Blog Listem

20240630

Edebi Bilginin Filozofu Yusuf Has Hacip

 


*****
Yusuf Has Hacib

M.S. 1017 yılında, Karahanlı Devleti’nin Balasagun şehrinde dünyaya geldi. İyi bir eğitim gördü. Çağının geçerli bilimlerinin yanı sıra Arapça ve Farsça da öğrendi. Karahanlı Devleti zamanında yaşadı. Temel eğitimini Balasagun’da aldı ve uzunca bir süre Balasagunlu Yusuf olarak anıldı.

On sekiz ay boyunca çalıştı ve 1070 yılında Kutadgu Bilig adlı eserini Karahanlı Devleti Hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a sundu. Kitabı okuyan Ulu Kara Buğra Han, Balasagunlu Yusuf'a, 'Has Hacip' unvanını verdi ve onu Kaşgar’da vezir yardımcısı olarak görevlendirdi.

Türk edebiyatının ilk siyasetname ve ilk mesnevisi olma özelliğini taşıyan Kutadgu Bilig, “Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelir. 6645 beyitlik bir eserdir. Allah’a hamt, Peygamber’e ve Dört Halife’ye teşekkürle başlar.

Kutadgu Bilig’in Uygur dilinde olan ilk nüshası 1439’da Herat’ta bulundu. Kitabın ilk baskısı 1900’de Radloff tarafından yapıldı.

Yusuf Has Hacib, Türk edebiyatındaki ilk siyasetname ve ilk mesneviyi yazmasının yanı sıra Türk edebiyatındaki ilk nazım şeklini kullandı. Bu nazım şekli, mesnevi idi.

“Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelen eserini adı (Kutadgu Biligüzerinde, okuyanlara mutluluk vermesi adına kaleme aldı. Bu mutluluk, yalnızca maddi âlemdeki mutluluk ile sınırlı kalmamakla birlikte ölüm sonrası âlemi de kapsadı. Yusuf Has Hacib, eserinin bir bölümünde amaçlarını şu şekilde belirtti: 
“Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim,düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur. Önce Gündoğdu’yu tanıtayım. O hükümdardır, doğru yasayı (töre) temsil eder. Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar, o da mutluluğun (kut) temsilcisidir. Öğüdülmüş aklı, Odgurmuş akıbeti temsil eder. Ben sözlerimi bu dört değer (doğru yasa, mutluluk, akıl, akıbet) üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın, dikkat et.”

Yusuf Has Hacib, eserinde bilimin değerini de tartıştı. Ona göre âlimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır. İlim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle âlimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir âlimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Âlimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.

Yusuf Has Hacib, astronomi bilimini öğrenmek isteyenlerin önce geometri ve hesap kapısından geçmesi gerektiğini savundu. Ona göre aritmetik ve cebir, insanı kemâle ulaştırır; toplama, çıkarma, çarpma, bölme, bir sayının iki katını, yarısını ve kare kökünü alma işlemlerini bilen, yedi kat göğü avucunun içinde tutar. Her şey hesaba dayanır.

Bir siyasetname veya nasihatname olarak nitelendirilebilecek olan Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib ve onun içinde yetiştiği çevrenin ilmî, felsefî birikimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Eserde Platon’un devlet ve toplum anlayışı çok iyi bilinmekte ve uygulanmaya çalışılmaktadır. Bilimin ve bilginlerin değeri anlaşılmaktadır; bilim, güvenilir bir rehber olarak görülmektedir.

1077 yılında Kaşgar’da vefat etti. Türbesi bu kenttedir.

Kaynak/Alıntı : https://yasamoykusu.com/biyografi/yusuf-has-hacib

20240624

📖 Eski insanların yürekleri titreten, hak hukuku!

Eski insanların yürekleri titreten, hak hukuku!

Osmanlı devletinin ilk yılları.. 

Bursa’da bir kişi, satın aldığı atın hemen sonrasında, atın hasta olduğunu fark etti. 

Onu geri vermek istiyor ancak satan adamın atı geri almayacağından endişe ediyordu. Bu yüzden önce kadıya gidip işi resmi olarak halletmek istedi. Ancak kadıyı yerinde bulamadı, mahkeme ertesi güne kaldı, hasta at ise gece öldü. Adam, ertesi gün olanları kadıya anlattı, ne yapılabileceğini sordu. 

Kadı, “Zararını ben ödeyeceğim” dedi. Şaşkınlıkla kadıya bakan adam “Sizin konuyla bir ilginiz yok, niçin siz ödeyeceksiniz ki…” dedi. 

Kadı, şu manidar cevabı verdi: “Evet, görünürde benim konuyla ilgim yok ama işin aslı öyle değil. 

Sen dün geldiğinde ben yerimde olsaydım, atı geri verdirirdim, sen de paranı geri alırdın. At da senin elinde değil, sahibinin elinde ölmüş olurdu. Şimdi buna imkân kalmamıştır. 

Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep oldu. O yüzden zararını ben ödeyeceğim” dedi ve ödedi. 

O kadı, sonradan Osmanlının ilk şeyhülislamı olacak olan zamanın din ve fen bilgilerine  vâkıf Molla Fenari Şemseddin hazretleri (1350-1431) idi.

20240615

Kök Türklere ait Runik alfabeyle yazılmış Kül Tigin Yazıtı'ndan bir bölüm

38 Harfli Göktürk Alfabesi


Köktürk Alfabesi


📖 Türklerde atıyla gömülme geleneği

Yaklaşık 1500 yıl önce Altay'da yaşamış ve atıyla gömülmüş bir Türk kadınının mezarına bakıyorsunuz. Dini inancı Şamanizm olan eski Türkler, (Müslümanlığı kabul etmeden önce) cennet ve cehenneme değil, ölümden sonra yaşamın devam edeceğine inandıklarından kadınları da erkekleri de atları ve eşyalarıyla gömüyorlardı.


Alıntı:
Dr. Nükhet Okutan Davletov @ndavletovart







📖 🇦🇿Azerbaycan'da Eski Türk yazısı, orta okullarında çocuklara öğretiliyor....

 Ata dini Şamanizm olan Türklerin dünya uygarlığına kattığı eski Türk yazısını, orta okullarında çocuklara öğreten ve böylece Türk kültürünü sözde değil, özde koruyan kardeş Azerbaycan Türkleri esen olsunlar, var olsunlar 🇹🇷⚛️🇦🇿




📖 🇹🇷Türklere karşı 🧬DNA meselesini sürekli gündeme getirenler....


Türklere karşı DNA meselesini sürekli gündeme getirenler bilinçli olarak çifte standart uygular ve kendilerine aşağıdaki soruları sormaktan kaçınırlar.O yüzden Anadolu Türklüğünün asıl DNAsı, Atatürk tarafından dile getirilen milli siyaset ilkesidir: Ne mutlu Türk'üm diyene...

İkinci Türk uzaycısı Tuva Cihangir Atasever

İkinci Türk uzaycısı Tuva Cihangir Atasever (@AstroTuva) uzay görevini başarıyla tamamlayıp dünyaya döndü ve Türkiye, Azerbaycan bayraklarını açarak Türk dünyası gençliğini gururlandırdı🇹🇷⚛️🇦🇿

Adındaki Tuva ise ata dini Şamanizm olan Sibiryalı Türkleri anımsattı 🤗🧿 Esen olsun!


📖 Çin’in Shaanxi eyaletindeki Qianling türbesi - Saçın Türk Şamanizmindeki yeri

Çin’in Shaanxi eyaletindeki Qianling türbesinde yer alan ve Köktürk kağanına ait olduğu düşünülen bu heykel Orta Çağ Türk modasına uygun tasvir edilmiş uzun saçları ile diğer heykellerden ayrılmaktadır. Saçın Türk Şamanizmindeki yerinden daha önceki paylaşımlarımızda söz etmiştik 



Çin'in Tang hanedanlığından imparator Gaozong (628-683) ile eşi Wu Zetian için inşa edilen Qianling türbesinde Tang tebaası olan 61 yabancı temsilcinin heykeli vardır. Fotodaki bu heykelin ise giyim ve saç tarzı sebebiyle Köktürk kağanına ait olduğu düşünülmektedir.


Dr. Nükhet Okutan DavletovAlıntı: https://x.com/ndavletovart/status/1362102697197985792

20240530

🎞️ Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

 

 


 Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

Bursa'nın Mudanya ilçesinde yaşayan serbest muhasebeci ve mali müşavir Emir Doğan Savaş, yaptığı sözlü tarih çalışmasıyla doğdukları topraklardan ayrılarak Türkiye'ye gelen Giritli mübadillerin anılarını kaydetti.

Büşra Nur Yılmaz  | 30.05.2024

Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

Fotoğraf: Büşra Nur Yılmaz/AA

Bursa

Mübadillerin anılarının unutulmaması için çalışma başlatan 65 yaşındaki Savaş, Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923'te imzalanan mübadele sözleşmesinin ardından 1924'ten 1933'e kadar Girit Adası'ndan Mudanya'ya gemiyle gelenler ve ikinci kuşakta Türkiye'de doğan çocuklarından oluşan 30 kişinin hikayelerini kayda aldı.               

Giritli mübadillerle söyleşi yaparak kamerasıyla binlerce dakikalık video kaydı alan ve ses kayıtlarının dökümlerini çıkaran Savaş, fotoğraflarını çektiği mübadillerin gençlik yıllarını, hüzünlerini, sevinçlerini, şu anda hayatta olmayan bu kişilerin ilginç hikayelerini topladı.

Savaş, biri ikinci, diğerleri üçüncü kuşak mübadil 12 kişiyle yapacağı söyleşileri de tamamlayarak tüm anıları kitaplaştırmayı hedefliyor.

Emir Doğan Savaş'ın Lozan Mübadilleri Vakfı Mudanya Temsilciliğinde muhafaza edilen video ve ses kayıtlarının çözümlerinden oluşan arşivi, mübadeleyle ilgili akademik çalışma yapanlarla da paylaşılıyor.

"Her yaptığım söyleşinin kaydını ailelerine hediye ettim"

Kendisi de ikinci kuşak mübadil olan Emir Doğan Savaş, AA muhabirine, sözlü tarih çalışmasında kaynak kişilerle görüşürken duygusal anlar yaşadıklarını söyledi.

Savaş, 2-2,5 saatlik söyleşilerde mübadillerin o günleri yeniden yaşadığını dile getirerek, "Şu anda 30 kişiyle çalışmam var ve maalesef hiçbiri hayatta değil. Onlar, çok ilginç hikayelerini, gençlik yıllarını, aşklarını, hüzünlerini bana anlattılar. Tabii bu, beni çok mutlu etti çünkü onları kayıt altına almak, bir tarihçi değilim, ona rağmen böyle bir işi, Mudanya'da yaşayan mübadilleri kayıt altına alma işini gerçekleştirdiğim için çok huzurluyum. Vicdanen de çok rahatım." diye konuştu.

O yıllarda birinci kuşak mübadillerin 80'li, 90'lı yaşlarda olduğunu, onları söyleşiye zor ikna ettiğini belirten Savaş, bu kişilerle baba oğul, anne oğul gibi saatlerce sohbet ettiklerini dile getirdi.

Bazı anıların, kayda alınmaması şartıyla kendisine anlatıldığını aktaran Savaş, şöyle devam etti:

"Zaman zaman ağlayanlar, hüzünlenenler oldu elbette ama sonuçta onlar da çok mutlu oldular. Böyle bir ömrün kayıt alınması çok önemliydi. Her yaptığım söyleşinin kaydını ailelerine hediye ettim. Çoğu farkında bile değildi ama ölümlerinden sonra aileler için de çok kıymetli bir hediye oldu. Planımda 12 söyleşi daha var. Bu kişilerden biri, ikinci kuşak mübadil. Onun da yaşı 90'ın üzerinde. Çok arzu ediyorum, inşallah imkanım doğar. O insanın da sağlığı yerinde. Onunla bir söyleşi gerçekleştirebilirsem çok mutlu olacağım. Kalanları en kısa zamanda bitirip kayıt altına almak zorundayım çünkü kitabıma bunları da dahil etmek istiyorum."

Evlatlık verilen halasından haber alamadılar

Savaş, yaptığı çalışmalarla bilgi, belge ve veriler elde ederek mübadele bilinci oluşturmayı amaçladığını, Mudanya'da kimliğini yitirmeyen, mutfağından, düşüncesinden hayat biçimine kadar farklı olan ve halen yaşayan mübadele kültürünün farkında olunması gerektiğini vurguladı.

Anne ve babasının çocuk yaşta Girit'ten Mudanya'ya geldiğini, babasının ölünceye kadar sürekli ağladığını anlatan Savaş, şu bilgileri paylaştı:

"Babam, babası ve iki ablasıyla gelmiş. Ablalarından Hatice Hanım, yoksulluktan dolayı bir subaya evlatlık veriliyor. Bir daha da babam, ablasına kavuşamıyor. İzini kaybettiler. Yıllarca aradılar, soruşturdular fakat hiçbir şey elde edemediler. Babam, 2003 yılında vefat etti, 83 yaşındaydı. Ölünceye kadar sürekli ablasını ağlayarak yad etmiştir. Halen de halama ulaşamadık. Tabii ki de ölmüştür ama çocukları var mıdır yok mudur, ben de çok aradım fakat bir sonuç elde edemedim. Ne annem ne de babam mübadeleyle ilgili bir şeyler anlattı. Onlar sürekli suskunluğu, bir hafıza kaybı yaşamayı tercih ettiler. Sadece gözyaşlarıyla duygularını ifade ettiler. Bir film izlediğimizde, böyle bir konu olduğunda sürekli ağlarlardı. 'Anne, babam niye ağlıyor?' diye sorardım. Annem hiçbir şey söylemezdi."

Mübadillerin bir taraflarının hep eksik kaldığını ifade eden Savaş, "Bu insanlar, maalesef doğdukları topraklarda ölemediler. Onlar, her zaman yüreklerinde iki vatan sevdasını taşıyan insanlardı; yeni topraklara ekilen tohumlardı adeta. Çünkü orada bir yaşamdan koparıldılar. Hemen hemen hepsi, geri döneceğine dair umut içinde öldüler. Maalesef kimi anahtarını saksısının içine koydu, kimi komşusuna bıraktı ve buraya geldi. Göç çok zor, ağır bir travmadır." değerlendirmesinde bulundu.

Emir Doğan Savaş, Yunanistan'ın birçok bölgesini gezdiğini, rehberlik yaptığını, Girit'e 3 kez gittiğini belirtti.

Mübadele döneminde Türkiye'den Girit'e giden Rumlarla onların çocuklarıyla konuştuğunu ifade eden Savaş, şunları kaydetti:

"Onlar da aynı duygu içinde çünkü onlar da kimi Manisa'dan kimi İzmir'den kimi işte Kapadokya'dan gelmiş insanlardı ve hepsinde bir ortak hüzün sezdim. Tanıştıkça ellerimizi nasıl tuttuklarını size anlatamam. Girit'te karşılaştığımız bir kadıncağız, Manisalıymış, 'Biz Türkiye'den geldik' deyince bize kapısını açtı. Bize Rumca 'Nereden geliyorsun?' deyince, annemler de 'Türkiye'den' diye karşılık verince kadın, ağladı. Kendisinin de Manisalı olduğunu söyledi. Bizi içeri aldı, ikramlarda bulundu. Biz de hediyeler verdik ve 1 saate yakın annemle hüngür hüngür ağladılar, anlattılar. Kadın 85 yaşının üzerindeydi. İster Rum ister Türk olsun aynı yoğun duygu içinde. Hiçbir pişmanlık, nefret ve kin olmaksızın içi tamamen insani duygularla birbirleriyle kucaklaştılar, söyleştiler. Biz oradan zor ayrıldık."

Kaynak / Alıntı: https://www.aa.com.tr/tr/kultur/giritli-mubadillerin-anilari-unutulmasin-diye-dijital-arsiv-olusturdu/3235054


20240525

İlk Yolcu Uçağımız

 

İLK YOLCU UÇAĞIMIZ

25 Mayıs 1944 günü Türkiye Cumhuriyeti için bir ilk yaşandı.

Türk Havacılığının en önemli isimlerinden Nuri Demirağ, fabrikasında imal ettiği ilk yolcu uçağı ile uçuşunu gerçekleştirdi.

Nu.D.38 ismindeki uçak, yolcu ve ihtiyaç halinde bombardıman için de kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştı. Uçak iki mürettebat ve altı yolcu kapasiteliydi.

Uçak saat 09.45’te Yeşilköy'den havalandı saat 11.30 civarında Ankara Etimesgut'a indi. 

Nu.D.38, ilk uçuşundan sonra Bursa, İzmir, Atina, Selanik, Sakarya, Eskişehir, Kayseri ve Sivas'a uçtu. Uçak, 20 Ağustos 1944 tarihinde İzmir Milli Fuarı’na getirildi. Fuar boyunca diğer modeller ile birlikte sergilenerek yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğradı.

Nu.D.38’in ilk uçuşunu gerçekleştiren pilotlarımız, Hasan Basri Alev ile Mehmet Altunbay'dır.

Nu.D.38-36 ve diğer birçok model Marshall Yardımlarının kesinleşmesi ile hurdaya ayrılarak projeleri iptal edildi. Kısa bir süre sonra hem Nuri Demirağ'ın fabrikası hem de Etimesgut Uçak Fabrikası kapatıldı.


İskitlerin Türk soyundan olduğuna dair kanıtlar

İskitlerin Türk soyundan olduğuna dair kanıtlardan biri, II. Justinianus tarafından Köktürklere elçi olarak gönderilen Zemarkhos’un Türklere eskiden İskit denildiğini ve getirdiği mektubun İskit harfleriyle yazıldığını belirtmesidir.

Başka kanıta ihtiyaç bile yok. 









20240522

Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN

 Türk mühendisler yaptı: Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN için sıraya girdiler

AA

Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN'i, geliştiren Titra Teknoloji ve Airbus arasında ana yurt güvenliği fuarı SEDEC kapsamında işbirliği protokolü imzalandı. ALPHİN, deniz platformlarına iniş-kalkış yapabilme yeteneği kazanacak. Titra Teknoloji Üst Yöneticisi (CEO) Abdulkadir Şener, yaptığı açıklamada, Airbus ile proje için yaklaşık 4-5 aydır çalıştıklarını söyledi. ALPİN'in muharebe sahasında kendini kanıtlamış bir ürün olarak ilk defa Türkiye'de Kuzey Irak bölgesinde kullanıldığını ifade eden Şener, bunun yanında platformun deniz kuvvetleri tarafından kullanılmasına yönelik dünyadan ve Türkiye'den talepler aldıklarını belirtti.

ALPİN'i geliştiren Titra Teknoloji ve Airbus arasında ana yurt güvenliği fuarı SEDEC kapsamında işbirliği protokolü imzalandı.

Titra Teknoloji Üst Yöneticisi (CEO) Abdulkadir Şener, yaptığı açıklamada, Airbus ile proje için yaklaşık 4-5 aydır çalıştıklarını söyledi.

SEDEC'te beraber bir platform geliştirme anlamında imza attıklarını bildiren Şener, ALPİN'in Türkiye'nin ilk insansız helikopteri olmakla beraber dünyada da sınıfında sayılı helikopterler arasında yer aldığını bildirdi.

ALPİN'in muharebe sahasında kendini kanıtlamış bir ürün olarak ilk defa Türkiye'de Kuzey Irak bölgesinde kullanıldığını ifade eden Şener, bunun yanında platformun deniz kuvvetleri tarafından kullanılmasına yönelik dünyadan ve Türkiye'den talepler aldıklarını belirtti. Şener, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Helikopterin gemiye inmesi biraz kompleks bir proje. Airbus ile projemizin fokusunda bu var. ALPİN'i gemiye inebilen bir platform haline dönüştürmek için iş birliği protokolü yaptık. Bunun sonrasında da Airbus ile farklı iş birliği projeleri yapmayı ümit ediyoruz. Deniz taşıtlarına hareket halindeyken helikopterin kalkması ve inmesi çözülmesi zor problemlerden bir tanesi. Bunu yapabilen de çok az sayıda çözüm var. ALPİN de bunlardan bir tanesi olacak önümüzdeki 6 ay içinde. Bundan sonra ALPİN'i sadece Kara Kuvvetleri'nin, Özel Kuvvetler'in değil, Deniz Kuvvetleri'nin de kullanımına sunmuş olacağız.

Platformda temelde çok büyük değişiklikler yok. Otopilotunu Titra'nın kendisinin geliştirdiği bir platform. Birtakım donanım ve yazılım entegrasyonunu içeren bir süreç. Beraber bir geliştirme yapılacak. Airbus'ın bununla ilgili bir tecrübesi var. Bu tecrübeden istifade etmek istiyoruz. Onların da bu sınıfta bir platformla şimdiye kadar bu konuda bir çözümü yoktu. Onlar da kendilerine bu kabiliyeti kazandırmış olacaklar. İki taraf da bu konuda çok heyecanlı."

Yurt dışında testlere hazırlanıyor

ALPİN için hemen hemen her kıtadan birçok ülkeyle görüşmeler devam ettiğini bildiren Şener, "Gelip demolarını gören, memnun olan, fiyat isteyen, teklif isteyen çok fazla ülke var. ALPİN'in hem geliştirilmesini hem üretimiyle alakalı HAB bölgesinde yeni bir fabrika kuruyoruz, bunun altyapılarını oluşturuyoruz. Sene sonuna kadar en az birkaç ülkeyle ALPİN'le, kamikaze ürünlerimizle, ürün gruplarının tamamıyla ilgili protokoller imzalamayı hedefliyoruz. Çok fazla talep var. Açıkçası biz biraz ince eleyip sık dokuyoruz." dedi.

ALPİN Kuzey Irak'ta kullanıldıktan sonra sahadan birtakım geri bildirimler aldıklarını dile getiren Abdulkadir Şener, bunlara ilişkin geliştirme süreçlerinin devam ettiğini bildirdi. Her geçen gün platformlarının daha da ayakları yere basar hale geldiğini vurgulayan Şener, "Yurt dışında test yapacağımız ülkeler var. Platformu oralara götürüp testlerimizi yaptıktan sonra bu protokollerin hızlanacağını düşünüyoruz." diye konuştu.

ALPİN İnsansız Hava Aracı Özellikleri:

  • 840 km menzil
  • 7 saat Uçuş Süresi (20 kg faydalı yükle)
  • 1 Saati Aşan Hover Yeteneği
  • Azami 160 kg Faydalı Yük Kapasitesi
  • 15.000+ feet İrtifa Tavanı (4.785 m)
  • Gece ve Gündüz Tam Otonom Uçuş ve İniş-Kalkış Kabiliyeti
  • Güvenli Anlık Veri ve Görüntü Paylaşımı
  • Zorlu Arazi ve Hava Koşullarında Operasyon

ALPİN Faydalı Yükler:

  • EO/IR Kamera
  • SAR/GMTI Radar
  • LIDAR
  • Hyperspectral

Alpin Teknik Özellikleri:

Uzunluk: 7,05 m (23,4 ft)
Yükseklik: 2,35 m (7,7 ft)
Rotor Çapı: 6,27 m (20,5 ft)
Kuyruk Rotor Çapı: 1,02 m (3,3 ft)
İniş Alanı: 20×20 m
İniş ve Kalkış: Tam Otonom
Azami Rüzgar: 50 km
Acil Kurtarma Paraşüt Sistemi

Kullanım alanlarından bazıları;

  • Kara harekâtlarında topçu birlikleriyle hedef paylaşım desteği
  • Askeri bölgelere mühimmat ve gıda benzeri çeşitli faydalı yüklerin taşınması
  • Yüksek irtifada yüksek çözünürlüklü kamera ve gimbal sistemiyle istihbarat, hedef tespit/gözetleme/takip desteği
  • Doğal afet durumlarında keşif, gözlem, gıda, ilk yardım vb. faydalı yüklerinin transferi
  • Haritalama ve görüntüleme uygulamaları
  • Zirai görevler
  • Meteoroloji
  • Mobil baz istasyonu

ALPİN İnsansız Helikopter Sistem Özellikleri:

  • Kullanıcı dostu ara yüzü ile kullanım kolaylığı
  • Anlık rota, hız, irtifa gibi uçuş özelliklerinin atanabilmesi imkanı
  • Opsiyonlu cihazlarla görüş alanı dışında (BVLOS) uçuş
  • Havadan lazer tarama
  • Kızıl ötesi kamera ile gece ve gündüz görüntüleme
  • Gündüz ve EO/IR kamera görüntülerinin şifreli biçimde yer istasyonuna aktarımı
  • Şifreli veri haberleşme altyapısı
  • Yedekli aviyonik mimarisi ve otopilot sistemi
  • Modüler aviyonik mimarisi ile ilave sistemlerin kolay entegrasyon imkânı
  • Motor kaybı durumunda otorotasyonla güvenli/acil iniş (Autorotation)
  • Paraşüt kullanımı yoluyla belirli acil durum senaryoları için güvenli/acil iniş
  • Bölge ve durum sınırlandırmalı (link kaybı vb.) otomatik eve dönüş yeteneği
  • Hassas konumlandırma yeteneği
  • GNSS aldatmacası önleme
  • Çarpışma önleme sistemleri entegrasyonuyla güvenli uçuş
  • GNSS kaybı ve özel amaçlı uçuşlar için ataletsel navigasyon (INS) kullanarak pozisyon, hız, yönelim hesaplaması (Dead Reckoning) yoluyla navigasyon imkânı
  • Kompakt boyutlarıyla hafif yük taşıma araçlarıyla taşınma imkânı
  • Birden çok yer kontrol istasyonunun kumanda edebilme ve görüntüleme alternatifi

20240424

📰✍️🇹🇷Milli Devlet Devrimci İradeyle korunur ve güçlenir -Ercan Dolapçı




Milli devlet devrimci iradeyle korunur ve güçlenir

İşgale uğradık, ordumuzu örgütledik, emperyalizmi yendik, Cumhuriyetimizi, millî devletimizi kurduk. Yine önümüzde büyük zorluklar var. Emperyalist saldırı, ekonomik sıkıntılar, iç bölücülük, milletimizin gericilikle kuşatılması… Bugün tek çözüm var: Güçlü millî devlet! Üreticilerin Millî Hükûmeti

Yayınlanma: 23 Nisan 2024

Milli devlet devrimci iradeyle korunur ve güçlenir! Vatanı kurtaran Meclis!

23 Nisan 1920 Cuma günü bütün Ankara Meclis'in açılışına koştu...

Ercan Dolapçı


TBMM’deki PKK temizlenmeli

Atatürk Nutuk’unda şöyle diyor: “Aslolan iç cephedir!” 23 Nisan 1920’de kurulan Meclisimizin tek hedefi Batı emperyalizmiyle mücadeleydi. Bugün devlet zaafı nedeniyle Gazi Meclisimizde DEM’li PKK destekçileri yer alıyor. Atatürk’le kurduğumuz devrimci, millî Meclis bugün millî devlet düşmanlarıyla dolu.

Güçlü devlet, güçlü ordu

Güçlü devlet, güçlü orduya dayanır. Gazi Paşa, 6 Mayıs 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmada, “Efendiler, bugün milleti yaşatacak yalnız harptir, başka bir çare yoktur.” diyordu. Bugün Mehmetçiğimiz vatanımızı kahramanca savunuyor. Orduyu doğru siyasetlerle yönlendirmek esastır!

Ekonomide çıkış: Kamuculuk

12 Eylül 1980’de kurulan sıcak para ekonomisinin sonu geldi. Türkiye borca battı. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu. Çiftçi ekemiyor, sanayici çarkı çeviremiyor, esnaf kepenk indiriyor. Ekonomide tam bağımsızlık için kamuculuk ve adil paylaşım dışında bir çözüm yok!

Sağlam Cumhuriyet özgür yurttaş

Başta FETÖ olmak üzere dış istihbarat örgütlerinin kucağına düşen tarikat ve cemaatlerin birçoğu Türkiye’nin birlik ve beraberliğine büyük zarar veriyor. Halkımızın temiz inancını istismar eden bu oluşumlar, yeni FETÖ’lere kapı açıyor. Batı güdümündeki cemaat ve tarikatların temizlenmesi elzemdir!

100 yıldır düşman aynı: Emperyalist Batı... ABD ve İsrail, bölgemizde İkinci İsrail kurma planlarından vazgeçmiş değil. Bu planları bozguna uğratmak için bölge ülkeleriyle işbirliği artırılmalı, Filistin başta olmak üzere mazlum milletlerle dayanışma güçlendirilmeli, Avrasya’daki onurlu yerimizi almalıyız!

VATANI KURTARAN MECLİS!

Cihan Harbi nedeniyle faaliyetlerine ara veren Meclis-i Mebusan, 12 Ocak 1920 günü yeni seçim sonrası İstanbul’da tekrar açıldı. 28 Ocak 1920 günü Ankara’nın hazırladığı Misak-ı Milli kararlarını kabul etti. Bu milli tavır işgalci İngilizleri telaşlandırdı. 16 Mart 1920 günü resmi işgal sonrası Meclis dağıtıldı. Milli şahsiyetler tutuklanarak Malta adasına sürgüne gönderildi. Yolunu bulan milli şahsiyetler kendini Ankara’ya attı. İlginçtir, bazı şahsiyetler Mustafa Kemal’in “Gitmeyin. İşgal altında Meclis faaliyet yürütemez” uyarısına rağmen İstanbul’a gitmişti. Şimdi olmayacağını yaşayarak gördüler. Paşa haklı çıktı…

30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra başkent İstanbul, 13 Kasım 1918 günü fiilen donanma kuvvetiyle işgal edilmişti. O gün, Güney Cephesinden dönen Mustafa Kemal Paşa, “Geldikleri gibi giderler” demişti. O günden sonra bütün faaliyetlerini bunun üzerine kurdu. 6 ay İstanbul’da kaldı. Kendi deyimiyle “kansız” çözüm aradı. Görüştükleri şahsiyetler “şerefli barış” peşindeydi. Nasıl olacaksa! Aslında şerefli teslimiyet peşindeydiler… Büyük devletlerin vicdanından merhamet umuyorlardı. Bunun da ancak “uslu durulursa” sağlanacağını ileri sürüyorlardı. Paşa, burada çare bulamayınca da ihdas edilen vazifeyle birlikte kendini Anadolu’ya attı. Samsun onun ilk adımı oldu. Gidişi için, “Kafamdakini bilselerdi beni göndermezlerdi” diyordu. Bu da 40 gün sonra “geri dön” çağrısıyla gerçekleşti. O ise bu oyuna gelmedi.


KONGRELERDEN MECLİS’E

Paşa’nın Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas durakları Millî Mücadelenin Ankara’da karargâh kurmasını sağladı. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi milli hareket için önemli bir adım oldu. Halkın direnme azmi ve kararlılığı Büyük Meclis’e yansıdı. Burada bir kuvvete dönüştü. Bunun açılacağını Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa 19 Mart 1920 günü yayımladığı tamimle şöyle duyurmuştu: “Şu hâlde, başkentin korunması milletin bağımsızlığını ve devletin kurtuluşunu sağlayacak tedbirleri almak üzere olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplantıya çağrılması ve Meclis-i Mebusan üyelerinden isteyenlerin de bu meclise katılmaları zorunlu görülmüştür.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.7, Kaynak Yayınları, s.153-154.)

KURTULUŞ SİLAHLA OLUR

Paşa, kurtuluşun ancak silahla olacağını biliyordu. Bunu da silah arkadaşlarına daha önceden söylemiş ve olabildiğince silahların teslim edilmemesini sağlamıştı. 8 Temmuz 1920 günü TBMM’de yaptığı konuşmada kararlılığını, “Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, tamamı tahrip edilse, tamamı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan müdafaa ile meşgul olacağız.” sözleriyle belirtti. (ATABE, C. 9, s.27.)

31 Temmuz 1920 günü Afyon’da subaylara hitaben yaptığı konuşmada, “İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler.” sözleriyle ordunun önemini vurgular. (ATABE, C. 9, s.112.)

Paşa, yapılan mücadelenin hedefini ise 29 Ocak 1921 günü Sovyet temsilci Eşbe Yoldaş’a şöyle özetler: “Türk halkı olarak, aynı anda, Batı emperyalizmine ve müstebit sultan rejimine karşı isyan ettik.” (ATABE, C.10, s.358.)

Paşa, dış politikada yeni kurulmakta olan Sovyetler Birliği ile dostluğa özel öneme veriyordu. Meclis açıldığında ilk teması Sovyet Rusya ile yaptı. Lenin’e 26 Nisan günü gönderdiği mektupta Sovyetler Birliği ile aynı idealleri paylaştığını ve onlara karşı bir hareketin içinde olmayacağını belirtti. Ankara’nın da emperyalizme ve kapitalizme karşı duracağını ifade etti. Temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde ise Sovyetler Birliğinin politikalarından bize uyanları hayata geçireceğini kaydetti. Rusya’dan sağlanan mali yardımla (11 milyon altın ruble) 1921-22 yılı bütçesinin yüzde 70’ini buradan sağladı. Ayrıca Büyük Taarruz’da Yunan ordusunun üzerine atılan 400 bin top mermisinin 170 binini komşumuz Rusya’dan sağladı…

Paşa’nın dış politikada önemli bir ilkesi de karşısındaki emperyalist birliği dağıtmak, İngiltere’yi yalnızlaştırmak ve işgalci Yunan ordusunu rahatlıkla ezmekti. Ayrıca İslam dünyası ve mazlumlar dünyasının desteğini almak. Herkesin kendi toprağındaki işgali sonlandırarak ileride Türk - Arap Konfederasyonu kurmaktı!

Paşa, 13 Haziran 1921 günü Fransız temsilci Franklin Bouıllon ile yaptığı görüşmede ise kararlılığını şöyle belirtir: “Tam bağımsızlık; bizim bugün üstlendiğimiz vazifenin asli ruhudur. (...) Tam bağımsızlık denildiği zaman, bittabi siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel vb. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbesti demektir.” (ATABE, C.11, s.204.)

Paşa, daha sonraki konuşmalarında ve yaptığı işlerde “Tam bağımsızlığı” değişmez ilke kabul etti. 5 Şubat 1923 günü Akhisar’da yaptığı konuşmada da belirtti: “Bu devletin dayandığı esaslar ‘tam bağımsızlık’ ve ‘kayıtsız şartsız milli hâkimiyet’ten ibarettir.” (ATABE, C.15, s.110.)


ORDUYU YÖNETECEK MECLİS

Paşa, silahlı kuvveti yönetecek, arkasındaki iradeyi yaratacak siyasi kuvveti de milli iradenin kalpgâhı TBMM olarak görüyordu ve bunu da o gün açtı. Bunu da İstanbul’daki Meclis’in kapatılmasıyla hayata geçirdi. Paşa’nın hayatı boyunca attığı her adım, gerçekliğe ve akılcı yaklaşıma dayanır. Vakti zamanı gelmeden hiçbir adımı atmamıştır. En önemlisi de bunu samimi olarak güvendiği halkın iradesiyle yapmıştır. Bunun adımlarını da bu akılcılık içinde atmıştır. Bunu da 25 Aralık 1921 günü Azerbaycan Elçisi Abilov ve Ukrayna Özel Temsilcisi Frunze’ye şöyle anlatır: “Zamanından önce yapılan hareketler başarılı olamaz, gericiliği ve karşı hareketi doğurur. Bu nedenle biz politikamızı tutarlı bir biçimde, safha safha bu yönde sürdürüyoruz.” (ATABE, C.12, 2003, s.179, 181.)

Gazi Paşa, 6 Mayıs 1922 günü TBMM’nde yaptığı konuşmada bağımsızlığın silahla kazanılacağını vurgular: “Efendiler, bugün milleti yaşatacak harp değil diyorlar. Efendiler, bugün milleti yaşatacak yalnız harptir, başka bir çare yoktur. Ne yazık ki, onun için bütün kudretimizi, bütün kaynaklarımızı, bütün varlığımızı orduya vereceğiz ve harp yapacak bir iktidarda olduğumuzu dünyaya tanıtacağız ve ancak ondan sonra milleti insan gibi yaşatmak mümkün olacaktır.” (ATABE, C.13, s.43.)

Paşa’nın o günlerde önemli bir ilkesi de Kurtuluş Savaşı’nın gerilla birlikleriyle değil, düzenli orduyla zafere ilerleyeceğini savunmasıydı. Orduya güveniyordu. Çünkü Cihan Harbi içinde büyük tecrübe edinmiş ve bunu Anadolu’da da gerçekleştireceğine inanıyordu. Genç vatansever ve devrimci subaylar, canla başla savaşıyordu. Yunan ordusundan da üstündü! 1920 Kasımında kurulan düzenli ordu bunu 1921 yılında üç savaşla ispatladı, 1922 taarruzuyla da zafere ulaştırdı.

PADİŞAHSIZ MECLİS

Ankara’da açılan BMM tarihi anlamda ilk kez padişahsız açılmıştır. Devrimci tarihimizin üçüncü Meclis girişimidir. 1876 yılında açılan birinci Meclis Anayasal düzene geçişte önemli adım olmuştur. 1908’de açılan ikinci Meclis ise Padişah’ı hedef almış ancak onu değiştirmiş, yıkamamıştır. Tarihi alt üst oluş sonrası 1920’de açılan 3. Meclis ise Padişahsız açılmış ve vatanı işgalden kurtarma hedefi gütmüştür. Bunu başarınca da büyük devrimleri gerçekleştirmiştir. Zaten bu anlamda ilk Meclis devrimcidir! Aslında önce devrim yaptık, sonra kurtulduk! İşte bu kurtuluşun karargahıdır BMM! (Meclisimiz ve devletimiz ilk gün ‘Türkiye’siz açıldı. 20 Ocak 1921 Anayasası ile ‘Türkiye’ ismini kullandı. Ayrıntısı için bakınız; Dolapçı, Devrimin İki Yüzü.) Bunu da en sade halk iradesiyle yapmıştır. Devrimcidir ve dünya çapında büyük bir devrimi inşa etmiştir. Mahmut Esat Bozkurt’un değimiyle “Bizim devrimimiz dünyanın en büyük devrimidir. Fransız ve Rus devriminden bile daha büyük!” Türk devrimi, ona göre işgale karşı emperyalist devletlerle boğuşmuştur!

Paşa, 2 Ocak 1922 günü Cemal Paşa’ya gönderdiği mektupta Anadolu’daki devrimin müjdesini şöyle verir: “Türkiye’de tahmin edemeyeceğin derecede bir inkılap olmuştur. Bütün manası ile bir halk hükümeti teşekkül etmiştir. Kanun yapma ve icra salahiyetlerini kendine toplayan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bütün devlet işlerine bizzat el koymuştur.” (ATABE, C.12, s.195.)

Meclis Reisi Sakarya Savaşı'nda Başkomutan...

23 Nisan 1920’de kurulan Meclisimiz, üstünde hakimiyet kabul etmemiş ve bunu “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözüyle özetlemiştir. Gazi Paşa, 8 Şubat 1921 günü Meclis’te yaptığı konuşma, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözüyle tescillemiştir. (ATABE, C. 11, s.43.) Meclis’te bulunan vekillerin yabana atılmayan bir kısmı Meclisin üstünde Padişah’ın olmasını istiyordu. Kafalarda o vardı. Daha ötesinde manda ve himaye istiyordu. (Bağımsızlık isteği zamanla onları bastırdı. Hele ki zaferler taçlandırdı…) Daha fazla ileri gitmeden anlaşarak savaşın bitmesini istiyordu. Yani ne verirlerse ona razı olmamızı istiyordu. Onlara göre bir gün vatan kurtulduğunda iktidar Padişaha verilecek ve Mustafa Kemal Paşa da askerlik vazifesine geri dönecekti. Bunu en yakın asker arkadaşları da istiyordu. Bilmiyorlardı ki bir devrime imza atmışlardı. Devrimler kendi kanununu yaratırdı! O kanunlar bütün kanunların üstündeydi.

DEVRİMİN KANUNU

Bunu da 16/17 Ocak 1923 günü İzmit’te gazetecilere şu sözlerle özetler: “İnkılabın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe ve bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız yenilikçi inkılap bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır!” (ATABE, C.14, s.302.) İşte BMM bu önemli vazifeyi yaptı. Devrim yaptı vatanı kurtardı. Bu süreç de kolay olmadı. Her aşaması derslerle doludur. 1876’lardan gelen devrimci mücadelemizin doruğu olmuştur. Milli devletin kurulmasıyla Türk Milleti yaratıldı. Mustafa Kemal Paşa, Ocak 1930’da Medeni Bilgiler kitabı için el yazısı taslakta şöyle formüle eder: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” (ATABE, c.23, s.17.) 2 Şubat 1923 günü İzmir’de halkla yaptığı sohbette ise Ordu - Meclis bağını şöyle kurar: “Fakat ben en çok ehemmiyeti doğrudan doğruya halkın kendisinde arıyordum. En büyük kuvvet kaynağının orası olduğu kanaatinde idim. Orduyu yapacak olan o idi. Her türlü kuvveti yapacak olan o idi. (…) Erzurum Kongresi’nde bariz olarak ifade edilmiş iki kelime vardı. O kelimeler bağımsızlık ve hâkimiyet kelimeleridir.” (ATABE, C.15, s.64.) 19 Şubat 1923 günü Eskişehir halkına hitaben yaptığı konuşma ise bugünlere vazifedir: “Geleceğinizden emin olunuz. Artık kurtulduk, dünyanın en büyük zaferini kazandık, fakat bu zaferin devam edebilmesi için el ele vererek çalışmak lazımdır.” (ATABE; C.15, s.149.)

En Çok Okunanlardan...