Blog Listem

20240320

📚📖Atatürk'ün yasaklanan tarih kitapları: O kitaplarda hangi bilgiler vardı?

Türk Devrimi'nin gelecek nesillere ulaştırılması için yazılan bu kitaplar hangi anlaşma sonucu yasaklandı? Kitaplarda hangi bilgiler yer alıyordu?

 15 Mayıs 2022

Atatürk'ün talimatıyla yazılmış olan tarih kitapları, 1931 yılından 1949 yılına kadar orta öğrenimde ders kitabı olarak okutuldu.

Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğu gerçeğine kadar Türk tarihinin derinliğine inen bu kitapların yürürlükten kaldırılması, ABD ile 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan Fulbright Anlaşması sonrasında yaşandı.

Cumhuriyet devrimine yönelik karşı devrim hareketlerinin başladığı yıllarda ilk darbe eğitim sistemine vuruldu. ABD Büyükelçisinin belirleyici olduğu eğitim komisyonu eliyle söz konusu kitaplar müfredattan kaldırıldı.

KİTAPLARDA NE YAZIYORDU?

  • Bu kitaplarda bulunan haritalar Atatürk tarafından çizilmiştir ve 
  • kitaplarda Türk uygarlığının ne kadar eski ve köklü olduğu anlatılmaktadır. 
  • Kitaplarda Anadolu'da Türklerin tarihinin Malazgirt savaşından çok eski olduğu anlatılırken, Sümer ve Asur medeniyetlerine ait bulunan tabletlerde Anadolu'da Ermeniler’den çok önce Türklerin olduğu, Turukki ve Turki uygarlıklarının varlığını, Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğunu öğreniyoruz.
  • Ayrıca kitapta Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının argümanları yer alıyor.

BU KİTAPLAR NEDEN  VE NASIL YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILDI?

Bu kitapların yürürlükten kaldırılmasına yol açan anlaşma ABD ile 27 Aralık 1949 tarihinde imzalanan Fulbright Anlaşması'dır.

Milli Eğitim’de 27 Aralık 1947'de imzalanan Fulbright Antlaşması ile oluşturulan komisyon Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemini şekillendirdi. Anlaşma gereği komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi yaptı.

Fulbright komisyonu, ilkokuldan İmam Hatip’e kadar, tüm eğitim müfredatını belirliyor, yarısı ABD’lilerden oluşan komisyona ABD’nin Türkiye Büyükelçisi başkanlık ediyordu.

Anlaşma sonrasında kurulan Fulbright komisyonu 8 üyeden oluşmaktadır ve komisyon üyelerinin yarısı yani 4 kişi Amerikalı'dır. Yapılan herhangi bir oylamada anlaşma sağlanamaz ise ABD büyükelçiliği oy kullanacaktır! İşte o tarihte maruz kaldığımız tehlikenin boyutu!

KAYNAK YAYINLARI'NDA BASILDI

Bu kitaplar yakın zamanda Kaynak Yayınları ndan 4 cilt olarak çıktı.

1931 yılında ilk basımı yapılan ve 1941'e kadar liseler de okutulan dört ciltlik Tarih kitapları, Atatürk'ün Avrupamerkezci Tarih tezlerine karşı ulusal-devrimci teorisini inşa etme amacıyla başlattığı Tarih çalışmalarının en önemli ürünlerinden biridir. Lise Tarih kitapları, Devrimci kuşakların ideolojisini belirleyen temel eser olmakla birlikte, Kemalist Devrim'in ideolojisini incelemek isteyenler için de, eşi bulunmayan bir kaynaktır.

Tarih kitapları, evrenin ve insanın yaratılmış teorisini çürütüyor ve bu süreçleri bütünüyle bilimsel verilerle açıklıyor.

Alıntı/Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr

📖Çankaya – ✍️Falih Rıfkı Atay

 

“Atatürk ne yaptığını, nasıl yapacağını, kimlere ne yaptıracağını, kimleri nasıl ve nerede değerlendireceğini bilen pek hesaplı bir adamdı.

   Bir fıkrasından, bir hikâyesinden, bir yazı veya nutkundan hemen anladığımızı sandığımız Gazi, aradıkça yeni bir sır verir. Yaklaşılan bir dağ gibi büyür. Onun hâl tercümesi, yeni Türk devletinin tarihi demektir. Tarihimizi bilmek için Gazi’yi öğrenmeliyiz!”

Falih Rıfkı ATAY

Çankaya, Falih Rıfkı Atay‘ın 1961 yılında kitaplaştırılan hatıra (anı) türündeki eseri.

KİTABIN KONUSU

Atatürk‘ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatı, harp zamanında düşmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkılaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ

Atatürk, 1881 yılında ahşap bir evde doğmuştur. Annesi Zübeyde Hanım, babası ise önce gümrük muhafaza memurluğu sonra kerestecilik yapan Ali Rıza Efendi’dir. Naciye isimli bir kızkardeşi vardır; fakat Naciye çocukken vefat etmiştir. Babası da 1887 yılında vefat etmiştir.

Atatürk ilk eğitimine mahalle mektebinde başlamış daha sonra Şemsi Efendi okuluna geçmiştir. Bu okulda hocadan dayak yemesinden dolayı kaçmıştır. Bir müddet dayısını çiftliğinde çalışmış sonra halasının desteğiyle okula yeniden başlamıştır. Zübeyde Hanım’ın gitmesini hiç istemediği halde kendi çabasıyla askeri okula yazılmıştır. Lise hayatında çok başarılı olmuştur ve “Kemal” adını burada almıştır. Manastır Askeri İdadisinden sonra İstanbul’a gitmek istediği halde bir subayın tavsiyesiyle Manastır Pangaltı Harp Okuluna gitmeyi tercih etmiştir.

1904 yılında Harp Akademisini de bitirerek kurmay yüzbaşı diplomasıyla göreve başlamıştır.

Vatanperver duyguları ağır basan Atatürk, okuduğu kitaplarla İttihat ve Terakki Cemiyetine yaklaşarak gelecekte vereceği büyük savaş için kendini yetiştirmeye başlamıştır. Şeriat kanunlarını isteyen, bu yolda kan döken isyancıları bastırmada Hareket Ordusu’nda görev almış ve başarılı da olmuştur.

Çıkan isyanların bastırılmasından sonra ..... Birinci Dünya Harbinde birçok cephede düşmanla çarpıştı. Balkan Savaşında, Çanakkale’deki birçok direnişte komutanlık yaptı. Trablusgarp cephesine gönderildi ama devletin acizliği nedeniyle bu toprakları bırakıp geri döndü. Veliaht Vahdettin’e Almanya seyehatinde yaverlik yaptı ve geleceğin padişahından bazı imtiyazlar alarak vatanın selamete ulaşmasında önemli adımlar atmak için çaba harcadı.

Kuvettli ama kabiliyetsiz müttefikimiz Almanya’nın aldığı yenilgilerden dolayı bizde savaşı kaybetmiş sayılıyorduk.İmzalanan Mondros ve Sevr mütarekeleriyle vatan düşmanın acımasız ellerine bırakıldı.Silahımızı yetmedi istedikleri topraklarımızı aldılar. Büyük Türk, bu yenilgiyi İstanbul’dakiler gibi kabullenip elini kolunu bağlayarak beklememekte kararlı idi.

Yunan ordusunun 16 Mayıs’ta İzmir’e çıkmasıyla Atatürk de 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı. Amacı direniş için gerekli kuvvetleri toplamaktı ama satılmış İstanbul Hükümeti, İngilizlerin talimatıyla Atatürk’ü görevden aldı. Bunun üzerine o da ordudan istifa etti. Doğuda Kazım Karabekir Paşa’nın desteğiyle harekete geçti. Birçok ilde toplantılar düzenledi. Milleti uyandırdı ve gerekenleri yapmaya başladı.

İngilizlerin, İstanbul’u işgaliyle hukümete duyulmayan güven tamamen sona erdi.Bu arada Kuvayi Milliye birlikleri Antep,Maraş ve Urfa’da düşmana dişini göstermekteydi ama alınan kesin ve kalıcı bir zafer yoktu.Bu sebeple Atatürk bu çete kuvvetlerini toplayarak düzenli orduya geçmek istiyordu.Zaten bu çeteci birliklerin bazı yararlarının yanında birçok zararları vardı.Bu çeteler halkı soyuyor,adam öldürüyorlardı.Afyon’da aldıkları yenilgi bu olaylara son verdi ve düzenli orduya geçildi.

Düzenli orduya geçmiştik ama ordu başına geçirilecek komutanlar ve askerler binbir zorluklarla toplanabildi. Tüm zorluklara, yokluklara hatta duyulan güvensizliğe rağmen düşman Akdeniz’e döküldü.Düşman dökülmüştü ama şimdi çok daha zor olan savaş başlamıştı. İnkilaplar dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti.

İlk iş olarak saltanat kaldırıldı. Gericilerin hatta, Atatürk’ün ilk destekleyicisi Kazım Karabekir’in tüm uğraşlarına rağmen halifelik kaldırıldı. Ayrıca hilafetin kaldırılmasına zorluk çıkaran kesimler, yani yobazlar yapılan tüm yeniliklerde yine köstek olmuşlardır. Ama Atatürk’ün azmi ve kararlılığı karşısında dayanamamışlardır. Ankara’nın başkent yapılmasını, şapka kanunu, Latin harflerinin kabulünü, Tevhid-I Tedrisat Kanununu, Medeni Kanunun kabulünü, kadılnlara verilen eşitlik hakkını ve soyadı kanununu zor da olsa halka benimsetmiştir. Başkenti Ankara yapmıştır ve Ankara’nın yenileştirilmesinde çok çaba harcamıştır. Hükümette çok partili sisteme geçiş için denemeler yapmıştır. Ama alınan sonuçlar zamanın daha erken olduğunu göstermiştir. Herkese soyadı verilmesine önayak olmuştur. Ülkenin her yerinde eğitim seferberliği başlatmıştır. Bu devrimleri hayatı pahasına yapmıştır. İzmir’de yapılan süikast girişimi de bunun en iyi göstergesidir.

Atatürk yapacağı işleri, vediği davetlerde anlatırdı. Bu davetleri sabaha kadar sürerdi, ancak o çok kısa bir uykunun ardından yapacağı işleri düşünürdü. Davet masasından sohbet ve onu hazin sona götürecek rakısı hiç eksik olmazdı. Fakat içmesini bilirdi, hiçbir zaman şuurunu kaybedecek şekilde içmemiştir. Diğer hobileri; bilardo oynamak, köpeği Fox, Florya’da yüzmek, alaturka musiki dinlemek, dostlarıyla sohbet etmek ve Savarona yatıyla gezmekti. Ayrıca giyimde, evinin döşenmesinde ve temizlik konusunda çok titizdi. En büyük dertleri ise; Hatay sorunu, dil sorunu ve eğitim konuları idi. Türk kadınına verdiği değer çok büyüktü. O, her zaman Türk milleti ve Türkiye için çalıştı. Son zamanlarında bazı kişler İsmet Paşa ile arasını açmıştı. Ama O, her zaman İsmet İnönü’yü çok sevmiş ve güvenmiştir.

Atatürk’ün şaşılacak bir hafızası vardı. Fakat son zamanlarda hafızası iyice zayıflamıştı ve asabileşmeye başlamıştı. Bunun sebebi ise, hastalıktan başka birşey değildi. Karaciğerlerinde su toplanıyordu. Hastalığında gezmek için alınan Savarona yatında dinlenmekte idi. Fakat bir sabah çok ağırlaşmıştı ve son olarak “Saat kaç?” diyerek ebedi uykuya çekilmiştir. Saat dokuzu beş geçiyor ve Türk milletinin gözlerinde yaşlar dinmiyordu.

KİTABIN ANA FİKRİ

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün attığı tohumlarla ve bir çok zorluklar aşılarak kurulmuş, onu geliştirmek, gericilerin karşısında durmak ve yeniliklerin arkasında olmak bizim en önemli görevimizdir.

KİTAPTAKİ OLAYLAR VE KİŞİLERİN TAHLİLİ

FALİH RIFKI ATAY:
Atatürk ile bir gezide tanışan ve daha sonra varlığıyla ve yazılarıyla daima Atatürk’ün yanında olan bir gazetecidir.
İSMET İNÖNÜ:
Savaştan önce tanışan ve sonra Atatürk’ün yanında olan değerli bir komutan ve devlet adamıdır.
FEVZİ ÇAKMAK:
Savaşta ve cumhuriyet döneminde Atatürk’ün yanında olan ayrıca mareşal rütbesi alan büyük bir komutandır.
KAZIM KARABEKİR:
Vatanperver, büyük ama hilafetçi bir komutandır.

Alıntı/Kaynak: https://www.turkedebiyati.org/cankaya-falih-rifki-atay/

💐Falih Rıfkı Atay’ı ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz...💐

 



20240319

🎞Giritli Rahipten 🇬🇷Yunanlara: - 🇹🇷Türkler nerede olursa olsun bizden daha iyiydiler.

 


-Fakat Othonas döneminde kilise ve manastırlar kapatıldı. Maaşların ödenmesi için değerli eşyalar satıldı.
-Türkler hüküm sürerken insanlar kolayca dinlerini yaşayabiliyordu. Bu yüzden insanlar Latin serpuşu yerine Türk sarığı görmeyi tercih ederim diyor..
⤵️
 -Ayasofya gibi büyük bir yapıyı ancak Türkler koruyabilir.
-Camiye çevrilmiş olduğundan ayakkabıyla girilemiyor. Kapalı kıyafetlerle girebilirsiniz. Ayasofya artık kirlenmeyecek.


📖 15. Tablet, Talât - Hüseyin Haydar

 


Büyük vatansever devlet adamı Talat Paşa’nın aziz hatırasına
sevgi ve saygıyla...

✍️ Çanakkale’de 26 mayın tesadüfen dökülmedi! Ercan Dolapçı



Çanakkale’de 26 mayın tesadüfen dökülmedi!

ERCAN DOLAPÇI

Çanakkale Deniz Zaferinde önemli rol oynayan 26 mayının tesadüfen son anda döşenmediği, aksine iyi bir planlamayla 10 gün önceden döşendiği ortaya çıktı. 18 Mart 1915 günü gerçekleşen Deniz Savaşında 18 ağır zırhlıdan 3’ünü mayın batırırken, 3’ünü de topçular ağır şekilde yaraladı. Deniz Savaşı tam manasıyla mayıncıların ve topçuların müşterek zaferi oldu.

Çanakkale Deniz Savaşı üzerine araştırma yapan Prof. Dr. Figen Atabey, Türk, İngiliz ve Fransız arşivlerinden yararlanarak hazırladığı “Çanakkale Muharebelerinin Deniz Cephesi” isimli kitabında deniz savaşına ilişkin önemli bilgilere ulaştı ve bunları yayımladı. Atabey, Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisinin bilinenin aksine 17/18 Mart 1915 gecesi değil. 10 gün önceden 7/8 Mart gecesi 11. Mayın Hattı olarak 26 adet mayını plan dahilinde döşediğini ortaya koydu.

TAM MANEVRA YAPTIKLARI YERE

Erenköy’deki Karanlık Liman’a mayınların döşenmesinin nedeni ise, 3 Kasım günü düşman donanmasının Çanakkale önüne yığınak yapması ve tabyaları bombalayarak mayın tarama faaliyetlerine başlaması… Bu sırada gemiler Karanlık Liman önünde manevra yaparak geri döner. Burayı sık sık kullanırlar. İşte bu kritik nokta tespit edilir.

Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey komutasında durum değerlendirilir ve buraya diğer 10 hattın aksine dikey değil, yatay olarak mayınların döşenmesi kararlaştırılır. 8 Mart sabaha karşı 07.00’de havanın sisli olması ve düşman karakol gemilerinin bu nedenle geri dönmesinden yararlanılarak 80 kilo şarjlı 26 karbonit Alman mayını Kıdemli Yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi tarafından 100’er metre aralıklarla 4-5 metre derinlikte döşenir. Düşman donanması, 18 Mart günü bu bölgenin mayından temizlendiğini sandığı için aynı şekilde manevra yaparken mayınlara çarptı. Bu esnada Fransız savaş gemisi Bouvet ile İngiliz savaş gemileri Irresistible ve Ocean mayına çarparak battı. O gün 800’e yakın subay ve asker hayatını kaybetti. Boğazın dar bölgesine ilerleyen donanmadan Inflexible, Agamemnon, Goulois, Souffren ise ağır yara alarak saf dışı kaldı.

KAPTANIN NOTU

Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey günlüğüne 8 Mart 1915 Pazartesi günü şu notu düşer: “Murahhaslıktan alınan emir üzerine 05.30'da Nusret vapuru ile akıntı üzerinde ve Paleo Kastro'dan başlayarak Erenköy hizasında bitmek üzere 26 karbonik mayın ile bir hat oluşturulmuş ve yerleştirilmiştir. Düşman görememiştir. Mayınların aralıkları 100 ile 150 metre; su yüzeyinden derinlikleri dört buçuk metredir. Düşman, istihkâmları hafif şekilde bombardıman etmiştir.” (Çanakkale Deniz Savaşları Günlüğü (1914-1922), Deniz Mayınları Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey, Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı, İzmir, 2004.)

MANEVRA YAPARKEN TUZAĞA DÜŞTÜLER

Prof. Dr. Atabey bu durumu şöyle değerlendiriyor: “18 Mart 1915 günü deniz topçu bataryalarının yoğun ve etkili atışları sonucu İngiliz ve Fransız gemilerinin almış oldukları isabetler, onları çeşitli sakınma ve dönüş manevraları yapmaya zorlamıştır. Gemiler, Boğaz'ın manevra yapılacak tek alanı olan ve nispeten daha geniş deniz sahasını kapsayan Erenköy Koyu önlerindeki Karanlık Limanı'na dönüş yapmaya başlamışlardır. Ancak, bu bölgeye Nusret mayın gemisinin gizli bir şekilde dökmüş olduğu ve hiçbir şekilde hesaba katılmayan 26 mayın, İtilaf Donanması'nın İstanbul'u ele geçirme düşlerine kesin bir nokta koymuştur.” (Figen Atabey, Çanakkale Muharebelerinin Deniz Cephesi, TTK Yayınları, Ankara, 2014, s.277.)

BOĞAZ ÇOK İYİ TAHKİM EDİLDİ

Çanakkale Boğazının, Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa tarafından mayın hatları ve karaya yerleştirilen toplarla çok iyi tahkim edildiğini de belirten Atabey, bu durumun İngilizler tarafından da saptandığını belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor:  

“İngiliz kaynakları 1914 Kasım ile 1915 Şubat ayları arasında Çanakkale Boğazı'nın savunma sisteminde büyük değişiklik meydana geldiğini, Boğaz savunmasının yeni tesis edilen top ve bataryalar ile ustaca yerleştirilmiş olan mayınlar ile çok sıkı bir şekilde tahkim edildiğini kaydetmiştir. Mayın tehlikesinden dolayı İtilaf Donanması'na ait muharebe gemileri, Boğaz'ı geçmek şöyle dursun en dar yerdeki kalelere bile yaklaşamamışlardır.

Toplar susturulmadan da mayın tarama gemileri mayın tarlalarını temizleyememişlerdir. Çanakkale Boğazı'nı zorlamak için yalnız deniz kuvvetleri ile yapılacak herhangi bir teşebbüsün karşılaşacağı problem bu iken, savaşın planlayıcısı İngiltere, hiçbir zaman bunu kavrayamamıştır. İngiltere, Çanakkale Boğazı'nı zorla geçme teşebbüsünü Boğaz'ın en dar yerinde mevzilenmiş ana bataryaların tahribine bağlı görmekte ısrar etmiş ve 18 Mart Çanakkale Boğaz yenilgisini yaşaması kaçınılmaz olmuştur.” (Age, s.69.)

TÜRK TARAFI ÖNCEDEN ÖĞRENDİ

Atabey’in çalışmasında önemli bir bilgi de Türk tarafının, İngiliz ve Fransız amirallerinin 17 Mart 1915 gün taarruz şekline ve tarihine ilişkin yaptıkları toplantının bilgisine ulaşması… Bu bilgiyi Roma’daki Türk Askeri Ataşeliği haber almış ve bize bildirmiş. Buna ilişkin bilgi de Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ATASE arşivinde mevcut. (ATASE Arşivi, Klasör No:495, Dosya No: 595, Fihrist No: 40.)

ORTAK ZAFER

Çanakkale Deniz Zaferini mayıncılar ve topçular kazandı. Yani iki tarafın gemileri karşı karşıya gelerek savaşmadı. Türk Ordusu Boğazın savunmasında ağırlığı, döşenen 11 mayın hattına ve karaya yerleştirilen toplara verdi. Bunu kanıtlayan da batırılan ve vurulan gemilerin sayısıdır. 

Tarihçi Prof. Dr. Figen Atabey bu konuda şu bilgileri veriyor: “İngiliz arşiv belgelerinde Fransız Bouvet, İngiliz Irresistible ve Ocean zırhlılarının mayınla battığı, İngiliz Inflexible, Fransız Suffren ve Gaulois zırhlılarının Türk bataryalarının top ateşi sonucu ile görev yapamayacak şekilde ağır hasara uğradıkları, Agamemnon, Lord Nelson, Albion ve Charlemagne zırhlılarında da ufak tefek hasar olduğu bilgisine ulaşılmıştır.” (Atabey, Age, s.277-278.)

Atabey’e göre Türk gemileri fırsat buldukça düşman güçlerine de saldırdı. Buna ilişkin saptaması anlamlı:

“Çanakkale Savaşları süresince Osmanlı Donanması'na ait gemilerin büyük bir kısmının, İstanbul Boğazı'nı olası Rus işgaline karşı korumak üzere Karadeniz Cephesi'nde görevli olmasına rağmen, Çanakkale Cephesi'nde uygun fırsatlar oluştuğunda müttefik gemilerine karşı küçük hücum hareketlerinde bulunduğu tespit edilmiştir.

“Bu kapsamda 7 Mart 1915 gecesi Demirhisar torpidobotunun Kuzey Ege Denizi'nde İtilaf Kuvvetleri'nin deniz nakliyatını taciz etmeyi başardığı, yine Muavenet-i Milliye torpido muhribinin Morto Koyu'nu üs edinerek, Türk mevzilerine top ateşiyle büyük zararlar vermekte olan İngiliz Goliath zırhlısını 13 Mayıs 1915 gecesi batırdığı, Türk ve yabancı belgeler ışığında bir kez daha teyit edilmiştir.” (Age, s.279.)

KORKUDAN GEMİLERİNİ ÇEKTİLER

Türk gemileri ve müttefikimiz Alman denizaltıları düşman donanmasını rahat bırakmaz. U-21 Alman denizaltısının birer gün ara ile 25/27 Mayıs'taki taarruzları sonucu İngiliz Majestik ve Triumph zırhlıları art arda torpillenerek batırılır. Bu durum düşman üzerinde sarsıcı etki yapar ve daha büyük kayıpları göze alamayarak büyük gemileri bölgeden uzaklaştırırlar. Limni Adası'nın Mondros Limanı'na çekerler. Kayıplar Londra’da da olumsuz etki yapar ve dönemin en modern gemilerinden biri olan Queen Elizabeth'in de kaybı göze alınamayarak acilen İngiltere'ye geri çağrılır. İş daha da büyür ve İngiliz Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Amiral Lord Fisher ve Deniz Bakanı Winston Churchill görevlerinden istifa etmek zorunda kalır.



Kaynak: https://www.aydinpost.com/canakkalede-26-mayin-tesadufen-dokulmedi

20240317

#Novruz Türk’ün en gedim Bayramıdır .

#Novruz xonçamızı hazırladık.

Paxlava Şekerbura yolda ..

Azerbaycan ‘dan gelecek her zamanki kimi .

#Novruz Türk’ün en gedim Bayramıdır .

18 Mart akşamı  son çerşenbemiz ..

Ağırlığımızı derdimizi gemimizi üstünden atladığımız ocakta yandırıp ter temiz bir şekilde Baharımızı yeni ilimizi salamlayacağık.

Xoş geldin ,

Barışın 

Sevginin 

Gözelliğin  

Xeyir Bereketin Bayramı 💐

 Prof.Dr.Aygün Attar  @aygunattar1


📖Alphabets of Life: Kültürler arası beklenmedik bağlantılar

 "Bu araştırma aynı zamanda kültürler arası beklenmedik bağlantıları da ortaya çıkardı: örneğin Avrupa'nın tanıdık Futhark runeleri, Türk runeleri ve Arap büyülü alfabeleri arasında yakın bağlantılar var.[1000] Futhark'ın son harfi yine Türk bağlantıları olan Othala runesidir. “




✍️Kamların ebedi mirası- Çağıl Çayır

Bedburg-Königshoven'dan 9.000 yıllık geyik boynuzu maskesi, Fotoğraf: Markus Wild/RGZM

Kamların ebedi mirası

ÇAĞIL ÇAYIR

Sadece daha geç zamanlarda yazılı hale getirilen İskandinav mitolojisi, Sibirya'daki özellikle Türk-Moğol Şamanizmi ile benzerlikler göstermiyor, aynı zamanda en erken arkeolojik bulgular da ezeli birlikteliklerini kanıtlıyor.

Yayınlanma: 28 Şubat 2024,

Karşılaştırılabilir bulgular 12.000 ile 40.000 yıl öncesinden kalma Venüs figürinlerine kadar uzanıyor. Bulgular Sibirya'dan İspanya'ya kadar yayılıyor. Bu geniş yayılım, kültürel temasların ve ortak inançların kanıtı olarak kabul ediliyor.

Ancak 9.000 ile 7.000 yıl öncesinden kalma çok etkileyici benzerlikler de var. En büyük benzerliklerden biri geyik kültü. Özellikle Avrupa ve Kuzey Asya'dan çok sayıda bulgu ortak yönler gösteriyor.

Örneğin, 1987’de, Almanya’da, Kuzey Ren-Vestfalya, Bedburg-Königshoven’da, 9.000 yıllık iki geyik boynuzu maskesi bulundu ve bunlar Sibirya şaman maskeleriyle karşılaştırılıyor. Avrupa'daki benzer bulgular Doğu ve Kuzey Almanya, Danimarka ve İngiltere'de bulunuyor.

Kamların ebedi mirası - Resim : 1

ŞAMANLARIN EBEDİ MİRASI

2019 yılında Danimarka'da, Danimarkalıların İskandinav mitolojisinden önce neye inandıkları sorusunu araştıran bir makale yayınlandı. Danimarkalı Taş Devri araştırmacısı Mikkel Sørensen, Danimarka'daki Vedbæk'te bulunan 7.000 yıllık bir şaman mezarındaki şaman davul tokmağına dikkat çekti. Benzer bulgular Sibirya'dan da biliniyor.

Kültürler arasında yüzyıllar ve binyıllar boyunca günümüze ve geleceğe uzanan başka pek çok benzerlik var. Orta ve Kuzey Asya ve Avrupa'daki cenaze gelenekleri ve anıtları, masalları ve efsaneleri de karşılaştırılıyor. Bu nedenle kültürlere birbirinden ayrı olarak bakmak değil, kökenlerini ve gelişimlerini anlamak için onları birlikte ve bütünsel olarak ele almak gerekiyor. Tarih öncesi çağlarda yaygın olan Şamanizmin günümüzde Sibirya ve Moğolistan'da hala yaşıyor olması çok kıymetli. Hatta günümüzde Şamanizm yeniden büyük ilgi görüyor ve dünyada bir eğilim olarak öne çıkıyor. Dünyanın dört tarafındaki halklar ve kültürler arasındaki kadim benzerlikler bugün bize ezeli birlikteliklerini hatırlatıyor. Modern çağdaki bölünmelerinin aksine. Yaşadığımız çağda bu tür düşünceleri ancak yürütebiliyoruz. Ki siyasi çatışmalar ve savaşlar tarihi araştırmaları yeniden kısıtlamadığı ve çarpıtmadığı sürece. Bu yüzden geç olmadan fırsatı kullanmalıyız. Çağımızın araştırma özgürlüğünden ve teknolojisinden yararlanmalıyız. Geçmişin ortak işaretlerini takip etmeliyiz. Doğu'nun ve Batı'nın şamanları bize bunun için ebedi bir miras bırakıyor.

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/kamlarin-ebedi-mirasi-456482


Türk milleti bölünmez bir bütündür...


Sorma bana oymağımı, boyumu
Beş bin yıldır millet gibi yaşarım
Sorma bana ailemi, soyumu
Soyum Türk’tür, soy büyüğüm hünkârım.


Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı
Türk milleti bir bölünmez bütündür.

Arkeoloji ve Türk Tarihi
@AnadoluTarihii

1922’de Afrika basınında ilginç bir film: Konusu 200 bin ordusuyla Viyana’yı kuşatan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa


Çanakkale hakkında Güney Afrika okuru için bir yazı hazırlıyorum.
1922’de Afrika basınında ilginç bir film çıktı karşıma.
Filmin konusu 200 bin ordusuyla Viyana’yı kuşatan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa.
Viyana’yı alamadık fakat Batı dünyası Türkü unutmadı, biz bazen unutuyoruz!

Halim Gençoğlu @halimgencoglu


20240315

🇹🇷Türk kadını 1923




🎞🇹🇷Çanakkale Savaşı | 🇫🇷🎥Fransız Film Arşivinden Çanakkale Cephesi 1915

Gelibolu (Çanakkale) yarımadasında, Fransızlar Seddülbahir'de bir kışla ve yapay bir liman kurdular. Eski bir gemi olan Masséna'yı limanı kapatmak için batırdılar... 1915

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Gelibolu müstahkem mevkiine General Liman von Sanders, Osmanlı mareşali rütbesiyle Enver Paşa tarafından tayin edilmiştir. Enver’in Birinci Cihan Harbi’nde Almanya’nın maddi desteğine binaen Alman komutanlara yer vermesi, aslında anlaşılabilir, fakat bu işte fazla ileri gitmiştir. Kendi kuvvetlerine ve komutanlara bir itimatsızlığı vardı. Ortada Alman amatör tarihçi çevreler tarafından desteklendiği açık bazı görüşler var. Bunları, kendilerine o ülkede istikbal arayan, tutunmak isteyen ve hatta akademik görev peşinde olan bazı Türkiyeli gençlerin de benimseyip dağıttığı görülüyor. Sosyal medyada bu gibi saçmalıklar görülüyor. Güya “15 bin kişilik bir Alman kuvveti Gelibolu’da savaşmış. Gelibolu komutanlarının hepsi de Alman’mış.”

Liman von Sanders gelen komutanların içinde en dürüstüydü. Coğrafya ve strateji bilgisinin çok üstün olduğu söylenemez. Yanlış kararlar ve emirler vermiştir. Fakat bir meziyeti vardı: Maiyetteki Türk komutanların tecrübesini takdir etmiş ve gereğinde komutlarını değiştirmiştir. Kâzım Bey (Karabekir), Fethi Bey, Mustafa Kemal Bey (Atatürk), bizzat Esat Paşa ve daha niceleri çarpışan Avrupa’nın ordularının aksine bu savaşa tecrübeli askerler olarak girdiler. Hatta Mustafa Kemal Bey, Balkan Savaşı sırasında Gelibolu’nun durumunu çok iyi tetkik etmiştir ve hafızası dolayısıyla coğrafi konumunu çok iyi benimsemiştir.

10 bin vagonluk yardımdan bahsediliyor, el insaf! Savaş şartları içinde arada Bulgaristan’ın merkezi devletlerle müttefik olmasına rağmen Berlin’den Çanakkale’ye hangi 10 bin vagonluk malzeme ve mühimmatın bir yıllık savaş boyunca nasıl yetiştirileceği çok şüphelidir. Monte edilen ağır silahlar Alman endüstrisinin işidir. Fakat bunların kullanımında Türk askerler ve subaylar hiç de o kadar acemice davranmış değiller.

Savaşın tetkik etmediğimiz ve bilmediğimiz konuları üzerinde “250 bin kişi şehit değil, şehit sayısı 50 bin kişi” gibi rakamlar veriliyor. Birinci sayıyı reddedenlerin, ikinciyi nereden uydurduklarını bilemiyorum. Bu 250 bin ve 50 bin kavgasını ömrüm boyunca dinledim, ancak hiçbir taraf da ciddi yorumlar getiremediler. Mesele şu: Bu savaş, morali son derece kuvvetli, iyi savaşan, fedakâr komutanlar ve askerlerin savaşıdır. İmparatorluğu savunanlar şahane insanlardı ve Türkiye’nin değil bütün Şark dünyasının iftihar edeceği nesillerdir. Bunu karşı taraf dahi söylüyor. Özellikle Fransız generallerin ve Britanya komutanlarının kayıtlarını okumak lazım.

Çanakkale’de, Britanya kamuoyu çok sarsılmıştır. Üstüne bir de Kut’ül Âmare Savaşı’nda Erich von Falkenhayn gibi megaloman Alman komutanın müdahalelerine rağmen, o dönem albay olan iki komutan Sakallı Nureddin Bey ve Halil (Kut) ellerindeki dar imkânlarla şahane bir kuşatma ve zafer kazandılar. Bu da Britanya İmparatorluğu’nun komutanlarının durumunu hayli sarstı. Almanlara karşı bir zafer de Azerbaycan’da kazanıldı. Ordunun görüntüsü gönüllüydü (Kafkas İslam Ordusu), ama neferinden komutanına kadar herkes sözde terhis edilmiş ya da istifa etmiş askerlerdi. Orada İngilizler ve Ruslarla çarpışılmadı. Bakü’nün savunulması ve istirdadında Ermeniler de yoktu. Karşımızda sadece petrole saldıran sözde müttefik Almanlar vardı, ancak muvaffak olamadılar.

Bu tip yavelerle Birinci Cihan Harbi’nin lekelendiği görülüyor. Ama asıl yave başka türlü geliyor: “Boğazı savunmamız beyhudeydi, nasıl olsa girdiler” deniliyor. Ama hiçbirinin 1918’de, 1915’teki durumları yoktu. 1918’de gelen İtilaf orduları tükenmiş ve Pirus Zaferi denilen savaştan geçmişlerdi. Onun içindir ki Osmanlı başkentinde bile hâkimiyet kuramadılar. Aralarında gerilim doğdu. “Geldikleri gibi giderler” rastgele, hınçla söylenmiş bir söz değildir. Benzer bir sözü, İzmir’in işgali sırasında General Metaksas da Venizelos’a söyledi: “Adamların ordularını yok oldu zannediyorsunuz. Bir sabah karşınızda buluverirsiniz.”

Kaynak: Fransız Film Arşivi _ Prof. Dr. İlber Ortaylı

Seslendirenler:  Orhan Kılıç _ Ata Taşpınar

Video düzenleme ve renklendirme: AkifTanrıkulu

🎞Gerçek Görüntülerle🇹🇷 Çanakkale Savaşı

🎞 🇹🇷 Çanakkale Savaşı | Tarihin Ruhu
“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni târîhe’ desem, sığmazsın.”

Tarihimizin en şanlı zaferlerinden biri olan 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümünde, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. 🇹🇷

 

🎞🇹🇷Çanakkale 1915 
TRT Arşiv Belgeselde Çanakkale Savaşı; çeşitli savaş görüntüleri ve Çanakkale gazileri İsmail Erdoğan, Halil Koç ve Adil Şahin ile yapılan röportajlar eşliğinde anlatılıyor.
 

20240313

Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de (Harp Okulu)'1283... -İçimizde...'

13 Mart 1899.. 
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1283 apolet numarası ile Mekteb-i Harbiye-i Şahane'ye (Harp Okulu) kaydını yaptırdı.. 
1283- "İçimizde!” 
Sonsuza dek...


20240309

Saka Türklerine ait saf altın gerdanlık.

 👑Kırım’ın Kerç Yarımadası’nda, Kul-Oba İskit mezar tepeciği kazılarından bulunan, MÖ 3. yüzyıla tarihlendirilen, Saka Türklerine ait saf altın gerdanlık.





Bursa kaplıcaları

Bursa Kaplıcaları termal turizm açısından şehre büyük katkı sağlamaktadır. Türkiye’de bulunan en güzel ve popüler kaplıcalara sahiptir. Yeşilliğiyle büyüleyen Bursa, birbirinden güzel doğası, mekanları, parkları ve binlerce yıllık tarihi eserleriyle baş döndüren şehirlerin zirvesinde yer alıyor.

Ankara ve İstanbul gibi merkezi şehirlere yakınlığı ve ulaşım imkanlarının bolluğu nedeniyle termal turizmin en sıcak bölgelerinden biri olan şehirde her geçen gün yeni kaplıca tesisleri açılıyor. Bursa’nın mükemmel atmosferini, her köşesinde bambaşka bir güzelliği keşfederek yaşadığınızda daha da çok seveceksiniz.

Bursa Termal Kaplıcaları

İnsanlar yaşamları boyunca gezdikleri yeni rotaların bir parçası olarak keşfedilmeye değer farklı yerler seçerler. Birçok insanın kaplıcaları ziyaret etme sebeplerinden biri de budur. Yeni yerler keşfetmek isteyen kişilerin tercihlerinden biri de Bursa termal kaplıca olmaktadır. Bir diğer önemli faktör ise kaplıcaların insanlar üzerinde iyileştirici etkilerinin olmasıdır. Birçok araştırma, kaplıca suyunun aslında birçok rahatsızlığa olumlu etkisi olduğunu göstermiştir.

Türkiye kaplıcalar açısından zengin ülkelerden biridir. Bursa’da bulunan kaplıcaların muhteşem güzelliği ve şifalı olması insanları buraya çeken sebeplerden biridir. Turizm faaliyetleri çerçevesinde Bursa Kaplıcaları genellikle tedavi amaçlı ziyaret edilen bir yer niteliği kazanmıştır.

Ilıcaksu Kaplıcaları

Harmancık ilçesine bağlı Ilıcaksu lokasyonunda çok sayıda kaplıca bulundurmaktadır. Yaz kış ziyarete açıktır. Kaplıcaların bulunduğu bölgede Roma döneminden kalma bir su kemerinin olduğunu görebilirsiniz.

Düğüncüler Kaplıcaları

Büyükorhan ilçesine bağlı Düğüncüler mahallesinde, Emet Çayı’nın kenarında yer almaktadır. Emet Çayı’ndan gelen kaplıca suyu, yerel halk tarafından yüzme havuzları yapılarak bir işletmeye dönüştürülmüştür. Emet Çayı’nın oluşturduğu vadi bitki çeşitliliği açısından son derece zengindir. Kaplıca yakınında gecelik konaklamalar için bir pansiyon bulunmaktadır.

Armutlu Kaplıcaları

Uzun yıllar süren bilimsel araştırma ve incelemeler sonucunda radyoaktivite oranı en yüksek kaplıca olarak Türkiye’de birinci sırada yer alan Bursa Armutlu Kaplıcaları, bu özelliği sayesinde dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Eski Kaplıca

Bursa’nın Çekirge ilçesinde deniz seviyesinden 210 metre yükseklikte inşa edilmiş olan kaplıca, bölgenin en eski kaplıcasıdır. Tutuklular arasında bulunan Bizanslı mimar Hristodulos’un hazırladığı plana göre, 3. Osmanlı Padişahı Murad Hüdavendigar döneminde eski bir hamam ve saray kalıntıları kullanılarak yaptırıldığı biliniyor. Bölge, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaya başladı. Bu yüzden, Bursa Kaplıcaları arasında tarihi öneme sahip olanlardan biridir.

Kükürtlü Kaplıcası

Kükürtlü Kaplıcası, Bursa’nın en eski ve en önemli kaplıcalarından biridir. Küçük kadın hamamı ve büyük erkek hamamı olmak üzere ikiye ayrılır. Bursa Hamamı adlı eserde, bu kaplıcaların 1389 yılında Osmanlı hükümdarlarından I. Murat tarafından vakıf olarak bağışlandığı söylenmektedir. Kükürtlü kaplıcaları, Bursa şehir merkezinde, Çekirdek Caddesi’nin ovaya bakan kısmında deniz seviyesinden 190 metre yükseklikte 23.173 metrekarelik bir alanı kaplıyor.

Yeni Kaplıca

Yeni Kaplıca, Bursa’nın en önemli termal komplekslerinden biridir. Türk kaplıca mimarisinin en tipik anıtlarından biri olarak kabul edilir. Yeni kaplıcalar Bademlibahçe suyundan beslenmektedir ve deniz seviyesinden 160 metre yüksekliktedir. Yeni Kaplıcanın Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman döneminde gut ve romatizma tedavisinde kullanılmak üzere 1559 yılında damadı Rüstem Paşa tarafından yaptırıldığı rivayet edilir.

Karamustafa Paşa Kaplıcası

Bizans döneminden beri faaliyette olan bu kaplıca, 1490 yılında Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Karamustafa Paşa Kaplıcasında 24 odalı, 48 yataklı otel ve diğer sosyal tesisler bulunmaktadır.

Oylat Kaplıcaları ve İçmeleri

Bursa İnegöl Oylat Kaplıcaları, Marmara bölgesinin en önemli kaplıcalarından biri olarak kabul ediliyor. Kaplıcalar, İnegöl ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıktaki Saadet ilçesi sınırları içerisinde yer alıyor. Uludağ’ın güneydoğu uzantısında 750 metre yükseklikte yer alan çam, kayın, gürgen, meşe ve kestane ağaçlarının eşsiz doğal ortamında bulunmaktadır.

Kaplıca suyunun iklimi ve doğal güzelliği şifalı su ile birleştiğinde birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilinmektedir. Romatizmal hastalıklar, nevralji ve nevrit, ağrılı nörolojik hastalıklar ve çocuk felci kaplıcanın tedavi ettiği bazı rahatsızlıklardır.

Bursa Oylat Kaplıcalar tarihi, Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Kaplıca Osmanlı döneminde kullanılmış ve ihtişamıyla günümüze kadar devam etmektedir. Kaplıca alanında konaklama hizmeti veren otel ve pansiyonlar bulunmaktadır. Oylat Kaplıcalarında şifa arayan turistler, Oylat Şelalesi ve Oylat Mağarası’nı ziyaret etmelidir.

Kaynarca Kaplıcası

Kaynarca Kaplıcası; Bursa’nın Bademlibahçe semtinde, Yeni Kaplıcanın yanında aynı şifalı kaynaklarla beslenen bir kaplıcadır. Bursa’nın başlıca termal kaplıcalarından biridir. Deniz seviyesinden 160 metre yüksekliktedir. Tarihi bir havuzu bulunmaktadır.

Çekirge Sultan Kaplıcası

Çekirge Sultan Kaplıcası 14. yüzyılda inşa edilmiş ve vakıf olarak bağışlanmıştır. Bursa Hamamı adlı eserde, Çekirge Hamamı adındaki kaplıcanın 1316 yılında azizlik mertebesine ulaşmış bir adam tarafından yaptırılıp bağışlandığı söylenmektedir.

Hüsnü Güzel Kaplıcası

Hüsnügüzel Kaplıcası, Çekirge Kaplıcası ve Servinaz Kaplıcası ile aynı adada, tarihi çınar ağaçları, nadide at kestaneleri ve Bursa kırsalına bakan çam ağaçlarıyla dolu bir bahçe içinde yer almaktadır. Kaplıca dikdörtgen planlı soğukluk, sekizgen sıcaklık ve buna bağlı yıkanma hücresine sahiptir. Bursa Kaplıcaları arasında bu yıkanma hücresine sahip olan tek kaplıcadır. Kaplıcadaki su, Zeyni Nine kaynaklarından gelir ve çelik su grubuna aittir. Kaplıca suyunun sıcaklığı yaklaşık 46°C’dir.

Keçeli Hamamı

Vakıfbahçe kaplıcalarının sapladığı çelik sulardan beslenen Keçeli Hamamı, 14. Yüzyılda Bursa’nın Çekirge bölgesinde yapılmıştır. Bursa kaplıca hamamları arasında en sık ziyaret edilenlerden biridir. Hamam çevresinde bulunan otel sayesinde konaklama sağlayabilirsiniz.

Keramet Kaplıcası

Orhangazi semtinde İznik yolu üzerinde yer almaktadır. Bursa Keramet Kaplıcaları, ismini bu bölgede yaşayan Keramet Dede’den aldığı rivayet edilir. Açık havuz termal tedaviler sunmaktadır. Kayalardan çıkan sıcak su, yapısı gereği kükürt içerir. Yaz ve kış aylarında ortalama su sıcaklığı 30 derecedir.

Çekirdek Kaplıcaları

Çekirge ilçesindeki kaplıcaların yanı sıra birçok kaplıca oteli ve konaklama tesisi termal suyunu Bursa Çekirge Kaplıcaları bölgesinden almaktadır. Bölge, sosyal ihtiyaçları karşılayabilecek kalitede hizmet sunan birçok termal tesise sahiptir.

Bursa Termal Kaplıcaların Tarihçesi

Bursa Kaplıcalarının tarihi yüzyıllara dayanmaktadır. Bu yeşil ve mavi şehirde Osmanlılar, Bizans hamamlarını onarmış ve yeni termal hamamlar inşa etmiştir. Bademlibahçe ve Çekirge kaplıcalarının ünü imparatorlukları aşmaktadır.

Yüzyıllardır imparatorlara ve kraliçelere şifa kaynağı olan Bursa kaplıcaları, şehir merkezinin dışında bulunan İnegöl’de Oylat ve Çitli Maden Suyu, Mustafakemalpaşa’ya bağlı Akarca köyünde Tümbüldek, Gemlik Umurbey köyü yolunda Terme, Orhaneli ilçesinde Ağaçhisar ve Sadağ Kaplıcaları bulunmaktadır.

Bursa Kaplıcaları Ulaşım

Bursa Kaplıcalarına gitmenin birkaç yolu bulunmaktadır. Bursa’daki farklı kaplıca türlerine doğrudan uçak, otobüs veya özel araçla kolayca ulaşabilirsiniz. Bursa Kaplıcaları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak ve burada harika bir deneyim yaşamak isteyenler için en iyi ulaşım seçeneklerinden biri uçaktır. Bu ulaşım Bursa Yenişehir Havalimanı’na gelmenizi sağlar. Daha sonra şehre giden herhangi bir kamu hizmeti aracında herhangi bir spa türüne geçebilirsiniz.

Türkiye’nin birçok ilinden Bursa Otogarı’na giden farklı otobüsler bulunmaktadır. Otobüs durağında indikten sonra şehir içinde servis otobüsü ile kaplıca bölgesine gidebilirsiniz. Bu, birçok kaplıca arasında uygun bir şekilde geçiş yapmayı kolaylaştırır. Özel aracınızla direk Bursa Kaplıcalarına gitmek isterseniz Bursa şehir merkezinden kaplıcaya giden karayolunu kullanmanız yeterlidir. D200 otoyolu, Oylat termal kaplıcalarına doğrudan erişim sağlar.

Bursa Kaplıcaları Şifa Kaynağı

Bursa Kaplıcaları onlarca hastalığın tedavisinde yardımcı ve destekleyici yöntem olarak kullanılmaktadır. İnsanlar hastalıkları için en iyi tedaviyi aramak için doktorların tavsiyesi üzerine bu bölgeye gelirler. Tesis, bu gereksinimleri mümkün olduğu kadar karşılamaya çalışmaktadır. Bursa Kaplıcalarının şifa kaynağı olduğu hastalıklar:

  • Solunum sistemi,
  • Sinir sistemi,
  • Eklem hastalıkları,
  • Kas romatizması,
  • Gut,
  • Obezite,
  • Kadın hastalıkları,
  • Böbrek ve safra hastalıkları,
  • Cilt hastalıkları,
  • İdrar yolu hastalıkları,
  • Karaciğer sorunları.

Kaplıca suyunu duş alırken kullanmak bu rahatsızlıkları giderici etkiye sahiptir. Ayrıca kaplıca çamurundan da kür hazırlayabilirsiniz. Türkiye’nin tarihi, termal ve doğal şehri olan Bursa’da termal su ile ileri teknolojiyi birleştiren fizyoterapi ve rehabilitasyon tedavileri sunan Bursa fizik tedavi kaplıcaları sayesinde hastalıklarınızın kalıcı tedavisini sağlayabilirsiniz.

Bursa Termal Oteller

Bursa otellerinin farklı konsept ve fiyat aralıkları nedeniyle hem iş gezileri hem de kısa süreli konaklamalar için sıklıkla tercih edildiği bilinmektedir. Şehir otelleri, termal oteller ve butik otellerin yoğunlaştığı Bursa’da tatilinizi planlayabilir, her bütçeye hitap eden uygun fiyatlı Bursa otellerinde konaklayabilirsiniz. Odada termal havuz olan oteller Bursa otellerinde konaklamanız sırasında oldukça avantaj sağlar.

Bursa termal oteller, umduğunuzdan çok daha güzel tatil seçenekleri sunarken, ihtiyacınız olan fizik tedavi yöntemlerini de sunuyor. Sadece fırsatı değerlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda yılların yorgunluğunu atmak için fiziksel şifa bulabileceğiniz birçok hizmet sunuyor. Kaplıca otellerinin ortak özelliği ise kaldıkları odalara şifalı su getirmeleri, kaplıca havuzlarında gerekli hizmetleri ve çeşitli tedavi seçeneklerini sunmalarıdır.

Royal Termal Otel

Royal Termal Otel Bursa, Çekirge Caddesi üzerinde Uludağ ile şehri birleştiren merkezi bir konumda bulunmaktadır. Farklı konseptlere sahip 92 misafir odası ile sessiz ve konforlu bir konaklama sunar. Bursa’nın tarihi mekanlarına çok yakın merkezi bir konumdadır. Alışveriş merkezleri, sağlık tesisleri, toplu taşıma ve eczaneler yakın mesafede bulunmaktadır.

Kadı Konağı Termal Otel

2015 yılında inşa edilen Kadı Konağı Termal Otel Bursa, Çekirge bölgesinde yer almaktadır. Çocuklar için özel çocuk kulübü bulunmaktadır. Tesis oda kahvaltı konseptinde hizmet vermektedir. Yemekler tesis bünyesindeki restoranda servis edilmektedir. Ayrıca Çekirge bölgesinde bulunması Bursa Kaplıcaları ziyaretleriniz için avantaj sağlar.

Kervansaray Termal Otel

Bursa Kervansaray Termal Otel 3 yıldızlı bir oteldir. Bursa’nın kaplıcalarıyla ünlü ilçesi Çekirge’nin kalbinde yemyeşil bir ortam, huzur ve sükûnet sunan 9 dönümlük bir arazide bulunmaktadır. Otel, Yenişehir Havalimanı’na 55 km, Uludağ Oteller Bölgesi’ne 35 km, Kongre ve Sergi Merkezi’ne 7 km ve büyük sanayi bölgesine 5-10 km uzaklıktadır.

Gönlüferah Termal Otel

Gönlüferah Termal Otel, Bursa’nın en konforlu otellerinden biri olup konukseverliği ile adından söz ettirmektedir. Modern tasarlanmış odalar, mükemmel kahvaltı sunumu ile kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak en zarif detaylarla sizleri karşılıyor. Bursa Havalimanı’na 65 km, şehir merkezine 4 km uzaklıkta bulunan Gönlüferah Termal Otel konforlu bir tatil sunuyor.



20240308

🇺🇿Özbek pilavı: Orta Asya ülkesinin 'afrodizyak etkiye sahip' ulusal yemeği

 

Özbek pilavı: Orta Asya ülkesinin 'afrodizyak etkiye sahip' ulusal yemeği 
KAYNAK, SIMON URWIN

İpek Yolu ülkelerinin neredeyse hepsinde pirinç, sebze, et ve baharat karışımı pilavlar çok meşhur. Ancak bu pilav daha çok Özbekistan’la ilişkilendiriliyor.

Özbek pilavının yeri o yüzden bu coğrafyada ayrı. Ülkede haftada en az bir kez muhakkak tüketilen bu yemek, ülkenin ulusal yemeği konumunda.

Aile kutlamalarının vazgeçilmez bir parçası olan Özbek pilavı doğumlarda, düğünlerde ve cenazelerde ve Hac'dan dönen insanları onurlandırmak için servis ediliyor.

İnanışa göre pilav ilk olarak, Orta Asya'daki seferleri sırasında ordusunu doyurmak için doyurucu bir yemek yapılmasını emreden Büyük İskender için ortaya çıkarıldı.

Yemek tarihi konusuna hakim Özbek tur rehberi Nilüfer Nuriddinova, “Bunu kanıtlayacak tarihi kayıtlara sahip değiliz, ancak bildiğimiz şey, 9. ve 10. yüzyıllarda pilavın burada çok popüler hale geldiği" diyor ve şöyle devam ediyor:

"Pirinç bu bölgede bin yıldan fazla bir süredir temel bir gıda maddesi. Ekinleri hasat etmek ve hayvan yetiştirmek ağır fiziksel çalışma gerektiriyor. Dolayısıyla Özbek pilavı, büyük ölçüde tarımla uğraşan bir toplum için yüksek kalorili, besin açısından zengin ideal bir yemek."

Özbek pilavı kısa süre önce UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi'ne alındı. Bu da pilavın Özbek mutfağının geleneğinin ne denli önemli bir parçası haline geldiğinin kanıtı.

Nuriddinova, "Bu bir yemekten çok daha fazlası. Sosyal bağlar yaratıyor, dostluğu teşvik ediyor; ulusumuzu bir araya getiriyor” diye devam ediyor.

Kelimenin bile Özbek dilinin önemli bir parçası olduğunu söyleyen rehber, şunları söylüyor:

“Günlük dilimizde, 'Dünyada sadece bir günün kaldığını biliyorsan, onu da pilav yiyerek geçir' gibi laflarımız var. Bu, sonrasında mutlu ölebileceğiniz anlamına geliyor. Özbekistan'da pilavsız bir hayat düşünülemez."

Özbekistan'da 100'den fazla farklı pilav çeşidi mevcut. Tarifler bölgeye ve mevsime göre farklılık gösteriyor. Ancak her çeşit için temel malzemeler aynı: Su, pirinç, soğan, havuç, et, yağ ve tuz.

Ülkenin en ünlü pilav restoranı, başkent Taşkent'in Yunusabad mahallesinde bulunan Besh Qozon. Orta Asya Pilav Merkezi olarak da biliniyor.

Orta Asya'nın en büyük pilav restoranlarından biri olduğu düşünülen Besh Qozon, dokuz büyük odun ateşi kazanında yapılan pilav ile günde 5 bin ile 8 bin arasında müşteriye hizmet veriyor.

Özbek geleneğine göre, her pilav tabağına non (ekmek) eşlik etmeli. Besh Qozon'un nonvoy’u yani fırıncısı Shokirjon Nurmatov.

Tüm mutfak personeli gibi o da "Allah’a dua ederek" işe başlıyor. Burada günde 3 binden fazla somun ekmek fırınlanıyor.

Aile evlerinde pilav geleneksel olarak kadınlar tarafından yapılıyor. Restoranlarda (ve özel günlerde), oshpaz olarak bilinen erkek bir şef tarafından çıkarılıyor.

Besh Qozon'un oshpaz'ı Fayzullah Sagdiyev, "Bunun nedeni büyük miktarlarda üretim yapmanın zor bir fiziksel iş olması. En büyük kazanım üç tona kadar pilav alabiliyor” diyor.

Ancak oshpaz’ların başka baskılar altında olduğunu da kaydediyor:

"Eğer bir misafir tadını beğenmediği için pilavını bitirmezse, bu o kadar utanç verici kabul edilir ki oshpaz kendi canına kıymayı düşünebilir.

“Neyse ki benim başıma hiç gelmedi."

Pilav tarifinin olmazsa olmazları var. Tarif, beyaz ve sarı havuç, soğan, pirinç, su ve baharatların eklenmesinden evvel etin (koyun eti ve sığır eti karışımı) kavrulmasıyla başlıyor.

Sagdiyev, tuz, biber, zerdeçal ve esas olarak kimyon karışımı kullanıyor. Besh Qozon'un caykhana pilavı dört saat boyunca yavaş yavaş pişiyor. Pişmeden önce ise nohut ve kişmiş (ekşi bir kuru üzüm) ekleniyor.

Özbekistan'da pilav yapmak ve yemek Perşembe ve Pazar günlerine has bir şey.

Nuriddinova, "Bunun nedeni muhtemelen eski zamanlarda kırsal kesimden insanların mallarını satmak için şehir pazarlarına haftada sadece iki kez seyahat edebilmeleri" diyor.

"Dolayısıyla Perşembe ve Pazar günleri gerekli tüm malzemeleri satın alabilmek için daha fazla paraları oluyordu."

'Afrodizyak etkisi’

Sagdiyev ise pilavın Perşembe günkü şöhreti için başka bir şey daha paylaşıyor. Pilavın afrodizyak olarak güçlü niteliklere sahip olduğuna dair yaygın bir düşünce olduğunu belirten Sagdiyev, bu nedenle çocuk sahibi olmak için popüler bir gün olan Perşembe gününün yemek için mükemmel olduğunu söylüyor.

Sagdiyev, bazı erkeklerin pilav kelimesinin aslında ön sevişme anlamına geldiğine dair şaka yaptığını, kazanların dibindeki yağın bazen doğal Viagra olarak içildiğini ve birçok oshpaz'ın erkek müşterilerine ekstra cinsel güç vermek için en iyi eti Perşembe günlerine ayırdığını söyledi.

Perşembe günleri hamile kalma geleneği ülkenin güçlü İslami inançlarıyla bağlantılı.

Sagdiyev, "Hz. Muhammed'in anne rahmine düştüğünde günlerden Perşembe olduğu düşünülüyor” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Yani bebeğinizin zeki, uslu, melekler tarafından kutsanmış ve Allah’ı kabul etmeye açık bir kalbe sahip olmasını istiyorsanız, bugün bunu yapmak için iyi bir gün. Ama elbette bir tabak pilav yedikten sonra."

Kaynak: B B C Türkçe

20240216

🎞 Eski İstanbul görüntüleri

 




 

20240208

🎞 🇬🇷Yunanların kamerası ve 🇮🇹İtalyan Gazetecinin anlatımıyla 🇹🇷İzmir'in İşgali, 1915.

 




 

20240207

10. yüzyılda Türk boyları

10. yüzyılda Türk boylarının ağırlıklı olarak Batı Orta Asya'ya ve Ön Asya'ya göç etmesiyle farklılıklar oluşmaya başladıysa da Kıpçak, Kırgız ve Uygur gibi Türk kökenli topluluklar ile Moğollar arasındaki ilişkiler asırlarca devam etti. Bu birliktelik sürecinde bazen Türk kabileleri Moğollaşıyor, bazen de Moğol kabileleri Türkleşiyordu. Bu sebeple kaynaklar çoğu zaman Türklerle Moğolların aynı millet olduğunu yazarlar. Bu durum Türkler ile Moğollar arasına kesin bir sınır çizmeyi zorlaştırmaktadır.

Mustafa Uyar, Moğollar ve Türkler: Tarihsel Bağlar, Ötüken Neşriyat, sf.13


Vefatının 20. yılında #CemKaraca'ya selam!

 Vefatının 20. yılında #CemKaraca'ya selam! 🎸 pic.twitter.com/cbLcQ1lE0q

20240204

S o y k ı r ı m Türklere yapıldı

 

SOYKIRIM TÜRKLERE YAPILDI

IĞDIR Tuzluca’ya bağlı Gedikli Köyü’nde yapılan kazıda Ermeni çetelerince katledilen Türklerin bulunduğu toplu mezar ortaya çıkarılmıştı.1915-1919 arası katledilen 96 kişinin kemikleri Ermenilerin Doğu Anadolu’da Türklere uyguladığı katliamların en büyük kanıtlarından sadece biri.

Toplu mezarlarda hep TÜRKLER var

ABD başkanı Joe Biden’in 1915 olaylarıyla ilgili yaptığı açıklamadaki sözde ‘soykırım’ ifadesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Ankara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Ermenilere ait bir tane dahi toplu mezar olmadığını söyledi. Ermeni çeteleri tarafından 1918 yılında katledilen 3 bin Türk’ün anısına merkez Yakutiye ilçesinde yaptırılan Yanık Dere Şehitliği’nde konuşan Doç. Dr. Eğilmez, “Erzurum’da sadece bu alanda 3 bin sivil can verdi; çünkü o sırada savaşabilecek birçok kişi cephede mücadele veriyordu. Kadın, erkek, yaşlı, çocuktan oluşan 3 bin insanın katledildiği yerdeyiz. ABD’nin 250 yıllık tarihi, zulüm ve soykırımlarla doludur” dedi. Biden’in yaptığı açıklamanın yok hükmünde olduğunu söyleyen Doç. Dr. Eğilmez, “Sözde Ermeni Soykırımı’, emperyalizmin en büyük yalanıdır. Açıklamada ortaya atılan sözde “soykırım” iddiası, uluslararası hukukun talep ettiği dayanaklardan ve bilimsel kanıtlardan yoksundur” diye konuştu. Doç. Dr. Eğilmez şunları söyledi: “Olayların 24 Nisan’da başladığı savaş öncesi ve sonrasında 1,5 milyon Ermeninin katledildiği söylenmeye başlandı. Tarihi de geçin, bu olayın Matematiksel izaha bile yok. 1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesi için 5 ay içinde günde 10 bin insanın ölmesi lazım. Bunu o dönemde sağlayabilecek bir teknoloji, bir silah söz konusu değil. Hadi bunları da geçtin, Türkler bu kadar Ermeni’yi öldürmüş olsun. En az 10 bin tane toplu mezara konulması gerekir. Bugüne kadar yapılan araştırmalarda Ermenilere ait bir tane dahi toplu mezar ortaya çıkarılmamıştır.”

ABD Başkanı Biden’in 500 binden fazla Türkü katleden Ermeni canileri görmezden geldiğini vurgulayan Emekli Büyükelçi Onur Öymen “Bilim adamlarına itibar etmiyorlar. Türkleri de ‘kıymeti yokmuş’ gibi görüyorlar. AİHM’in bu konuda kararı var” dedi.

Tek kanıt gösteremediler

EMEKLİ Büyükelçi Öymen, “Tarihçiler olayların soykırım sayılabileceğine dair herhangi bir kanıt olmadığını söyleyip ABD yönetimini uluslararası ilişkileri olumsuz yönde etkileyeceği konusunda uyardı” dedi.

Hiçbir Türk ölmemiş gibi

ÖYMEN “1915’de Ermenilerin alçakça öldürdüğü Türklerle ilgili hiçbir şey söylemedi. Sanki Türkler o tarihte Ermeniler tarafından öldürülmemiş. Oysa belgelerde 500 binden fazla Türk katledilmiş” diye konuştu.

 Ermeni mezarı niye yok!

TARİHÇİ Doç. Dr. Savaş Eğilmez de, Ermenilere ait bir tane dahi toplu mezar olmadığını söyledi. Eğilmez, “1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesi için 5 ay içinde günde 10 bin insanın ölmesi lazım” dedi.

Alıntı

En Çok Okunanlardan...