Blog Listem

20240701

Türk-İslam Filozofu Farabi


Farabi

Tanım

Farabi 870’de Vesiç şehrinin Farab köyünde Türk menşeli bir asker ailenin çocuğu 
olarak dünyaya gelmiştir. Tam adı Ebu Nasr Mehmed bin Mehmed bin Tarhan bin Uzluğ el 
Farabi’dir. 

Çocukluğunda Farab’da dini ve tabii bilimler alanında ilk eğitimini almış, daha 
sonra Buhara, Semerkant, Merv ve Belh gibi dönemin ünlü ilim merkezleri olan şehirleri 
dolaşmıştır. 

Bağdat’ta İbnü’s-Serrrac’tan dil, Ebû Bişr Mattâ bin Yunus’tan mantık, Harranlı Yuhannâ bin Haylândan felsefe eğitimi almıştır. Aristoteles’e ait tüm tercüme ve şerhleri 
okuyan Farabi’yi sıradan bir Aristotelesçi olmaktan Harran’daki eğitim süreci çıkarmıştır. 

Bağdat’taki siyasal kargaşa ortamından dolayı Şam’da ilmi faaliyetlere devam etmiştir. Büyük 
krallıklar, parçalanmış küçük beylikler, şehir devletlerinden yola çıkarak siyasal toplulukları 
Medine (şehir devleti), millet ve dünya devleti şeklinde sınıflandırmıştır (Ülken, 2004, s.110, 

Bayraklı, 2000, s.12). İlim ve öğrenme amacıyla Merv Rey, Taşkent, Buhara, Bağdat, Harran, 
Halep, Şam, Mısır gibi geniş bir coğrafyada uzun bir ömür süren Farabi, Şam’da 950 yılında 
vefat etmiştir (Olguner, 2019, s.28). 

Siyasetle ilgili başlıca eserleri şunlardır (Farabi, 1999, s.119; Farabi, 1987, ss.36-37; Farabi, 
2017, s.71): 

-Arâü Ehlil Medineti’l Fazılâ (Erdemli Şehrin İnsanlarının Görüşlerinin İlkeleri): 
Felsefi görüşlerini açıkladığı eseridir. 
-Es-Siyasetü’l-Mediniyye: Erdemli ve cahil kişilerin çözümlenmesidir. 
-Tahsilü’s Sa’âde (Mutluluğun Kazanılması): Sosyal, siyasi, etik problemleri inceleyen 
eseridir. 
-Füsûlü Müntezeat: Toplum ve bedenin ayrı parçalardan birer birlik oluşturması, karşılıklı 
işbirliği içinde yardımlaşmasıdır. 
-El Medinetü’l Fazılâ: Erdemli şehir ve erdemli olmayan şehirlerin işlendiği eseridir. 
-Et-Tenbih alâ Sebili’s Sa’âde (Mutluluk Yoluna Yöneltme): Ahlaki ve akli erdemlerle 
ilgili açıklamaları içerir. 
-Kitâbu’l Mille: Politika felsefesinin ilk amacının mutluluk, diğer amacının ise mutluluğa 
ulaştıracak erdemlerin toplum içinde nasıl yayılacağını belirttiği eseridir. 
-Fusulü’l- Medeni: Siyaset ve ahlâk sorunlarına dair görüşlerini kısa bölümler şeklinde 
açıkladığı eserdir. 
-İhsâu’l-Ulûm: Bilimlerin Sayımı adlı eser töre bilimini tanımlar. Ahlâk bilimine de değinir. 
Ahlak biliminin toplumu düzenleyen yasalar yapmak amacıyla iyi eylemleri ve bunların 
nedenlerini araştırdığını belirtir (El-At’î, 1998, s.197). 
-Kitabü’l Cedel: Teorik ve pratik felsefe konularını birbirinden ayrıştırır, pratik felsefenin alt 
dalı olan, değer yargılarına değinen konuları inceler. 
-Felsefetü Aristotalis: Aristoteles’in ahlâk, siyasetle ilgili eserlerini eleştirdiği bir yapıttır. 
-Kitabu’l Hurûf (Harfler Kitabı): Bu eserinde dil-mantık ilişkisi, toplum-felsefe ilişkisi gibi 
konuları işler. 
-Telhisu Nevamis-i Eflâtun (Eflâtun’un Yasalarının Özeti): Platon’un yasalar isimli eseri 
için yazdığı kısa özettir

Demokaan Demirel, (Doç. Dr.), 
Kocaeli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, 43100,Kocaeli/Türkiye 
demokaand@gmail.com , ORCID ID: 0000-0001-5454-9507 


İçerik 
📖 Farabi’ye göre; insan irade sahibi ve dünyanın parçası olan bir varlıktır. İradi bir varlık 
olan insan kâinatın parçası olan insandan sonra gelir. Doğal bir varlık olarak insan kendi 
türünden başka hiçbir türe hizmet etmez (Farabi, 2012, s.73). 

📖 İnsanlar genel eğilimleri ve eğitimleri doğrultusunda toplumsal sınıflarda yer edinirler. 
Toplumsal sınıflamanın ortaya çıkmasında organizmacı anlayış etkili olur. Farabi organların 
görevini, sıralanışını ele alır, bedendeki hiyerarşik sıralamanın toplumda da devamlılığını 
savunur. Bedende hâkim organ kalptir ve diğer organlar kalbin emirlerine göre çalışır. 
Toplumda da yönetici kalbe karşılık olarak gelir. Yöneticinin emirleriyle şehirdeki tüm 
birimler uyum halinde çalışır (Farabi, 2017, s.92). Toplumsal yapıda yaptıkları işler 
bakımından beş sınıf bulunur. Bunlar; en faziletli olanlar, din temsilcileri, mütercimler, ölçüm 
işleriyle uğraşanlar, mücahitler (askerler), zenginler (tüccarlar ve çiftçiler) şeklinde sıralanır 
(Farabi, 1987, s.49). 

📖 Farabi’ye göre, toplumsallaşma süreci belli aşamaları izler. Bu aşamalardan ilkinde ev 
topluluğu/aile yer alır. Evlerin birleşmesiyle sokak, mahalle ya da köyler oluşur. Mahalle veya 
köyler ise bir araya gelerek kentleri oluşturur. Kentlerin birleşmesiyle ulus/ümmet, ulusların 
birleşmesiyle de evrensel bir dünya toplumu teşekkül eder. Erdemli kentlerin birleşmesiyle 
oluşan ulus, erdemli kentten daha üstündür. Erdemli ulusların birleşmesiyle oluşan erdemli 
evrensel toplumda erdemli ulustan üstündür (Farabi, 2012, s.70). 

📖 Aristoteles’e ilk muallim diyen felsefe dünyasında Farabi “İkinci Muallim” olarak 
kabul edilir. Bunun başlıca sebebi Yunan felsefesi mantığını kendi kültürüyle uyumlu 
kılmasıdır. Farabi’nin felsefesinin amacı mutluluktur. İnsan, Hayvan-ı Natık, düşünen akleden 
bir canlı olarak gerçekleri ancak akıl yoluyla kavrayarak mutluluğa erişecektir (Cevizci, 2019, 
s.240, Bircan, 2020, s.488). Felsefe birey için bilginin son sınırlarına, var olanların 
sebeplerinin bilgisine ulaşmayı amaçlar. Bu bilgiye ulaşılmasıyla en üst düzey yaşam 
biçimine de kavuşulmuş olur. Aristoteles’te olduğu gibi Farabi felsefi açıdan mutluluğun 
temel koşulunu kurumsal bilgilere bağlar (Farabi, 1986a, s.27, Aristoteles, 2015, s.120). 
Kitabü Tahsili’s-Saâde adlı eserinde felsefenin en üstün bilgeliği yeğlemek olduğunu 
belirterek felsefeyi bilimlerin bilimi, bilimlerin anası, bilgeliklerin bilgeliği, sanatların sanatı, 
olarak niteler. Kitâbü’l Mille’de ise felsefe politik bir kavram olarak ele alınır, erdemli törenin 
içerdiği görüş ve eylemleri tanıttığı belirtilir, başkanlık işinin felsefenin altında yer aldığı 
iddia edilir (Farabi, 1999, ss.88-89, Farabi, 1997, ss.13-14). 

📖 Farabi’ye göre felsefe iki türdür: Birincisi; nazari felsefedir. İkincisi; ameli-siyasi 
felsefedir. Nazari felsefe, matematik, fizik, metafiziği içerir. Ameli/siyasi felsefe ikiye ayrılır: 
Ahlâk sanatı ve siyaset ilmi. 
Ahlâk sanatı, iyi fiiller, iyi fiillerin ahlâkı oluşturması, ahlâkın elde edilmesini içerir. 
Siyaset ilmi şehir halkına yönelik iyi fiillerin mümkün kılınması ve korunmasıyla ilgilidir. 
Filozof en yüksek hikmeti arayan bir kişi olarak nazari ilimlere sahiptir ve bu ilimleri imkânı 
ölçüsünde değerlendirir. Farabi’ye göre, filozofun seçkinliği bütün insanlara ve dinlere 
nispetledir. Mutlak anlamda seçkinler, mutlak anlamda hakiki filozof olan kişilerdir. 
Seçkinlerden sayılan diğer insanlar (fakih ve kelamcı) ancak filozoflara benzediği için bu 
gruba dâhil edilir (Özcan, 2014, ss.159-186, Farabi, 2008, s.71). 

📖 Farabi pratik felsefenin içinde ahlak ile siyaseti yan yana kabul eder. Siyaseti, Mutlak 
Siyaset ve Cahiliye Siyaseti olarak ikiye ayırır. Mutlak siyasetin tek, cahil siyasetin ise çok 
sayıda olduğunu söyler. Erdemli siyasetle fazıl (ideal) devletin, cahil siyasetle erdemli 
olmayan devletlerin ortaya çıktığını ileri sürer (Mücahid, 2012, s.85). 

📖 Farabi, siyaset ilminin mutluluğu araştırdığını, gerçek ve sahte mutluluk arasında 
ayrım yaptığını belirtir. Siyaset erdemli eylemlerin korunması için gerekli teorik ve pratik 
düzenlemeleri yapar. İnsani eylemleri inceler. Buna göre, gerçek mutluluk ancak ahiret 
hayatında mümkün olacak, zenginlik, şeref ve hazlar gibi durumlar bu dünyaya ait geçici bir 
mutluluk türü olacaktır. Bunun dışında siyaset ilmi erdemli şehirlerin erdemsiz şehirlere 
dönüşmemesi için gerekli kanun ve sebepleri araştırır. Erdemli şehri güven altına alan fiilleri, 
ilk başkanın ölümünden sonraki durumları ele alır ve bu durumlarla ilgili çıkarımlar yapar 
(Farabi, 1986b, ss.52-56). 

📖 Farabi varlığı açıklarken altı varlık mertebesinden ve bunlara dayanak oluşturan altı varlık 
ilkesinden bahseder. Ayırdığı varlık mertebelerinden ilk üçü cisim olmadığı gibi cisimde de 
bulunmaz. Birinci mertebede bulunan ilk sebep birdir, tektir. İlk varlığı ancak akıl türünden 
varlıklar bilebilir. Ayrık/mufârık akılların hepsi ilk varlığı düşünür ve bilir, onların bu 
düşünmesinden her birinin altında bulunan başka bir akıl taşar (sudûr eder). Farabi’nin sudûr 
(varlık) teorisi felsefi miras ile kendi inanç ve kültürünün bir sentezidir. Bu teori bir yönüyle 
Yunan astronomlarının özellikle Batlamyus’un evrenin dokuz gök küresinden oluştuğu 
şeklindeki teoriden, Aristoteles’in feleklerin hareketi hakkındaki yorumundan ve Plotinus ile 
İskenderiye ekolünden esinlenmiştir (Bozkurt, 2016, ss.112-113). 

📖 İlk varlık dışındaki her varlık ilk varlığın derecesinden aşağıda olduğu için ilk varlığı 
bilmesi eksik olur (Farabi, 1992, s.9). Aristoteles’te olduğu gibi Farabi maddeyi eksik bir şey 
olarak görür. Tanrı’nın sürekli bir mutluluk halinde olduğunu ileri sürer. Bu O’nun kendisini 
idrak etmesinden kaynaklanır. Tanrı bir aşk ve sevgi objesi olarak kendi özünü de sevecektir 
(Farabi, 2012, s.15). Tüm varlıklar ilk nedenden taşmak suretiyle meydana gelir. “Ondan 
varlığa gelen şeyin varlığı, ancak varlığını, başka bir şeyin varlığına borçlu olan bir taşma 
sonucudur ve bu bakımdan ondan başka olan herhangi bir şeyin varlığı hiçbir biçimde onun 
nedeni değildir (Farabi, 2017, s.39)”. 

📖 İkinci mertebede, ikinci dereceden sebepler, üçüncü mertebede “Faal Akıl” yer alır. 
Geri kalan üçü cisimde bulunur; ancak cisim değildir. Bunlar nefis, suret ve maddedir. Bu 
ilkelere semavi cisim, düşünen canlı, düşünmeyen canlı, bitkiler, madenler ve dört unsur (ateş, 
hava, su, toprak) denk gelir (Farabi, 2012, s.1). Ay üstü âlem mükemmelliğin, tamlığın 
bulunduğu bir âlemdir. Ay altı âlem ise eksikliğin başladığı bir âlemdir. Buradaki varlıkların 
varlığı başta kusurludur. Faal akıl bu birbirinden kopuk gibi görülen iki âlemi birbirine bağlar 
(Farabi, 2017, ss.45-50). Faal aklın görevi insanın yüksek olgunluk seviyelerine erişmesiyle 
mutluluğu yakalamasıdır. Faal akıl ile buluşma insanın uhrevi alanla ilişkiye girdiği ve ilk 
nedenden bilgi aldığı bir mertebedir. Bu makama yükselmiş insanı Farabi Tanrısallıkla 
özdeşleştirmektedir (Farabi, 2012, s.28, Uysal, 2003, s.154). Farabi burada bir başka bir akıl 
türünden, Müstefad Akıl'dan da bahseder. Eşyaya ait suretleri kavrayan insan aklı faal akıldan 
gelecek saf suretleri de kavrar. Böylece insan fizik ötesi âleme girerek akıllar âlemine geçiş 
yapar (Olguner, 2019, s.109). Farabi insandaki düşünme yetisinde ameli akıl ile nazari akla 
vurgu yapar. Sanatsal ve pratik nitelikli ameli akıl duyularla, tecrübeyle alakalıdır. Nazari akıl 
insanı mutluluğa ulaştırmak için varken, ameli akıl nazari akla hizmet etmeyi amaçladığı için 
mevcudiyet kazanmıştır (Farabi, 2017, s.81). 

20240630

Edebi Bilginin Filozofu Yusuf Has Hacip

 


*****
Yusuf Has Hacib

M.S. 1017 yılında, Karahanlı Devleti’nin Balasagun şehrinde dünyaya geldi. İyi bir eğitim gördü. Çağının geçerli bilimlerinin yanı sıra Arapça ve Farsça da öğrendi. Karahanlı Devleti zamanında yaşadı. Temel eğitimini Balasagun’da aldı ve uzunca bir süre Balasagunlu Yusuf olarak anıldı.

On sekiz ay boyunca çalıştı ve 1070 yılında Kutadgu Bilig adlı eserini Karahanlı Devleti Hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a sundu. Kitabı okuyan Ulu Kara Buğra Han, Balasagunlu Yusuf'a, 'Has Hacip' unvanını verdi ve onu Kaşgar’da vezir yardımcısı olarak görevlendirdi.

Türk edebiyatının ilk siyasetname ve ilk mesnevisi olma özelliğini taşıyan Kutadgu Bilig, “Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelir. 6645 beyitlik bir eserdir. Allah’a hamt, Peygamber’e ve Dört Halife’ye teşekkürle başlar.

Kutadgu Bilig’in Uygur dilinde olan ilk nüshası 1439’da Herat’ta bulundu. Kitabın ilk baskısı 1900’de Radloff tarafından yapıldı.

Yusuf Has Hacib, Türk edebiyatındaki ilk siyasetname ve ilk mesneviyi yazmasının yanı sıra Türk edebiyatındaki ilk nazım şeklini kullandı. Bu nazım şekli, mesnevi idi.

“Mutluluk Veren Bilgi” manasına gelen eserini adı (Kutadgu Biligüzerinde, okuyanlara mutluluk vermesi adına kaleme aldı. Bu mutluluk, yalnızca maddi âlemdeki mutluluk ile sınırlı kalmamakla birlikte ölüm sonrası âlemi de kapsadı. Yusuf Has Hacib, eserinin bir bölümünde amaçlarını şu şekilde belirtti: 
“Kitabıma, okuyana mutluluk getirsin, ona doğru yolu getirsin diye Kutadgu Bilig adını koydum. Ben sözlerimi söyledim,düşüncelerimi yazdım. Bu kitap her iki dünya için de doğruyu gösteren bir rehberdir, yardımcı bir eldir. Dosdoğru bir söz söyleyeyim size: Her iki dünyayı da devletle elinde tutabilecek kişiden daha mutlu kimse yoktur. Önce Gündoğdu’yu tanıtayım. O hükümdardır, doğru yasayı (töre) temsil eder. Aydoldu ile mutluluk güneşi doğar, o da mutluluğun (kut) temsilcisidir. Öğüdülmüş aklı, Odgurmuş akıbeti temsil eder. Ben sözlerimi bu dört değer (doğru yasa, mutluluk, akıl, akıbet) üzerine kurdum. Okuduğunda anlayacaksın, dikkat et.”

Yusuf Has Hacib, eserinde bilimin değerini de tartıştı. Ona göre âlimlerin ilmi, halkın yolunu aydınlatır. İlim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve insanlığa doğru yolu gösterir. Bu nedenle âlimlere hürmet göstermek ve ilimlerinden yararlanmaya çalışmak gerekir. Eğer dikkat edilirse, bir âlimin ilminin diğerinin ilminden farklı olduğu görülür. Mesela hekimler hastaları tedavi ederler; astronomlar ise yılların, ayların ve günlerin hesabını tutarlar. Bu ilimlerin hepsi de halk için faydalıdır. Âlimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.

Yusuf Has Hacib, astronomi bilimini öğrenmek isteyenlerin önce geometri ve hesap kapısından geçmesi gerektiğini savundu. Ona göre aritmetik ve cebir, insanı kemâle ulaştırır; toplama, çıkarma, çarpma, bölme, bir sayının iki katını, yarısını ve kare kökünü alma işlemlerini bilen, yedi kat göğü avucunun içinde tutar. Her şey hesaba dayanır.

Bir siyasetname veya nasihatname olarak nitelendirilebilecek olan Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib ve onun içinde yetiştiği çevrenin ilmî, felsefî birikimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Eserde Platon’un devlet ve toplum anlayışı çok iyi bilinmekte ve uygulanmaya çalışılmaktadır. Bilimin ve bilginlerin değeri anlaşılmaktadır; bilim, güvenilir bir rehber olarak görülmektedir.

1077 yılında Kaşgar’da vefat etti. Türbesi bu kenttedir.

Kaynak/Alıntı : https://yasamoykusu.com/biyografi/yusuf-has-hacib

20240624

📖 Eski insanların yürekleri titreten, hak hukuku!

Eski insanların yürekleri titreten, hak hukuku!

Osmanlı devletinin ilk yılları.. 

Bursa’da bir kişi, satın aldığı atın hemen sonrasında, atın hasta olduğunu fark etti. 

Onu geri vermek istiyor ancak satan adamın atı geri almayacağından endişe ediyordu. Bu yüzden önce kadıya gidip işi resmi olarak halletmek istedi. Ancak kadıyı yerinde bulamadı, mahkeme ertesi güne kaldı, hasta at ise gece öldü. Adam, ertesi gün olanları kadıya anlattı, ne yapılabileceğini sordu. 

Kadı, “Zararını ben ödeyeceğim” dedi. Şaşkınlıkla kadıya bakan adam “Sizin konuyla bir ilginiz yok, niçin siz ödeyeceksiniz ki…” dedi. 

Kadı, şu manidar cevabı verdi: “Evet, görünürde benim konuyla ilgim yok ama işin aslı öyle değil. 

Sen dün geldiğinde ben yerimde olsaydım, atı geri verdirirdim, sen de paranı geri alırdın. At da senin elinde değil, sahibinin elinde ölmüş olurdu. Şimdi buna imkân kalmamıştır. 

Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep oldu. O yüzden zararını ben ödeyeceğim” dedi ve ödedi. 

O kadı, sonradan Osmanlının ilk şeyhülislamı olacak olan zamanın din ve fen bilgilerine  vâkıf Molla Fenari Şemseddin hazretleri (1350-1431) idi.

20240615

Kök Türklere ait Runik alfabeyle yazılmış Kül Tigin Yazıtı'ndan bir bölüm

38 Harfli Göktürk Alfabesi


Köktürk Alfabesi


📖 Türklerde atıyla gömülme geleneği

Yaklaşık 1500 yıl önce Altay'da yaşamış ve atıyla gömülmüş bir Türk kadınının mezarına bakıyorsunuz. Dini inancı Şamanizm olan eski Türkler, (Müslümanlığı kabul etmeden önce) cennet ve cehenneme değil, ölümden sonra yaşamın devam edeceğine inandıklarından kadınları da erkekleri de atları ve eşyalarıyla gömüyorlardı.


Alıntı:
Dr. Nükhet Okutan Davletov @ndavletovart







📖 🇦🇿Azerbaycan'da Eski Türk yazısı, orta okullarında çocuklara öğretiliyor....

 Ata dini Şamanizm olan Türklerin dünya uygarlığına kattığı eski Türk yazısını, orta okullarında çocuklara öğreten ve böylece Türk kültürünü sözde değil, özde koruyan kardeş Azerbaycan Türkleri esen olsunlar, var olsunlar 🇹🇷⚛️🇦🇿




📖 🇹🇷Türklere karşı 🧬DNA meselesini sürekli gündeme getirenler....


Türklere karşı DNA meselesini sürekli gündeme getirenler bilinçli olarak çifte standart uygular ve kendilerine aşağıdaki soruları sormaktan kaçınırlar.O yüzden Anadolu Türklüğünün asıl DNAsı, Atatürk tarafından dile getirilen milli siyaset ilkesidir: Ne mutlu Türk'üm diyene...

İkinci Türk uzaycısı Tuva Cihangir Atasever

İkinci Türk uzaycısı Tuva Cihangir Atasever (@AstroTuva) uzay görevini başarıyla tamamlayıp dünyaya döndü ve Türkiye, Azerbaycan bayraklarını açarak Türk dünyası gençliğini gururlandırdı🇹🇷⚛️🇦🇿

Adındaki Tuva ise ata dini Şamanizm olan Sibiryalı Türkleri anımsattı 🤗🧿 Esen olsun!


📖 Çin’in Shaanxi eyaletindeki Qianling türbesi - Saçın Türk Şamanizmindeki yeri

Çin’in Shaanxi eyaletindeki Qianling türbesinde yer alan ve Köktürk kağanına ait olduğu düşünülen bu heykel Orta Çağ Türk modasına uygun tasvir edilmiş uzun saçları ile diğer heykellerden ayrılmaktadır. Saçın Türk Şamanizmindeki yerinden daha önceki paylaşımlarımızda söz etmiştik 



Çin'in Tang hanedanlığından imparator Gaozong (628-683) ile eşi Wu Zetian için inşa edilen Qianling türbesinde Tang tebaası olan 61 yabancı temsilcinin heykeli vardır. Fotodaki bu heykelin ise giyim ve saç tarzı sebebiyle Köktürk kağanına ait olduğu düşünülmektedir.


Dr. Nükhet Okutan DavletovAlıntı: https://x.com/ndavletovart/status/1362102697197985792

20240530

🎞️ Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

 

 


 Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

Bursa'nın Mudanya ilçesinde yaşayan serbest muhasebeci ve mali müşavir Emir Doğan Savaş, yaptığı sözlü tarih çalışmasıyla doğdukları topraklardan ayrılarak Türkiye'ye gelen Giritli mübadillerin anılarını kaydetti.

Büşra Nur Yılmaz  | 30.05.2024

Giritli mübadillerin anıları unutulmasın diye dijital arşiv oluşturdu

Fotoğraf: Büşra Nur Yılmaz/AA

Bursa

Mübadillerin anılarının unutulmaması için çalışma başlatan 65 yaşındaki Savaş, Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923'te imzalanan mübadele sözleşmesinin ardından 1924'ten 1933'e kadar Girit Adası'ndan Mudanya'ya gemiyle gelenler ve ikinci kuşakta Türkiye'de doğan çocuklarından oluşan 30 kişinin hikayelerini kayda aldı.               

Giritli mübadillerle söyleşi yaparak kamerasıyla binlerce dakikalık video kaydı alan ve ses kayıtlarının dökümlerini çıkaran Savaş, fotoğraflarını çektiği mübadillerin gençlik yıllarını, hüzünlerini, sevinçlerini, şu anda hayatta olmayan bu kişilerin ilginç hikayelerini topladı.

Savaş, biri ikinci, diğerleri üçüncü kuşak mübadil 12 kişiyle yapacağı söyleşileri de tamamlayarak tüm anıları kitaplaştırmayı hedefliyor.

Emir Doğan Savaş'ın Lozan Mübadilleri Vakfı Mudanya Temsilciliğinde muhafaza edilen video ve ses kayıtlarının çözümlerinden oluşan arşivi, mübadeleyle ilgili akademik çalışma yapanlarla da paylaşılıyor.

"Her yaptığım söyleşinin kaydını ailelerine hediye ettim"

Kendisi de ikinci kuşak mübadil olan Emir Doğan Savaş, AA muhabirine, sözlü tarih çalışmasında kaynak kişilerle görüşürken duygusal anlar yaşadıklarını söyledi.

Savaş, 2-2,5 saatlik söyleşilerde mübadillerin o günleri yeniden yaşadığını dile getirerek, "Şu anda 30 kişiyle çalışmam var ve maalesef hiçbiri hayatta değil. Onlar, çok ilginç hikayelerini, gençlik yıllarını, aşklarını, hüzünlerini bana anlattılar. Tabii bu, beni çok mutlu etti çünkü onları kayıt altına almak, bir tarihçi değilim, ona rağmen böyle bir işi, Mudanya'da yaşayan mübadilleri kayıt altına alma işini gerçekleştirdiğim için çok huzurluyum. Vicdanen de çok rahatım." diye konuştu.

O yıllarda birinci kuşak mübadillerin 80'li, 90'lı yaşlarda olduğunu, onları söyleşiye zor ikna ettiğini belirten Savaş, bu kişilerle baba oğul, anne oğul gibi saatlerce sohbet ettiklerini dile getirdi.

Bazı anıların, kayda alınmaması şartıyla kendisine anlatıldığını aktaran Savaş, şöyle devam etti:

"Zaman zaman ağlayanlar, hüzünlenenler oldu elbette ama sonuçta onlar da çok mutlu oldular. Böyle bir ömrün kayıt alınması çok önemliydi. Her yaptığım söyleşinin kaydını ailelerine hediye ettim. Çoğu farkında bile değildi ama ölümlerinden sonra aileler için de çok kıymetli bir hediye oldu. Planımda 12 söyleşi daha var. Bu kişilerden biri, ikinci kuşak mübadil. Onun da yaşı 90'ın üzerinde. Çok arzu ediyorum, inşallah imkanım doğar. O insanın da sağlığı yerinde. Onunla bir söyleşi gerçekleştirebilirsem çok mutlu olacağım. Kalanları en kısa zamanda bitirip kayıt altına almak zorundayım çünkü kitabıma bunları da dahil etmek istiyorum."

Evlatlık verilen halasından haber alamadılar

Savaş, yaptığı çalışmalarla bilgi, belge ve veriler elde ederek mübadele bilinci oluşturmayı amaçladığını, Mudanya'da kimliğini yitirmeyen, mutfağından, düşüncesinden hayat biçimine kadar farklı olan ve halen yaşayan mübadele kültürünün farkında olunması gerektiğini vurguladı.

Anne ve babasının çocuk yaşta Girit'ten Mudanya'ya geldiğini, babasının ölünceye kadar sürekli ağladığını anlatan Savaş, şu bilgileri paylaştı:

"Babam, babası ve iki ablasıyla gelmiş. Ablalarından Hatice Hanım, yoksulluktan dolayı bir subaya evlatlık veriliyor. Bir daha da babam, ablasına kavuşamıyor. İzini kaybettiler. Yıllarca aradılar, soruşturdular fakat hiçbir şey elde edemediler. Babam, 2003 yılında vefat etti, 83 yaşındaydı. Ölünceye kadar sürekli ablasını ağlayarak yad etmiştir. Halen de halama ulaşamadık. Tabii ki de ölmüştür ama çocukları var mıdır yok mudur, ben de çok aradım fakat bir sonuç elde edemedim. Ne annem ne de babam mübadeleyle ilgili bir şeyler anlattı. Onlar sürekli suskunluğu, bir hafıza kaybı yaşamayı tercih ettiler. Sadece gözyaşlarıyla duygularını ifade ettiler. Bir film izlediğimizde, böyle bir konu olduğunda sürekli ağlarlardı. 'Anne, babam niye ağlıyor?' diye sorardım. Annem hiçbir şey söylemezdi."

Mübadillerin bir taraflarının hep eksik kaldığını ifade eden Savaş, "Bu insanlar, maalesef doğdukları topraklarda ölemediler. Onlar, her zaman yüreklerinde iki vatan sevdasını taşıyan insanlardı; yeni topraklara ekilen tohumlardı adeta. Çünkü orada bir yaşamdan koparıldılar. Hemen hemen hepsi, geri döneceğine dair umut içinde öldüler. Maalesef kimi anahtarını saksısının içine koydu, kimi komşusuna bıraktı ve buraya geldi. Göç çok zor, ağır bir travmadır." değerlendirmesinde bulundu.

Emir Doğan Savaş, Yunanistan'ın birçok bölgesini gezdiğini, rehberlik yaptığını, Girit'e 3 kez gittiğini belirtti.

Mübadele döneminde Türkiye'den Girit'e giden Rumlarla onların çocuklarıyla konuştuğunu ifade eden Savaş, şunları kaydetti:

"Onlar da aynı duygu içinde çünkü onlar da kimi Manisa'dan kimi İzmir'den kimi işte Kapadokya'dan gelmiş insanlardı ve hepsinde bir ortak hüzün sezdim. Tanıştıkça ellerimizi nasıl tuttuklarını size anlatamam. Girit'te karşılaştığımız bir kadıncağız, Manisalıymış, 'Biz Türkiye'den geldik' deyince bize kapısını açtı. Bize Rumca 'Nereden geliyorsun?' deyince, annemler de 'Türkiye'den' diye karşılık verince kadın, ağladı. Kendisinin de Manisalı olduğunu söyledi. Bizi içeri aldı, ikramlarda bulundu. Biz de hediyeler verdik ve 1 saate yakın annemle hüngür hüngür ağladılar, anlattılar. Kadın 85 yaşının üzerindeydi. İster Rum ister Türk olsun aynı yoğun duygu içinde. Hiçbir pişmanlık, nefret ve kin olmaksızın içi tamamen insani duygularla birbirleriyle kucaklaştılar, söyleştiler. Biz oradan zor ayrıldık."

Kaynak / Alıntı: https://www.aa.com.tr/tr/kultur/giritli-mubadillerin-anilari-unutulmasin-diye-dijital-arsiv-olusturdu/3235054


20240525

İlk Yolcu Uçağımız

 

İLK YOLCU UÇAĞIMIZ

25 Mayıs 1944 günü Türkiye Cumhuriyeti için bir ilk yaşandı.

Türk Havacılığının en önemli isimlerinden Nuri Demirağ, fabrikasında imal ettiği ilk yolcu uçağı ile uçuşunu gerçekleştirdi.

Nu.D.38 ismindeki uçak, yolcu ve ihtiyaç halinde bombardıman için de kullanılabilecek şekilde tasarlanmıştı. Uçak iki mürettebat ve altı yolcu kapasiteliydi.

Uçak saat 09.45’te Yeşilköy'den havalandı saat 11.30 civarında Ankara Etimesgut'a indi. 

Nu.D.38, ilk uçuşundan sonra Bursa, İzmir, Atina, Selanik, Sakarya, Eskişehir, Kayseri ve Sivas'a uçtu. Uçak, 20 Ağustos 1944 tarihinde İzmir Milli Fuarı’na getirildi. Fuar boyunca diğer modeller ile birlikte sergilenerek yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğradı.

Nu.D.38’in ilk uçuşunu gerçekleştiren pilotlarımız, Hasan Basri Alev ile Mehmet Altunbay'dır.

Nu.D.38-36 ve diğer birçok model Marshall Yardımlarının kesinleşmesi ile hurdaya ayrılarak projeleri iptal edildi. Kısa bir süre sonra hem Nuri Demirağ'ın fabrikası hem de Etimesgut Uçak Fabrikası kapatıldı.


İskitlerin Türk soyundan olduğuna dair kanıtlar

İskitlerin Türk soyundan olduğuna dair kanıtlardan biri, II. Justinianus tarafından Köktürklere elçi olarak gönderilen Zemarkhos’un Türklere eskiden İskit denildiğini ve getirdiği mektubun İskit harfleriyle yazıldığını belirtmesidir.

Başka kanıta ihtiyaç bile yok. 









20240522

Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN

 Türk mühendisler yaptı: Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN için sıraya girdiler

AA

Türkiye'nin ilk insansız helikopteri ALPİN'i, geliştiren Titra Teknoloji ve Airbus arasında ana yurt güvenliği fuarı SEDEC kapsamında işbirliği protokolü imzalandı. ALPHİN, deniz platformlarına iniş-kalkış yapabilme yeteneği kazanacak. Titra Teknoloji Üst Yöneticisi (CEO) Abdulkadir Şener, yaptığı açıklamada, Airbus ile proje için yaklaşık 4-5 aydır çalıştıklarını söyledi. ALPİN'in muharebe sahasında kendini kanıtlamış bir ürün olarak ilk defa Türkiye'de Kuzey Irak bölgesinde kullanıldığını ifade eden Şener, bunun yanında platformun deniz kuvvetleri tarafından kullanılmasına yönelik dünyadan ve Türkiye'den talepler aldıklarını belirtti.

ALPİN'i geliştiren Titra Teknoloji ve Airbus arasında ana yurt güvenliği fuarı SEDEC kapsamında işbirliği protokolü imzalandı.

Titra Teknoloji Üst Yöneticisi (CEO) Abdulkadir Şener, yaptığı açıklamada, Airbus ile proje için yaklaşık 4-5 aydır çalıştıklarını söyledi.

SEDEC'te beraber bir platform geliştirme anlamında imza attıklarını bildiren Şener, ALPİN'in Türkiye'nin ilk insansız helikopteri olmakla beraber dünyada da sınıfında sayılı helikopterler arasında yer aldığını bildirdi.

ALPİN'in muharebe sahasında kendini kanıtlamış bir ürün olarak ilk defa Türkiye'de Kuzey Irak bölgesinde kullanıldığını ifade eden Şener, bunun yanında platformun deniz kuvvetleri tarafından kullanılmasına yönelik dünyadan ve Türkiye'den talepler aldıklarını belirtti. Şener, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Helikopterin gemiye inmesi biraz kompleks bir proje. Airbus ile projemizin fokusunda bu var. ALPİN'i gemiye inebilen bir platform haline dönüştürmek için iş birliği protokolü yaptık. Bunun sonrasında da Airbus ile farklı iş birliği projeleri yapmayı ümit ediyoruz. Deniz taşıtlarına hareket halindeyken helikopterin kalkması ve inmesi çözülmesi zor problemlerden bir tanesi. Bunu yapabilen de çok az sayıda çözüm var. ALPİN de bunlardan bir tanesi olacak önümüzdeki 6 ay içinde. Bundan sonra ALPİN'i sadece Kara Kuvvetleri'nin, Özel Kuvvetler'in değil, Deniz Kuvvetleri'nin de kullanımına sunmuş olacağız.

Platformda temelde çok büyük değişiklikler yok. Otopilotunu Titra'nın kendisinin geliştirdiği bir platform. Birtakım donanım ve yazılım entegrasyonunu içeren bir süreç. Beraber bir geliştirme yapılacak. Airbus'ın bununla ilgili bir tecrübesi var. Bu tecrübeden istifade etmek istiyoruz. Onların da bu sınıfta bir platformla şimdiye kadar bu konuda bir çözümü yoktu. Onlar da kendilerine bu kabiliyeti kazandırmış olacaklar. İki taraf da bu konuda çok heyecanlı."

Yurt dışında testlere hazırlanıyor

ALPİN için hemen hemen her kıtadan birçok ülkeyle görüşmeler devam ettiğini bildiren Şener, "Gelip demolarını gören, memnun olan, fiyat isteyen, teklif isteyen çok fazla ülke var. ALPİN'in hem geliştirilmesini hem üretimiyle alakalı HAB bölgesinde yeni bir fabrika kuruyoruz, bunun altyapılarını oluşturuyoruz. Sene sonuna kadar en az birkaç ülkeyle ALPİN'le, kamikaze ürünlerimizle, ürün gruplarının tamamıyla ilgili protokoller imzalamayı hedefliyoruz. Çok fazla talep var. Açıkçası biz biraz ince eleyip sık dokuyoruz." dedi.

ALPİN Kuzey Irak'ta kullanıldıktan sonra sahadan birtakım geri bildirimler aldıklarını dile getiren Abdulkadir Şener, bunlara ilişkin geliştirme süreçlerinin devam ettiğini bildirdi. Her geçen gün platformlarının daha da ayakları yere basar hale geldiğini vurgulayan Şener, "Yurt dışında test yapacağımız ülkeler var. Platformu oralara götürüp testlerimizi yaptıktan sonra bu protokollerin hızlanacağını düşünüyoruz." diye konuştu.

ALPİN İnsansız Hava Aracı Özellikleri:

  • 840 km menzil
  • 7 saat Uçuş Süresi (20 kg faydalı yükle)
  • 1 Saati Aşan Hover Yeteneği
  • Azami 160 kg Faydalı Yük Kapasitesi
  • 15.000+ feet İrtifa Tavanı (4.785 m)
  • Gece ve Gündüz Tam Otonom Uçuş ve İniş-Kalkış Kabiliyeti
  • Güvenli Anlık Veri ve Görüntü Paylaşımı
  • Zorlu Arazi ve Hava Koşullarında Operasyon

ALPİN Faydalı Yükler:

  • EO/IR Kamera
  • SAR/GMTI Radar
  • LIDAR
  • Hyperspectral

Alpin Teknik Özellikleri:

Uzunluk: 7,05 m (23,4 ft)
Yükseklik: 2,35 m (7,7 ft)
Rotor Çapı: 6,27 m (20,5 ft)
Kuyruk Rotor Çapı: 1,02 m (3,3 ft)
İniş Alanı: 20×20 m
İniş ve Kalkış: Tam Otonom
Azami Rüzgar: 50 km
Acil Kurtarma Paraşüt Sistemi

Kullanım alanlarından bazıları;

  • Kara harekâtlarında topçu birlikleriyle hedef paylaşım desteği
  • Askeri bölgelere mühimmat ve gıda benzeri çeşitli faydalı yüklerin taşınması
  • Yüksek irtifada yüksek çözünürlüklü kamera ve gimbal sistemiyle istihbarat, hedef tespit/gözetleme/takip desteği
  • Doğal afet durumlarında keşif, gözlem, gıda, ilk yardım vb. faydalı yüklerinin transferi
  • Haritalama ve görüntüleme uygulamaları
  • Zirai görevler
  • Meteoroloji
  • Mobil baz istasyonu

ALPİN İnsansız Helikopter Sistem Özellikleri:

  • Kullanıcı dostu ara yüzü ile kullanım kolaylığı
  • Anlık rota, hız, irtifa gibi uçuş özelliklerinin atanabilmesi imkanı
  • Opsiyonlu cihazlarla görüş alanı dışında (BVLOS) uçuş
  • Havadan lazer tarama
  • Kızıl ötesi kamera ile gece ve gündüz görüntüleme
  • Gündüz ve EO/IR kamera görüntülerinin şifreli biçimde yer istasyonuna aktarımı
  • Şifreli veri haberleşme altyapısı
  • Yedekli aviyonik mimarisi ve otopilot sistemi
  • Modüler aviyonik mimarisi ile ilave sistemlerin kolay entegrasyon imkânı
  • Motor kaybı durumunda otorotasyonla güvenli/acil iniş (Autorotation)
  • Paraşüt kullanımı yoluyla belirli acil durum senaryoları için güvenli/acil iniş
  • Bölge ve durum sınırlandırmalı (link kaybı vb.) otomatik eve dönüş yeteneği
  • Hassas konumlandırma yeteneği
  • GNSS aldatmacası önleme
  • Çarpışma önleme sistemleri entegrasyonuyla güvenli uçuş
  • GNSS kaybı ve özel amaçlı uçuşlar için ataletsel navigasyon (INS) kullanarak pozisyon, hız, yönelim hesaplaması (Dead Reckoning) yoluyla navigasyon imkânı
  • Kompakt boyutlarıyla hafif yük taşıma araçlarıyla taşınma imkânı
  • Birden çok yer kontrol istasyonunun kumanda edebilme ve görüntüleme alternatifi

En Çok Okunanlardan...