Halet Çambel
D: 27 Ağustos 1916, Berlin, Almanya
Ö: 12 Ocak 2014, İstanbul
/*/
Halet Çambel + Nail Çakırhan = ‘Bir’lik
Nail Çakırhan, o zamanki adıyla Nail V., Nâzım Hikmet’in ortak şiir kitabı yayımladığı tek kişidir. Kitaplarının adı da “1+1=BİR”dir.
Halet Çambel’in amcası ise Nâzım Hikmet’in halasıyla evlidir. Amcasının hatıratında, Nâzım Hikmet ve Halet Çambel’in doğum tarihleri 14 yıl arayla, bir aradadır.
Lâkin Halet Çambel ile Nail Çakırhan’ın tanışmasında büyük şairin rolü olmamıştır. Bu tanıştırma için “Yaptığım en iyi şeylerden biridir” diyen Mina Urgan’dır bu kişi. Apayrı toplumsal yapılardan gelen Halet Çambel ve Nail Çakırhan’ın ömürleri boyu süren “bir”liği, adeta kitabın adı gibi “Bir” olma durumu böyle başlar.
Nail V., Osmanlı İmparatorluğu’nda, Muğla’nın Ula’sında doğar, o yıllarda liseye gidebilmek için Konya’nın yolunu tutar. Lise son sınıfta yazdığı bir şiir nedeniyle mahkemeye çıkarılır. Halet Çambel ise eski bir sadrazam ve dönemin Berlin sefirinin torunu olarak Alman İmparatorluğu’nun başkenti Berlin’de doğar. Eğitimi de ona göre olur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İstanbul’a gelirler ve annesinin yönlendirmesiyle İngilizce eğitim veren Arnavutköy Kız Koleji’ne yazdırılır. Okul nedeniyle tercih edilen semtin bulunduğu ev de Arnavutköy’de 8 dönüm arazi içinde yer alan bir yalıdır.
Nail Çakırhan lise sonrası geldiği İstanbul’da, edebiyata olan ilgisi nedeniyle daha önceden yazıştığı Nâzım Hikmet’le tanışır ve birlikte aynı dergide çalışmaya başlarlar. İdeolojik fikir birlikleri onları daha da yakınlaştırır, ortak kitaplarını 1930’da yayımlarlar. Aynı ideoloji nedeniyle gün gelir birbirlerinden uzaklaşırlar da. Sol hareketin içinde etkin olan Nail V. hapislerde yatar, 1934’te Moskova’ya sosyalizmi yerinde görmeye gider, orada evlenir. Hamile karısını bırakmak zorunda kalarak 1937’de ülkesine döner, Tan gazetesinde çalışmaya başlar.
Sadrazam torunu, mebus kızı Halet Çambel ise Paris’te arkeoloji öğrenimi görmeye gider, olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden ilk iki kızdan biri olur, hatta 20 yaşındayken katıldığı Berlin’deki o olimpiyatta Hitler’le görüşmeyi reddedebilecek iradede ve bilinçtedir. İstanbul Üniversitesi’nde, hocaların hocası olacağı öğretim hayatına başlar.
Rivayetlere göre Halet Çambel’e âşık olmayan neredeyse yokmuş, yalnızca güzelliğinden değil kişiliğinden de kaynaklansa gerek bu hayranlıklar. Nâzım Hikmet’in otobiyografik romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”de “Ne hakkınız var bizi burda saatlerce bekletmeye?” diye bağıran “genç ve güzelliği tuhaf bir kadın”dan bahseder. “Babası mebus. Kocası komünist. Koyu esmer bir oğlandır…” diye fiziği ve hak arama cesaretinde Halet Çambel’i bir çırpıda betimleyiverir.
Halet Çambel ve Nail Çakırhan ailelerine haber vermeksizin 1940 yılında evlenirler. Halet Çambel gizlemek için ya da engeller kaygısıyla değil, vazgeçirmeyi denemek için konuşmalarına fırsat vermemek adına habersiz evlendiklerini söylemişti.
Ortak yaşamları başlamıştır artık. Nail Çakırhan, Serteller’le birlikte yayıncılıkta, Halet Çambel üniversitede çalışır, akşamları birlikte çeviriler yaparlar, gecelerini gündüzlerine katıp geçimlerini sağlarlar. Nail Çakırhan 1946’da kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Sosyalist Emekçi Partisi’nin kapatılması üzerine 1950’ye kadar tutuklanır. Bu dönemdeki Sanasaryan Han’da gördüğü işkenceler ve Halet Çambel’in yıkamak için yanına aldığı kanlı çorapları hâlâ konuşulur.
Hapisane sonrası, yurt dışında olan karısının yanına gider. 1.5 yıl sonra yurda döndüklerinde Nail Çakırhan işsizdir. Halet Çambel Karatepe’de kazıdadır, zor koşullar altında çalışılmaktadır. Kazıda ortaya çıkarılan buluntuların sergilenmesi için hazırlanan inşai projeyi üstlenen yüklenici işi yapamamış, adeta kaçmıştır. Yeni bir yüklenici de bulunamamaktadır. Karı koca bu sorumluluğu üstlenirler. Okuyarak, öğrenerek ve büyük bir disiplinle Türkiye’nin ilk başarılı çıplak beton uygulamalarından biri olarak da literatüre girecek olan ilk açıkhava müzesinin gerçekleşmesini sağlarlar. Böylece Nail Çakırhan’ın yapıcılık dönemi ve çok sonra Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü alacağı süreç başlar. Bu dönem, Nail Çakırhan’ın Türkiye’nin en önemli alaylı mimarlarından biri olarak yetişme yıllarına dönmüştür.
Karatepe’li yıllar, Nail Çakırhan ve Halet Çambel’in birbirlerinin kişisel dünyalarına özenli ve duyarlı kaldıklarının da görülüp hissedildiği yıllardır. Hiçbir zaman kadın işi erkek işi gibi dayatmalar gözetilmemiş, yeri gelmiş Çakırhan yemek yapmış, Çambel odun kırmıştır; o an kim, ne için uygunsa…
Yeri gelmiş Nail Çakırhan milim milim (ki o zamanlar adı ustalar arasında adı “milum Nail”e çıkmıştır) kalıp ve demir kontrolüyle cebelleşmiş, Halet Çambel uygun vibratör aramaya kamyon ya da katır sırtında yollara dökülmüştür. Uzun yıllar süren çalışmalardan dolayı Halet Çambel neredeyse Karatepe’de, kazı evinde ikâmet etmiş, Nail Çakırhan işlerinin peşinde kâh Ankara, kâh İstanbul’da olmuştur. Ama onca uzaklıkta ve ayrı kentlerde, ülkelerde hep “birlik”lerini koruyarak, neredeyse elle dokunulabilen bir yoğunlukta aşk, sevgi, dikkat, özen ve yakınlıkla bir olmayı becerebilmişlerdir. Bunlara örnek olarak Karatepe bölgesindeki halk için başlattıkları okuma-yazma seferberliği, meslek edindirme, kilim dokumacılığını canlandırma, Kastabala’nın bir çimento fabrikasına kurban verdirilmemesi gibi pek çok şey aktarılabilir.
Kimileri Nail Çakırhan’ın oğlunu 40 yıl sonra Halet Çambel’in bulduğunu sanır, oysa Çambel bunu her duyduğunda düzeltirdi; “Hayır, oğlunu değil; karısını aradım ve buldum” diye.
Arnavutköy’de birlikte yaşadıkları yalıyı ve Akyaka’daki ödüllü evlerini içindeki her şeyiyle toplumsal amaçlı kullanımlar için bağışlamışlardır.
Onlar hem “bir ağaç gibi tek ve hür”düler, hem de ağaçlarından dallarından ayırt edilemeyen koca bir ormandılar sanki…
İçinde bulunduğumuz 2015 yılı Nail Çakırhan’ın 105. yaşı, Halet Çambel’in ise 100 yaşına merhaba denildiği yıl. Kadirşinas Akyaka’lıların gönül teşekkürü ise Nail Çakırhan’ın tasarladığı Yücelen Oteli’nin bahçesine kurulan büstleri.
Onlar hep yalın ve gösterişsiz, ama hep görkemle yaşadılar. Bu görkem kişilik ve dünya görüşlerinden ışıdı, ışıltıları da sürmekte.
Gençliklerinde yürürken söyledikleri Rusça şarkıdaki gibi mutluluğu birbirlerinde, sevinci toplumda aradılar; umudu yitirmemecesine:
“…Hiç bir şey biriktirmedik, ne otomobil, ne kürkve aramadık mutluluğu paradaMutluluk bu, sen ve ben; geleceğimiz bizim.işte çocuklar ve bizim tüm sermayemiz…Kimseyi suçlama bugün bir başımızayız diyedöneceğine inanıyorum çocuklarınDostlukla oturalım masaya ve çay sunalım herkeseyıllar önce nasılsa, yine aynı öyleHer şey değişecek, düzelecek her şey…”
M.Melih Güneş 8 Ekim 2015
*Alıntı