Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20261007
20261006
🎞️ 🗣️🎙️ Yılmaz Özdil'den Türk Tarihinden önemli süreçlerin değerlendirmeler...
Hollanda Türk kökenli hakemi konuşuyor
🎞️📰 Issız Aşkın Kahramanları... Ayla Dikmen'in hayat hikayesi...
- Alıntıdır
AYLA DİKMEN'İN HAYAT HİKAYESİ
Ayla Dikmen, 25 Mart 1944 tarihinde Kütahya’da Ali Rıza Dikmen ve Bedriye Dikmen çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Müzik dolu bir aile ortamında büyüyen Dikmen'in babası Ali Rıza Bey piyano ve ut çalarken, annesi Bedriye Hanım keman çalıyordu.
Eğitim hayatına ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Aydın Lisesi'nde devam eden Dikmen, burada okul korosuna katıldı. Koro çalışmalarında müzik öğretmeninin derleyip kendisine yorumlatacağı türkülere solist olarak eşlik ederken, aynı zamanda yabancı radyolardan dinlediği İngilizce şarkıları da söylemeye başladı.
Lise eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Yüksek Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti. Akademideki eğitimi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde stenograf olarak görev yaparak profesyonel çalışma hayatıyla tanıştı.
Ancak, müzik aşkı ağır basmaya başlayacaktı. Tanınmış sanatçı İlham Gencer’in bir çay partisinde yeteneğini fark etmesiyle, Dikmen profesyonel müzik hayatına adım attı.
Gencer'in yönlendirmesiyle İstanbul'da Yavuz Özışık ile iş birliği yapan Dikmen, bir radyo programında Şerif Yüzbaşıoğlu’nun orkestrasında "Parla Nur" takma adıyla solistlik yapmaya başladı. Başarıları kısa sürede fark edilen şarkıcı, Vasfi Uçaroğlu, Yurdaer Doğulu ve Kanat Gür’ün de yer aldığı orkestrayla birlikte 1964 yılında düzenlenen İkinci Boğaziçi Müzik Festivali'nde yılın en başarılı şantözü seçildi.
Bir yıl sonra, 1965 Balkan Melodileri Festivali’nde "Niksar’ın Fidanları" adlı parçasıyla birincilik elde etti ve geniş bir kitle tarafından tanınmaya başladı. Ayla Dikmen’in peş peşe yayınladığı plaklar büyük ilgi görerek onu dönemin en önemli isimlerinden biri haline getirdi. 1970’li ve 1980’li yıllarda TRT'de yer aldığı pek çok müzik programı ile adını daha geniş çapta duyurdu.
"Niksar’ın Fidanları", "Yanan Mum", "Anlamazdın", "Nereye", "Aşk Defteri" ve "Zehir Gibi Aşkın Var" gibi şarkılarıyla müzikseverlerin gönlünde taht kuran sanatçı, ne yazık ki 20 Ağustos 1990 tarihinde, henüz 46 yaşındayken rahim kanserine yakalanarak İzmir’de hayata veda etti.
Sanatçının yayımladığı 45’liklerin listesi şu şekilde: Ay Kız Adın Yamandır / Niksar’ın Fidanları (1965), Mühür Gözlüm / Merdiven (1965), Antonio / Kötü Bende Kaldı (1966), Ayrılık Şarkısı / Seninleyim (1968), Sensiz Yaşayamam / Nereye? (1971), Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda Ağlama (1971), Yanan Mum / Al Yanaklım (1972), Asker Mektubu / Of Aman, Aman (1972), Kime Ne Düştü? / Hadi Gidelim (1973), Bir Gölge Gibi / Sevmeden Kimse Seni (1973), Sus Arkadaş / Sonsuz Keder (1973), Aşk Defteri / Öpücük (1974), Yolcu Yolunda Gerek / Kalbime Kanımla Yazdım Adını (1974), Çoban Pınarı / Ay Ay Ay (1974), Yeniden Seveceğim / Kim Dinler Sizi? (1974), Hu Bismillah / Anlamadın mı? (1975), Benim Kaderim Bu / Hadi İçelim (1975), Onu Bunu Bilmem Kararlıyım / İlk ve Son Aşkımsın (1975).
Alıntı: Gercekedebiyat.com
🎞️🎶🗣️🎙️ Ayla Dikmen - Aşk Defteri
20261005
🎞️ 🪕Neşet Ertaş: ''....Türkü söyleyenden korkma...''
1-Sazdan o ses nasıl çıkar2-Böyle derin sözler nasıl yazılır3-Bu sözleri yazmak için neler yaşanır4-Verdiği konserlerle servet kazanacakken neden biletsiz ücretsiz konser verir5-Bir sanatçı ceketini çıkarmak için neden seyirciden izin ister6-Bir insan bir kadın için neden 20'den fazla türkü yaparİşte bunları okurken ahlak nedir, sanatçı kime denir, aşk neye denir bir düşünün...
-Alıntı
*****
Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın?Ben de gülemedim; yalan dünyadaSen beni gönlümce mutlu mu sandın?Ömrümü boş yere çalan dünyadaAh, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyadaSen ağladın, canım, ben ise yandımDünyayı gönlümce olacak sandımBoş yere aldandım, boşuna kandımRengi gözümde solan dünyadaAh, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyadaBilirim sevdiğim, kusurun yoktuSana karşı benim gayet de çokduFelek bulut oldu, üstüme yağdıYaşları gözüme dolan dünyadaFelek bulut oldu, üstüme yağdıYaşları gözüme dolan dünyadaAh, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyadaNe yemek ne içmek ne tadım kaldıGarip bülbül gibi feryadım kaldıAlamadım, eyvah, muradım kaldıBen gidip ellere kalan dünyadaAh, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyadaAh, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyada
🎶 *Neşet Ertaş – Cahildim Dünyanın Rengine Kandım*Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’ın gönüllere dokunan eserlerinden biri olan *Cahildim Dünyanın Rengine Kandım*, aşkı, hayal kırıklığını, pişmanlığı ve insanın hayat karşısındaki tecrübelerini anlatan unutulmaz bir türküdür.“Cahildim dünyanın rengine kandım, hayale aldandım boşuna yandım…” dizeleriyle başlayan bu eser, yaşanmışlıkların izini ve gönülde kalan hatıraları hissettiriyor.Anadolu’nun derin müzik kültürünü, Türk halk müziğinin samimiyetini ve Neşet Ertaş’ın eşsiz yorumunu seven herkes için…
📰✍️🧑🏻🌾 Atatürk’ün tarım stratejisi🚜🌾
Atatürk’ün tarım stratejisi
Tarımda hala üstesinden gelemediğimiz pek çok kronik sorunun çözümüne yönelik adımlar Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk tarafından atılmış. Ama Atatürk’ün vefatının ardından politikalar sahipsiz kalmış. O günkü şartlarda tarımda ortaya konan vizyon ve hedeflerden bugün bile çıkarılacak dersler var
Bir ülke düşünün…
Trablusgarp, Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndan yorgun çıkmış.
Elde yok, avuçta yok...
Yüzde 90’ı okuma yazma bilmeyen kaderiyle baş başa kalmış bir toplum…
Sermaye birikimi, alt yapı, yetişmiş tecrübeli işgücü deseniz yok denecek kadar az.
Yokluğun olduğu bir dönemde var olan tek şey Mustafa Kemal Atatürk’ün bu millette gördüğü umut ve güven.
İşte böyle bir ülkede her alanda mucizeler yaratılıyor.
Tarım da bu alanlardan bir tanesi. Bu hafta, vefatının 84. yıldönümü dolayısıyla Atatürk’ün tarım politikalarını hatırlatalım istedik sizlere.
O günkü şartlarda ortaya konan vizyon ve hedeflerden, izlenen politikadan bugün bile çıkarılacak çok önemli dersler olduğu kanısındayız.
Tabii çok kısa sürede devrimlere imza atan bir dünya liderinin tarım alanında yaptıklarını bir sayfada anlatmak mümkün değil.
Ancak özetleyebiliriz. 1927 nüfus sayımına göre Türkiye’de çalışan nüfusun yüzde 78’i tarımla uğraşıyordu.
13.6 milyon nüfusun neredeyse yüzde 80’inin kırsalda yaşadığı yoksul bir ülkede kalkınmanın yolunun tarımdan geçtiğinin farkında olan Atatürk, kırsal kalkınmanın temellerini 1923’te İzmir İktisat Kongresinde atıyor.
Türkiye’nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen 1.135 üyenin yer aldığı kongreye, çiftçi grubu 96 maddeden oluşan bir çalışma ile katılıyor.
“Milli ekonominin temeli ziraattır. Bunun içindir ki ziraatta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz.”
Köylünün temel istekleri, tarımsal üretimin önündeki engellerin kaldırılması ve üretimin teşvik edilmesi…
Türk çiftçisinin sırtındaki en büyük yük olan aşar (öşür) vergisinin kaldırılmasına yönelik karar, İzmir İktisat Kongresinde alınıyor ve 1925 yılında çıkarılan yasayla kaldırılıyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında köylünün büyük bir kısmının toprağı yoktu; bu da tarımsal üretimi olumsuz etkiliyordu.
Atatürk, toprağı olmayan köylünün toprak sahibi olmasına büyük önem veriyordu. O yüzden 1925’de kabul edilen bir kanunla bedeli 20 yılda ödenmek üzere devlete ait araziler köylülere dağıtılarak köylü toprak sahibi yapıldı. 1923-1938 yıllarını kapsayan 15 yılda köylüye 3.7 milyon dönüm arazi dağıtıldı.
Tabii iş bununla bitmiyor. Köylü yoksul, ekonomik gücü zayıf. Atatürk döneminde Ziraat Bankası daha aktif hale getirilerek şube sayısı artırılıyor. Köylüye üretim sermayesi sağlamak amacıyla uzun vadeli ve faizsiz krediler sağlanıyor. Çiftçi bu kaynak sayesinde üretime yönelik gereksinimlerini ve eksiklerini tamamlama fırsatı bulurken, tefecilerin elinden de kurtarılmış oluyor.
Kooperatifçilik destekleniyor
Tarımsal kooperatifçiliğin Cumhuriyet dönemindeki gelişme süreci de destekleniyor.
1924 yılında “İtibari Zirai Birlikler Kanunu”, 1929 yılında “Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu” ve 1935 yılında çıkarılan “Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” ile kooperatifçilik daha nitelikli hale getiriliyor. Tarım Kredi Kooperatifleri etkinleştirilerek çiftçilere alternatif kredi bulma imkânı sağlanıyor.
Kooperatifçiliği yaygınlaştırmak isteyen Atatürk, Mersin’in Silifke İlçesi’nde 10 köyden 36 çiftçi ile birlikte 1936 yılında Tekir Tarım Kredi Kooperatifi’ni kurarak 1 numaralı ortağı oluyor.
Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımı geliştirmek ve korumak için mekanizasyonda da önemli adımlar atılıyor.
Tarım aletleri, makineleri ve ilaçlarının satın alınarak halka tanıtılması amacıyla 1937 yılında Zirai Kombinalar İdaresi kuruluyor. Bugünkü Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) bir kolu olan kombinalar sayesinde yurdun değişik yörelerindeki hazineye ait boş, atıl araziler seçilip, çiftlik haline dönüştürülüyor.
Modern tarım tekniklerinin uygulanması, tarım sanayinin geliştirilmesi ve bu konularda çiftçilere önderlik yapması amacıyla Atatürk’ün muhtelif tarihlerde kurduğu çiftlikler Devlet Ziraat İşletmeleri adı altında toplanıyor. Köylülere pulluk dağıtılırken, traktör kullanan büyük çiftçiler destekleniyor. Hasat makinalarının ortak kullanımı teşvik ediliyor. Çiftçinin tarım aleti, makine ve gübre ihtiyacı sağlanırken, ücretsiz fidan dağıtılan çiftçiler için numune çiftlikleri kuruluyor.
Islah çalışmaları başlatılıyor
Tarım, bitkisel üretimden ibaret değil.
Hayvancılıkta ıslah çalışmalarının yapılması için 1926’da Hayvan Islah Kanunu çıkarılıyor.
Ankara’da Gazi Çiftliği’ne 1925 yılında Macaristan’dan Simental ırkı sığırlar getiriliyor. Böylece hayvancılıkta et ve süt verimini artırmak adına ıslah çalışmaları başlatılıyor.
Cumhuriyetin ilk kurumları arasında yer alan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 13 Temmuz 1938’te kuruluyor. Hükümet, buğday fiyatında istikrar sağlamak için gerekli gördüğü zaman Ziraat Bankası ve TMO aracılığı ile buğday alım satış işlerini üzerine alıyor.
Hayvancılıkta gerçekleştirilen ıslah çalışmaları bitkisel üretimde de uygulanıyor.
Cumhuriyet döneminde Ankara, Eskişehir, Erzurum ve Yeşilköy’de tohum ıslah istasyonları kuruluyor.
Adana ve Nazilli’de pamuk ıslah istasyonları açılıyor.
Çiftçinin pamuğuna katma değer yaratmak için Türkiye’nin ilk kamu iktisadi teşekkülü olma özelliğini taşıyan ve adı bizzat Atatürk tarafından konulan Sümerbank, 1933 yılında kuruluyor.
Adapazarı’nda patates ve mısır ıslah istasyonu; Bursa, Antalya, Diyarbakır, Edirne ve Denizli’de ise ipek böcekçiliği istasyonu hizmete açılıyor.
Kayseri’de yonca istasyonu, Antalya’da sıcak iklim bitkilerine yönelik ıslah istasyonları kuruluyor.
Şeker fabrikaları kuruluyor
Atatürk, tıpkı buğday gibi stratejik olarak gördüğü şekerpancarı üretimini de yaygınlaştırıyor. Şeker pancarını işlemek için 1926 yılında ilk şeker fabrikaları olan Alpullu ve Uşak hizmete giriyor. 1933 yılında Eskişehir, 1934 yılında ise Turhal Şeker Fabrikası kuruluyor.
Dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden Atatürk, tarımsal eğitime de önem veriyor.
1927 yılında Almanya’dan bir bilim heyeti Türkiye’ye davet ediliyor. Oldenburg Heyeti, hükümete verdiği raporda modern bir ziraat yüksek öğretim kurumunun açılmasını öneriyor.
1928 yılında Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsünün temeli atılırken, 1930 yılında Ankara Yüksek Ziraat Mektebi açılıyor. Aynı yıl İstanbul, Bursa, İzmir ve Adana’da birer ziraat okulu eğitim vermeye başlıyor.
Açılan enstitüler gerek kuruluşu gerekse akademik faaliyetleriyle tam bir tarım üniversitesi konumunda.
Ziraat okulları ile diğer tarım kuruluşları teknik bilgileri çiftçilere ulaştırmak ve teknik elemanlara yeni bilgiler vermek amacıyla kurslar açarak bu alandaki eksiklikleri gidermek için önemli aşamalar kaydediyor.
Gıda bağımsızlığı mücadelesi
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarımda atılan adımlar ve hamleler sayesinde tarımsal ürünlerin çeşitliliği, ekiliş alanları, dekar başına verimleri her geçen yıl artıyor.
Türkiye, ithalatçı olduğu pek çok tarımsal üründe kendi kendine yetmesinin ötesinde ihracatçı konuma geliyor.
Ve tüm bunlar dönemin zorlu şartları ve kısıtlı kaynaklarına rağmen gerçekleştiriliyor.
“Türkiye’nin sahib-i hakikisi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür” diyen Atatürk’ün ne kadar vizyon sahibi olduğu izlediği bu strateji sayesinde bir kez daha ortaya çıkıyor.
Aslına bakarsanız Atatürk, bağımsız ve özgür bir Türkiye için verdiği milli mücadelenin ardından ülkenin gıda bağımsızlığı için tarımda da bir kurtuluş mücadelesi veriyor.
Atatürk’ün tarıma bakışı ve tespitleri
Mustafa Kemal Atatürk’ün tarım ile ilgili öyle önemli tespitleri var ki bugün bile geçerliliğini koruyor.
Atatürk’ün tarıma bakış açısını ortaya koyan şu cümlelerini hatırlamakta fayda var: “Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca yayılmayı kolaylaştıracaktır. Fakat bu çok önemli işi isabetle amacına ulaştırabilmek için ilk önce ciddi etütlere dayalı bir tarım politikası tespit etmek ve onun için de her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir tarım rejimi kurmak lazımdır.”
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bu tespitlerin günümüz Türkiye’sinde bile karşılığı var.
Zira, bizim bugün bile gerçek manada orta ve uzun vadeli bir tarım politikamız ve stratejimiz maalesef yok. Tarımsal yayım ve çiftçi eğitiminde hala gerçek bir koordinasyon sağlayabilmiş değiliz.
Atatürk’ün kafasındaki tarım politikasını ve rejimini hayata geçirmesi o dönemde hiç de kolay değil.
‘Topraksız çiftçi kalmamalı’
Toprağın kıymetini çok iyi bilen Atatürk, bu konudaki planını şu sözlerle özetliyor:
“Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir nitelikte olması gerekir. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus yoğunluğuna ve toprağın verim derecesine göre sınırlandırılması lazımdır.”
Gelelim bugüne…
Biz bugün miras yoluyla parçalara bölünen tarım alanlarının daha da küçülmesinin önüne geçmek için geç de olsa yasa çıkartırken, tarım alanlarını toplulaştırmak için yıllardır çaba sarf ediyoruz. Gelişmiş ülkelerin 60 yıl önce hallettiği bu meseleyi biz hâlâ aşamadık. Buna karşın özellikle son 30 yılda tarım alanları hızla vasfının dışına çıkarılırken, toprağın verim ve kalitesini de hızla kaybediyoruz.
Planlı tarım stratejisi
Atatürk, o dönem tarımda mekanizasyonun öneminin de farkında. “Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş makinalarını artırmak, yenileştirmek ve korumak için vakit geçirmeden önlem alınmalıdır” diyen Mustafa Kemal, “Memleketi; iklim, su ve toprak verimi bakımından, tarım bölgelerine ayırmak gerekir. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern pratik tarım merkezleri kurulmalıdır” sözleriyle sanki günümüz Türkiye’sine mesaj gönderiyor.
Zira yıllardır konuştuğumuz ancak sadece kâğıt üzerinde kalan havza bazlı üretim modeline bir türlü geçebilmiş değiliz. Tarımda plansız ve programsız bir üretim gerçekleştirildiği için arz-talep dengesini sağlayamıyor, fiyatta istikrarı yakalayamıyoruz. Tarımsal üretimde verim ve kalitenin öneminin farkında olan Atatürk, konuya sadece iç pazar değil ihracat açısından da bakıyor. Atatürk, “Başta buğday olmak üzere, bütün gıda ihtiyaçlarımızla sanayimizin dayandığı çeşitli hammaddeleri temin ve dış ticaretimizin esasını oluşturan çeşitli ürünlerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarlarını artırmak, kalitesini yükseltmek, üretim masraflarını azaltmak, hastalık ve zararlılarıyla uğraşmak için gereken teknik ve yasal her önlem zaman geçirilmeden alınmalıdır” diyor.
Bu tespitler 2022 Türkiye’sinde güncelliğini koruyor.
Bugün Türkiye, başta buğday olmak üzere pek çok üründe dekar başına verimliliklerde olması gereken seviyede değil. Ürünlerin kalite ve standardizasyonunda gıda sanayi ve ihracat pazarının beklentilerini tam manasıyla karşılayamıyor. Pestisit, günümüzün en büyük sorunu olarak karşımızda duruyor. Tarımsal girdi maliyetleri ise kronik bir soruna dönüşerek çiftçinin sırtındaki en büyük yük durumunda.
İrfan Donat
Alıntı/Kaynak: https://gazeteoksijen.com/yazarlar/irfan-donat/ataturkun-tarim-stratejisi-164340
📰🌱🇹🇷 Üreten Türkiye - Atatürk’ün memleketin efendisi üreticisiyle coşkusu
''Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde milletçe başardığımız Cumhuriyet Devrimimizin 100 yılını tamamladık. Şu bir gerçek ki; tarihin kaydettiği en büyük devrimlerden birisi olan Cumhuriyet Devrimimiz aynı zamanda, ülkemizi parçalamak isteyen emperyalist güçlerle aramızdaki 100 yıllık amansız mücadelenin adıdır.’'
-Alıntı
Atatürk'ün Tarımla İlgili Sözleri
"Burada bir çiftlik kuracağım. Bu çiftlikte hayvanlar yetiştireceğim. Bir küçük ormanın kenarında tarım endüstrimize ait bacalar tütecek."
"Kılınç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima yenildi."
"Köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları, verimli, modern, uygulamalı tarım merkezleri kurmak gereklidir."
"Bende çiftçi olduğumdan biliyorum. Makinesiz tarım olmaz."
"Türkiyenin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür."
"Milletimiz çiftçidir.Milletin çiftçilikteki çalışma imkanlarını, asri ve iktisadi tedbirlerle en yüksek seviyeye çıkarmalıyız."
"Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bu gün dünya üzerinde olmayacaktık."
"Milli ekonominin temeli tarımdır. "
- ''Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: “Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sapanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktır.” 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S. 117)
- ''Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını yeni ekonomik tedbirlerle son hadde eriştirmeliyiz. Köylünün çalışmasının neticeleri ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ruhudur. '' 1922 (Atatürk’ün S.D. II, S. 219)
- ''Türk köylüsünü ‘Efendi’ yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez.'' (Mahmut Esat Bozkurt, Yakınlarından Hatıralar S. 94)
- ''Kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Fakat sapan kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur.'' (1923)
- ''Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık.'' (Mart 1928)
- ''Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız. Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati lehine azamî haddine yükseltmek, istisadî siyasetimizin temel taşıdır.’' (1922)
- ''Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini arttıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır.'' (1922)
- Köylüden ağır vergileri kaldırmak.
- Köye para ve kredi sağlamak.
- Köylünün ürününü geliştirme ve koruma.
- Köylünün bilgi ve görüşünü yükseltmek.
- Toprağı olmayan çiftçilere toprak dağıtmak.
T.C.RİYASETİBAŞVEKALETEMalum olduğu üzere, ziraat ve ziraai ihtisas sahasında fenni ve ameli tecrübeler yapmak maksadı ile muhtelif zamanlarda memleketin muhtelif mıntıkalarında mütaaddit çiftlikler tesis etmiştim.On üç sene devam eden çetin çalışmaları esnasında faaliyetlerin; bulundukları iklimin yetiştirdiği her çeşit mahsulattan başka, her nevi ziraat sanatlarına da teşmil eden bu müesseseler; ilk senelerden başlayan bütün kazançlarını inkişaflarına sarf ederek büyük küçük müteaddit fabrika ve imalathaneler tesis etmişler, bütün ziraat makine ve aletlerini yerinde ve faydalı şekilde kullanarak bunların hepsini tamir ve mühim bir kısmını yeniden imal edecek tesisat vücuda getirmişler, yerli ve yabancı birçok hayvan ırkları üzerinde çift ve mahsul bakımından yaptıkları tetkikler neticesinde, bunların muhite en elverişli ve verimli olanlarını tespit etmişler, kooperatif teşkili suretiyle veya aynı mahiyette başka suretlerle civar köylerle beraber faydalı şekilde çalışmışlar, bir taraftan da iç ve dış piyasalarla daimi ve sıkı temaslarda bulunmak suretiyle faaliyetlerini ve istihsallerini bunların isteklerine uydurmuşlar, ve bugün her bakımdan verimli, olgun ve çok kıymetli birer varlık haline getirmişlerdir.Çiftliklerin, yerine göre araziyi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek, ihtikarla fiili ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır.
Bünyelerinin metanetini ve muvaffakiyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticari esaslar dahilinde idare edildikleri ve memleketin diğer mıntıkalarında da mümasilleri tesis edildiği takdirde, tecrübelerini müspet iş sahasından alan bu müesseselerin ziraat usullerini düzeltme, istihsalatı artırma ve köyleri kalkındırma yolunda devletçe alınan ve alınacak olunan tedbirlerin hüsnü intihap ve inkişafına çok müsait birer amil ve mesnet olacaklarına kani bulunuyorum ve bu kanaatle, tasarruflum altındaki bu çiftlikleri bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşlarıyla beraber hazineye hediye ediyorum. Çiftliklerin arazisi ile tesisat ve demirbaşını mücmel olarak gösteren bir liste ilişiktir.
Muktazi kanuni muamelenin yapılmasını dilerim.
II-VI-1937.
Kemal ATATÜRK
23.6.37
20261004
📷 Kubbesinde tabut bulunan Katip Sinan Camisi!
Kubbesinde tabut bulunan Katip Sinan Camisi!
1496 yılında camiiyi yaptıran 2. Beyezid'in mutfak kâtibi Sinan Efendi'nin vasiyetii üzerine kubbeye yerleştirilmiştir.
Alıntı: Umut Güner @umuttgunerr
🎞️ Burası İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Hasköy. Kahvede oturan neredeyse iki kişiden biri Afro-Türk.
Burası İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Hasköy. Kahvede oturan neredeyse iki kişiden biri Afro-Türk. Saha araştırması yapmadan masal anlatan bazı Amerikanvari tarihçilerimiz gibi ofisinde oturup belgesel yapanları da gördük. @trtworld ise bu belgeseli günlerce o köylerde çekti. https://t.co/lr2I6LlUdj
— Halim Gençoğlu (@halimgencoglu) October 4, 2026
''Burası İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Hasköy.
Kahvede oturan neredeyse iki kişiden biri Afro-Türk.
📖 Osmanlı Hâkimiyetinde Aynoroz Yarımdası’ndaki Kilise ve Manastırlar - Yrd. Doç. Dr. Vedat TURGUT
Osmanlı Hâkimiyetinde Aynoroz Yarımdası’ndaki Kilise ve Manastırlar
Yrd. Doç. Dr. Vedat TURGUTBilecik Şeyh Edebali Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
vedat.turgut@bilecik.edu.tr
Özet
Elinizdeki çalışma Selanik Sancağı’na bağlı imtiyazlı bir bölge olan Aynoroz Yarımadası’ndaki manastır ve kilise vakıflarını incelemekte olup, kaynağını tahrir defterleri teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Osmanlı Devleti’ndeki dini hoşgörüyü gözler önüne sermektir. Osmanlı Devleti’nin fethettiği yerlere adaletle hükmettiği ve İslam dinindeki zımmî hukuka riâyeti bilinen bir gerçekliktir. Başta İstanbul, Kudüs ve Selanik olmak üzere gayrı müslimlerden alınan her yerde bunun uygulamasını görmek mümkündür. Tahrir Defterleri’nin genel olarak manastır ve kilise vakıflarına ait kayıtlar konusundaki suskunluğu dikkate alındığında konunun önemi daha da belirginleşir. Osmanlılar, İslam hukukuna uygun olarak fethettikleri yerlerdeki en büyük mâbedi câmiye tahvil etmişlerdir. Bunun birçok örneğini Selanik şehrinde de görmek mümkündür. Ancak Aynoroz kutsallığını sadece Athos Dağı’nın değil, aynı zamanda Osmanlı himâyesinin gölgesinde muhafaza etmiştir.
GİRİŞ
.....
🗺️ Aynoroz yarımadasındaki Koutloumossiou (Kutulmuş veya Kutalmış) Manastırı.
Aynaroz yarımadasındaki Koutloumossiou Manastırı. Yani Kutulmuş veya Kutalmış Manastırı. 12. yüzyılda keşiş Konstantin tarafından tesis edilmiş. Selçuk hanedanından din değiştirmiş bir prensmiş. Manastırın 1856'daki gravürü ve şimdiki hali
Alıntı: https://www.huseyinsayin.com/kadinlara-1000-yildir-yasak-bolge-aynoroz-yarimadasi/
***Aynoroz kutsallığını sadece Athos Dağı’nın değil, aynı zamanda Osmanlı himâyesinin gölgesinde muhafaza etmiştir.***
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...
-
Kendilerini "trakya'nın yerlileri" olarak kabul eden, 1300'lü yıllardaki ilk osmanlı fetihleriyle birlikte trakya'ya ...
