Blog Listem

20171101

Unutulan kahraman: Albay Cevdet

 

Unutulan kahraman: Albay Cevdet

 

'Vatanım Sensin' dizisinin Albay Cevdet’i, Milli Mücadele’nin Gâvur Mümin’inin izini sürdük. Kendi kaleminden belgeleriyle aktarıyoruzİ

İZMİRLİ Jandarma Albay Mümin Aksoy’un yaşamöyküsünü, Genelkurmay belgelerini inceleyerek yazan Emekli Korgeneral Hüseyin Işık, ‘Unuttuğumuz Bir Kahraman: Mümin Aksoy’ başlığıyla yayımladı. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Yayınları Askeri Tarih Bülteni Şubat 1997 Sayı 42’de yer alan yazının aslına sadık kaldık, uzunluğu nedeniyle bazı kısımları koymadık. Arabaşlıklar bize aittir. (...) 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sırasında İzmir halkı ve İzmir’deki 17’inci Kolordu tarafından hiçbir mukavemet gösterilmediği halde Yunanlılar resmi daireleri, kolordu karargâhını ve kışlayı basarak başta Kolordu Komutanı General Ali Nadir olmak üzere subaylarımızı dövdüler, üzerlerindeki paraları, yüzükleri ve kıymetli eşyaları aldılar, kasalardaki paraları gasp ettiler, subayları ve devlet memurlarını elleri yukarı kaldırılmış olduğu halde yerli Rumların küfürleri, hakaretleri ve saldırıları arasında İzmir rıhtımında demirlemiş vapurlarındaki hayvan ambarlarına tıktılar. İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığı Yunan vahşetini rapor halinde hemen Jandarma Genel Komutanlığı’na ve gazetelere bildirdi. Bu bilgilerin toplanmasında, Valiliğe, Jandarma Genel Komutanlığı’na, İzmir’deki Jandarma Tensik Heyeti’ne ulaştırılmasında Üsteğmen Mümin’in olağanüstü çabaları ve başarı vardır. Üsteğmen Mümin, işgalden kısa bir süre sonra ülkenin her tarafında kurulan Kuvayi Milliye mensupları ve Müdafaa-i Hukuk Dernekleriyle temasa geçti. Milli Kuvvelerimizin ihtiyacı olan silah, telefon, telefon teli, giyecek sağlayarak gizlice gönderdi. Üsteğmen Mümin esaretten döndükten sonra yapılan sorgulamada bu durumu şöyle anlatmaktadır:

YUNANLILARIN İŞGALİNDE RAPORLAR

“Yunanlıların İzmir’i işgal ettikleri sırada İzmir Jandarma Alay Erkan Bölüğü’nde bulunuyordum. İşgal sırasında Yunanlılar tarafından anlatılması olanaksız hakaretlere maruz kaldı. Olaydan bir gün sonra Osmanlı egemenliğinin devam ettiği, her türlü zulüm ve hakarete dayanarak görevin yapılmasında kusur edilmemesi ve hükümetin temsil edilmesi için gereken özverinin esirgenmemesi hakkında Jandarma Genel Komutanlığı’ndan emir geldi. Alay subaylarıyla birlikte göreve başladık. Bu sırada İzmir’deki 17’nci Kolordu subayları Yunanlılar tarafından sağlanan bir vapurla İzmir’den ayrılıyorlardı. Ben Jandarma Genel Komutanlığı’nın emrine uyarak İzmir’de kalıp Yunanlıların İzmir ilçelerinde ve köylerinde yaptıkları zulüm ve işkenceler konusunda gelen raporları birleştirerek Alay Komutan Vekili Binbaşı Tahsin Bey ile Genel Komutanlığa, Valiliğe ve Yabancı Tensik Heyeti’ne bildiriyor hükümetin dikkatini çekmek için durum hakkında acı raporlar yazıyordum. Bu raporlar ve mezalim raporları o sırada İstanbul’da yayımlanan Kırmızı Kitaplara geçti.

GİZLİ MEKTUPLAR

(...) Bu sırada İzmir Sancağı (il ve ilçe arasındaki idari bölüm) yakınında kurulan milis teşkilatını yöneten subay arkadaşlarımdan aldığım gizli mektuplarda Yunanlıların iç durumu hakkında bilgi vermekliğim ve bulundukları bölgeleri milis kıtaların ihtiyacı olan telefon makinesi, telefon teli, tüfek, fişek vb. şeylerin sağlanıp gönderilmesi bildiriyordu. O sırada çok müsait olan durumum sayesinde elde edebildiğim önemli bilgileri ve İzmir Valiliği’nden sağlayabildiğim telefon makinelerini ve malzemelerini bana yardım eden hamiyetli ve vatansever sivil arkadaşlarım aracılığı ile gönderebiliyordum. “Amiral Bristol başkanlığındaki Heyet-i Tahkikiye (Soruşturma Kurulu)’nın İzmir’e geldiği sırada bu kurulun yanında bulunan Kurmay Yarbay Kadri Bey’e soruşturmanın derinleştirilmesi için gereken yardımda bulunarak birçok zulmün meydana çıkarılmasını sağladım. Bu sırada İzmir’deçalışabilmek için büyük bir alana sahip bulunuyordum ki İzmir sancağı yakınındaki milis komutanları yanındaki subay arkadaşlarından aldığım tavsiyelerde İzmir’den asla ayrılmam ve kendilerine yardım etmemi istiyorlardı. Ben de elimden gelen yardımı yapıyordum. Bu sırada Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılmış ve hükümet kurulmuştu. İstihbarat çabalarının daha artırılması ve her hafta hazırlayacağım raporların merkeze gönderilmesi istendi. Yunanlılar bu sırada İzmir Hükümeti’ne el koyarak, bizim alayın İzmir’i terk etmesini istediler. Durumu Ankara’ya bildirdim. Benim orada kalarak hiçbir yere ve görevime devamım emredildi.” (Üsteğmen Mümin’in esaretten dödndükten sonra yapılan soruşturmaya verdiği cevaptan alınmıştır.)

GİZLİ GÖREV
 


Bu sırada Balıkesir Jandarma Komutanlığı mensupları tümüyle Balıkesir’den ayrılarak Yunan işgali altında olmayan bölgeye geçmiştir. Yani Ankara’daki TBMM Hükümeti emrine girmişlerdi. İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığı subay ve erlerinin şehri terk etmesi Yunanlılar tarafından istediğinden İstanbul’daki Jandarma Genel Komutanlığı’nın emriyle Balıkesir’e gönderdiler. Üsteğmen Mümin gizli görevini sürdürebilmek için İzmir’den ayrılmak istemiyordu. Hatta Balıkesir’e gitmeyerek Yunan işgalinde olmayan Kuşadası’na geçmeyi arkadaşlarına önerdi ise de kabul edilmedi. Üsteğmen Mümin İzmir’den ayrılmamak için çareler arıyordu. O sırada babası öldüğünden miras işlerini çözüme kavuşturmak ve ailevi işleri düzene koymak için 10 gün izin alarak Burdur’a gitmişti.

FRANSIZ YÜZBAŞI KLEBER’İN RAPORU

Üsteğmen Mümin, babasının ölümü üzerine izin alarak Burdur’a gitmişti. İzin süresi dolduğu halde görevi başına dönmedi ve yeniden iznin uzatılmasını istedi. Uzun süre görevi başına dönmeyince kaydı silinde. İzmir’de bulunan Tensik Heyeti’nden Fransız Yüzbaşı Mösye Kleber’in adı geçen subay hakkında hazırladığı 23 Eylül 1920 tarih ve 252 sayılı Fransızca raporun özeti: “İzmir Jandarma Alay Mülhakı Üsteğmen, 2629 Mümin Efendi, alayı diğer subaylarıyla birlikte Balıkesir’e atanmış bazı özel işlerini yoluna koymak için kendisine birkaç gün izin verilmişti. İzin süresi 30 Ağustos 1920’de sona ermişti. 27 Ağustos 1920’de kendisine izninin uzatılmayacağını tebliğ etmiştim. 21 Eylül’de İzmir’e döndüğünde Üsteğmen Mümin Efendi’nin
benim teftişte bulunduğum sırada Yarbay Mösyö Karisini’ye iznin uzatılması için başvurduğunu, isteğinin kabul edilmediğini, buna rağmen görev yeri Balıkesir’e gitmeyerek İzmir’de kaldığını gördüm. Üsteğmen Mümin halen kapalı bulunan İzmir Hükümet Dairesi’nin açılacağını haber aldığını, bu haber gerçekleşinceye kadar kendisine izin verilmesini istemektedir. Bu hususun gerçekleşmesi ve adı geçen dairenin açılması için çok zaman gereklidir. Eğer bu subay görevine katılmayı gerçekten isteseydi, İzmir ile irtibatta bulunarak ve bizden de uygun bir zamanda izin isteyerek bunu başarabilirdi. Benim anladığıma göre Üsteğmen Mümin, Osmanlı Jandarması’nda kalmak imkânını korumakla beraber İzmir’de hatta Yunanlılar yanında başka bir iş aramıştır... Meslekte kimlerin kalmak istediğini anlamak için yaptığım incelemede onu çok şüpheli durumda görmüştüm .. Osmanlı Jandarması’ndan kaydını silinmesini talep ederim, efendim. İmza Kleber” (Üsteğmen Mümin’in şahsi dosyasındaki Fransız Yüzbaşı Kleber’in raporundan)

JANDARMA’DAN KAYDI SİLİNİYOR

Tensik Subayı Yüzbaşı Kleber’in bu raporu üzerine İstanbul Jandarma Genel Komutanı General Ali Kemal Sırrı’nın 4 Kasım 1920 tarih ve 15556 sayılı yazısıyla, adı geçen subayın İstanbul’a gelerek Genel Komutanlığa başvurması, bunu yapmadığı takdirde hakkında gıyabi işlem yapılacağı bildirilmiştir. Buna rağmen İstanbul’a gelerek Jandarma Genel Komutanlığı’na başvurmayan Üsteğmen Mümin’in kaydının silindiği 21 Mart 1921 gün ve 1088 sayılı yazılısıyla bildirilmiştir.

Tarihin tekerleği geriye dönmez!

 

Tarihin tekerleği geriye dönmez!

Mecit Ünal

Aydınlık Gazetesi, 2.11.2017

Yüz yıl, insan için uzun, insanlık için kısa bir zaman... Binlerce yıllık tarih karşısında bunca kısa bir zamana insanlık yine de nice savaş, nice yıkım, nice devrim, nice ilerleme ve atılım, nice yenilgi ve geriye dönüş sığdırabilir ve sığdırabilmiştir.

Dünyayı neredeyse ekseninden sarsan bir devrimin, 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılına rastlayan şu günlerde bu güncel gerçek, çok daha derinden hissettiriyor kendisini.

Yüzüncü yılın, devrimin yarattığı ilk sosyalist ülkenin, SSCB’nin çoktan tarihe karıştığı bir kesite denk gelmesi ise, daha bütüncül ve nesnel değerlendirmelerin ortaya çıkışını etkileyecektir.

Az buz değil, dünyanın üçte birini emperyalist-kapitalist sistemin dışına çıkaran bir devrimin ve etkilediği her şeyin öyle kolayından yok olup gittiği, unutulduğu düşünülemez.

Tarihin tekerleği geriye dönmez!


Ekim Devrimi de, insanlığın geçmişinde yerini almış bütün devrimler gibi nice deneyim ve derslerle doludur. Ve bu deneyim ve dersler, kendisinden önceki devrimler gibi gelecekteki devrimlerin yolunu aydınlatacaktır.

Devrimin yüzüncü yılında Rusya başta olmak üzere tüm dünyada çeşitli etkinlikler hazırlanıyor. Türkiye’de toplantılar düzenleniyor, çeşitli siyasi çevreler devrimi tartışıyor, çeşitli yayın organları yüzüncü yılla ilgili yazılar yayımlıyor.

Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün düzenlediği sempozyum en önemli toplantılardan biriydi. Sempozyumun teması, “100. Yılında Sovyet İhtilâli ve Türk Dünyası” idi. Temaya ilişkin çok sayıda bildirinin sunulduğu sempozyum (25-27 Ekim) iki gün sürdü.
  • “Ekim Devrimi ve Sovyet Sosyalist Deneyiminin Türkiye’de Algılanması Üzerine Bazı Düşünceler”, 
  • “İngiliz Belgelerinde Türk-Bolşevik Rusya İlişkilerine Kesitsel Bir Bakış (1917-1921)”, 
  • “Bir Düşünce Dergisi Olan Kadro’da Sovyet Devrimi”, 
  • “Bolşevik İhtilalinin Osmanlı Basınına Yansıması: Sabah Gazetesi Örneği”, 
  • “Mehmet Ali Aybar’ın Penceresinden Sovyet Sosyalizmine Bakış”, “Türkiye Sovyet Rusya’sı Kültürel İlişkileri Bağlamında Evgeni Lansere’nin ‘Ankara’da Bir Yaz 1922’ Adlı Çalışması”, 
  • “Türkiye Cumhuriyeti’nin Sanayileşmesinde Sovyetler Birliği’nin Katkıları”, 
  • “Devam Ettirme ve Uyarlama Düzleminde Sovyet Rusya’dan Türk Edebiyatına Toplumcu Gerçekçilik: Türk Toplumcu Gerçekçiliğinin Felsefî Temelleri”, 
  • devrimin Türkiye’ye etkilerini ele alan bildirilerden bazılarıydı.

Bilim ve Ütopya, Kasım sayısını Ekim Devrimi’ne ayıran dergilerden biri. Derginin “Yüzüncü Yılında Ekim Devrimi” başlıklı kapak dosyasında Dr. Doğu Perinçek, Yıldırım Koç, Prof. Dr. H. Zafer Kars, Yavuz Alogan ve Özgür Uyanık’ın yazıları bulunuyor. 

Kasım sayısını Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılına ayıran dergilerden biri de Teori. “Yüzyılın Tecrübesiyle Ekim Devrimi”, “İttihat ve Terakki’nin Yayın Organında Bolşevik Devrimi”, “Anti Emperyalist Mücadelede Komünist-İslamcı İttifakı: Rus Deneyi”, “Devrimci Nerimanov- Gerici Galiyev”, “Devrim Kuramları Işığında Ekim Devrimi’nin Oluşumu” ve “Doğu İhtilâl Makinası ve Ecnebi Cisimler: Dün, Bugün, Yarın” dergideki Ekim Devrimi konulu yazılar.

AYDINLIK GAZETESİ

İttihatçı liderlerin yurt dışına gidişi: Vatana Veda /Hikmet Çiçek

 

İttihatçı liderlerin yurt dışına gidişi: Vatana Veda

Hikmet Çiçek

Talat, Enver, Cemal, Dr. Nazım, Kara Kemal, Dr. Bahattin Şakir, Dr. Rusuhi, Hacı Adil Bey, Ziya Gökalp, Mithat Şükrü... Hepsi oradalar. İttihat ve Terakki’nin son kongresi toplanıyor. Tarihler 1 Kasım 1918’i gösteriyor. Yer, Cemiyet’in Genel Merkezi Kırmızı Konak (Cumhuriyet gazetesinin eski yönetim binası). Bir devrin, bir partinin, bir tarihin sonuna gelinmiştir. Kongrenin üçüncü günü İttihatçı liderlerin yurt dışına kaçtıkları duyulacaktır.

2 Kasım’ı 3 Kasım’a (1918) bağlayan gece bir istimbot Enver Paşa’yı Kuruçeşme’deki yalısından alıyordu. Motor, Bebek koyundan Talat Paşa ve Bahattin Şakir’i alacaktı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa da bir başka yerden alınacaktı. Beyrut Valisi Azmi Bey, eski Polis Müdürü Bedri Bey, Doktor Nâzım Bey ve Cemal Azmi Bey de Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan diğer kişilerdi.

ÖLÜNCEYE KADAR...

Hareket yeri İhsan Namık Bey’in (Poroy) Arnavutköy’deki evi olacaktı. İhsan Namık Bey, İttihatçı dostlarına son sofrayı hazırlamıştı. Masadaki pilaki, Talat Paşa’nın en sevdiği mezeydi.

Ayrılma günü, yeri, saati ve şekli, Doktor Nâzım tarafından Teşkilatı Mahsusa’nın bazı isimlerine bildirilmiş ve gereken önlemlerin alınması istenmişti. İttihatçıların ünlü ‘Küçük Efendi’si Kara Kemal’in teşkilatlandırdığı İstanbul mavnacılarının reislerinden Salih Reis eğildi, Talat Paşa’nın elini öptü, sonra sağ elini kalbinin üzerine koyarak ötekileri selamladı... Sağ elini kalbinin üzerine koymak, İttihatçılarda ‘ölünceye kadar beraberiz’ demenin işaretiydi. Salih Reis, “Vakittir beyim” diyerek kapının yanına çekildi. Vakit gelip çatmıştı. Bir devre damgasını vuranların son veda dakikalarıdır. Sanki bir daha görüşmeyeceklerini biliyor gibidirler.

O TABAKAYI SATMAK ZORUNDA KALDI

Hepsinin gözleri yaşlıydı, büyük üzüntü içindeydiler. Doğdukları, büyüdükleri, savaştıkları vatanlarını terk etmek zorunda kalmaları hepsine büyük bir acı veriyordu. Nereye gidiyorlardı? Paraları var mıydı? Gurbet ellerde ne yapacaklardı? Talat Paşa, Emanuel Karasu’dan 3 bin lira borç almıştı. Son kongre günü Sultan Reşat’ın hediyesi olan altın tabakasından bir sigara çıkarıp yakarken, yanındakilere bir latife yapmış, “Bu sabah tabakaya sigara korken düşündüm. Allah razı olsun Sultan Reşat’tan, parasız kaldığımız zaman bu tabaka hayli iş görür!” demişti. Gelecekte bu latife gerçek olacak, Talat Paşa bu tabakayı satmak zorunda kalacaktı. Talat Paşa da Osmanlı İmparatorluğu’nu on yıl yöneten diğer İttihatçı liderler gibiydi, onlar paraya pula, makama mevkiye, koltuğa sandalyeye metelik vermeyen insanlardı.

HİCRET!


Yurt dışına çıkmaya en güç ikna edilen, Talat Paşa olmuştu. Hep böyleydi Talat. 31 Mart gerici isyanında da yurt dışına kaçmayı reddetmiş, Dr. Nazım ile Şehzadebaşı’nda bir evde saklanmıştı. Bahattin Şakir, Talat Paşa’yı ikna etmek için Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini hatırlatıyor, “Kaçmıyoruz, hicret ediyoruz!” diyordu.

Talat, Enver ve Cemal Paşalarla Merkezi Umumi üyelerinden Doktor Nâzım, Doktor Bahaddin Şakir ve Doktor Rusuhi (Diktürk) ve diğerlerinin İstanbul’da kalmaları, bile bile ölüme gitmek demekti. Divan-i Örfi kararları sonradan bunu gösterecekti. Memlekette kalanların herhangi bir sorguya tabi tutulmaksızın Malta’ya sürülmelerini yaşayacaklardı. Talat, memleketi terk etmeye şiddetle karşı koymuşsa da sonunda ikna edilmişti. Ortalık durgunlaşıp, memleket yabancı işgalinden kurtulduktan sonra tekrar İstanbul’a dönmek üzere bir süre için Berlin’e gitmeye ve olayların gelişmesini orada beklemeye razı olmuştu.

Küçük bir gemi, yolcuları aldı. Bu tür küçük gezinti gemilerine “Muş” deniyordu. Herkesin yanında yalnızca küçük bir bavul vardı. Geminin kamarasına girdiler ve hemen başlarındaki fesleri çıkararak birer şapka taktılar. Birkaç dakika sonra gemi ışıksız olarak denize açıldı. Gece yarısına doğru Tarabya önlerinde R-1 Torpidosuna yanaştı.
İttihatçıların bir denizaltıyla gittiklerini ileri süren Şevket Süreyya Aydemir’dir. Tarık Zafer Tunaya ise kaçan grup içinde bulunan Dr. Rusuhi Bey’in 1926 Ankara İstiklal Mahkemesi’nde “Torpido ile gittik” demesini esas almakta ve “Bizzat giden kişinin sözlerine inanmakta kendimizi haklı buluyoruz” demektedir.

Eskiden Rusların Karadeniz filosuna ait olan bu muhrip, birkaç haftadan beri Alman personeli ve bayrağı ile görev yapıyordu. Türk konuklarını mümkün olduğunca hızla Sivastopol’e götürüp karaya çıkarma emri almıştı. İstanbul’dan Sivastopol’a kadar olan yaklaşık 400 deniz mili yolu 24 saate gittiler. İttihatçı liderler, 3 Kasım 1918 Pazar günü Sivastopol limanına ulaştılar.

‘SELANİKLİ MUSTAFA’

Yurtdışına kaçış, Merkezi Umumi’de yapılan sınırlı sayıda kişinin katıldığı bir toplantıda kararlaştırılmıştı. Fikir, Enver ve Cemal Paşalardan çıkmıştı. Sadrazam İzzet Paşa’nın da firardan bilgisi vardır. Hareketten önce Enver ve Talat, İzzet Paşa’ya ayrı ayrı mektup yazmış, gösterdiği dostluktan ötürü teşekkür etmişlerdir.

İttihatçı liderler yurt dışında yeni serüvenlere atılırken, Anadolu’da Mustafa Kemal’in, İttihatçıların biraz da küçümsemek için kullandıkları ifadeyle “Bizim Sarı”nın ya da “Selanikli Mustafa”nın önderliğinde Milli Mücadele başlamaktadır!



 “İttihatçılar da vardı hilâl bıyıklıydılar
sustasına basılmış birer çakıydılar
mor kumrular patlıyordu câmilerden
mavzerlerin gözü dönmüştü
kara kalpaklıydılar
bir tambur kanat çırpmasın ıtrî’den
eksiksiz bütün ölmüşlerimiz ayaktaydılar
kılıçlar çekilmişti bâkî’nin gazellerinden
budin’den yaşlı sipahiler
ezan okumaktaydılar
Ertuğrul gâzi mi tutmuştu
Kemal paşa’nın ellerinden
Oğuzlar mıydı yoksa bismillah
yeniden başlamaktaydılar”
Attila İlhan


 

Türk Mutfağı: Amerikalılara Türk kahvesini sevdirmek



6 yıl önce hayalim Amerikalılara Türk kahvesini sevdirmek ve 500 yıllık kahve kültürümüzün hakettiği şekilde tanınmasını sağlamaktı. Kendi küçük ama misyonu büyük Turkish Coffee Truck projemize destek veren değerli dostlar, gönüllü vatansever arkadaşlar ve Kurukahveci Mehmet Efendi gibi kurumların katkılarıyla kültürel turlarımız sırasında binlerce kişi Türk kahvesini tatmış oldu. 2012-2015 yılları arasındaki ABD, Avrupa ve Kanada turları sonrasında anladım ki, kalıcı bir yer olduğu takdirde Türk kahvesini insanların hayatlarının bir parçası yapabiliriz.

Bu düşüncemin üstünden tam iki sene geçti. Çok değerli ortaklarım, fikri destekleyen ailem ve yakın dostlarım sayesinde kişisel maddi birikim ve çabalarla yaklaşık 11 aydır bir gün bile ara vermeden çalıştık. Şimdi inanması güç ama tam iki buçuk hafta sonra hayalimiz gerçek oluyor ve ABD'nin ilk Türk kahvesi cafesini başkent Washington DC'nin en prestiljli AVMsinde açmaya hazırlanıyoruz. Sevgili Gila Benmayor yıllardır süren çabamızı ve Türk kahvesine gönül bağımızı o kadar güzel kaleme almış ki bu noktaya gelene kadar yaşadığımız tüm zorlukları unutturuyor...
Sevgili dostlar, kahve kültürümüzün gerçekten bir eşi benzeri yok, ve bu yıl kahve çekirdeklerinin İstanbul'a getirilişinin 500. yıldönümü. Lütfen Türk kahvesinin sesini dünyaya duyurmamıza destek olun, ve Türk kahvesi ile resimlerinizi #500YıldırDostluğunTadı veya #TasteofFriendshipfor500Years hashtagi ile sayfalarınız da paylaşın. Şimdi bu önemli kültürel mirasımıza ve 500 yıllık kahve kültürümüze sahip çıkma zamanı! 🇹🇷

Amerika’daki ‘Türk Kahvesi Kızı’ - Gila BENMAYOR

JALE Özgentürk’ün önceki gün, TİM’in “Türkiye’yi Tanıtım Grubu”na 300 milyon lira aktaracağını ve grubun Türkiye’nin imajına katkı yapacak, Türk Malı (Made in Turkey) algısını geliştirecek projelere imza atacağını söylemişti. Türkiye’nin nasıl bir imaj sorunu yaşadığını, turizme darbeyi, müşterilerin ayaklarına gitmek zorunda kalan ihracatçıların durumunu biliyoruz.
“Türkiye Tanıtım Grubu” projeleriyle keşke bu sorunları sihirli bir değnekle yok edebilseydi. Ama bu çok zor zira tanıtım dediğinizde devletin tutarlı, uzun soluklu, sürdürülebilir bir stratejisi şart ki bu maalesef en büyük eksiğimiz. Bu arada bireysel, küçük bütçeli yaratıcı girişimlerin tonlarca para dökülen, amacı belirsiz projelerden çok daha fazla işe yaradığını yaşayarak görüyoruz.
Buna verebileceğim en güzel örneklerden biri, ABD’de Türk kahvesinin tanıtımı için 6 yıl önce bir kamyonla yola çıkan, ABD’nin çeşitli eyaletlerini, Kanada’yı, Avrupa’yı gezerek insanlara Türk kahvesi ikram eden Gizem Şalcıgil White.

ABD’de “Turkish Coffee Lady” diye bilinen ve hikayesine zaman zaman yer verdiğim Gizem Şalcıgil White ile geçtiğimiz ilkbahar aylarında İstanbul’da buluşmuştuk.

 
EN POPÜLER AVM’DE

Yıllardır gerçekleştirme peşinde olduğu hayalinden söz etmişti.
ABD’de, lokum ve baklava eşliğinde Türk kahvesinin sunulacağı “Turkish Coffee Lady” (Türk Kahve Kızı) markasıyla bir kafe zinciri.
 
Genç kadının hayali şu anda gerçeğe dönüşmüş durumda.

Washington DC’nin, en popüler AVM’si Tysons Corner Center’da, önümüzdeki 18 Kasım tarihinde iki ortağıyla “Turkish Coffe Lady” markasıyla “kiosk kafe” konseptindeki ilk dükkânını açıyor. White, günde 400 milyon bardak kahve tüketen Amerikalıların, Türklerin 500 yıllık bir kahve kültürüne sahip oldukların bilmedikleri, kahvenin dünyaya yayılmasındaki rollerinden de habersizler oldukları gerçeğinden yola çıkmış.

Günümüzün “gurme deneyim” merakının da işine yarayacağını hesaba katmış haklı olarak.
İtalyan espresso’suz tek günleri geçmeyen Amerikalıların Türk Kahvesi gibi yeni bir tada açık olacaklarına kesin gözüyle bakıyor White.

3 BÜYÜK SPONSOR

Tysons Corner’da, Sandalyeci USA tasarım ve desteğiyle  hayata geçen “Turkish Coffee Lady”nin en önemli sponsorları Kurukahveci Mehmet Efendi ile Arzum Okka.
Bildiğim kadarıyla Kurukahveci Mehmet Efendi, White’in altı yılda çeşitli ödüller kazanmasına yol açan “Türk Kahve Kamyonu” projesini de ilk gününden destekliyor.
White, kahve kültürünü Amerikalılara yaşatmak için şahane bir fikir geliştirmiş.
“Turkish Coffee Lady”de kahve ısmarlayanlar “Faladdin” adındaki online fal okuma uygulamasıyla ücretsiz fal hizmeti alacak.

Sloganların hayatı yönlendirdiği ABD’de markasına uygun bir slogan da bulmuş genç kadın:
“Yudumla-Tadına Var-Paylaş”.
14 aylık bir kızı olduğu için kendisini “girişimci anne” (İngilizcesi mompreneur) diye tanımlayan Gizem Şalcıgil White sosyal medyayı da etkin bir şekilde kullanıyor.
Türk kahvesi tanıtımına katkı yapmak isteyen herkesi “500YıldırDostluğun-Tadı” ya da “TasteofFriendshipfor-500Years” hashtagını kullanmaya davet ediyor.
Çorbada tuzu olmak isteyenlere duyurulur.

Dünya Türk kahvesini tanımakta oldukça geç kaldı çünkü.

TAV’ın tanıtım katkısını alkış

DEVLET desteği olmadan tanıtım örneklerine devam.
Londra’da Walker PR adında bir iletişim şirketi kurmuş olan arkadaşımız Okşan Atilla Sanön bir süre önce yaz aylarını geçirdiği Bodrum’un çektiği kaliteli turist sıkıntısına çare arayışına giriyor.
İngiltere’de 120 gazeteciyle tek tek konuşarak üst üste deprem yaşamış olan Bodrum’a gelmeye ikna etmeye çalışıyor.
Sonunda 8 tanesi daveti kabul ediyor.

TAV CEO’su Sani Şener’in ev sahipliğinde, Maçakızı, Lifeco, Selamlique gibi markaların sponsorluk destekleriyle 8 İngiliz gazeteci Bodrum’da ağırlanıyor.
İngiliz gazetecilerin dönüşlerinde kaleme aldıkları ve Sanön’un paylaştığı yazılar Bodrum için öyle önemli ki.

http://www.hurriyet.com.tr/…/amerikadaki-turk-kahvesi-kizi-…

1804–Latin harfiyle ilk Türkçe metinlerden biri.


1804–Latin harfiyle ilk Türkçe metinlerden biri. III.Selim'in kardeşi Hatice Sultan'ın Mimar A.Ignace Melling'e yazdığı mektup. #HarfDevrimi

Mustafa Kemal Atatürk - (In English / İngilizce: Columbia Üniversitesi İnternet Sitesinden)

Mustafa Kemal Atatürk


  • ATATÜRK: Creator of Modern Turkey 
    Topics: Atatürk's Life, National Liberator, Founder of the Republic, Legal Transformation, Social Reforms, Economic Growth, The New Language, Women's Rights, Strides in Education, Culture and the Arts, Peace at Home, Peace in the World, UNESCO, Resolution on the Atatürk Centennial. 
Atatürk in Pictures:
  • His Portrait
  • Another Portrait
  • Another Portrait
  • Another Portrait
  • Soldier Mustafa Kemal-1
  • Soldier Mustafa Kemal-2
  • President Mustafa Kemal
  • With a Child
  • With a Woman
  • With Some Turkish Women
  • Teaching The New Alphabet
  • Visiting a School
  • Reading a Book
  • On a trip in Izmir
  • On a Trip
  • Visiting a Factory
  • With Other Law Makers
  • With a Group of Foreign Officials
  • Accepting a Foreign Ambassador
  • In The Cover of Time Magazine
  • Unesco's Resolution on the 
    Atatürk Centennial
  • His Address to the Turkish Youth
  • His tomb - Anitkabir

  • Atatürk's Addresses/Speeches: 


    Other Atatürk Pages: 


    Back to Türkiye Home Pages                                         (Updated: May 7, 1997)
    These pages were originally published for Turkish Students Association web page (at http://www.columbia.edu/cu/tsa/ata/)

    Bu bir devrimdir: Türkiye’nin ilk opera eseri

    Bu Bir Devrimdir

    1934 yılı, Haziran ayı… Ankara, önemli bir konuğu ağırlamaya hazırlanıyor.
    İran Şahı Rıza Pehlevi gelecek ve Atatürk devrimlerini inceleyecek…
    Atatürk, yakın arkadaşlarını Çankaya Köşkü’nde topluyor.
    “Şah için nasıl bir program yapalım?” diye soruyor.
    Kimi Orman Çiftliği’ne götürmeyi öneriyor, kimi “Merinos’u gezdirelim” diyor.
    Beğenmiyor bu önerileri Atatürk…
    “Bütün bunlar İran’da da var. Onlarda olmayan bir şey yapmalı, farkımızı ortaya koymalıyız” diyor.
    Aklında bir fikir olduğu besbelli… Sofradakiler merakla bekleşirken kararını açıklıyor:
    “Opera yapacağız!“
    İşte ilk Türk operası Özsoy’un doğuş sahnesi bu… Atatürk operanın konusunu da kendisi belirliyor.

    İran’lıların Şeyhnamesi’nden esinlenmiş bir destan planlıyor:
    Öykü, Hakan Feridun’un ikiz oğulları Tur ile Irac üzerine kurulu…
    İkizler doğduğunda şeytanın gazabı onları birbirinden ayırıyor…
    Ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşıyorlar.
    Ama yüzyıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlıyorlar.
    Tıpkı “ayrı yollara giden ikizler” Türkiye ve İran gibi…
    Bu konuyu işlemesi için Münir Hayri Egeli’ye veriyorlar. Libretto’yu [*] Egeli yazıyor.
    Sonra besteci arayışına girişiliyor ve Adnan Saygun akıllarına geliyor.
    Saygun, devlet bursuyla gonderildiği Paris’ten yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebi’nde hocalık yapıyor. Henüz 27 yaşında…
    Libretto’yu okutuyorlar kendisine…
    “Şah geliyor, bundan bir opera yazacaksın” diyorlar.
    Seviniyor Saygun… Daha önce hiç operası yok Türkiye’nin
    Soruyor:
    “Solist var mı?“
    “Yok!”
    “Koro var mı?”
    “Yok!”
    “Orkestra var mı?”
    “Yok!”
    “Ne kadar vaktimiz var?”
    “Bir ay!”
    Mucizevi bir öyküdür bu
    1 ayda, 27 yaşındaki o adam, hem de Riyaset-i Cumhur Orkestrası Şefi’nin engelleme çabalarına rağmen solistleri bulur, orkestrayı ve koroyu oluşturur, eseri besteler ve Türkiye’nin ilk opera eserini yaratır.
    Saygun, o uykusuz geceler için sonradan şöyle yazacaktır:
    “Ah bu çalışma… Zaman kısa, imkanlar son derece sınırlı… Ama içimiz coşkun.
    Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşlarımın içi şevkle kaynıyor.
    Acaba o atılım üstüne atılım yıllarında içimizde duyduğumuz dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlardır”.
    Atatürk, gelişmeleri uzaktan takip eder.
    Bir ara Sovyet Sefiri Karahan’a “Sen anlarsın, git bir bak” deyip provalara yollar.
    Olumlu haber alınca kendisi de gidip izler bir provayı…
    Ve Özsoy, 19 Haziran 1934 gecesi, iki devlet adamının huzurunda sahnelenir.
    Atatürk, bu mucizenin yaratıcılarını gece Çankaya Köşkü’nde ağırlar, kutlar.
    Ve engellemeye çalışanlara der ki:
    “Bu, bir devrim hareketidir!“
    7 Eylül’de Adnan Saygun’un 100. doğum yıldönümü kutlandı.
    Saygun’u ya da Özsoy’u anımsayan kaç kişi var bugün?
    Ya da, daha anlamlı bir soru:
    “O devrim yıllarının dinmek bilmez heyecanını, sönmek bilmez ateşini” şimdikiler nasıl duyuyorlar?

    [
    *] Libretto, opera, operet, oratoryo, bale, muzikal gibi sahne eserlerinin yazılı söz metinleridir.
    Kaynak:  1

    Alıntı Kaynak http://keyifhane.net/bu-bir-devrimdir/

    'Latin Abecesi diye bilinen Ön-Türkçe'dir'

    En Çok Okunanlardan...