleyen herkesi ağlatan gerçek görüntüler, gözlerimizi yaşartmakla kalmadı; bugün üzerinde oturduğumuz toprakların nasıl kahramanca savunulduğunu, Türk kadının cephede verdiği mücadele ve sırf bu memleket bizim olsun diye toprağa düştüler!

*Alıntı: — TONYUKUK (@Tonyukuk_06)

📰Tarihte Türk Halkı kadar hamiyetli çok az ulus vardır.


1492 yılında din değiştirmeye zorlanan 150.000 İspanyol Yahudisi'nin en az 100.000'i Türkiye'ye sığındı.

Daha 20 yıl önce Anadolu Yunanlılar tarafından işgal edilmişken, İkinci Dünya savaşında Faşist Almanya ve İtalya'nın Yunanistan'ı işgal etmesinden sonra en az 40.000 Rum Türkiye'ye sığındı. Faşistler 500.000 çocuğu Yunanistan'ın tahıllarına el koyduğu için açlıktan öldürdüler. O dönemde Yunanistan'a en çok gıda yardımı Türk Halkı tarafından yapıldı.

1991 yılında Irak'daki Kürt nufusu 2-2.5 Milyon civarındaydı.

Bunların 5te biri yani 500.000'i Türkiye'ye sığındı.

Tarihte Türk Halkı kadar hamiyetli çok az ulus vardır.

Türk Halkı'na ''faşist, soykırımcı, sömürgeci'' diyenler elbet bir gün Türk Halkı'nın yardımına muhtaç hale gelir.


*Alıntı: murаt kgirgin (@muratkgirgin)

📖Türk devlet geleneğindeki 24 Oğuz Boyu (Bozoklar ve Üçoklar) yapılanmasının temel kökeni bu İskit-Türk dönemine dayanır.


Herodot’un "Kraliyet (Çar) İskitleri" olarak adlandırdığı aristokrat tabaka, devlet teşkilatlanmasında 24'lü idari/askeri sistemi kullanmıştır.

Türk devlet geleneğindeki 24 Oğuz Boyu (Bozoklar ve Üçoklar) yapılanmasının temel kökeni bu İskit-Türk dönemine dayanır.⬇️

Oğuz-Çar (Kraliyet/Royal) İskitleri

24 El Beyi - 24 Boy/Oba

24 Gorgo (Korku/Qorku) betimlemesiyle

Kuloba - MÖ 4.yy


*Alıntı: Arkeoloji ve TÜRK Tarihi @ArkeolojiveTurk


📚📖İstiklâl Harbi'nde Etnik İhanet- İngiliz Arşivleri:''Yunan Ordusu'nda 35 bin Türkiyeli Rum Türkiye'ye karşı savaşıyor''

 


🏐Kadın Voleybol Millî Takımımız, #Taranto 2026 Akdeniz Oyunlarında Şampiyon oldu

 

ŞAMPİYONUZ!🇹🇷🥇

🏐Kadın Voleybol Millî Takımımız, #Taranto 2026 Akdeniz Oyunları finalinde ev sahibi İtalya'yı 25-22, 26-24 ve 25-18'lik setlerle 3-0 yenerek altın madalya kazandı.💫


📰🇹🇷30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun🇹🇷

 


Türk'ün sarsılmaz kararı

Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir! 

🤍🐺🇹🇷🇹🇷🇹🇷

#30AğustosZaferBayramı 

Sakarya'dan Dumlupınar'a şanlı ordumuz yürüdü zafere!

Yaşasın Türk Ulusu 




Atatürk öldükten yıllar sonra Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy’a şöyle demişti: ‘Hiçbirimiz olmasaydık, Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk yine başarırdı ama Atatürk olmasaydı, hiçbirimiz onun yaptığını yapamazdık.’”

F. R. Atay, Çankaya
#30AğustosZaferBayramı

*Alıntı: Türkçeye Dönüş @Dilinesahipcik

🎞️Yunan kamuoyu, siyaset bilimci Thanasis Diamantopoulos'un 'Anadolu' itirafının şokunu yaşıyor.

 

Yunan kamuoyu, siyaset bilimci Thanasis Diamantopoulos'un 'Anadolu' itirafının şokunu yaşıyor. 

📍CNN Türk Atina Temsilcisi Duygu Leloğlu:

▪️Diamantopoulos, ERT yayınına telefonla bağlandı ve dedi ki; "Yunanistan, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da akıl almaz katliamlar yaptı." 

▪️"Artık bunun resmen tanınması zamanı gelmedi mi?" diyerek Cezayirlileri katlettiğini kabul eden Fransa'yı örnek gösterdi. 

▪️Yunan siyasetçilerden hiçbir reaksiyon gelmedi, haberi bile yapılmadı, açıklama hiç yokmuş gibi davranıyorlar. 

📍Thanasis Diamantopoulos, Yunan devlet televizyonu ERT'de ne dedi?

▪️Yunan ordusunun Küçük Asya'daki (Batı Anadolu) suçlarını, Müslüman kadınlara yapılan kitlesel tecavüzleri sormayacak mıyız? 

▪️Askerlerimizin, subayların izniyle tecavüz edip öldürdüğü Müslüman kadınların meme uçlarından tespih yaptığı gerçeğini ne zaman kabul edeceğimizi sormayacak mıyız?

▪️Zira kendi suçlarını kabullenme gücünü kendinde bulmuş bir toplum, barış ve medeniyet yolunda ileri bir adım atma fırsatını da elde eder.



🇹🇷TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ 'nin geçmiş, bugün ve gelecekteki kaderinin tek fotoğrafla temsili ..

 


🎞️ BURASI İSTANBUL MU? | 1979'dan Renkli ve Sesli Gerçek Görüntüler!



1970'ler, Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli değişikliklere sahne olan bir dönemdir. Siyasi partiler arasındaki rekabet arttı ve ülke genelinde sol ve sağ görüşlü gruplar arasındaki gerilim yükseldi. İstanbul, bu dönemde siyasi olayların merkezinde yer aldı. Özellikle üniversitelerde ve gençlik kesiminde siyasi çatışmalar ve protestolar sıkça yaşandı. Hızlı kentleşme ve göç nedeniyle şehir nüfusu hızla arttı. Bu durum, altyapı eksiklikleri ve konut sıkıntısı gibi sorunları da beraberinde getirdi. 

1970'ler İstanbul için siyasi ve toplumsal çalkantıların yaşandığı bir dönemdi. Üniversitelerdeki öğrenci hareketleri ve işçi grevleri sık sık meydana geldi. Bu olaylar zaman zaman çatışmalara yol açtı ve şehirdeki güvenlik durumu zorlaştı. Siyasi kutuplaşma ve radikalleşme, İstanbul’u da etkisi altına aldı. 1970'lerde İstanbul’un ulaşım altyapısı da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyordu. Hızla büyüyen şehirde ulaşım ihtiyacı artarken, altyapı yetersiz kaldı. Yetersiz toplu taşıma, trafik sıkışıklığı ve yolların bakımı gibi sorunlar şehirde günlük yaşamı olumsuz etkiledi.

✔Videoda yapılan işlemler:  
✔FPS, saniyede 60 kareye yükseltildi. 
✔Görüntü çözünürlüğü 298 SD'den 1080 HD'ye yükseltildi
✔Geliştirilmiş video netliği ve parlaklığı sağlandı. 
✔Restorasyon (stabilizasyon, gürültü giderme, temizleme, bulanıklık giderme.) 


*Alıntı: Hasanoğlan Village Institute


İçerik hazırlama: AkifTanrıkulu

🎞️1969'da İstanbul: Zamanın Durduğu Son Zarif ve Naif Günler...

 


1969'da İstanbul'a bu nadir ve renkli yolculuğa çıkın, şehrin onurlu duruşunu, zarafetini ve halkının samimiyetini keşfedin. Bu restore edilmiş görüntülerle Beyazıt Meydanı'ndan Boğaziçi'nin serin sularına unutulmaz bir nostaljik tura çıkın.

Zamanın henüz bu kadar çabuk geçmediği, her sokağın kendi hikayesini fısıldadığı bir zaman... Yıl 1969.

Bu videoda, modernleşmenin acılarıyla boğuşan ancak yine de geleneksel karakterini koruyan "Eski İstanbul"un bir portresini bulacaksınız. İmparatorluğun mirasının Cumhuriyet'in zarafetiyle buluştuğu son yılları hem karadan hem de denizden panoramik manzaralarla yaşayın.

Videodaki Nostaljik Noktaların Öne Çıkanları:

✅ İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kapısı ve 60'ların Modası
✅ Sokak Satıcıları, Emeğin Sembolleri ve Gülümseyen Ayakkabı Parlatıcı Ustası
✅ Çırağan Sarayı'nın Melankoli (Terk Edilmiş) Durumu
✅ "Dolmabahçe" Gemisi ve Bayraklarla Süslenmiş Boğaz Turu
✅ Büyükada Saat Kulesi, Atlı Arabalar ve Deniz Kenarının Keyfini Çıkarmak
✅ Taksim AKM'nin (Atatürk Kültür Merkezi) önündeki "Dövüş Boğa" Heykeli
✅ Türkiye'nin İlk Modern Oteli: Hilton İstanbul

Alıntı: Hasanoğlan Village Institute





Bu değerli arşivi restore edip size getirdiğim için mutluyum. İzlemenin tadını çıkarın!

🎞️İSTANBUL 500 ve 1500 YIL ÖNCE NASIL GÖRÜNÜYORDU? YAPAY ZEKA CANLANDIRMALI!

 



🎞️İSTANBUL 500 YIL ÖNCE NASIL GÖRÜNÜYORDU? YAPAY ZEKA İLE CANLANDIRILDI! 



🎞️İSTANBUL 1500 YIL ÖNCE NASIL GÖRÜNÜYORDU? YAPAY ZEKA İLE CANLANDIRILDI! 

🎞️🇫🇷 🎥 Fransız Arşivi Ortaya Çıktı! 1919 İstanbul’unu İlk Kez Böyle Göreceksiniz (4K Renklendirildi)

 


''Yıl 1919... Cihan Harbi'nin yıkıcı yankıları henüz dinmemişken, payitaht İstanbul mütarekenin o ağır ve gri bulutları altında sessiz bir bekleyişte.

Karanlık arşivlerden çıkarıp günümüz teknolojisiyle HD kalitesinde restore ettiğimiz ve renklendirdiğimiz bu nadide görüntüler, bizi 100 yıl öncesinin İstanbul'una götürüyor. Siyah beyaz karanlığından kurtulup günümüze taşınan bu görüntülerde; şehrin kozmopolit caddelerindeki bitmek bilmeyen telaştan, asırlık ağaçların gölgelediği parklarda yankılanan çocuk gülüşlerine kadar hayatın her şeye rağmen nasıl akıp gittiğine şahit olacağız.

Tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmamak ve geçmişin o hüzünlü ama direngen ruhunu hissetmek için zaman makinesine adım atın! Videoyu beğenmeyi ve tarihi yolculuklarımızın devamı için kanalımıza abone olmayı unutmayın.''

⏱️ VİDEO BÖLÜMLERİ 

00:00 Giriş: Mütareke İstanbul'una Renkli Bir Bakış
00:10 Sokakların Nabzı: Tramvaylar, Arabalar ve İnsan Seli
00:19 Gündelik Yaşam: İşgal Altında Ekmek Mücadelesi
00:30 Çocukların Saf Neşesi: Parkta Oyun ve Umut
00:48 Kapanış: Yarına Kalan Sessiz Miras

Alıntı: Hasanoğlan Village Institute


 

🎞️ Malazgirt Zaferi - Halil İnalcık ile Sözlü Tarih (1999) - | TRT Arşiv

 

🎞️ "Osmanlı Hanedanı'nın Menşei Tam Belli Değildir"

 

🎞️ Osmanlı’nın Soyunu Oğuzhan’a Bağlaması Siyasi Bir Formüldür.. 

🎞️ Edirne İçin Çal- BÜLBÜLÜM ALTIN KAFESTE 2015

 


''Edirnemizin tarihi ve kültürel mirasını hem tüm Türkiye’ye hem de tüm dünyaya tanıtmak amacı ile Edirne Belediyesi tarafından hayata geçirilen, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın da solist olarak yer aldığı Edirne Tanıtım Klibi projesidir. 

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün de sevdiği bir eser olan “Bülbülüm Altın Kafeste” türküsü klibinde 40 ses ve saz sanatçısı yer almıştır.''

🎞️Hulki Cevizoğlu Atatürk'ün Ölümüyle İlgili Değişik zamanlardaki değerlendirmeleri

🎞️ Hulki Cevizoğlu Atatürk'ün Ölümüyle İlgili Hayrete Düşüren İhmalleri İlk Kez Anlattı (2026)

 

🎞️ Atatürk'ün tedavisi nasıl yapıldı? Prof. Bingür Sönmez ve Hulki Cevizoğlu'ndan önemli açıklamalar (2021) 

 

🎞️ Hulki Cevizoğlu: "Atatürk'ü ölümünden sonra 15 yıl bir eşya gibi köşeye attılar, unuttular!"(2021) 

 

🎞️ Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu 10 Kasım'da Atatürk'e Uygulanan Tedavideki Yanlışları Gün Yüzüne Çıkardı (2025)

🎞️ANTİK BİR YOL İLE MODERN OTOYOLUN KESİŞTİĞİ YER: NEON TEİKHOS

 DÜNYADA EŞİ BENZERİ YOKTUR BUNUN

ANTİK BİR YOL İLE MODERN OTOYOLUN KESİŞTİĞİ YER: NEON TEİKHOS

İzmir’in Menemen ilçesi yakınlarındaki Neon Teikhos’ta, yaklaşık 2.500 yıllık bir antik yol ile 21. yüzyılın modern otoyolu aynı noktada kesişiyor.



⚽️🇹🇷Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor, Barcelona kampı iptal edilen çocuklarla bir turnuva ve kamp için Lefkoşa'ya

⚽️ Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor, Barcelona kampı iptal edilen çocuklarla bir turnuva ve kamp için Türk milli takım antrenörleriyle birlikte akademilerini Lefkoşa'ya getiriyor.


İnadınıza gençlik.



⚽️Galatasaray-Göztepe maçında tribünlerde 🇹🇷30 Ağustos Zafer bayramı coşkusu

 





🇹🇷






20260829

📺Tunceli'de 3 bin Rakımda Üretim: Köylüler sütten peynir, yoğurt ve tereyağı yapıyor...

 



Tunceli'nin 3 bin metre rakımlı dağları kampçıları cezbediyor
Tunceli'de doğa tutkunları, Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki dağlarda yaptıkları kamplar sayesinde stresten uzaklaşıp zirvelerin eşsiz güzelliklerini yakından görme fırsatı buluyor.

Sidar Can Eren
26 Ağustos 2026
Fotoğraf: Sidar Can Eren / AA


TUNCELİ
El değmemiş doğasıyla dikkati çeken Tunceli, yılın her döneminde yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor.
Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki 3 bin metre rakımlı Munzur, Mercan, Hel, Bağırpaşa, Meydan ve Buyer dağları da yürüyüş, kamp ve tırmanış sporlarıyla turizme katkı sunuyor.
Doğal güzellikleriyle tanınırlığı artan dağlar, son zamanlarda şehir stresinden uzakta vakit geçirmek ve eşsiz manzaralar görmek isteyen kamp tutkunlarının rotasına girdi.
Tunceli'nin 3 bin metre rakımlı dağları kampçıları cezbediyor
[1/22] Tunceli'de doğa tutkunları, Ovacık ve Pülümür ilçelerindeki dağlarda yaptıkları kamplar sayesinde stresten uzaklaşıp zirvelerin eşsiz güzelliklerini yakından görme fırsatı buluyor.

Dağların zirvelerine tırmanıyorlar

Kent merkezinden yola çıkan kampçılar, araçlarla belirli noktalara ulaştıktan sonra yürüyüş parkurlarını takip ederek dağların zirvelerine tırmanıyor.

Patikaları aşıp hedefledikleri noktalara ulaşan kampçılar, yeşilin tonlarıyla kaplı yaylalara ve buzul gölü çevrelerine çadırlarını kurarak farklı deneyimler elde ediyor.
Geceleri yıldızları da gözlemleyen doğaseverler, gündüzleri çevredeki dağları ve vadileri gezerek yeni yerler keşfetmenin ve yaban hayvanlarıyla karşılaşmanın heyecanını yaşıyor.

"Munzur Dağları gerçekten çok ihtişamlı"

Doğa tutkunlarından Burak Doba, AA muhabirine, Ovacık'taki Munzur Dağları'na ilk defa kampa geldiğini söyledi.

Kepır Yaylası'nda vakit geçirmeyi tercih ettiklerini ifade eden Doba, "Kepır Gölü'nün kenarına çadırlarımızı kurduk ve suda çok güzel yansımalar vardı. Gece yıldızları gözlemledik ve yaban hayatı çok hareketliydi. Munzur Dağları gerçekten çok ihtişamlı gözüküyor ve insanı mest ediyor." dedi.

Doba, yaylada kamp yapmanın çok keyif verici olduğunu dile getirerek, "Buradaki yaylacılar bizi çok sıcak karşıladı. Herkes bizi çadırlarına davet edip ikramda bulunmak istedi. Yaylacıların hoş sohbeti ve ilgisi bizi daha da mutlu etti." ifadelerini kullandı.

Ömer Tanış da Tunceli'de bazı zamanlarda kamplar ve geziler organize ettiklerini anlattı.

Yaklaşık 3 bin metre rakımlı Kepır Yaylası'nda çok güzel deneyimler kazandıklarını belirten Tanış, "Gece çadırda kaldık ve sabah saatlerinde de göl kenarında kara leylekleri gördük, onları fotoğrafladık. Bu dağların arasında uyanmak çok güzeldi. Buradaki birkaç zirveye çıkıp çengel boynuzlu dağ keçileri ve dağ kartallarıyla karşılaştık." diye konuştu.

Alıntı: Anadolu Ajansı


🏐Voleybol'da 🇹🇷Türkiye ve 🇦🇿Azerbayacan Kadın Milli takımları karşı karşıya....


 

🎞️Gulyora Majidullayeva, Elif Avcı ve Alisher Nazirov, “Ölürüm Türkiyem” eserini birlikte seslendiriyor

“Baş koymuşum Türkiye’min yoluna”

Gulyora Majidullayeva, Elif Avcı ve Alisher Nazirov, “Ölürüm Türkiyem” eserini birlikte seslendiriyor.

Türk dünyasının ortak sesi, gönüllerde yankılanıyor…

🇹🇷🗣️Atatürk’ün 29 Ağustos 1922 gecesi yaptığı konuşmadan...

 

NUTUK 1927

"20 Ağustos 1922 günü Akşehir'de Fevzi Paşa ve İsmet Paşa'yı çağırdım. Taarruz için kesin kararımı verdiğimi ve mesuliyetin tamamı ile bana ait olduğunu söyledim.

Ordularımızın hazırlıkları tamamlanmıştı. Maneviyatları en yüksek derecede idi. Şüphe yok ki, netice kat'î zafer olacaktı.

Taarruzumuz, düşman ordusunu bir meydan muharebesinde kesin olarak imhâ etmekti. Bu hedefin başarılacağından hiçbir tereddüt duymuyordum." 
(Mustafa Kemal Atatürk)

📖 Fevzi Paşa ise anılarında bu güveni şöyle aktarır:

"Paşa, taarruzun zaferle sonuçlanacağına en küçük bir şüphe göstermedi. Kararlılığı bizlere de kuvvet verdi."

İşte 103 yıl önce bugün, 26 Ağustos Sabahı, Kocatepe'den yükselen top sesleri, sadece bir taarruzun değil, o keskin zekânın, üstün dehânın, o sarsılmaz inancın ve eşsiz adanmışlığın sesiydi...

Türkiye Cumhuriyeti bu inanmışlığın üzerine inşa edildi  🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Kanıyla, canıyla, yüreğiyle vatanı bizlere emanet eden tüm kahramanlarımıza minnetle 🙏
Ruhlarınız şâd, makamınız cennet olsun...
Sizden aldığımız o şanlı bayrağı daha yükseklere taşıyacağımıza and olsun! 

Alıntı: Didem Yavuzyılmaz @didemyvzylmz





📰 TUNCELİ’ye DERSİM Diyenlere Kamer Genç’in cevabı...


TUNCELİ’ye DERSİM Diyenlere.!
Televizyon programımdaki 4 konuktan ikisi ,Sırrı Sakık ile Murat Bozlak’tı.
Diğer ikisi ise Kamer Genç ile Mehmet Gül'dü.
Programın ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum eder:
-”Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz.”
Kamer Genç anında şu karşılığı verir:
-”O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var.”
Sırrı Sakık: Ne imiş o?
Kamer Genç: “Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim Cumhuriyetle beraber Tunceli olmuştur.”
Kamer Bey devam eder:
“İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır. Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir. Biz Hazar kökenliyiz. Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz.”
Sırrı Sakık: Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?
Kamer Genç: “İngilizlerin oyununa gelmiştir. Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır... O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar şimdi PKK’yı kullanıyor.”
İşte Kamer Genç’i bu milli duruşu için seviyor ve saygı duyuyoruz.
Kamer Bey’in şu sözü de alkışlanacak güzelliktedir:
-”Ben Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okuyup milletvekili oldum. Cumhuriyet olmasa kuldum.”
Seni hiç unutmayacağız Kamer Genç

Alıntı: TC Recep Özcan

📰 Halet Çambel ve Nail Çakırhan- ‘Bir’lik

 

Halet Çambel

D: 27 Ağustos 1916, Berlin, Almanya
Ö: 12 Ocak 2014, İstanbul
/*/
Halet Çambel + Nail Çakırhan = ‘Bir’lik
Nail Çakırhan, o zamanki adıyla Nail V., Nâzım Hikmet’in ortak şiir kitabı yayımladığı tek kişidir. Kitaplarının adı da “1+1=BİR”dir.

Halet Çambel’in amcası ise Nâzım Hikmet’in halasıyla evlidir. Amcasının hatıratında, Nâzım Hikmet ve Halet Çambel’in doğum tarihleri 14 yıl arayla, bir aradadır.

Lâkin Halet Çambel ile Nail Çakırhan’ın tanışmasında büyük şairin rolü olmamıştır. Bu tanıştırma için “Yaptığım en iyi şeylerden biridir” diyen Mina Urgan’dır bu kişi. Apayrı toplumsal yapılardan gelen Halet Çambel ve Nail Çakırhan’ın ömürleri boyu süren “bir”liği, adeta kitabın adı gibi “Bir” olma durumu böyle başlar.

Nail V., Osmanlı İmparatorluğu’nda, Muğla’nın Ula’sında doğar, o yıllarda liseye gidebilmek için Konya’nın yolunu tutar. Lise son sınıfta yazdığı bir şiir nedeniyle mahkemeye çıkarılır. Halet Çambel ise eski bir sadrazam ve dönemin Berlin sefirinin torunu olarak Alman İmparatorluğu’nun başkenti Berlin’de doğar. Eğitimi de ona göre olur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İstanbul’a gelirler ve annesinin yönlendirmesiyle İngilizce eğitim veren Arnavutköy Kız Koleji’ne yazdırılır. Okul nedeniyle tercih edilen semtin bulunduğu ev de Arnavutköy’de 8 dönüm arazi içinde yer alan bir yalıdır.

Nail Çakırhan lise sonrası geldiği İstanbul’da, edebiyata olan ilgisi nedeniyle daha önceden yazıştığı Nâzım Hikmet’le tanışır ve birlikte aynı dergide çalışmaya başlarlar. İdeolojik fikir birlikleri onları daha da yakınlaştırır, ortak kitaplarını 1930’da yayımlarlar. Aynı ideoloji nedeniyle gün gelir birbirlerinden uzaklaşırlar da. Sol hareketin içinde etkin olan Nail V. hapislerde yatar, 1934’te Moskova’ya sosyalizmi yerinde görmeye gider, orada evlenir. Hamile karısını bırakmak zorunda kalarak 1937’de ülkesine döner, Tan gazetesinde çalışmaya başlar.

Sadrazam torunu, mebus kızı Halet Çambel ise Paris’te arkeoloji öğrenimi görmeye gider, olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden ilk iki kızdan biri olur, hatta 20 yaşındayken katıldığı Berlin’deki o olimpiyatta Hitler’le görüşmeyi reddedebilecek iradede ve bilinçtedir. İstanbul Üniversitesi’nde, hocaların hocası olacağı öğretim hayatına başlar.

Rivayetlere göre Halet Çambel’e âşık olmayan neredeyse yokmuş, yalnızca güzelliğinden değil kişiliğinden de kaynaklansa gerek bu hayranlıklar. Nâzım Hikmet’in otobiyografik romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”de “Ne hakkınız var bizi burda saatlerce bekletmeye?” diye bağıran “genç ve güzelliği tuhaf bir kadın”dan bahseder. “Babası mebus. Kocası komünist. Koyu esmer bir oğlandır…” diye fiziği ve hak arama cesaretinde Halet Çambel’i bir çırpıda betimleyiverir.

Halet Çambel ve Nail Çakırhan ailelerine haber vermeksizin 1940 yılında evlenirler. Halet Çambel gizlemek için ya da engeller kaygısıyla değil, vazgeçirmeyi denemek için konuşmalarına fırsat vermemek adına habersiz evlendiklerini söylemişti.

Ortak yaşamları başlamıştır artık. Nail Çakırhan, Serteller’le birlikte yayıncılıkta, Halet Çambel üniversitede çalışır, akşamları birlikte çeviriler yaparlar, gecelerini gündüzlerine katıp geçimlerini sağlarlar. Nail Çakırhan 1946’da kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi’nin kapatılması üzerine 1950’ye kadar tutuklanır. Bu dönemdeki Sanasaryan Han’da gördüğü işkenceler ve Halet Çambel’in yıkamak için yanına aldığı kanlı çorapları hâlâ konuşulur.

Hapisane sonrası, yurt dışında olan karısının yanına gider. 1.5 yıl sonra yurda döndüklerinde Nail Çakırhan işsizdir. Halet Çambel Karatepe’de kazıdadır, zor koşullar altında çalışılmaktadır. Kazıda ortaya çıkarılan buluntuların sergilenmesi için hazırlanan inşai projeyi üstlenen yüklenici işi yapamamış, adeta kaçmıştır. Yeni bir yüklenici de bulunamamaktadır. Karı koca bu sorumluluğu üstlenirler. Okuyarak, öğrenerek ve büyük bir disiplinle Türkiye’nin ilk başarılı çıplak beton uygulamalarından biri olarak da literatüre girecek olan ilk açıkhava müzesinin gerçekleşmesini sağlarlar. Böylece Nail Çakırhan’ın yapıcılık dönemi ve çok sonra Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü alacağı süreç başlar. Bu dönem, Nail Çakırhan’ın Türkiye’nin en önemli alaylı mimarlarından biri olarak yetişme yıllarına dönmüştür.

Karatepe’li yıllar, Nail Çakırhan ve Halet Çambel’in birbirlerinin kişisel dünyalarına özenli ve duyarlı kaldıklarının da görülüp hissedildiği yıllardır. Hiçbir zaman kadın işi erkek işi gibi dayatmalar gözetilmemiş, yeri gelmiş Çakırhan yemek yapmış, Çambel odun kırmıştır; o an kim, ne için uygunsa…

Yeri gelmiş Nail Çakırhan milim milim (ki o zamanlar adı ustalar arasında adı “milum Nail”e çıkmıştır) kalıp ve demir kontrolüyle cebelleşmiş, Halet Çambel uygun vibratör aramaya kamyon ya da katır sırtında yollara dökülmüştür. Uzun yıllar süren çalışmalardan dolayı Halet Çambel neredeyse Karatepe’de, kazı evinde ikâmet etmiş, Nail Çakırhan işlerinin peşinde kâh Ankara, kâh İstanbul’da olmuştur. Ama onca uzaklıkta ve ayrı kentlerde, ülkelerde hep “birlik”lerini koruyarak, neredeyse elle dokunulabilen bir yoğunlukta aşk, sevgi, dikkat, özen ve yakınlıkla bir olmayı becerebilmişlerdir. Bunlara örnek olarak Karatepe bölgesindeki halk için başlattıkları okuma-yazma seferberliği, meslek edindirme, kilim dokumacılığını canlandırma, Kastabala’nın bir çimento fabrikasına kurban verdirilmemesi gibi pek çok şey aktarılabilir.

Kimileri Nail Çakırhan’ın oğlunu 40 yıl sonra Halet Çambel’in bulduğunu sanır, oysa Çambel bunu her duyduğunda düzeltirdi; “Hayır, oğlunu değil; karısını aradım ve buldum” diye.
Arnavutköy’de birlikte yaşadıkları yalıyı ve Akyaka’daki ödüllü evlerini içindeki her şeyiyle toplumsal amaçlı kullanımlar için bağışlamışlardır.

Onlar hem “bir ağaç gibi tek ve hür”düler, hem de ağaçlarından dallarından ayırt edilemeyen koca bir ormandılar sanki…

İçinde bulunduğumuz 2015 yılı Nail Çakırhan’ın 105. yaşı, Halet Çambel’in ise 100 yaşına merhaba denildiği yıl. Kadirşinas Akyaka’lıların gönül teşekkürü ise Nail Çakırhan’ın tasarladığı Yücelen Oteli’nin bahçesine kurulan büstleri.

Onlar hep yalın ve gösterişsiz, ama hep görkemle yaşadılar. Bu görkem kişilik ve dünya görüşlerinden ışıdı, ışıltıları da sürmekte.

Gençliklerinde yürürken söyledikleri Rusça şarkıdaki gibi mutluluğu birbirlerinde, sevinci toplumda aradılar; umudu yitirmemecesine:
“…Hiç bir şey biriktirmedik, ne otomobil, ne kürk
ve aramadık mutluluğu parada
Mutluluk bu, sen ve ben; geleceğimiz bizim.
işte çocuklar ve bizim tüm sermayemiz…
Kimseyi suçlama bugün bir başımızayız diye
döneceğine inanıyorum çocukların
Dostlukla oturalım masaya ve çay sunalım herkese
yıllar önce nasılsa, yine aynı öyle
Her şey değişecek, düzelecek her şey…”

M.Melih Güneş 8 Ekim 2015

*Alıntı

📰 ODTÜ’yü Bozkırdan Ormana Çeviren Gizli Kahraman 🌲🌳“Ağaç Dikmeyene Diploma Yok”

 


ODTÜ’yü Bozkırdan Ormana Çeviren Gizli Kahraman “Ağaç Dikmeyene Diploma Yok” Diyen Efsane Rektör Kemal Kurdaş Aslında Kimdi?
Gazeteci Erdem Cırık yazdı.
Bazı unutmamamız gereken insanlar var ülkemizde.

Bir rektör düşünün...
Kürsüde değil, elinde kürekle.
Yanında öğrenciler, akademisyenler, işçiler...
Ve önlerinde Ankara'nın ortasında uzanan, neredeyse tamamen çıplak bir bozkır.
Bugün binlerce insanın yürüyüş yaptığı, gölgesinde oturduğu, kuşların yuva kurduğu ODTÜ Ormanı'nın bulunduğu yerden söz ediyoruz.
Ama burası her zaman böyle değildi.
1956'da ODTÜ'ye yaklaşık 4.500 hektarlık bu dev arazi tahsis edildiğinde manzara bugünkünden çok farklıydı.
İç Anadolu bozkırı...
Seyrek bitki örtüsü.
Kuraklık.
Şiddetli rüzgâr.
Erozyon.
Ve su kaynaklarının yetersizliği...

Hatta yapılan incelemelerde arazinin yaklaşık yüzde 75'inin erozyonu önlemek amacıyla ağaçlandırılması gerektiği ortaya çıktı.
Peki böyle bir yerde orman nasıl kurulacaktı?
İşte hikâyenin en önemli isimlerinden biri burada ortaya çıktı:
Kemal Kurdaş.

1961 yılında ODTÜ'nün rektörlüğünü üstlendi.
Ve Ankara'nın çoraklığına karşı kişisel bir mesele gibi gördüğü bu mücadeleyi üniversitenin büyük projelerinden biri hâline getirdi.
Üstelik mesele sadece “birkaç ağaç dikmek” değildi.
Önce bilimsel çalışmalar yapıldı.
Toprak incelendi.
Rüzgârlar hesaplandı.
Yağış miktarları değerlendirildi.
Kuraklık koşullarına dayanabilecek türler araştırıldı.
Çünkü yılda yaklaşık 320-350 milimetre yağış alan böylesine büyük bir araziyi milyonlarca ağacı tek tek sulayarak yeşertmek mümkün değildi. Bu nedenle susuz plantasyon yöntemleri geliştirildi; yağışların toprakta tutulabilmesi için arazi teraslandı.

7 Temmuz 1958'de 180 dekarlık alanda deneme parselleri oluşturuldu.
Sonuçlar umut vericiydi.
Ardından 15 Kasım 1960'ta ODTÜ ile Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle büyük ağaçlandırma seferberliği başladı.
1961'de ise bu çalışma artık üniversitenin kültürünün bir parçasına dönüşecekti.
Ağaç Dikme Bayramı...
3 Aralık 1961'de öğrenciler, akademisyenler, çalışanlar ve üniversite topluluğu bir araya geldi.
Ve Kemal Kurdaş da onların arasındaydı.

Koltukta oturup talimat vermek yerine çizmesini giyip arazide çalışıyordu.
Öyle ki dönemin öğrencileri, Kurdaş'ın pazar günleri yurtlara giderek öğrencileri uyandırdığını ve onları ağaç dikmeye götürdüğünü anlatıyor.
Hatta mezunlardan Türel Saranlı'nın yıllar sonra anlattığı bir anı var:
Diploma töreninde öğrencilere, hazırlanan çukurlara 10 fidan dikmeyenlerin diploma alamayacağı söylenmişti.
Bugün kulağa inanılmaz geliyor.
Ama o dönemin ODTÜ'sünde ağaç dikmek, üniversite kültürünün öylesine güçlü bir parçasıydı ki öğrenciler bu işi mezuniyetlerinin bile bir parçası olarak hatırlıyordu.
Ve asıl mesele şuydu:
O yıllarda birçok kişi bunun mümkün olup olmadığını sorguluyordu.
“Bu kadar kurak yerde orman mı yetişir?”
“Bu kadar fidan nereden bulunacak?”
“Fidanların kaçı tutacak?”
Hatta bazı kişi ve kuruluşlar dikilen fidanların büyük bölümünün kuruyacağından endişe ediyordu.
Ama Kurdaş ve ODTÜ topluluğu vazgeçmedi.
Yıllar geçti.
Bozkırın rengi değişmeye başladı.
Fidanlar büyüdü.
Fidanlar ağaç oldu.
Ağaçlar ormana dönüştü.
Ve bugün o çıplak arazi, yaklaşık 3.100 hektarlık dev bir orman ekosisteminin bulunduğu alana dönüştü.
ODTÜ'nün verilerine göre 1961'den günümüze yaklaşık 10 milyon iğne yapraklı ve 23 milyon yapraklı ağaç dikildi.
Üstelik ortaya yalnızca ağaçlardan oluşan bir alan çıkmadı.
140'tan fazla kuş türünün yanı sıra tilki, kurt, tavşan, keklik, kaplumbağa ve daha birçok canlı için yaşam alanı oluştu.
Orman, zamanla Ankara'nın iklimi üzerinde de etkisi olan bir mikroklima alanına dönüştü.

1995 yılında ODTÜ Ormanı doğal ve arkeolojik sit alanı ilan edildi.
Aynı yıl ağaçlandırma projesi Ağa Han Mimarlık Ödülü'ne layık görüldü. 2003'te ise TEMA tarafından da ödüllendirildi.
Bugün Ankara'da binlerce insan o ağaçların altında yürüyor.
Kimi koşuyor.
Kimi bisiklete biniyor.
Kimi gölgelikte oturuyor.
Kimi sadece şehrin betonundan uzaklaşıp nefes alıyor.
Ama çoğu insan, ayaklarının bastığı yerin bir zamanlar neredeyse tamamen çıplak bir bozkır olduğunu bilmiyor.
İşte bu yüzden Kemal Kurdaş'ın hikâyesi yalnızca bir rektörün hikâyesi değil.
Bir insanın, “Burada orman olmaz” denilen yerde orman kurma cesaretinin hikâyesi.
Kurdaş 1961-1969 yılları arasında ODTÜ'yü yönetti.
Bugünkü ODTÜ kampüsünün şekillenmesinde ve üniversitenin kurumsallaşmasında çok büyük rol oynadı.
Ama onun en sessiz miraslarından biri belki de en büyüğüydü:
Ağaçlar.

Çünkü bina eskir.
Yol değişir.
Koltuk el değiştirir.
Ama doğru yere dikilmiş bir ağaç, sizden çok daha uzun yaşar.
Kemal Kurdaş 19 Nisan 2011'de hayatını kaybetti.
Arkasında ise yalnızca bir üniversite değil, Ankara'nın ortasında büyüyen koca bir orman bıraktı.
Bugün ODTÜ Ormanı'nda yürürken yüzlerce yıllık bir ormanda yürümüyor olabilirsiniz.
Ama başka bir şeyi görüyorsunuz:
Bir insanın hayalinin, nesiller boyunca büyüyebileceğini.
Bir zamanlar “bozkır” denilen yerde bugün ağaçlar gökyüzüne uzanıyor.
Ve belki de Kemal Kurdaş'ın en büyük eseri, kendi adını taşıyan bir bina değil.
Gölgesinde hiç tanımadığı insanların oturduğu ağaçlardır.

Allah rahmet eylesin.
Peki sizce bugün böyle bir projeyi sıfırdan başlatacak kaç kişi çıkar?

Alıntı: Kızılırmak Türkü Diyarı

📖 Mustafa Kemal’in Trikopis’e karşılık takasını istediği Gavur Mümin kimdir?

Edirne’de iki gün kaldıktan sonra Atina’ya gönderildi. Aradan iki yıl geçti, 26 Ağustos 1922 ‘de başlayan Büyük Taarruz’un ardından Uşak yöresinde, Yunanlıların Küçük Asya Orduları Komutanlığına yeni atanan General Trikopis, yanındaki yüksek rütbeli subaylarla birlikte yakalandı.

İzmir’in 9 Eylül 1922’de ele geçirilmesinden sonra yapılan görüşmelerde Yunanlılar, General Trikopis’e karşı Albay Cafer Tayyar’ı önerdi.

Mustafa Kemal bu öneriyi dinlemedi bile. “Jandarma Yüzbaşısı Mümin’i isterim Trikopis’e karşılık!” diye kestirip attı.

Mustafa Kemal’in bu önerisi hem Yüzbaşı Mümin’i tanıyan hem de tanımayanları şaşkına çevirdi. Tanıyanlar, Mustafa Kemal’in bir vatan hainine sahip çıkmasını anlayamadılar. Tanımayanlarsa koskoca bir orgenerale karşı bir yüzbaşının takası ne menem iştir diyip kafalarını kaşıdılar!

Aslında Mustafa Kemal’in dışında hemen hemen hiç kimse Mümin’in ne yaptığını, asıl kimliğini bilmiyordu.

Mümin, İzmir’in işgalinden sonra Ankara’nın yolunu tutacaktı ki, çok iyi Rumca bildiği için Mustafa Kemal, Ege’de kalmasını, istedi: Milli Mücadele’nin gözü kulağı olacaktı İzmir’de.

Yunanlıların Ege ve İç Anadolu’daki askeri harekatlarının bilinmesi Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasında çok önemliydi.

Mümin artık batılılar gibi giyiniyor, bütün gün Kordon’da Yunan subaylarıyla kol kola dolaşıyor, sabahlara kadar onlarla yiyip içip eğleniyordu. Tabi onlardan aldığı her türlü bilgiyi de Ankara’ya iletiyordu anında.

Gerçeği bilmeyen arkadaşları için o artık işbirlikçi, satılmış, Gavur Mümin’ di...

Gavur Mümin’in öyküsünü Attila İlhan şöyle anlatır:

“Demokrat İzmir Gazetesi’ni yönetirken bana ‘Gavur’ Mümin’in öyküsünü getirdi Naci Sadullah Bey. Okuyunca dehşete düştüm... Onca hakarete hiç sesini çıkarmamış, suratına tükürenlere dönüp bakmamıştı...

Türk istihbaratının en önemli görevlisiydi. Sonunda İzmir sokaklarında Yunan istihbaratı onu yakaladı. Yunan Askeri Mahkemesi’nce ömür boyu hapse mahkum edildi. Kim ispiyonlamıştı Mümin’i peki? Türk İstihbaratı’nda çalışan bir Giritli Türk, Yunan İstihbarat görevlisiydi ve Mümin’i, o ele vermiştir. Sonradan kurşuna dizilmiştir ama o ayrı bir hikayedir!”

Mustafa Kemal’in işte General Trikopis ve yüksek rütbeli tutsak Yunan subayları karşılığında Mümin’i istemesinin nedeni budur. Daha sonra Cafer Tayyar’a karşılık 11. Tümen Komutanı Kladas’ı takas edecekti Ankara.

Yani Mustafa Kemal’in gözünde Mümin, Trikopis’den çok daha değerliydi. General Trikopis ve diğer generaller Atina’da büyük törenlerle karşılanırken Jandarma Yüzbaşı Mümin, sessiz sedasız esaretten gelip Ankara’ya gitti. Albay’lığa kadar yükseldi. Nişanlısı Muhsine Hanım’la evlendi ve 25 Ocak 1948’de İzmir’de öldü. Onu rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Atilla İlhan        


Alıntı: FB Kemalin Oğlu            

🇹🇷 Türkiye'den çıktı, Cambridge'de fiziğin zirvesine yükseldi!

 

🇹🇷 Türkiye'den çıktı, Cambridge'de fiziğin zirvesine yükseldi! 

Mete Atatüre…

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Boston University’de doktorasını tamamladı, ardından ETH Zürih’te kuantum fotoniği üzerine çalıştı. 2007’de Cambridge Üniversitesi’nin dünyaca ünlü Cavendish Laboratuvarı’na katıldı ve 2015’te profesör oldu.

Bugün ise Cambridge Cavendish Laboratuvarı’nın Fizik Bölümü Başkanı olarak görev yapıyor.

Çalışmaları; kuantum ağları, kuantum teknolojileri, ışık-madde etkileşimi ve nanoölçekli kuantum algılama gibi geleceğin teknolojilerini şekillendiren alanlara odaklanıyor.

Üstelik başarıları bununla sınırlı değil…

2020’de dünyanın saygın bilim kuruluşlarından Institute of Physics tarafından Thomas Young Madalyası ve Ödülü’ne layık görüldü. Aynı zamanda Institute of Physics, Optica, Academia Europaea ve Türkiye Bilimler Akademisi üyesi.

Bir Türk bilim insanının, 150 yılı aşkın bilim geleneğine sahip Cavendish Laboratuvarı’nın başında olması…

Gerçekten gurur verici. 🇹🇷👏

Bilim sınır tanımıyor. Türk bilim insanları da dünyanın en önemli araştırma merkezlerinde iz bırakmaya devam ediyor.

Alıntı

20260828

🎞️🇰🇿Kazakistan’ın Abay Köyü’nde düzenlenen Nevruz toyunda yüzlerce kişinin oynadığı Kökpar oyunundan bir kesit:

 

🇹🇷⛴️Büyük Atatürk ün gemisi Savarona 🧑‍🧑‍🧒‍🧒Halka ne zaman açılacak?

 

''Büyük Atatürk ün gemisi Savarona geziliyor mu diye sordum. Halka henüz açılmadı ancak yakında açılacak fakat henüz belli bir tarih yok dendi. 

En son çocukken, büyüdüğüm #Büyükada yakınlarında görmüştüm.

Heyecanlandım🐺♥️🇹🇷''

#30Ağustos #BüyükTaarruz



*Alıntı: S.PelinPEREMECİ @tunaboyutarihi

🎞️ "🌹Gül yetişir bahçe güzelleşir, 🙎🏻‍♀️Kız yetişir vatan güzelleşir."

 

📰 Adramytteion Antik Kenti kazılarında, Roma dönemine ait mozaikleri büyük ölçüde korunmuş villa bulundu

 

📍 Balıkesir'in Burhaniye ilçesindeki Adramytteion Antik Kenti kazılarında, Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen, mozaikleri büyük ölçüde korunmuş villa bulundu.

Balıkesir Kuva-yı Milliye Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Adramytteion Araştırmaları Heyeti Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Murat Özgen'in bilimsel danışmanlığında Ören Mahallesi'nde sürdürülen kazılarda, kentin Roma dönemine ilişkin konut alanlarından biri ortaya çıkarıldı.

Alanda gerçekleştirilen tespit sondajlarında çok tabakalı kültür katlarına ulaştıklarını belirten Özgen, ikinci çalışma dönemşnde Roma dönemine ait konut yapısını ortaya çıkardıklarını ifade etti. Salonların mozaik döşemeler, fresklerle kaplı duvarlar ile figüratif ve geometrik bezemelerle süslendiğini anlatan Özgen, şöyle konuştu: "Özellikle kuzey salonda 15 panel halinde farklı türlerde kuşlar, balık figürü ve Adramytteion kentinin MÖ 4. yüzyıldaki sikkelerinde temsil edilen kanatlı at figürü yer alıyor. Kanatlı atın, bu motifin sikkelerde kullanılmasından yaklaşık 500 yıl sonra, Roma dönemine ait bir yapıda da kenti temsil eden bir unsur olarak karşımıza çıkması oldukça önemli."

Mozaiklerde kedi ve köpek figürlerinin de bulunduğunu belirten Özgen, hayvanların isimlerinin yazıtlarla birlikte işlendiğini söyledi. Kedi figürünün "Zümrüt" anlamına gelen bir isimle, köpeğin ise "Okyanos" adıyla tasvir edildiğini aktaran Özgen, bu ayrıntıların yapının sahibine ilişkin değerlendirmeler yapılmasına imkan verdiğini kaydetti. 

Kaynak: AA (27.08.2026)




Alıntı: arkeolojihaber ® @arkeolojihaber


En Çok Okunanlardan...