....
Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20200305
20200304
🎞 🇹🇷Türk milleti vicdanını ve insanlığı Yunan sınırında da gösterdi🧿
Sevgili Büşra, senin biricik vicdanını, mesleğine ve insana olan saygını Avrupa’nın evrensel dediği hiçbir değerine değişmem. İyi ki varsın… pic.twitter.com/1KJN2K3YQS— Dr. Fahrettin Koca (@drfahrettinkoca) March 4, 2020
🎞 Türk doktorlar Koronavirüsüne karşı alınması gereken önlemler konusunda halkı bilgilendiriyo
Canım Türk doktorları; ❤️ pic.twitter.com/gZgQq2HjMt— İrem Çiçek (@irem_cicek) March 4, 2020
20200303
Tıp Eğitimi Veren İlk Kadın
TIP EĞİTİMİ VEREN İLK KADIN..
1891 de İstanbula doğdu. Lise bitince doktor olmaya karar verdi. Ama "" Tıp fakültesine kadın öğrenci almıyoruz""cevabı ile karşılaştı. Zorluklarla Almanya ya Tip okumaya gitti, açlık ve sefaletin dibini gördü. Günlüğünde""Çöplükten çıkartıp geceleri yediğim ekmek ağrıma gitmedi,ülkemde tıp fakültesi varken buralarda okumak, ağrıma gidiyor""diyordu.Okul biter, ülkeye çocuk ve kadın hastalıkları hekimi olarak geri döner. Hasta ve zayıf çocuklar için Hilal-i Ahmer adlı muhayanesini açar, ama kimse kadın diye gelmez, evinde yoksul hasta çocuk ve kadınları tedavi eder. Direnip uğraşarak, kadınların Tıp Fakültelerine alınmasını sağlar ve ülkede ilk tıp eğitimi veren ilk kadın hekimdir.
1891 de İstanbula doğdu. Lise bitince doktor olmaya karar verdi. Ama "" Tıp fakültesine kadın öğrenci almıyoruz""cevabı ile karşılaştı. Zorluklarla Almanya ya Tip okumaya gitti, açlık ve sefaletin dibini gördü. Günlüğünde""Çöplükten çıkartıp geceleri yediğim ekmek ağrıma gitmedi,ülkemde tıp fakültesi varken buralarda okumak, ağrıma gidiyor""diyordu.Okul biter, ülkeye çocuk ve kadın hastalıkları hekimi olarak geri döner. Hasta ve zayıf çocuklar için Hilal-i Ahmer adlı muhayanesini açar, ama kimse kadın diye gelmez, evinde yoksul hasta çocuk ve kadınları tedavi eder. Direnip uğraşarak, kadınların Tıp Fakültelerine alınmasını sağlar ve ülkede ilk tıp eğitimi veren ilk kadın hekimdir.
20200302
🖼 🇹🇷 Ebedi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
1902 Teğmen
1903 Üsteğmen
1905 Kurmay Yüzbaşı
1907 Kıdemli Yüzbaşı
1909 Hareket Ordusuna Kurmay Başkan
1911 Binbaşı
1912 Derne Komutanı
1914 Yarbay
1915 Albay
1916 Tümgeneral
1921 Mareşal ve Gazilik
Ebedi Başkomutan
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
1903 Üsteğmen
1905 Kurmay Yüzbaşı
1907 Kıdemli Yüzbaşı
1909 Hareket Ordusuna Kurmay Başkan
1911 Binbaşı
1912 Derne Komutanı
1914 Yarbay
1915 Albay
1916 Tümgeneral
1921 Mareşal ve Gazilik
Ebedi Başkomutan
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
📆🇹🇷 Tarihte Bugün: ~ 1 Mart 1935 ~ Atatürk TBMM'de dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçildi
~ 1 Mart 1935 ~
Atatürk TBMM'de dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçildi
Atatürk'ün, dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ant içmesi ve konuşması: "...Bu içtiğim antla üzerime aldığım onurlu görevin, kutsal olduğu kadar ağır da bulunduğunu pek iyi anlıyorum. Buna benim özel gücüm, ancak sizin, seçkin arkadaşlarımın ayrılmaz birliği ve arasız yardımı ile yetebilir. Bu değerli güvencin benden esirgenmeyeceğine inancım büyüktür."
Yeni hükümeti kurma görevi tekrar İsmet İnönü'ye verildi.
1 Mart 1935 yılında toplanan TBMM'de tam 18 kadın milletvekili yer aldı.
🎞🇹🇷Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Türkler
İlk Türkler kim? Türkler Nasıl Ortaya Çıktı? Türk Tarihinin aydınlatılması gereken en önemli noktası burası. Maalesef tarihçilerimiz bu soruya somut bir yanıt veremiyorlar. Türklerin Ana Yurdu ve tarihsel geçmişini özetlediğimiz söyleşide Türklerin tarihin derinliklerine kadar giden geçmişini, yaşadıkları coğrafyayı ve tarih sahnesindeki serüvenlerini konuştuk.
Türk Kimliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Türkler
29 Eylül 2013
Türk’lük kavramının ortaya çıkışı bugün Türk olarak tanımladığımız toplumların tarih sahnesine çıkması ile neredeyse yaşıttır. Bunun yanında “Türk” ifadesinin nasıl ve ne zaman kullanılmaya başlandığı ile ilgili yoğun bir handikap ve bilgi kirliliği mevcuttur. Araştırılması ve bu araştırmaların arkeolojik çalışmalarla teyit edilmesi çok zor olan Asya tarihi maalesef kimi tarihçilerin keyfe keder yorumlarlarıyla ciddiyetsiz bir hal almış durumdadır. Günümüzde yapılan detaylı araştırmalarda ve Türk’lerin ilişkide bulunduğu toplumların tarihlerinde kendi Tarihimizin izlerine rahatlıkla ulaşabiliyoruz.
Türk toplumlarını teşkil eden “Amerind - Beyaz Irk” melezi Ön Türk’ler, tarih sahnesine iki koldan (Aral Gölü ve Tanrı Dağları) çıkmış, bu iki kol 4.000 Yıl önce ÖTÜKEN’de birleşerek yeni bir toplum oluşturmuştu. M.ö. 2.000 li yıllarda ortaya çıkan bu toplum artık Kendisine “Türk” demeye başlamıştır. Zira Aral’dan gelen Ön Türk kolu, buraya göç etmeden önce kendilerine “Türk” demekteydiler. Aral Kolundan gelen Ön Türk’lerin kendilerine Türk demeleri, Tanrı dağlarındaki buluşmadan 1000 yıl önce başlar. Dolayısıyla Türklük kavramının kaynağına ulaşmamız için Kendilerine ilk Türk diyen Aral’lı Ön Türk kolunun üzerinde yoğunlaşmamız gerekecektir.
Aral’lı Ön Türk’ler tarih sahnesine -8.000’li yıllarda çıkmışlardı. Kuzeyden inen Amerind’ler ile Aral Gölünün yerlileri olan Beyaz Irk mensubu iki toplum burada akrabalık bağı kurarak uzun yıllar yaşamış ve en eski Ön Türk toplumunun temellerini oluşturmuşlardı. Kendilerine henüz “Türk” demeyen bu toplum, binlerce yıl yaşadıkları Aral Gölü, Hazar Denizi ve Doğu Kafkasya bölgelerindeki müstakil yaşantılarını şartların gereği olarak medeni yaşama dönüştürmeye başladılar. Boylar ve Aşiretler halinde yaklaşık 4 Bin yıl yaşayan bu toplumlar yaşamın kaynağı olan sulak bölgeler üzerinden göç hareketlerine giriştiler. Bu göç hareketleriyle birlikte ulaştıkları Mezopotamya’da yeni bir otoriter sistem inşa ettiler. M.ö. 4.000’li yıllarda giriştikleri bu göç hareketi ile Dünya Medeniyetin temellerini atan Sümer Devletler topluluğunun kurucu unsuru oldular.
Sümerleri tek başına bir ülke yada müstakil bir toplum olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Kuzeyden gelen Ön Türk kolları, bu bölgede Mezopotamya’nın yerli unsurları ile birlikte yaşayarak teşkilatlı bir yönetim düzeni oluşturdular. Bu tarihe kadar Mezopotamya’da bir medeniyet kurulmamıştı ve belli bir toplumun vatanı olarak kabul edilmemekteydi. Daha önce Devlet ve Medeniyet tecrübesi olmayan bu toplumlar bir nevi Birleşmiş Milletler halinde kurallara dayalı, birbirleri ile iyi komşuluk ilişkilerini esas almış bir ortak yönetim biçimi oluşturdular. Tarihçiler, günümüzde bu yönetime “Site Devletleri” adını verirler. Bu yönetim biçiminde her toplum kendi Şehrinde yaşıyor, kendi Kralı tarafından yönetiliyor ve diğer toplumların yönetimlerine karışmıyordu. Bunun yanında tüm SümerŞehir Devletleri aynı dini inanışlara sahip, aynı dili konuşan, aynı toplumsal kurallar ve birbirine çok benzeyen yaşayış şekilleri ile varlıklarını devam ettirmekteydiler. Bu yönetim biçimi binlerce yıl ayakta durmuş, medeniyetin temeli olan Yazıyı keşfetmiş ve kullanmaya başlamış, toplum olarak güçlendikçe sayıları hızla artmıştır.
Pek çok tarihçi Sümer Devletinin kurucularının Asya’lı olduğunu kabul eder. Asya’dan göç ettikleri ve Beyaz Irk’a mensup Yuvarlak Başlı (Brakisefal) bir ırk olduğu kesin olarak tespit edilen Sümer toplumunun Türk Alfabesi ve Türkçe ile çok yakın bağıda Sümerlerin Ön Türk kökenli bir devlete sahip olduğunu açıkça ortaya koyar.
Kuzeyden inen Ön Türk toplulukları da bu Site Devleti içerisinde Kurucu Unsur olarak yer almış ve varlıklarını Sümer Medeniyeti içerisinde devam ettirmişlerdir. Bu toplumun kendisine TÜRK demesi de, Sümer Site Devletlerine katılmasından birkaç yüz yıl sonra gerçekleşir. Zira Sümerlerin son dönemlerinde TÜRKİ adlı bir Şehir Devletinin var olduğu ortaya çıkmıştır. Sümer Devletini yıkan Akadların (Arapların Ataları) Kralı Naramsin, Sümer Devletlerine açtığı savaşta mücadele ettiği Şehir Devletlerinin ve Krallarının isimlerini yazıya dökerek kayıt altına almıştı. Bu kayıtlarda TÜRKİ adlı bir Şehir devleti olduğu, Kralının adının İL-şu Nail olduğu belirtilir. Hem ülkenin isminin TÜRKİ olması, hemde Kralın unvanının Türkçe olması bu şehir devletinin ilk TÜRK devleti olduğunu ortaya çıkartmaktadır.
Sümerlerdeki TÜRKİ adlı Site devletinin varlığı ve halkının Türkçe konuşuyor olması bu toplumun ilk Türk Devleti olduğunu ortaya koyuyor. Peki Sümerlerin son dönemlerinde varlığı kesin olarak ortaya çıkan TÜRKİ Devleti ne zaman vücut buldu ve tarih sahnesine çıktı?
Sümer araştırmacıları, Sümerlerin kurulduğu ilk dönemlerde TÜRKİ adlı bir Şehir Devletinin var olmadığını belirtiyor. Yani Sümerlerin ortaya çıktığı -3.500 lü yıllarda TÜRKİ adlı bir toplum yoktu. Aral boylarındaki Ön Türkler, Sümer devletinin kuruluşunda asli unsur olarak rol oynadığında kendisine TÜRK unvanı vermemişti. Bu unvanı birkaç yüz yıl sonra Büyük Tufan sonrasında edindiler.
Sümerler, kurulduktan yaklaşık 500 yıl sonra Mezopotamya topraklarında büyük bir Tufan meydana gelmişti. Bu tufan, geniş bir coğrafyada etkili olmuş, çok sayıda insan sular altında kalarak ölmüş, medeniyetler ve şehirler önemli ölçüde yok olmuştu. Bulgulara göre bu Tufan -3.000 yılları civarında gerçekleşti. Zira Tufan’a ait bilgiler Tufanın Sümerler döneminde yaşandığını ortaya koymaktadır. Tufandan ilk bahseden yazılı kayıtlar -2.500 yılına aittir. Yani Tufan -2.500 lü yıllardan daha önce meydana gelmiştir. Sümerlerin yazıyı -3.200 lerde kullanmaya başladığını ve pek çok yazılı eser bıraktığını düşünürsek Tufanın yaklaşık olarak -3.000 yıllarında meydana gelmiş olduğu sonucuna varabiliriz. Bu Tufan, aslında pek çok kişinin bildiği Nuh Tufanıdır. Zira Tufan ile ilgili destanlar, hikayeler ve kayıtlar Kuran’da belirtilen Nuh Tufanı ile birebir örtüşmektedir.
Yaşanan Tufan sonrası Sümer Devletler topluluğu halen ayaktaydı ve güçlü bir yapıya sahipti. Düşünülen odur ki, Aral gölünden Mezopotamya’ya inen Ön Türk’ler burada kurdukları Şehir Devletini Tufan sonrasında yeni bir inanışa göre yeniden adlandırdılar. -3.000 lerde yaşandığı düşünülen Tufan’dan sonra Hz. Nuh, çocuklarını toplumların başına Lider olarak göndermişti. Arap Tarihçilerinin bu konuda yaptıkları araştırmalar oldukça ilginçtir. Bu araştırmanın sonuçları bizi Aral Gölünden Mezopotamya’ya göç eden toplumların tufandan sonra kendilerine TÜRK ünvanı verdiği gerçeğine ulaştırıyor.
Nuh Tufanına ait bilgiler hem kulaktan kulağa yayılan ve masallaştırılan efsanelerde, hem Tarih araştırmacılarının elde ettiği muhtelif tespitlerde, hem Tevrat ve İncil’de, hem de Kur-an’ı Kerim’de geçmektedir. Bu kaynaklardan elde edilen bilgiler Hz. Nuh’un oğullarından yeni nesiller türediğini belirtiyor. Burada “Türemek” kavramı muhtemeldir ki hem kendi soyunu devam ettirmek hem de toplumların liderliğini üslenmek olarak edebi bir dille ifade edilmiş. Zira Tufandan önce varolan kavimlerin birçoğu Tufandan sonrada varlıklarını devam ettirmiştir. Arap tarihçi ve yazar Said bin El-Müseyyeb Nuh’un Ham, Sam ve Yafes adında üç oğlunun olduğunu ve bu oğullarının soylarından kavimler meydana geldiğini belirtir. Bunun yanında Nuh’un oğullarının soyundan gelenlerin isimleri de bu araştırmalarda ulaşılan önemli bilgilerdendir. Bu bilgiler bize hem Türk toplumunun hem de komşusu olan diğer toplumların nasıl kimliklerini kazandıklarına dair önemli ipuçları verecektir.
Gılgamış Destanı, Hatti Kayıtları, Sümer Yazıtları, Tevrat, İncil ve Kur-an’ı Kerim’de elde edilen bilgiler ışığında ortaya çıkan bilgiler, Hz. Nuh’un çocuklarının ve çocuklarından olan çocuklarının (Torunlarının) isimlerini şu şekilde tespit etmiştir ;
Hz. Nuh’un oğulları Ham, Sam ve Yafes.
Ham’ın Oğulları ; Kuş, Mizraim, Put, Kenan.
Sam’ın Oğulları ; Elam, Asşur, Arpaçşad, Lud ve Aram.
Yafes’in Oğulları ; Türk, Gomer, Mogog, Madai, Javan, Tubal, Meşeç, Tiras.
Hz. Nuh’un çocuk ve torunlarının isimleri mutlaka tanıdık gelecektir. Zira Türk kavmine olduğu gibi pek çok kavme isim babalığı yapan bu isimler, hem dünya medeniyetini yeniden inşa etmiş, hem temel kültürleri oluşturmuş hem de Dünyanın demografik temellerini atmıştır. Bu isimlerden en tanıdık gelenleri Elam’ın başına geçtiği kavim Elamlılar olarak anılmış, Asşur’un başına geçtiği kavim Asurlular olarak anılmış, Aram’ın başına geçtiği kavim Aramiler olarak anılmış, Arpaçşad’ın başına geçtiği kavim Araplar olarak anılmış, Türk’ün başına geçtiği kavimde Türkler olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir.
Aslında bu bilgi yakın zamanda ortaya çıkmamıştır. Binlerce yıldır bilinen, Bozkır Türk’lerince efsane olarak babadan oğula anlatılan bir mitdir ve Selçuklu döneminde Anadolu ya giren Türkler içerisinde bile anlatıla gelmiştir. Öyle ki Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Atatürk tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu da bu bilgiyi Halk dilinden kaleme almış ve gerçekliği üzerinde araştırmalar yaparak itibar etmiştir. Bu bulgular ışığında Atatürk de Türk’lerin kökenini Nuh’un torunu Türk’e dayandırmıştır. Bunun yanında ilginçtir ki Bozkır efsanelerinde söz edilen unsurlara Arap efsanelerinde de rastlanmaktadır. Birbirleriyle ilk teması M.s. 8. Yüzyılda gerçekleşen Türkler ve Araplar, aynı efsaneyi bu ilk temastan yüzlerce yıl önce yazıya dökmüştü. Elbette literatür tarihçileri bu bilgiye efsane ve masal olarak bakmış, itibar etmeyerek ciddiye almamıştır. Oysaki yakın zamanda ortaya çıkartılan Sümer yazıtları, Hatti yazıtları, Gılgamış destanı, Arap tarihçilerinin araştırmaları, Etimolojik ve Arkeolojik bulgular her halükarda bu tezi desteklemekte ve gerçekliğini ortaya çıkartmaktadır.
Artık bugün, tarafgir nitelikleri açıkça ortaya çıkmış, yanlı tezleri birer birer çürütülmüş batılı politik tarihçilerin literatüre geçirdiği kusurlu ve yanıltıcı bilgilere itibar etmek yerine tarihsel bulguların ve kesinlik kazanmış delillerin bizi ulaştırdığı mantıkla ortaya çıkan ve bizzat Halkın Tarihiyle teyitlenen bu bilgiye itibar etmeli ve sahip çıkmalıyız.
Alıntı/Kaynak: https://www.turktarihim.com/İlk_Türkler.html
Alıntı/Kaynak: https://www.turktarihim.com/İlk_Türkler.html
🎞 Atatürk ve Bilim Tarihi - Yunan Tarih Tezine, Türk Tarih Tezi ile Verilen Yanıt
Tarihin Bilinmeyen Yüzü - 24.11.2018
CENGİZ ÖZAKINCI / LEVENT YILDIZ/ KANAL B /
20200301
✍️“Uygarlık Anadolu’da Doğdu”- Mehmet Karasu
“Uygarlık Anadolu’da Doğdu”
Mehmet Karasu
2 Aralık 2006 Cumartesi günü, Çukurova Üniversitesi, Türkiye Felsefe Kurumu ve Türkiye Yazarlar Sendikası Hatay il Temsilciliği tarafından, Ahmet İnam, Adnan Gümüş, Betül Çotuksoken, Enver Ercan, Mustafa Günay, Salih Bolat, Uluğ Nutku ve Çetin Yiğenoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “Felsefe- Edebiyat İlişkileri” adlı bir etkinlik organize edilmiştir. Böyle bir etkinlik sanırım Antakya’da bir ilkti.
İlk olmasına rağmen etkinliğe ilgi olağanüstüydü. Salonda izdiham yaşandı. Yüzlerce felsefe dostu da salonda yer bulamadığı için söylene söylene binadan ayrıldı.
Bir felsefe toplantısına gösterilen ilgi bizi cesaretlendirdi ve toplantıları en az ayda bir düzenli olarak tekrarlama kararına götürdü. Ve 2006 yılından bugüne kadar onlarca felsefe toplantısı gerçekleştirdik.
Felsefe, insanların nedense küçümsedikleri ama bir türlü vaz geçmedikleri yaşamsal bir şey. Filozoflar antik çağdan itibaren dünyayı anlamaya, açıklamaya çalışmışlardır.
Uygarlıkların beşiği Antakya, aynı zamanda felsefenin de ortaya çıkıp geliştiği ve yayıldığı kadim bir kent.
Antik çağda felsefe bakımından en önemli kentlerden biri de hiç kuşkusuz Antakya’dır.
Antakya Akademisi, ülkemizdeki birkaç Felsefe okulundan biriydi ve en önemlilerindendi. Felsefe toplantılarımıza gösterilen büyük ilgi, Antakya Akademisi’ni günümüzde yaşatma düşüncesine götürdü ve 2009 yılından bu yana toplantılarımızı akademi bünyesinde gerçekleştiriyoruz.
Sezonun ilk toplantısını 26 Ekim 2019 Cumartesi günü, saat 16.00’da Hatay Tabip Odası’nda gerçekleştirdik.
İlk dersi Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Haluk Erdem sundu.
İlk ders: “Felsefe’nin Doğduğu Topraklar: Anadolu”
Sayın Haluk Erdem Hocam, yalın, akıcı ve herkesin anlayabileceği bir anlatımla sunumunu yaptı. Sunumdan sonra kafalardaki soru işaretleri giderilmiş oldu.
“Güneşin doğduğu yer” anlamındaki “anatol”, J. Latacz’a göre, “Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir”; “Batı Uygarlığının doğduğu yeri” çağrıştırır.
Kısaca felsefenin de mitolojinin de çıkış noktası Anadolu’dur.
Geçtiğimiz günlerde Fahri Işık’ın, “Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” yapıtı çıktı. Sayın Haluk Erdem hocam da yapıta göndermede bulundu.
Bence her aydının başvuru kitabı olmalı.
Toplantıdan sonra Urfa, Göbeklitepe’ye gitme olanağı bulduk.
“İnsanlık tarihinin sıfır noktası” ve “medeniyetin doğduğu yer” olarak adlandırılan bu tarihi alanı daha yakından tanımaya ve tarihin gizemli kapılarını aralamaya çalışalım lütfen.
Soteria Mozaiğini de kendimize logo yaptık.
Antakya tarihine ilişkin pek çok şey söylenebilir ancak burada Antakya Felsefe Akademisi’ne bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.
Antakya Akademisi’nin en önemli üç filozofu, 4. yüzyılda yaşamış ve bir piskopos olan John Chrysostom (soyadı “altın-ağızlı” anlamına gelen) ile Libaniyos ve Apollinarius’tur.
“Kilikya bölgesinin felsefe okullarıyla anılan önemli kentlerinin başında Tarsus ve Antakya gelmektedir. Tarsus’un felsefe okullarına ve yetiştirdiği filozofların varlığı M.Ö. 3 yüzyıla kadar uzandığı bilinmektedir. Bu anlamda Antik çağda Antakya gibi tarihi önemli bir kentte Roma döneminde eğitim veren okullar ve felsefe okulları vardı. Bunlara dair somut bilgilere sahip değiliz. Antakya’da felsefe okullarının varlığına ise, somut olarak daha çok M.S.’ki yüzyıllarda rastlanmaktadır. Daha doğuda ise Eddesa (Urfa) Okulu vardı.” (Uğur Pişmanlık)
Antik Çağ’da Antakya en önemli filozoflardan biri Libanius’tur. İlk eğitimini Antakya’da almış olan “Libanius’un hitap ettiği kentler, Atina, İstanbul, Antakya idi. Libanius, M.S. 314 yılında senatör ailesinin çocuğu olarak Antakya’da doğdu. Daha sonra öğrenimini devam ettirmek için M.S. 336 yılında Atina’ya gitti. Burada öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’da öğretmenlik mesleğine başladı ve bir süre burda öğretmenlik yaptıktan sonra doğduğu şehir olan Antakya’ya M.S. 354 yılında yerleşti. Libanius, aileisinin seçkin sınıftan olmasının etkisiyle Antakya’da pagan düşüncesine sahip en önemli kişiydi. Libanius, Antakya’da Grek-Roma eğitim sistemine dayalı bir okul kurdu.
Toplumsal yaşamın ileriye doğru değişip dönüşmesinde ve daha güzel bir dünya yaratılmasında felsefenin ve felsefe adına çabaların yol göstericiliği önem kazanmaktadır. (Uğur Pişmanlık’ın yazısından yararlanılmıştır)
Alıntı/ Kaynak: https://www.antakyagazetesi.com/uygarlik-anadoluda-dogdu/
Mehmet Karasu
2 Aralık 2006 Cumartesi günü, Çukurova Üniversitesi, Türkiye Felsefe Kurumu ve Türkiye Yazarlar Sendikası Hatay il Temsilciliği tarafından, Ahmet İnam, Adnan Gümüş, Betül Çotuksoken, Enver Ercan, Mustafa Günay, Salih Bolat, Uluğ Nutku ve Çetin Yiğenoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “Felsefe- Edebiyat İlişkileri” adlı bir etkinlik organize edilmiştir. Böyle bir etkinlik sanırım Antakya’da bir ilkti.
İlk olmasına rağmen etkinliğe ilgi olağanüstüydü. Salonda izdiham yaşandı. Yüzlerce felsefe dostu da salonda yer bulamadığı için söylene söylene binadan ayrıldı.
Bir felsefe toplantısına gösterilen ilgi bizi cesaretlendirdi ve toplantıları en az ayda bir düzenli olarak tekrarlama kararına götürdü. Ve 2006 yılından bugüne kadar onlarca felsefe toplantısı gerçekleştirdik.
Felsefe, insanların nedense küçümsedikleri ama bir türlü vaz geçmedikleri yaşamsal bir şey. Filozoflar antik çağdan itibaren dünyayı anlamaya, açıklamaya çalışmışlardır.
Uygarlıkların beşiği Antakya, aynı zamanda felsefenin de ortaya çıkıp geliştiği ve yayıldığı kadim bir kent.
Antik çağda felsefe bakımından en önemli kentlerden biri de hiç kuşkusuz Antakya’dır.
Antakya Akademisi, ülkemizdeki birkaç Felsefe okulundan biriydi ve en önemlilerindendi. Felsefe toplantılarımıza gösterilen büyük ilgi, Antakya Akademisi’ni günümüzde yaşatma düşüncesine götürdü ve 2009 yılından bu yana toplantılarımızı akademi bünyesinde gerçekleştiriyoruz.
Sezonun ilk toplantısını 26 Ekim 2019 Cumartesi günü, saat 16.00’da Hatay Tabip Odası’nda gerçekleştirdik.
İlk dersi Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Haluk Erdem sundu.
İlk ders: “Felsefe’nin Doğduğu Topraklar: Anadolu”
Sayın Haluk Erdem Hocam, yalın, akıcı ve herkesin anlayabileceği bir anlatımla sunumunu yaptı. Sunumdan sonra kafalardaki soru işaretleri giderilmiş oldu.
“Güneşin doğduğu yer” anlamındaki “anatol”, J. Latacz’a göre, “Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin sürdüğü yerdir”; “Batı Uygarlığının doğduğu yeri” çağrıştırır.
Kısaca felsefenin de mitolojinin de çıkış noktası Anadolu’dur.
Geçtiğimiz günlerde Fahri Işık’ın, “Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” yapıtı çıktı. Sayın Haluk Erdem hocam da yapıta göndermede bulundu.
Bence her aydının başvuru kitabı olmalı.
Toplantıdan sonra Urfa, Göbeklitepe’ye gitme olanağı bulduk.
“İnsanlık tarihinin sıfır noktası” ve “medeniyetin doğduğu yer” olarak adlandırılan bu tarihi alanı daha yakından tanımaya ve tarihin gizemli kapılarını aralamaya çalışalım lütfen.
Soteria Mozaiğini de kendimize logo yaptık.
Antakya tarihine ilişkin pek çok şey söylenebilir ancak burada Antakya Felsefe Akademisi’ne bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.
Antakya Akademisi’nin en önemli üç filozofu, 4. yüzyılda yaşamış ve bir piskopos olan John Chrysostom (soyadı “altın-ağızlı” anlamına gelen) ile Libaniyos ve Apollinarius’tur.
“Kilikya bölgesinin felsefe okullarıyla anılan önemli kentlerinin başında Tarsus ve Antakya gelmektedir. Tarsus’un felsefe okullarına ve yetiştirdiği filozofların varlığı M.Ö. 3 yüzyıla kadar uzandığı bilinmektedir. Bu anlamda Antik çağda Antakya gibi tarihi önemli bir kentte Roma döneminde eğitim veren okullar ve felsefe okulları vardı. Bunlara dair somut bilgilere sahip değiliz. Antakya’da felsefe okullarının varlığına ise, somut olarak daha çok M.S.’ki yüzyıllarda rastlanmaktadır. Daha doğuda ise Eddesa (Urfa) Okulu vardı.” (Uğur Pişmanlık)
Antik Çağ’da Antakya en önemli filozoflardan biri Libanius’tur. İlk eğitimini Antakya’da almış olan “Libanius’un hitap ettiği kentler, Atina, İstanbul, Antakya idi. Libanius, M.S. 314 yılında senatör ailesinin çocuğu olarak Antakya’da doğdu. Daha sonra öğrenimini devam ettirmek için M.S. 336 yılında Atina’ya gitti. Burada öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul’da öğretmenlik mesleğine başladı ve bir süre burda öğretmenlik yaptıktan sonra doğduğu şehir olan Antakya’ya M.S. 354 yılında yerleşti. Libanius, aileisinin seçkin sınıftan olmasının etkisiyle Antakya’da pagan düşüncesine sahip en önemli kişiydi. Libanius, Antakya’da Grek-Roma eğitim sistemine dayalı bir okul kurdu.
Toplumsal yaşamın ileriye doğru değişip dönüşmesinde ve daha güzel bir dünya yaratılmasında felsefenin ve felsefe adına çabaların yol göstericiliği önem kazanmaktadır. (Uğur Pişmanlık’ın yazısından yararlanılmıştır)
Alıntı/ Kaynak: https://www.antakyagazetesi.com/uygarlik-anadoluda-dogdu/
📚 📖 'Uygarlık Anadolu'da Doğdu' - 'Yunan değil Anadolu uygarlığı'
Yunan değil Anadolu uygarlığı
Arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık tarih ve arkeoloji algısını temelden değiştirecek çalışmalarını 'Uygarlık Anadolu'da Doğdu' isimli bir kitapta topladı. Kitap, birçok efsane ve miti çürütüyor. Bunların başında tarih öncesi dönemde Anadolu'nun batısında kurulan uygarlığın Yunan uygarlığı olduğu tezi var
İBRAHİM ALTAY
Cumartesi Sabah 18.8.2012
Önemli Alman entelektüel Günter Grass, Yunanistan'daki son ekonomik kriz hakkında bir yazı yazdı ve Almanya'yı suçladı. Kısaca 'Herşeyimizi borçlu olduğumuz bir halkın bu duruma düşmesine nasıl göz yumarsınız?' dedi. Grass'ın böyle düşünmesinin sebebi 200 yıldan beri işlenegelen ve peşin kabul gören bir tez. Bu teze göre Batı Uygarlığı'nın temelinde Yunan uygarlığı ve kültürü var. Dolayısıyla Batı herşeyini Yunanistan'a borçludur.
Batı bilim çevreleri bu iddiayı çağdaş arkeolojinin Almanların izinde kuruluşundan bu yana bilimsel bir gerçek olarak görüyor. Türk arkeologlar da onlardan farklı değil. Biri hariç: Prof. Dr. Fahri Işık. Erzurum ve Antalya üniversitelerinde arkeoloji bölümlerini kurduktan sonra şimdi Burdur'da yeni bir bölümün kuruluşuna katkı veren Işık, tam 25 yıldır bunun aslında böyle olmadığını anlatan makaleler yazıyor. Yapılan yeni kazı ve araştırmalara dayanarak, Batı Anadolu'da yaratılan, ancak adına Yunan denen uygarlığın aslında Anadolu'nun tarih öncesi zamanlarından zenginleşerek gelen alaşımın ürünü olduğunu ortaya koyuyor. Arkeolojik bulgulara dayanarak, Yunanistan'dan yapılan Ege Göçleri'nin bir kültür göçü olmadığını belgeliyor; aksine MÖ 1200-500 arası süreçte mimari ve heykel sanatıyla ilişkili, tanrılar dünyasıyla ilişkili çok şeyin Anadolu'dan Yunanistan'a gittiğini yazıyor. Fahri Işık nihayet bu konularda kaleme aldığı Almanca makalelerden oluşan 📚20 seçkiyi Türkçeleştirerek 📖Uygarlık Anadolu'da Doğdu bir kitapta topladı. Işık , Ege Yayınları tarafından Fahri Işık'ın kardeşi sanatçı Kenan Işık'ın katkılarıyla basılan ve geliri Patara Kazıları'na bağışlanan, bu nedenle de internet üzerinden satılan kitabında; Ege Göçleri konusunda bilinenlerin, MÖ 1200-800 arası zamanda yazı olmadığı için tarihsel gerçeklere dayanmadığı, 'rivayet' denen bilgilerin göçlerden 700 yıl kadar sonra MÖ 5. yüzyılda Atina'da milliyetçi duygularla uydurulmuş mitoslar olduğu gerçeğinden yola çıkıyor. Ve tezlerini Anadolu ve Hellas başta olmak üzere, ayrıca Girit'in tarih öncesi çağlarından ve özellikle Erken Demir Çağı'ndan seçtiği 89 levha üzerinde 536 fotoğraftan oluşan örnekleriyle destekliyor. Uygarlık ve arkeoloji algısını kökten değiştirmesi muhtemel düşüncelerini Işık'la tartıştık.
- Kitap yeni ama hikayesi en az 25 yıllık. Bu tezleri ortaya attığınızda size tepki göstermediler mi?
- Önce şunu söylemeliyim ki yazıya dökerek arkeoloji bilimine sunduklarım artık bir 'tez' olmanın ötesindedir. Ne o gün ve ne de bugün bir tepkiyle karşılaşmayışım bunun kanıtı sayılmalıdır diye düşünürüm. Tepkiden çok bir şaşkınlık var; şimdilik suskunlukla geçiştirmeye çalışıyorlar. Ancak bunu daha uzun zaman sürdürebileceklerini sanmıyorum, çünkü yönettikleri kazılarda kendi elleriyle günyüzüne çıkardıkları bulgular beni doğruluyor. 'Fahri Işık öngörmüştü' demeyi içlerine sindirmeseler de, önemli olan bilimin 'Anadolu Gerçeği'ni görmeye başlamasıdır.
- Tepki göstermemenin bir anlamı da görmezden gelmeye çalışmak mı yani?
- 200 yıl boyu kalıplaşmış, başkacası düşünülmemiş bir bilimsel yanlışa dokunuyorsunuz; ilk kez oluyor bu, kolay olmasa gerek. Bilimle hiç bağdaşmayan dogmaları ilk kez bu kararlılıkta sorguluyorsunuz; akademik ortodoksluğa karşı çıkıyorsunuz...
- Nedir bu 200 yıllık iddia ve siz bunun karşısına ne koyuyorsunuz?
- Eskiçağ biliminde geçerli olan tez, Batı uygarlığının kökeninde Yunan uygarlığının olduğudur. Batı uygarlığının yaratıldığı toprağın da Yunanistan değil, Batı Anadolu olduğudur. Çelişki buradan başlıyor.
- Nereden başlıyor?
- 'Yunanlar evrensel önemde bir uygarlığı neden kendi anayurt toprağında değil de sözde 'sömürge' toprağında yaratsın?' sorusundan başlar; 'Tarih böyle bir tersliği yazmış mıdır?'dan başlar. MÖ. 12. yüzyılda Dor Hellenleri'nin acımasız yıkımıyla herşeylerini yitiren Akha Hellenleri'nin Anadolu'ya göçlerinin ancak bir 'umut' göçü olabileceği gerçeğinden başlar; bir 'sığınma' göçü... Mitoslara bakarsan, destanlaşan savaşlar var, Batı Anadolu'yu sözde Karyalılar'dan alarak 'İonia toprağı' yapan savaşlar.
GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELİYORLAR
- Böyle bir savaş yok mu?
- Hangi güçle savaşsın, anayurdundaki savaşla 'herşeylerini yitiren', sevdiklerini orada bırakarak uzaklara giden insanlar; üstelik o zamanlar Güney-Batı Anadolu'da Karyalılar da yok, o topraklarda Lukkalar var ve İonia denilen topraklarda Mira Büyük Krallığı egemen. Mitos yazıcıları sanmışlar ki kendi zamanının Karyalıları 700 yıl kadar önce de orada olmalılar. Tüm bunların masaldan öte bir anlam taşımadığı 2005 yılında Mısır'da bulunan bir yazıtla hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikte belgelenmiştir artık. Çünkü 'İonlar Atinalılar'dır, savaşla Anadolu'ya yerleşmişlerdir' denirken; bu yazıt İonların 'Büyük İonia' adıyla ve de Atinalılar, Anadolu'ya göçmeden en az 200 yıl kadar önce Anadolu'da varlığını ve yerliliğini koymuştur ortaya.
- Bu belgeden söz edildiğini pek duymadım.
- Tarihin seyrini kökten değiştirici nitelikte böylesine kesin bir bilimsel belgeyle 'yer yerinden oynamalıydı' diye düşünürsünüz; yanlış düşünürsünüz, çünkü gene salt 'susulduğunu' görürsünüz; görüşlerime karşı susulduğu gibi. Ancak bu kez 'konuşan bir belgeye' karşı suskunluğu koruyabilmek çok zor gözüküyor.
KARŞILAŞTIRMALI ARKEOLOJİ YÖNTEMİNİ KULLANDIM
- İnsanlar on yıllardır başka bir görüşe inanıyordu. Siz nasıl oldu da bu iddiayı sorguladınız?
- 'Sorgulama', eğitim alanında tam da gereksindiğimiz baş eksiklik; "Batı taklitçisi" sözünü bu bağlamda ve her fırsatta dile getiririm rahmetli Erbakan Hoca'nın. Bundan bir kurtulabilsek ve Mustafa Kemal'in 'Batı'dan bağımsız ve özgürce düşünen, özgüvenli toplumunu' bir yaratabilsek; bir kendimiz olabilsek, Batı'nın önüne geçebilmek hiç de güç olmayacak. Sorunuza gelince: Çok önemli bir nedeni var. Eğer ben devlet burslusu olarak Almanya'dan dönüşte Ankara ya da İstanbul üniversitelerinde görevlendirilmiş olsaydım, geleneksel savın içerisinde bütünleşip gidecektim. Şükrediyorum ki Bakanlık beni 1973'te Arkeoloji Bölümü'nü kurmak için Erzurum'a göndermiş. Almanya ve İngiltere'de doktora yapan başka arkadaşlarım da katıldılar bize. Bunlar arasında 'Prehistorya ve Ön Asya dersi' veren uzmanlar da vardı; ben de Klasik Arkeoloji, yani 'Yunan ve Roma Arkeolojisi' dersleri veriyordum. Çok güçlü bir ekiptik. Fakat az zaman sonra biri Ankara'ya geri döndü ve biri İzmir'e gitti. O zaman mecbur oldum uzmanlık alanım dışındaki Anadolu Prehistoryası ve Ön Asya derslerini vermeye. Konuların derinliğine indikçe ve sorguladıkça doğru bildiklerim ters gelmeye başladı; şaşırmıştım. Çünkü yirmi yıla yakın zamandır bana 'Yunan' diye öğretilenler, 'Yunan' diye okuduklarım ve de anlattıklarım, hemen her şey, MÖ 12. Yüzyıldan başlayarak Anadolu'ya Batı'dan gelen değil; aksine Anadolu'nun geçmişinden süzülerek gelen kendi öz yaratılarıydı.
- Bunu nasıl anladınız?
- Yazının olmadığı dönemi anlamak için 'karşılaştırmalı arkeoloji' dediğimiz yöntem uygulanır. Kültürlerin ürettikleri yapıtlar karşılaştırılır; benzerlikler ve farklılıklardan yola çıkılarak o ürünlerin hangi halkın, hangi kültürün yaratıları olduğu konulur ortaya. Almanya'da altı yılın kazancı da budur zaten; yöntem. Yazının olduğu zamanlarda bile bunu uygularız. O zaman, yazının olmadığı MÖ 1200-800 arası en belirleyici bir süreçte kültür ve sanatın niceliğini görebilmek için başvurulması gereken bu bilimsel yöntemi Batılıların niye uygulamaya sokmadıkları da düşündürmeye başlamıştı. İlk makalelerimde Bittel ve Gurney gibi çok tanınmış bilginlerden destek bulunca, arkası çorap söküğü gibi gelmeye başladı.
- Ne yaptınız?
- Bu durumda yapılması gereken, Anadolu'nun batısındaki 'Yunandır' denilen sanat ürünlerini inceleyip onların kökenine inmekti. Bu yapıtlar özgün biçim ve biçemleriyle Yunanistan'dan göçle getirildiyse eğer, o zaman gerçekten bu uygarlık Yunan uygarlığı olmalıydı, kültür de Yunan kültürü. Arkeolojik bulgu ve verilere dayalı bilimsel sonuçlar buna götürmediği için, Batı Uygarlığı'nın Anadolu İonia'sında yaratıcılarına da Yunan diyemezdim; onlar yerli Anadolu halkları olmalıydı; bizim bugün bile 'Rum' deyimiyle Yunan'dan ayırdığımız, ancak sorgulamadığımız için bu köktenci ayrımın bile farkına varamadığımız, halkların ataları olmalıydı.
- Neden?
- Görüşlerimdeki değişim, Yunan sanatının yanı sıra öğrenciye öğretmek için öğrendiğim 'Anadolu'da Hitit, Firig, Urartu ve 'Yeni Hitit ile 'Hellas ve Girit' dersleriyle başladı, özellikle 'Frig' dersinde çok önemli sonuçlara ulaştım. O zamanlar, öğrencisi olmakla kendimi özel hissettiğim, rahmetli hocam Ord. Prof. Ekrem Akurgal, Friglerin MÖ 1200-800 arasında yaşanan sözde bir 'Karanlık Dönem' içinde Anadolu geleneğinden kopması nedeniyle yüzlerini Anadolu toprağında ilk kez Batı'ya dönme durumunda kaldıklarını ve herşeylerini Yunan'a borçlu olduklarını ortaya atmış ve arkeoloji dünyasını buna hemen inandırmayı başarmıştı; belli ki özünde 'Yunan yaratıcılığı' vardı ki hemen inanmışlardı. Hatta 'Yazıları da Yunancadan alınmıştı'. Şimdilerde ise yazının Frig başkenti Gordion'da Yunanca'dan 100 yıl kadar önce yazıldığı bilinmektedir. Bugün artık yaygın olan kanı Hititler sonrası Orta Anadolu'da bir Karanlık Çağ'ın olmadığı ve Frig uygarlığının Anadolu kökenli olduğudur. Bunu 1986'da ilk ortaya attığımda susulmuştur, şimdi de adımı site etmeme uğraşı içindedirler.
***
KARANLIK ÇAĞ DİYE BİR ŞEY YOK
- Nasıl varmıştınız bu sonuca?
- En basit soruyu sorarak. Nasıl olur da bir uygarlık, tarihinin, kültür ve sanatının en üst düzeyde seyrettiği bir yüzyılda, Gordios ve Midas'la altın çağın yaşandığı MÖ. 8. yüzyılda tarih sahnesine çıkmış olabilir? Bunun mutlaka uzun bir geçmişi olmalıydı. Dolayısıyla savlandığı ve kabul gördüğü gibi öncesinde bir Karanlık Devir de olmamalıydı. Yaptığım çalışmalar bunu doğruladı. Bir 'karanlık' da MÖ. 7. yüzyıl için öngörülmüştü; Yeni Hitit heykel sanatının İon sanatına etkisini zora sokmaktaydı bu karanlık. Bu yüzyıla, iki kültür arasında aranan 'aracılar' olarak Frig Kybele resimlerini yerleştirince, sorun burada da çözüldü.
- Likyalılar için de aynı şey mi söz konusu?
- Evet. Ekrem Hocama göre Likya da bir Yunan uygarlığı ürünüdür. Çünkü orada da M.Ö. 1200 ile 700 arasında bir karanlık dönem vardır. Bu nedenle MÖ 2. binyıl Lukkalar'ı ile 1. binyıl Likyalılar'ı arasında kültürel ve sanatsal tüm bağlar kopmuş ve 8. yüzyılın sonundaki en erken Likya yapıtları Yunan etkisiyle ortaya çıkmıştır; böyle yazıyor Hocam ve, Patara Okulu dışında, herkes.
- Böyle olmadı mı?
- Burada bir saplama yapmalıyım. Hocamın Yunan dediği aslında İon. Bu çok ilginç. Frigler bağlamında da öyle. Yunan derken hiçbir zaman denizin ötesindeki Hellenleri kastetmiyor. Ben İon uygarlığını Yunan'dan ayırınca, sorun kendiliğinden çözüldü, işim kolaylaştı. Çünkü Likya sanatı tek bir alanda değil bir çok alanda İon etkisinde kalmıştı. Patara bağlamında Likya'daki çalışmalarımız da onların sanat ve kültürde Anadoluluğuna götürdü. Yine Batılıların bizlere bakışını göstermesi açısından ilginçtir, bu nedenle anlatmalıyım. Havva İşkan, Likya mezarları üzerindeki betimlemelerin Yeni Hitit etkisinde biçimlendirildiklerine yönelik bir makale yazmıştı. Bir yıl sonra da Ksanthos'taki Fransız meslektaşlarımız, önceleri Yunan etkisine bağladıkları bu tür resimlerin aslında Yeni Hitit etkisinde işlendiklerini kanıtlayan yeni bulgulara ulaştılar. Bunu her dilde 'övünçle' duyurdular bilim dünyasına; fakat kendilerinin o güne dek önyargıyla yanılgı içinde olduklarını, bu gerçeği Havva İşkan'ın görüp kapsamlı bir biçimde yayınladığını tek bir alıntıyla da olsa yazmayı içlerine sindiremediler. Pek özendiğimiz Batı bilimselliği bu olsa gerek!
- Bugüne dek Yunan adı verilen ve üzerine koskoca bir dünya inşa edilen bir uygarlık 'Aslında Anadoludur' diyorsunuz.
- Frigler herşeylerini Anadoluya borçludur. Aynı şey Hititler için de geçerli. Hitit kültür ve sanatı kendilerinden önceki Hattiler'in devamı. Onların da kendi anayurtlarından getirdiği bir şey yok. Sanki başka yerden gelmemişler de buradan kök sürmüşler gibi. Zaten Hint-Avrupa kökenli halkların, yani Avrupalıların Anadoluluğu arkeolojinin gündeminde. Dışardan göçle geldiler ise, işte o zaman Anadolu'nun, yabancıları güçlü kültür ve sanat birikimiyle 'kendileştirdiği' sonucu çıkar. Eğer yazı olmasa ve bu iki halkın kimlikleri okunmasa, yerli halklardan sanılacak denli Anadolulaşma'dır bu. Aynı olgu İonlar için de geçerlidir. Çünkü yazıyla bilinir İon oldukları. Bu olgu Ege göçlerine uyarlandığında görülecektir ki 'Nasıl ki göçmen Hititler ve Frigler kendi yurtlarından bir şey getirmemişlerdir , kültür ve sanatlarıyla, düşünceleriyle Anadoluludurlar, aynı şey Ege Göçleri'yle Yunanistan'dan gelenler için de geçerlidir.' Sanatlarına, kültürlerine, tanrı ve tanrıçalarına ilişkin, düşünceye ilişkin hemen herşey Anadolu geleneğindedir. Hitit ve Frigler 'Anadolulaşmış' iken, İonlar 'Yunanlaşmış' olamaz.
- Yazıları için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
- Orada da bir açmaz var. Ekrem Hocam diyor ki 'Likya uygarlığı dili ve yazısı yerli olmasına karşın bir Yunan uygarlığıdır. Çünkü onun sanatı Yunandır. İonlar bağlamında ise bunun tam aksini söylüyor; çünkü ona göre 'bunların sanatı, kültürü Anadolu özlüdür, ama yazısı Yunancadır, bu yüzden İon uygarlığı da bir Yunan uygarlığıdır'. Yunanlık sözkonusu olduğunda böyle olabiliyor işte. Yazıda ve sanatta olmazsa mitosların diliyle Yunanlaştırılıyor. Örneğin yazısı, dili, düşüncesi, sanat ve kültürüyle katıksız bir Yeni Hitit yerleşimi olan Karatepe'nin Yunan önbilici Mopsos tarafından kuruluşu böyledir ; kazıcısı bile böyle yazar.
HERODOT'UN AMCASI, THALES'İN BABASI ANADOLULUYDU
-Burada, yazı nın dille bağlantısı konusunu biraz açar mısınız?
-Genelde sanılıyor ki yazı Yunancadır İonia da, o zaman halk da Yunanca konuşur! Bana yöneltilen baş soru olması nedeniyle, bunun böyle olmadığını kitabın Başlarken bölümünde anahatlarıyla öne çıkarmaya çalıştım. İskender buyruğuyla tüm Anadolu'da resmi yazı Yunanca'ya dönüştüğünde Frigya'da da öyle olur. Şimdi sanılır ki halk da dilini değiştirmiştir. Fakat Roma'nın ilerlemiş dönemlerinde Frigya'da Yunan harfleriyle yazılan yazıtların Frig dilinde olduğu görülmüş, halkın aradan geçen yüzyıllar boyunca kendi ana dilini unutmadığı anlaşılmıştır. Arapça, Farsça, Türkçe yazıya rağmen, kendi yazısı olmamasına karşın, örneğin bir Kürtçe unutulmuş mudur ki binyıllar öncesinin koşullarında Yunanca yazılıyor diye İonia'da öz dil Luvice konuşulmamış olsun? Denizlere egemen olan Yunanların dili, tıpkı günümüz İngilizcesi gibi bir ticaret dili, bilim dili olarak yayılmıştır antik dünyaya; bir kısım halk kendi ana dili yanında, yine tıpkı İngilizce gibi, onu da konuşmuş olmalıdır. Bu nedenle göçlerden 500 yıl sonra bile Thales'in baba adı, Hekateios'un kendi adı, Herodot'un amca adı Karca'dır; biz ise atası Karyalı olan o büyük düşünür ve yazarları Yunan olarak tanır, öyle tanıtırız. Artık 'Avrupa'nın ana şehri' sayılan Milet'te o dönemlerde Karca konuşulduğuna hiç değinmeyiz.
- Sadece kullandıkları yazı yüzünden bir uygarlığı öyle nitelemek mümkün mü?
- Uygarlıklar kullandıkları yazı ve dile göre tanımlansaydı, yazının Yunanca olduğu Roma Çağı Anadolu'sunun kentleri içerdikleri yapılarla tam bir başkent Roma görüntüsü sergilemezlerdi. Pers Krallığı topraklarında Arami, Selçuklu Anadolu'sunda İran sanatı egemen olurdu. Yazıyı hep öne çıkarırız, bugün Yunanca diye bilinen yazının MÖ 402 yılında Atina'da tüm Hellen halklarının ortak yazısı olarak kabul edilen İon alfabesinin ürünü olduğunu gündeme getirmeyiz. Bununla yazısını bile sözde 'sömürgeye' borçlu bir Yunan uygarlığından söz ediyorum. Benzer yazı, benzer dile karşın, sanatın ve düşüncenin özündeki köktenci farklılıklar nasıl açıklanacak? Anadolu İon sanatının Doğu geleneğinde 'doğal, gerçekçi', Hellas Dor sanatının kendi geleneğinde 'ideal güzellikte, yapay' olmasında görülür temel fark. Sözde 'Atina Klasiği' ise gerçekçi ve doğal insan resminin bir yaratısıdır. Çünkü özünde duyguların doğalıyla dışa yansıması, harekete göre değişkenlik ve derinlik vardır; hepsi de önce İonia'da başlar.
***
HELEN DOSTLUĞUNU HÜMANİZM SANDILAR
- Burası ilginç. Çünkü Batı'nın Yunan'dan aldığını söylediği şeyin aslında Yunanistan'da olmadığını söylüyorsunuz. İş 'sofist'lere kadar gidiyor.
-Çağımız felsefesinin öncülerinden ve o akımı Atina'ya taşıyan Protagoras ve Anaksagoras gibi İonyalı düşünürler, umutla gittikleri 5. yüzyılın altın çağ Atina'sında her şeyi akılla açıkladıkları için dinsizlikle suçlanır, eziyet görürler. Hani İonlar Atinalıydı? Bu nasıl aynı halktan insanlardır ki kökten farklı düşünürler. O gerçekçiliğin temelinde, az önce sanata değgin olarak da söyledim, aynı şey var, Anadolulu olmak var.
- Bundan sonra dönüş olması mümkün mü?
- Olmak zorunda. Önyargılarla yola çıkılmışsa, bir "Hellen hayranlığı"nın büyüsünde, er ya da geç dönüş kaçınılmazdır. Yeter ki görüşlerim eleştiriye açılsın. Amaçladığım bu. İlginç bir biçimde "yok" muamelesi görmekteyim. Hem makalelerimi yayına değer bul, konferanslara çağır, hem de "yazılmamış, konuşulmamış" say? Eleştirilsin ki doğrular bulunsun. Değilse, bir yere varılamıyor. Belki de "istemedikleri" bir yere varılsın istenmiyor; ne bileyim ben.
- Anlattıklarınız yaygınlaşırsa ne değişecek?
- Benim sorunum o değil; eleştirilmek ve bilimsel doğrulara sorgulayarak varmak, benim beklentim. Eleştirileri de somut karşı belgelere dayandırmak.
- Türkiye'de durum nasıl?
- Batı'dan farklı düşünülebilinir mi? Bizde bir kesim var. Entelektüel ve hümanist olmayı 'Hellen dostu' olmakla eşanlamlı sayan; doğallıkla da görüşlerime karşı çıkmayı 'hümanistliğin gereği' olarak görenler var. Bilimsel olarak karşı duramayınca da, 'Kültür ve sanat evrenseldir, insanlığın ortak değerleridir, kimlerin yarattığı önemli değildir'e sarılıyorlar hemen. Bir arkeoloğun asal görevi başka nedir, o unutuluyor; Batı'nın ve Batıcıların ikiyüz yıldır 'Yunan yaratıcılığı'nın misyonerliğini üstlenmişliklerine ise sessiz kalınıyor. Batı uygarlığını 'Anadolu halkları yarattı' dersen 'ulusalcı'sın, 'Yunanlar yarattı' dersen 'hümanist' oluyorsun.
- Size milliyetçi ve Anadolucu demelerinin nedeni bu mu?
- Dedim ya, bazen oluyor. Aralarında benim öğrenmek uğruna yurt dışında altı genç yılımı verdiğim bilimsel yöntemimi tartışmaya cüret edenler bile var. Kültür ehli olunca, arkeolog da olduğu sanısına kapılanlar bunlar. İsterim ki benim neci olduğumu bıraksınlar da; söylediklerimi, yazdıklarımı bilimsel düzeyde tartışmaya açsınlar.
🇬🇷Megali İdea, 🇹🇷Batı Anadolu ve Batılıların Uygarlık Tarihini çarpıtmaları
1922
''1919 Galip devletler Paris barış antlaşması görüşmeleri sırasında 10’lar konseyi;
Türkleri uygarlık yıkıcısı olarak niteledi
Osmanlı’nın Türk olmayan uyruklarının Türk yönetimi altından çıkarılması kararını verdiklerini açıkladılar
Megali İdea:
''Antik Tarihte Karadeniz’de Pontus, Ege’de İyonya bizimdi. Bu topraklarda tarihsel hakkımız var buraları tekrar Yunanistan’a bağlıyacağız''
''İyonya devletini (M.Ö. 600) kuracağız'' amacında olduğunu bütün dünyaya ilan ettiler
(İşgal etmiyoruz geri alıyoruz mantığı) 'Yunan tarih Tezi'ne göre bir takım göçmenler Yunanistan’dan Ege’ye göçtüler ve orada sömürge devleti kurdular -İyonya’da- ve Yunan mucizesi buluşları gerçekleştirdiler
Oysa İyonya’nın Yunan-Grek olmadığı bilimsel buluşlarla-ispatlandı''
Mesaj /Metin Alıntı: Sosyal Medya : A @AMZNgillerden

Mısır’da çözülen bir Papirüs’te İyonya adı Greklerin Ege’ye 1-2 zayıf kolla gelmiş olduğu iddia edilen tarihten tam 200 yıl önce de -kayıtlı halde-var!
O halde İyonya zaten bu Grek-Yunan değildi bu bir yalan!Avrupa Yunan Tezinin bugüne yansımaları var mı devam ediyor mu?
Evet
Örnek1:
Anadolu işgalinin başarısızlıkla sonuçlanması birtakım hatalardan dolayıdır. O hatalar yaşanmasaydı başarılı olunucaktı propaganda yayınları
(İzmir’in karşısındaki adaların işgaline bu açıdan bakılmalı)
90’larda Yunanistan Parlementosunun aldığı kararla 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile Pontus-Pontos Soykırımının başladığı yalanını Anma günü olarak yaymaya başladılar.
Yunanistan’da ve ülkemizde!

Mısır’da çözülen bir Papirüs’te İyonya adı Greklerin Ege’ye 1-2 zayıf kolla gelmiş olduğu iddia edilen tarihten tam 200 yıl önce de -kayıtlı halde-var!
O halde İyonya zaten bu Grek-Yunan değildi bu bir yalan!Avrupa Yunan Tezinin bugüne yansımaları var mı devam ediyor mu?
Evet
Örnek1:
Anadolu işgalinin başarısızlıkla sonuçlanması birtakım hatalardan dolayıdır. O hatalar yaşanmasaydı başarılı olunucaktı propaganda yayınları
(İzmir’in karşısındaki adaların işgaline bu açıdan bakılmalı)
90’larda Yunanistan Parlementosunun aldığı kararla 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile Pontus-Pontos Soykırımının başladığı yalanını Anma günü olarak yaymaya başladılar.
Yunanistan’da ve ülkemizde!
Yunanlılar bilimlerin sanatların felsefenin demokrasinin insan haklarının özgürlüklerin mucididir diye başlayan yunan propagandası gerçeğe dayanmamasına rağmen bu kadar süredir yaşatıldığını ve 3 kez Türklerle kanlı savaşa motive edici ideoloji olarak kullanıldığını gördük
Yunan mucizevi buluşu denilen buluşların tamamının yakın Doğu’da Mezepotamyada Sümer Elam Asur Babil Hitit ve Mısır uygarlıklarından devşirilmiş olduğunu “belgeleriyle” ortaya koyan Türk tarih tezi okullardan neden kaldırıldı bunu sorgulamamız gerekiyor
https://youtu.be/1LyWEg4ZO4I
Bu toprakların Yunan olduğu bilimin sanatın felsefenin bütün iyi ve güzel şeylerin,uygarlığın babasının eski Yunanlılar olduğu öğretisi siyasi hedeflere tekrardan yönlendirilebilir ve bu Türkler için DAİMA zararlı Emperyalistler için daima yararlı bir savaşçılığına dönüşmüştür
https://youtu.be/1LyWEg4ZO4I
Bu toprakların Yunan olduğu bilimin sanatın felsefenin bütün iyi ve güzel şeylerin,uygarlığın babasının eski Yunanlılar olduğu öğretisi siyasi hedeflere tekrardan yönlendirilebilir ve bu Türkler için DAİMA zararlı Emperyalistler için daima yararlı bir savaşçılığına dönüşmüştür
Bu toprakların Yunan olduğu bilimin sanatın felsefenin bütün iyi ve güzel şeylerin,uygarlığın babasının eski Yunanlılar olduğu öğretisi siyasi hedeflere tekrardan yönlendirilebilir— A (@AMZNgillerden) May 10, 2019
ve bu Türkler için DAİMA zararlı Emperyalistler için daima yararlı bir savaşçılığına dönüşmüştür pic.twitter.com/XE9qv0eQLq
Yunan mucizesi kurşunundan kurtulalım!
1768 Mora-Çeşme
1821 Yunan Savaşı
1919 Yunan İşgalini hatırlayalım
Yanlışlığı ispatlanmış bu tezin okullarımızda okutulmasını
2015 Adaların İşgali
Pontus soykırım yalanı
Doğu Akdenizdeki gelişmeleri bu bilgilerle değerlendirelim
Bu bilgisel değerli araştırmacı yazar @cengizozakinci
ve Kanal B İst Haber Md.@leventydz
’ın
“Tarihin Bilinmeyen Yüzü”
programının(izlencesisin)
“Antik Yunan Yüceltiminin Türk Karşıtı Tarihsel Kökenleri”
bölümünden alıntılarla oluşturuldu.

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...





























































