Şair, edebiyatçı, solcu ve cezaevi ressamı Nazım
Şiir yazdı, rejimle kavga etti, siyasetiyle sürgün oldu, adı yıllarca yasak listelerinde dolaştı. Onun hayatı söz konusu olduğunda genellikle atlanan bir ayrıntı var: Nazım Hikmet kaleminden çıkanlar yalnızca şiir, yazı ya da mektuplar değildi: Çiziyordu. Hem de çok küçük yaşlardan itibaren...
1902’de Selanik’te doğan Nazım Hikmet'in ailesi kültürlü bir aileydi ve çevrelerinde hemen herkes ayrı bir entelektüeldi.
Annesi Celile Hanım, Sanayi-i Nefise çevresinde tanınan bir ressamdı, Türkiye'nin ilk kadın ressamlarından biri olarak tarihe adını yazdırdı.
Nazım'ın evinde resim vardı, yüzlere bakarak düşünmek vardı...
Resim eğitimi almadı ama çizimin yetenek gerektirdiği kadar ifade biçimi olduğunu çok erken öğrendi.
Ve cezaevi ressamı Nazım da böyle ortaya çıktı... O Nazım, ressam İbrahim Balaban'ı yetiştirdi.
***
Genç yaşta siyasetle tanıştı, Moskova’ya gitti, hem devrimci fikirlerle hem de modern sanatla iç içeydi.
Memlekete dönüşünde, 1928 yılında gizlice ülkeye girerken Hopa’da yakalandı: Yokluğunda açılan davanın tutuklusu olarak cezaevine gönderildi. Uzun cezaevi yılları böyle başladı.
Vatansız bırakıldı, sürgün yılları başladı.
Moskova’da yerleşti, orada öldü.
"Bana gelince, bir hayli zamandır işi ressamlığa döktüm, beş seneden beri elime fırça aldığım yoktu, birdenbire ayranım kabardı ve şimdi elimden fırça düşmüyor, hele tabiat resimlerine, nakış elemanına pek merak saldım. Senin anlıyacağın, boyuna resim yapıyorum, yağlı boya, sulu boya, çini mürekkebi, kurşunkalem, tuval üstüne, kontrplak üstüne, kâat üstüne. Yani, yaşlanmakla filan durulmayan huyum, yani bir şeye kendimi verince balıklama dalıvermem, bu sefer resimde kendini gösterdi, resim yapamadığım zaman adeta hastalanıyorum"
''Çünkü Nazım Hikmet, düşündüklerini kelimelerle yazıya döken, aşkını dizelerde yaşayan ve gördüğünü çizerek yeniden düşünen bir isimdi...''
"Bana gelince, bir hayli zamandır işi ressamlığa döktüm, beş seneden beri elime fırça aldığım yoktu, birdenbire ayranım kabardı ve şimdi elimden fırça düşmüyor, hele tabiat resimlerine, nakış elemanına pek merak saldım. Senin anlıyacağın, boyuna resim yapıyorum, yağlı boya, sulu boya, çini mürekkebi, kurşunkalem, tuval üstüne, kontrplak üstüne, kâat üstüne. Yani, yaşlanmakla filan durulmayan huyum, yani bir şeye kendimi verince balıklama dalıvermem, bu sefer resimde kendini gösterdi, resim yapamadığım zaman adeta hastalanıyorum"
KENDİ YAPTIĞI PORTRELER
(Bursa/1941)
(Savaşa Giden Askerler/Bursa)
(Çankırı/1940)
(İstanbul/1939)
(İstanbul/1939)
(Çankırı/1940)
(Bursa/1941)
(Çankırı/1940)
Kaynak-Alıntı: Cemile Y. Çetin - Odatv.com
https://www.odatv.com/kultur-sanat/sair-edebiyatci-solcu-ve-cezaevi-ressami-nazim-i-nazim-hikmetin-cizdigi-resimler-i-ressam-nazim-hikmet-120131348?sayfa=10