Blog Listem

20170606

Azerbaycan Türkçesi / Yrd. Doç. Dr. Gülşen Seyhan Alışık


Azerbaycan Türkçesi / Yrd. Doç. Dr. Gülşen Seyhan Alışık

Azerbaycan'ın adı Büyük İskender'in hizmetine giren (M.Ö. 328) ve İskender'in ölümü üzerine, onun adına Media'nın (Media Minör) kimi vilayetlerinin idaresini üstlenen Ahemeni (Kiyâniyan) komutanı Atropates'in adından kaynaklanmaktadır. Atropates'in Güney Azerbaycan'da kurduğu devlet de Yunanca Atropatane "Atropates'in ülkesi" olarak adlandırılmıştır. Arapçada, g>c değişikliği ile Azarbayc#n, Ermenicede Atrapatakan, Orta Farsçada Aturpatakan biçiminde söylenen sözcüğün Arapça biçimi Farsça ve Türkçeye yerleşmiştir. Bu sözcük üzerine halk köken bilimi (folk etymologie) yakıştırmaları da yapılmıştır: Pehlevîce #zar "ateş"+bayg#n "muhafız", #zer "ateş"+ #b#d-g#n "yurt" sözcüklerinden türediği ya da Azarb#d Bîvaresf kişi adına bağlanması görüşleri bu türdendir.

Azerbaycan'ın Türkleşmesi

Azerbaycan'ın özellikle bugünkü Kuzey Azerbaycan'ın yoğun bir biçimde Türkler tarafından iskânı Melikşah'ın beğlerinden Şadtekin'in l076'da Az. topraklarına yaptığı seferle gerçekleşmiştir.1 Yüzyıllarca Arap sülâlelerinin egemenliğinde kalan Az.'da l0. yy.'dan sonra Türkler hâkim olmuşlardır. Yüzyıllardan beri değişik kültürlere beşiklik yapmış olan Azerbaycan'ın soy birliği sağlaması ve kalabalık bir Türk yurdu hâline gelmesi bu döneme rastlar. Azerbaycan'a yerleşen Türk boyları arasında kuzeyden gelen Kıpçaklar da var idi. 1146'da Azerbaycan'da bağımsızlık ilân eden Atabekler de Kıpçak boyu idi. (1146-1227) 13. yy.'da Harzemşahlar (Harezmşahlar) çağında Azerbaycan topraklarına yeni Türk boyları da yerleşmiştir.

Sırasıyla İlhanlılar, Safeviler, Karakoyunlular ve Akkoyunluların devlet kurdukları bu Türk yurdunda l7. yy.'dan sonra, küçük hanlıklar yönetimi ele almışlardır. l8. yy.'ın sonu l9. yy.'ın başlarından itibaren Ruslar Az.'a girmişler, sonunda Rusya ile İran arasında yapılan Gülistan (1813) ve Türkmençay (22 Şubat 1828) Antlaşmalarıyla Kuzey Azerbaycan; Rus, Güney Azerbaycan ise; İran egemenliğine girmiştir.

l9. yy.'da başlayan Türkçülük hareketleri bütün Az.'da etkili olmuş ve bu gelişmeler sonucunda, l9l8 yılında "Azerbaycan Cumhuriyeti" kurulmuş ise de 28 Nisan l920'de tekrar Rus (Sovyet) hâkimiyetine girilmiş, Azerbaycan SSC kurulmuştur. 12 Mart 1922'de Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile birlikte Transkafkasya SSC'nin bir üyesi durumuna getirilmiş, 5 Aralık 1936'da bu federasyon dağılmış ve bütün ülkeler, Eski SSCB'nin bir üyesi olmuşlardır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 30 Ağustos 1991'de Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilân etmiş, 7 Haziran 1992'de yapılan ilk demokratik seçim sonucunda, Ebulfeyz Elçibey Devlet Başkanı seçilmiştir.
Güney Az.'da da İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminde kısa ömürlü millî bir hükümet kurulmuştur.

Azerbaycan Coğrafyası ve Nüfusu

Kuzey ve Güney Azerbaycan'ın toplam yüzölçümü 192.752 km2'dir.
Azerbaycan Cumhuriyeti, Nahçivan ve Dağlık-Karabağ bölgesini de içine alan 86.800 kilometrekarelik bir coğrafî alana sahiptir. Doğuda, Hazar Denizi; kuzeybatıda, Gürcistan; güneyde İran; güneybatıda ise Ermenistan ile çevrilidir. Başkenti Bakü'dür. Nüfus, İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren, sürekli artış göstermiş ve günümüzde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin nüfusu, 7.558.000 olarak saptanmıştır.

Güney Az. ise, kuzeyden Aras nehri ve Hazar Denizi kıyılarına kadar uzanan Talış Dağları, batıdan Türkiye, doğudan Hazar Denizi ve İran'ın Gilan vilayetiyle çevrelenmiş, 105.952 kilometrekarelik bir alana yayılmıştır. Güney Az. doğu ve batı olmak üzere, iki yönetim bölgesine ayrılmıştır. Doğu Azerbaycan'ın merkezi, eskiden beri Tebriz'dir, Erdebil, Meraga ve Merend önemli şehirleridir. Batı Azerbaycan'ın merkezi, Urmiye'dir, diğer önemli şehirleri ise Miyândab, Mehâbâd, Hoy ve Mâkü'dur. Toplam nüfus, 12.630.681'dir. Irak'taki Türk nüfusu ise, 1.0843.71'dir (Birleşmiş Milletler, 1995 Resmi Kayıtları). Yarı göçebe olarak hayatlarını sürdüren Afşarlar; Şiraz, Isfahan, Urmiye ve Afganistan'da Kâbil yakınlarında yerleşik olup, nüfusları ise, 45.000 dolayındadır. Kaşkayların sayısı ise, 400.000 dolayındadır, yaylak-kışlak kültürünü devam ettirirler, İran'ın Fars eyaletinde ve Şiraz'da yoğun olarak bulunurlar.2 Bu resmî nüfus istatistiklerine başta Gürcistan olmak üzere, diğer bölgelerdeki Azerbaycan Türklerinin sayısı da eklenecek olursa, yaklaşık yirmi beş milyonluk Azerbaycan Türk nüfusundan söz edilebilir.

Azerbaycan Türkçesi

Azerbaycan Türkçesinin Yazımı

Türkçe gibi yazıya geçirildiği dönemlerden beri, sürekli olarak alfabe değişikliğine uğramış bir dil daha yoktur. Türkçede görülen alfabe değişiklikleri, geçirilen dinî, siyasî ve coğrafî farklılıklar ile bağlantılıdır.

Türk yazı geleneği, Köktürk (Göktürk) yazısı ile başlar (7-9. yy.), bunu Uygur, Mani, Brahmi, Soğd, Lâtin (İlk kez Kuman Türkleri tarafından kullanılmıştır, Codex Cumanicus 1303) İbranî, Süryanî, Ermenî, Arap (10. yy.'dan sonra), Lâtin (ilk kez Yakut Türkleri tarafından 1917'de kullanılmıştır) ve Slav kökenli yazılar izlemiştir.3 Günümüzde ise; Lâtin, Kiril ve Arap alfabeleri eş zamanlı olarak ayrı Türk yazı öbekleri tarafından kullanılmaktadır.

Azerbaycan Türkçesinin yazımı için 1922 yılına kadar Arap kökenli alfabe kullanılmıştır. Günümüzde ise, Azerbaycan Cumhuriyeti'nde Lâtin ve Kiril, Güney Azerbaycan ve Irak'ta ise Arap kökenli alfabe kullanılmaktadır.

Azerbaycan'da 19. yy.'ın ikinci yarısında aydınlar arasında ana dili bilincinin oluşması sonucunda dil ve yazı kavramları değişik yönleri ile tartışılmaya başlanmıştır. Alfabe konusunda ilk ciddî çalışma, Mirza Fethali Ahundzâde (1812-1878) tarafından yapılmıştır. Ahundzâde, İslâm dünyasının geri kalıp cehâlete boğulmasını, yazılması ve okunması zor olan Arap alfabesine bağlamaktadır. Mirza Fethali Ahundzâde, yazıyı Az. Tü.'nin ses bilgisine uygun biçime getirmek için, Arap kökenli alfabeyi kökünden iyileştirmeye çalışmış ve bu yolda hazırladığı Farsça bir taslağı, Türk, İran ve Rusya Devleti'nin ilgili komisyonlarına göndermiştir. M. Fethali Ahundzâde, söz konusu taslak için Osmanlı Devleti'nden hiçbir cevap alamayınca, l863'te İstanbul'a gelerek Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye'de, Münif Paşa'nın da hazır bulunduğu bir toplantıda hazırladığı taslağı sunar. Ancak taslak, okuma ve yazmayı pek kolaylaştırmadığı ve kitap basma işindeki güçlüklerden dolayı geri çevrilir. Edebiyat tarihçilerinin belirttiği gibi; Ahundzâde, İstanbul'a Arap harflerinin kaldırılmasını teklif etmek için gelmemiştir. Ancak, l873 yılında İstanbul'da çıkan Hakayık gazetesine gönderdiği mektupta, Lâtin harflerine dönülmesini arzu eder, ömrünün son yıllarında da Arap harflerinin kaldırılarak, Lâtin harflerinin kullanılmasını isteyen yazılar yayınlamıştır. Ahundzâde, gerçekleştiğini göremediği bu idealinin, hayata geçirilmesini gelecek nesillere vasiyet etmiştir: "... Bu işi, bu zehmet ve eziyyeti başa çatdırmağı gelecek nesle tapşırdım."4
l9. yy.'ın sonunda, M. F. Ahundzâde'nin bu ideali ciddî bir biçimde ele alınır. Ekinci gazetesi, Ahundzâde'nin bu fikirlerini savunur. l905 yılından başlayarak, alfabe meselesi çeşitli makalelerle tekrar gündeme getirilir.5 Celil Memmedguluzâde (1866-1932) başkanlığında Tiflis'te çıkarılan Molla Nesreddin (siyasî, içtimaî mizah dergisi; 1906-1908 Tiflis, 1919-1921 Tebriz, 1922-1931 Bakü) yazarlarının en önemli konusu, alfabe ve dil reformu idi. Bu dergi, yalnız Kuzey Azerbaycan'da değil, bütün Kafkasya ve Güney Azerbaycan'da da etkili olmuştur.6

Benzeri gelişmeler, aynı dönemde diğer Türk topluluklarında da görülmektedir. Özellikle alfabe değişikliği, ortak Türk alfabesi ve ortak yazı dili konuları üzerinde durulmaya başlanmıştır. Azerbaycan'da; Hayat, Füyüzat, Teze Füyüzat, Şelâle, İrşad, Açık Söz, Bahçesaray'da; Tercüman gibi süreli yayınlar bunların en önemlileridir. Bu dergilerin yazarları, ortak Tük yazı dili oluşturmaya çalışmışlardır. Belli başlı yazarlar; Hüseynzade Ali Bey, Ağaoğlu Ahmed, Hüseyin Cavid, Mehemmed Hâdi, Yusuf Bey Vezirof (Çemenzeminli) idi.

Azerbaycan'da alfabe meselesi ile ilgili iki ayrı görüş vardı: Birinci grup, Arap alfabesinin iyileştirilerek kullanılmasını, ikinci grup ise Lâtin kökenli bir alfabenin kabul edilmesini istiyorlardı. Uzun tartışmalar sonucunda, Lâtin harflerini esas alarak, yeni bir alfabe hazırlanması fikri, hem aydınlar hem de halk tarafından uygun görülür.

Müstakil Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920) döneminde, Abdulla Bey Efendizade tarafından hazırlanan Lâtin esaslı alfabe taslağı, parlamentoda kabul edilmiş, aynı yıl "Son Türk Elifbası" adı ile Bakü'de basılmıştır. Kısa ömürlü bu siyasî değişiklikten sonra, yeniden Sovyet egemenliği söz konusu olmuştur.

l921 yılında Azerbaycan Halg Komisarları Saveti tarafından, yeni Azerbaycan alfabesini oluşturmak üzere, "Elifba Komitesi" kurulmuştu. Bu komite tarafından Lâtin alfabesi esas alınarak hazırlanan, Az. alfabesi 1922 yılında kabul edildi ve uygulamaya kondu. 32 harften oluşan bu alfabede, Slav kökenli iki harf de kullanılmıştır. Elifba Komitesi, alfabenin yaygın biçimde kullanımını sağlamak üzere, bir dizi tasarı hazırlamış ve bunları sırasıyla hayata geçirmiştir. Bunlardan ilki, yeni alfabe ile Yeni Yol (Jeni Jol) adlı haftalık gazete çıkarmak olmuştur. İlk sayısı 21 Eylül 1922'de, "Heftelik, edebi, biteref Türk gazetesi" alt başlığı ile yayınlanmıştır. Burada dikkat çeken bir özellik de ana dili bilincinin Azerbaycan'da yerleşmesi sonucu, Türk adının yayın organlarında kullanılmaya başlanmasıdır.
Bu dergiyi, Tiflis'te çıkan Yeni Fikir (Şubat 1924), İşıg Yol (Mart 1924) dergileri izledi. 28 Şubat 1924'te, Tiflis Yeni Elifba Komitesi de kuruldu, böylece Gürcistan'da yaşayan Türkler arasında da Lâtin kökenli Türk alfabesi kullanılmaya başlanmış oldu.

l924 yılında bu alfabe, okullarda ve resmî yazışmalarda Arap alfabesinin yerini aldı. 1926 yılına gelindiğinde, Sovyet rejiminin de desteği ile yeni alfabenin kullanımı yaygınlaşmıştır, örnek olarak; Yeni Yol gazetesinin baskı sayısı altı bine çıkmış ve 1927-1928 öğretim yılında, yeni yazıyla öğretim zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle, Azarbaycan'da yeni yazı sistemi tam anlamıyla yerleşmiştir.

26 Şubat-6 Mart l926 tarihleri arasında, Bakü'de İsmailiye Palas'ta Semedağa Ağamalıoğlu başkanlığında ilk Türkoloji Kurultayı toplanmıştır.7 Bu toplantıya, bütün Türk yurtlarından bilim adamı ve yazarlar katılmıştır. Burada, bütün yönleri ile, alfabe meselesi görüşülmüş, sonuçta karşı düşüncelere rağmen, çoğunluk Lâtin kökenli yeni alfabeyi onaylamış ve bütün Türk boyları arasında bu alfabenin kullanılması tavsiye edilmiştir. "Birleşdirilmiş Yeni Türk Elifbası" adı verilen bu alfabe 33 harften oluşmuştu: Aa, Bb, Cc, Çc, Dd, Ee, dd, Ff, Gg, Hh, li, Jj, Kk, Ll, Mm, Nn, _A, Oo, nn, Pp, Qq, Rr, Ss, Şş, Tt, Uu, Vv, Xx, Yy, Zz, +=, '(Burada iki harf göstrilememiştir g (el yazısı ile küçük g), j (ortasında düz çizgi bulunan z). Bakü Kurultayı'ndan sonra, Sovyetler Birliği'nde yaşayan diğer Türkler de (Özbekler, Kazaklar, Başkurtlar ve Türkmenler) yavaş yavaş yeni alfabelerini oluşturmaya başladılar.8

Alfabe ile ilgili ikinci Kurultay, Taşkent Kurultayı 17 Ocak 1928'de Taşkent'te toplandı. Böylece Türk dünyasında alfabe ve dille ilgili problemler yeniden görüşüldü.9

1928 yılında Türkiye'nin de Lâtin kökenli alfabeyi kabulü ile Türk coğrafyasının büyük bir kısmında yazı birliği sağlanmış oldu. Yazı birliğini, yazı dili birliğinin sağlanması konusundaki çalışmalar izledi. Bu dönemde Azerbaycan ve Türkiye arasında sıkı edebî ilişkiler oluşmuş, Azerbaycanlı yazarların bir kısmı Türkiye Türkçesine yakın bir dille yazmışlardır (Hüseyinâde Ali Bey, Hüseyin Cavid, Mehemmed Hâdi vb).

Bütün Türkler için yazı ve dil birliği çabaları, Stalin başkanlığındaki Sovyet yönetiminin baskısı ile, 1937'lerden sonra bütünüyle kesilmiştir. O kadar ki, Bakü Kurultayı'na katılmış olan bilim adamı ve yazarlar, Stalin'in pan-Türkizm siyaseti gütmekle suçladığı ve cezalandırdığı kişiler olmuştur. Dilbilimci Bekir Çobanzade (1893-?) bunlardan yalnızca biridir. 1937 yılında Bakü Üniversitesi'ndeki görevinden uzaklaştırılmış ve Bakü'den alınıp götürüldükten sonraki akıbeti bilinmemektedir.10
Bütün Sovyet cumhuriyetlerinde Slav kökenli alfabenin kullanılması için, l939 yılında hükümet tarafından yapılan çalışmalar sonucunda bütün Türk yurtlarında kültürel çözülme yeniden başladı. Aynı yıl, Az.'da bir alfabe komisyonu oluşturuldu. Sonuçta, 32 harflik Slav kökenli bir alfabe taslağı hazırlandı. Bu taslak tartışılırken, iki ayrı görüş ileri sürüldü: Biri, Rus alfabesinin hiç bir değişiklik yapılmadan aynen kullanılması, diğeri ise, Az. Tü.'nin, ses sistemine uygun slav kökenli yeni bir alfabenin oluşturulması idi. Görüşmelerden sonra 36 harf bir de apostroftan oluşan yeni Az. alfabesi kabul edildi.11 Bu alfabenin uygulanması emri, Stalin'in sağ kolu Azerbaycan Komunist Partisi Birinci Sekreteri Mir Cefer Bagirov tarafından, Yazarlar Birliği Başkanı Resul Rıza'ya tebliğ edilmiş, bu hareketin karşısında olan Resul Rıza aynı yıl bu görevden ayrılmak zorunda kalmıştır. Aslen Gürcü kökenli olan Stalin, Gürcülerin ve Ermenilerin kendi orjinal alfabelerini kullanmalarına izin vermiştir.

l Ocak l940 yılından itibaren, Slav kökenli alfabe resmen kullanılmaya başlanmışır. 1947 yılında "y" harfi yerine Lâtin kökenli "j" harfi alfabeye dahil edilmiş; l958 yılında da Az. Tü.'nin ses yapısına ters olan Rusça harfler alfabeden tamamen çıkarılmıştır. Aynı dönemde Güney Az.'da ise Arap kökenli alfabe kullanılmıştır.

Sovyet döneminde dil üzerindeki baskı yalnız alfabe ile sınırlı kalmamış, buna paralel olarak, Türkçenin ana dili olarak gelişmesi ve kullanılması da sınırlanmıştır. 1990'lara kadar süren bu dönemde, Bütün Türk bölgelerinde iki dillilik (bilingualism) açmazı ortaya çıkmış, hattâ kimi bölgelerde Rusça ana dili olarak Türkçenin yerini almıştır. Bu bölgelerde iki dillilik ana dilin zayıflamasına, ana dili kullanımının yalnız ev gibi özel ortamlarla sınırlanması sonucunda, ana dilinin yazı dili olarak ortak kullanımından sapmalar olmuş, böylelikle büyük dil öbekleri (lehçeler) ve küçük dil öbekleri (ağızlar) arasındaki ayrımların giderek çoğaldığı ve keskinleştiği gözlemlenmiştir. Hattâ bu lehçelerin ortak bir ağacın dalları olduğu gerçeği de unutturularak, başlarındaki Türk sözü kaldırılıp Özbek, Kazak, Tatar, Türkmen, Kırgız gibi ulusal diller yaratılmaya çalışılmıştır. Türkçe, Karayim Türklerinde görülen dil değiştirmeden (language shift) kaynaklanan dil ölümüne kadar, pek önemli sorunlarla yüzyüze bırakılmıştır.12

Sovyetler Birliği'nin çöküşünü takiben, 30 Ağustos 1991'de, Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Azerbaycan Parlamentosu'ndan 24 Aralık 1991 tarihinde ilk geçen karar, Lâtin alfabesine geçiş ile ilgili olmuştur. Bu dönemde alfabe komisyonu oluşturulmuş, tedrici olarak başlayan Lâtin alfabesi kullanımı giderek yaygınlaşmıştır. Azerbaycan Devleti de Lâtin kökenli Azerbaycan alfabesini, resmî yazışmalarda kullanarak bu yeniliğe öncülük etmiştir. 1992 yılından itibaren, ilkokulların birinci sınıfında yeni alfabe ile eğitim yapılmaya başlanmış, televizyon yayınlarında, reklâm pano ve tabelalarında da yaygın olarak yeni alfabe kullanılmıştır. Bununla beraber, süreli yayınların büyük bir bölümü Kiril alfabesi ile yayınlanmakta, yalnız başlıklarda Lâtin alfabesi kullanılmaktadır.

1 Ağustos 2001 tarihinde, resmî olarak basın ve yayında lâtin kökenli Azerbaycan alfabesinin kullanımı mecburiyeti getirilmiştir.

Lâtin alfabesinin yaygınlaşması, beraberinde Ana dili olarak, Azerbaycan Türkçesinin kullanımını da getirmiştir. Örnek olarak; bu bölgede iş yapan yabancı işverenler önceden kendilerine Rusça çevirmen ararken, şimdi ilânlarını Azerbaycan Türkçesi ve Rusça olarak değiştirmişlerdir. Bugün Azerbaycan'da Azerbaycan Türkçesi yazı dili olarak bütün alanlarda kullanılmaya ve kendisini geliştirmeye başlamıştır.13 Kuzey Azerbaycan'daki bu değişiklikler, Güney Azerbaycan'da yaşanmamış, hiç kesintiye uğramadan Arap alfabesi kullanılmıştır. Azerbaycan Türkçesi, İran'da Lingua Franca olarak geniş bir coğrafyada kullanılmasına rağmen, resmî bir geçerliliği yoktur. Kezâ Irak'ta da Arap alfabesi kullanılmaktadır, yazı dili olarak da Arapça geçerli dildir. Her iki Türk yurdunda da Türkçe yayın çok sınırlıdır bununla beraber, Bağdat'ta aylık Kardaşlık dergisi ve haftalık Yurt gazetesi Türkçe olarak, Baas Rejiminin kontrolü altında çıkmaktadır.
Bugün Türk bölgelerinde ortak alfabe ve ortak yazı dili arayışları sürmektedir. 18-20 Kasım 1991'de, İstanbul'da Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu düzenlenmiş, sonuç bildirisinde katılımcıların onayları ile, Lâtin kökenli ortak alfabe oluşturulmuş ve kullanımı tavsiye edilmiştir.14
Azerbaycan Türkçesinin Türk Lehçeleri İçindeki Yeri

Türkçenin, Oğuz öbeğinin güneybatı koluna bağlı olan, Az. Tü. çeşitli biçimlerde sınıflandırılmıştır: A. N. Samoyloviç (ses esasından hareketle /z/ öbeğinin /y/ bölümünün olmak kısmında (azak ya da adak>ayak, bolmak>olmak, kalgan>kalan, tag>dağ, taglık>dağlı değişiklikleri görülen öbek) değerlendirmiştir. Ayrıca A. N. Samoyloviç15 ve M. Râsânen'e göre;16 Az. Tü., Selçuk Türkçesi, Türkiye Türkçesi, Rumeli Türkçesi, Tuna Türkçesi, Kırım Türkçesinin Oğuz kısmı, Türkmence ve Gagauzca ile birlikte Türkçenin güneybatı kolunu oluşturur. Az. Tü.'ni W. Radloff,17 Gy. Nemeth18 y- öbeğinin Karadeniz bölümünde, L. Ligeti19 Doğu Türkçesinin Oğuz öbeğinde, Muharrem Ergin Batı Türkçesinin doğu dâiresinde saymışlardır.20 Arat, dağlı ve cenup grubu, G. Doerfer,21 güneybatı veya Oğuz grubu ve Talât Tekin ise22 dağlı veya Oğuz grubunun Eal- alt grubu içerisinde değrlendirmişlerdir.

Öbeklendirmelerde ayrı ayrı ölçütler kullanılmıştır, bunlara göre Az. Tü. I. Boy esasına göre: Oğuz, II. Bölge esasına göre: Günaybatı, III. Ses esasına göre: t->d, d >y, -E>0, W->E- öbeği içinde değerlendirilmelidir. Kars, Muş ve kısmen Ağrı dolayında konuşulan Karapak ağzı; Az. Tü.'ni, T. Tü.'ne, Türkmenistan'daki Göklen ağzı da Türkmen Türkçesine bağlar.

Azerbaycan Türkçesinin Oluşum ve Gelişme Evreleri

Türk dili, kendisine özgü tarihî gelişmesini geride bırakarak, 6. yüzyıldan sonra Orhun Yazıtları ve Yenisey mezar taşları ile yazıya geçirilmiştir. 6-9. yüzyıllarda ortaya çıkan Köktürkçe (Göktürkçe) ve Uygurca eserlerin dili, Orta Asya'dan, Güney Sibirya'ya kadar olan bütün Türk boylarının ortak yazı dili olarak kullanılmıştır. Türkçenin Batı kolunun doğu dairesini oluşturan, Az. Tü.'nin özünü, Orhun Yazıtlarında aramamız doğaldır.

Oğuz yazı dilinin kuruluşunda hiç şüphesiz yerleşmiş bir geleneği bulunan ve bir bakıma Uygur edebî dilinin devamı olan, Doğu Türk yazı dilinin etkisi büyüktür. Karışık dilli eserler olarak adlandırılan ve Eski Anadolu Türkçesinin kuruluş dönemine ait eserlerde bile, Oğuzca özelliklerin yanında, Doğu Türkçesi özellikleri de görülür. Bu sebepten dolayı, Oğuzcanın ilk ürünlerini T. Tü. ve Az. Tü. gibi kesin olarak iki bölüme ayırmak imkânsızdır. Zirâ, her iki kol arasındaki lehçe ayrılıkları, eskiden ortak tutum olarak karşımıza çıkmaktadır; başlangıçtaki ortak ögeler dil içi (ses, yapı, anlam vb. gelişmeler) ve dil dışı (siyâsî, coğrafî, dinî, kültürel vb.) etkilenmeler sonucunda, bir kolda daha çok gelişmiş, öbür kolda ise körleşmiştir. Bugün yapılan lehçe sınıflandırmasına esas olan kimi ayrılıkları ise, her iki kolda tarihî süreç içerisinde ortaya çıkmıştır.
Kimi bilim adamları tarafından Az. Tü.'nin ilk ürünleri olarak kabul edilen eserlerin dilinde, Az. Tü.'nin özelliklerinin zayıflığı, bu şâirlerin Eski Türkiye Türkçesi-Az. Tü. lehçelerinin sınırında yetişmiş olması ya da metinlerin sonraki müstensihler tarafından, Eski Türkiye Türkçesine yaklaştırılması biçiminde açıklanmaya çalışılmışsa da asıl sebep, bu özelliklerin o dönemde kesin bir ayrılık olarak daha ortaya çıkmamış olmasında aranmalıdır.

Az. Tü. ve Eski Türkiye Türkçesi alanları arasındaki ayrılıkların ilk belirtileri, E. A. Tü. döneminde başlamış, ayrılma git gide belirginleşerek kesinlik kazanmış ve sonunda iki ayrı lehçe oluşmuştur. İki alan arasındaki en büyük ayrılıklar bugün mevcut olanlardır.

Az. Tü. ve T. Tü. arasındaki ayrılıklarda ağız özelliklerinin yazıya geçirilmesi de etkili olmuştur. Bu sızma, Kuzey Az.'da az, Güney Az.'da daha çoktur. Az. Tü. ve T. Tü. arasındaki ayrılık ve birleşme noktaları, Anadolu'dadır. Bugün de Doğu Anadolu ağızlarının ses ve yapı özelliklerinde Az. Tü.'nin yoğun etkisini görmek mümkündür.23

Az. Tü. ile T. Tü.'ni farklı kılan sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

E. A. Tü.'si dönemindeki dil gelişmeleri ve karışık kullanılan biçimlerin bir kısmını Az. Tü., bir kısmını ise T. Tü.'nin tek ve kesin bir biçim olarak kabul etmesi.

Az. Tü.'nin Kıpçakça ve Doğu Tü.'nden etkilenmesi ve yazı diline bu özelliklerin girmesi: yükleme ekinin T.Tü.'inde +ı /+i Az. Tü.'nde +nı/+ni biçiminde olması vb.

Az. Tü.'nde İlhanlılar döneminden kalma Moğolca unsurların kullanılması: lap, car, ceyran, cilov vb.

Her iki alanda görülen değişik kültürlerin etkisi ve bu durumun ses yapısı ve söz varlığına yansıması. T. Tü.'nde Batı dillerinin Az. Tü.'de ise Farsça ve Rusçanın etkisi.

Az. Tü. geçirdiği târihî gelişmesi içerisinde üç ana döneme ayrılır. 1. Yazı dilinin oluşması dönemi (15-17. yy.). 2. Yazı dilinin sadeleşmesi-millîleşmesi (18-19. yy.) dönemi. 3. Çağdaş Az. Tü. dönemi. Az. Tü.'nin 18. yy.'dan sonra sâdeleşmesi ve öz benliğini bulmasında, Türkçülük ve yurtseverlik akımlarının büyük etkisi olmuştur.

Feridun Beğ Köçerli 1903'te yayınladığı bir risâlede, Az. edebiyatını Molla Penah Vakıftan (ölüm 1797) başlatır ve Vakıfı bu edebiyatın kurucusu kabul eder, sözlü edebiyatın köklerinin ise, çok daha eskilere uzandığına dikkati çeker.24 Yusuf Beğ Vezirof'a göre ise NesimTnin (ö. 1417) eserleri yazılı edebiyatın ilk ürünleridir.25
Gerek Türkiye'de gerekse Az.'da yazılan edebiyat tarihlerinde, Hasan-oğlu mahlası ile Türkçe ve Pûr-Hasan mahlası ile Farsça şiirler yazmış olan Şeyh İzzal-Dîn-i IsfarâyinTnin (ö. 642=1244/1245) Türkçe gazeli yazılı edebiyatın başlangıcı olarak kabul edilir.26 Bu dönemde Azerbaycanlı yazarlar eserlerini, Farsça yazmışlardır. Buna rağmen, Şirvanlı Hakanî (ö. 1199) ile Genceli Nizamî (ö. 1209) için İranlılar, Bûy-ı Türk mîâyed "Onlardan Türk kokusu geliyor" diye söz etmekten kendilerini alamamışlardır.27

XIV. yy.: Bu dönemin önemli temsilcileri Kadı Burhaneddin (ö. 1399) ve Seyyid İmâdüddin Nesimî'dir (ö. 1417). Kadı Burhaneddin divanında Azerbaycan ve Eski Anadolu Türkçesinin özelliklerinin, karışık olarak bulunması, Kadı Burhaneddin Divanı'nı bütünüyle Az. Tü.'ne mâl etmemizi engeller.28

XV. yy.: Karakoyunlu ve Akkoyunlu saraylarında Türkçe kullanılmış, bizzat hakanların Türkçe divânlar yazmaları, aydınları da Türkçe yazmaya yöneltmiştir. Karakoyunlu hakanı olan Cihan Şah (1437-1467), Hakikî mahlası ile Türkçe ve Farsça divan yazmıştır:

Cânımı yandurdı şevWı], ey dil #r#mım meded
Xalmadı sabrım, tükendi getdi #r#mım, meded.
Lebi] miz#cını sormaEda isterem hızrı
Deyem ki, çeşme-i #b-ı zül#l beyle gerek.

(British Museum Or. 9493, 6. ve 38. gazeller) Bu dönem şâirlerinden en önemlileri, Ruşenî ve Habibî'dir.

XVI. yy.: İran Azerbaycanı, Horasan ve Irak'ta güçlü bir devlet kurmayı başarmış Türk-İran hakanı Şah İsmail şiirlerinde Hataî (ö. 1524) mahlasını kullanmıştır. Türkçe divânı Deh-nâme ve Nasihat-nâme adlı iki mesnevisi vardır. Şah İsmail Azerbaycan'da konuşulan Türkçe'yi resmî dil kabul ederek Diyarbakır'dan, Bağdat'a kadar uzanan bir bölgede konuşulmasını sağlamıştır. Bu dönemde Fuzulî (ö. 1556) Osmanlı edebiyatında olduğu gibi Az. edebiyatında da yeni bir çığır açmış, kendinden sonra yetişen şâirlere etkisi büyük olmuştur. Fuzulî'nin apar-'götürmek', başmaE "ayakkabı, yemeni', döz-'tahammül etmek', ohşa-'benzemek', güzgü 'ayna' gibi pek çok Az. Tü. sözcüğünü ustalıkla kullandığını görüyoruz. Az. edebiyatında, Arap ve İran kültür çevresinde çok işlenen, Leylâ ve Mecnûn hikâyesi ilk önce bu yüzyılda, Tebrizli Hakirî tarafından yazılmıştır.

Yüzyıllarca dilden dile yaşayıp gelişen, Dede Korkut hikâyeleri de bu dönemde yazıya geçirilmiştir. On iki hikâyeden oluşan Dede Korkut Kitabı'nda EATü ve Az. Tü. dil özellikleri karışık olarak bulunur. Ergin "Dede Korkut"un dili, Eski Anadolu Türkçesi'nin son devirlerinin hususiyetlerini taşır" görüşündedir.29 Bu eser üzerine yapılan son yayında Semih Tezcan ise Azerbaycan Türkçesi ile değil, Doğu Anadolu Türkçesiyle yazıldığı görüşünü savunur.30 Hamid Araslı başta olmak üzere Azerbaycanlı bilim adamları ise eseri, bütüyle Az. Tü. ürünü olürük kabul ederler.
XVII. yy.: 16. yy. sonu ile 17. yy. başlarında yaşamış olan Tufarganlı Abbas, divân edebiyatı nazım şekilleri yanında, koşma ve bayatî gibi halk edebiyatı biçimlerini de kullanmıştır. Şah İsmail, Aşıg Garib ve Köroğlu destanları gibi halk edebiyatı ürünleri de bu dönemde yayılmaya başlamıştır. Bu dönemin belli başlı şairleri; Melik Beg Avcı, Salır Beg Eşfar, Fedai, Mesihî, Tebrizli Saib, Govsî, Mehcur, Ağa Mesihî ve Nisat, âşıkları ise; Sarı aşıg, Heste Gasım'dır.

XVII. yy.: Bu dönemde sözlü edebiyatın etkisi ile, konuşma diline ağırlık verilmiş yazı dilinde Karabağ ağzı etkili olmuştur. Azerbaycan edebiyatında âşık ve gelenekçi yolda yazdıkları şiirlerle Molla Penah Vakıf (ö. 1797) ve Molla Veli Vidadi (ö. 1809) seçkin bir yer tutarlar. Vakıf şiirlerinde halk dilinin zenginliğinden ve kıvraklığından yararlanarak, halk dili ile edebî dili birleştirme yoluna gitmiştir.

Az. Tü. için Vakıf dönüm noktası olmuştur. Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler gibi Türk devletlerinin saray ve ordu dili olan, Az. Tü. bu dönemde, Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla dolu olan edebî dil, yerini yavaş yavaş duru temiz Türkçeye bırakmaya başlamış; aruz vezninin yanında hece vezni kullanılmış, Az. Tü.'ne özgü nazım biçimleri olan bayatî, Eeraylı gibi nazım biçimleri yazılı edebiyâta girmiştir. Zengin ve köklü bir geleneği olan Az. halk edebiyatının canlanması dilin gelişmesini hızlandırmıştır. Vakıf ve Vidadî'nin eserlerinde Az. Tü. artık ses ve yapı bakımından tam bir olgunluğa erişmiş, edebî sanatlar, ustaca seçilmiş deyimler, özel kullanılışlar ve ses uyumu ile kusursuz bir edebî dil, bir ezgi dili hâline gelmiştir.

17. yy.'dan sonra, eski sözcükler yerlerini Az. Tü.'ne özgü sözcüklere bırakmışlardır. Millî edebî dilin oluşması ses düzeninin sâbitleşmesi ile ilgilidir. Önceki dönemde ana, anlar, andan biçiminde /a/ 3. kişi zamiri yerini /o/ zamirine bırakmıştır. Vakıf'ın dilinde ara sıra görülen a'lı biçim gelenekle ilgilidir. Yer, yön ekleri ve zamir köklerindeki /W/ sesi 18. yy.'da yerini tamamıyla /h/ ye bırakmıştır (henceri, hara, hansı, hamı...) Bu dönemde halk dili edebî dil seviyesine yükselerek ses özelliklerinin korunması sonucunda eski biçimler ortadan kalkmış ve Az. Tü.'ne özgü ses düzeni yerleşmiştir.

Eski Türkçe döneminde zamir köküne gelen +nı/+ni yükleme eki, Az. Tü.'nde 18. yy.'dan sonra, ünlüyle biten bütün sözcüklere getirilmeye başlanmıştır (Koroğlunu, Alını). Öğrenilen geçmiş zaman için bütün kişilerde kullanılan-ıb /-ib, -ub/ -üb eki bu dönemden başlayarak yalnızca 2. ve 3. kişilerde kullanılmıştır.

XIX-XX. yy.: Azerbaycan Türkçesi bu dönemden itibaren edebiyatın her dalında ürünler veren, geleneksel türler yanında Batı edebiyatı türlerinin de kullanıldığı yeni bir döneme girer. En önemli özelliği, Güney Azerbaycan'da gelenekçi edebiyatın, Kuzey Azerbaycan'da ise Batı tarzında edebiyatın etkili olmasıdır.

Bu dönemde Kuzey Azerbaycan'da şiir alanında sayabileceğimiz isimler şunlardır: Resul Rıza, Mıkayıl Müşfik, Elmas Yıldırım, Semed Vurgun, M. Rahim, Ehmed Cemil, Zeynel Halil, Bahtiyar Vahabzâde, Nebî Hazrî, Hüseyin Hüseynzâde, Zeynel Cabbarzâde, A. Babayef, İslâm Seferli, Kasım Kasımzâde, Eliağa Gürçaylı, S. Rüstem, H. Cavid, M. Aslan...
Nesir türü de yine bu dönemde gelişerek Mehmed Emin Resulzâde (ö. 1955), Hacıbaba Nezerli, E. Ebülhesen, Hüseyin Mehdi, Mir Celâl, Ali Veliyev, Sabit Rahman, Enver Memmedhanlı, Mirza İbrahimof, Avez Sadık, İlyas Efendiyef, Ekrem Eylisli, Elçin, Anar gibi romancı ve hikâyecilerin yetişmesine vesile olmuştur.

Güney'de ise Ali Fitret, Habib Seher, Bağır Niknam, Muzaffer Derefşî, M. Zehtabi, Balaş Azeroğlu, Seher Bulut Garaçorlu, Medine Gülgûn, Mir Mehdi Etimad, Höküme Billurî bu dönemin yazar ve şâirleridir. Mehemmed Hüseyin Şehriyar (l907-l988), günümüz Azerbaycan edebiyatının en çok sevilen ve sayılan temsilcisidir. Şehriyar'dan sonra, 1950 Güney Azerbaycan şiirinde bir canlanma göze çarpar. Aşık edebiyatı bu yıllarda gelişme göstermiş; âşıklar sazları ve sözleri ile millî heyecan ve hislerini dile getirmişlerdir. Son yılların adı duyulan bu şâirleri arasında; H. Sahir, Sehend, Meftun Eminî, K. Türkoğlu, Çayoğlu, Zergerî, Aydın Tebrizli, Zeyneddin Herisli Nejad, Mirza Ali Muciz, Sönmez, Savalan, Yahya Şeyda, H. Nutki, Mir Hidayet Hisari, Ali Tebrizi, C. Remzi, H. Ali Şekaki Rehgüzar'ı sayabiliriz.

Azerbaycan Türkçesi Ağızları

Azerbaycan Türkçesinde de doğal gelişim içerisinde, çeşitli sebeplerle yazı dilinden ayrılıklar gösteren ağızlar doğmuştur. Azerbaycan Türkçesi genel olarak iki büyük diyalekt öbeğinden oluşur: Güney ve Kuzey Azerbaycan.

Kuzey Azerbaycan Türkçesi üzerinde daha çok çalışma yapılmış, bütün yönleri ile ayrıntılı olarak incelenmiştir. Oysa Güney Azerbaycan ağızları konusunda fazla çalışma yoktur.

Azerbaycan Türkçesinin coğrafya esasına dayalı olarak yapılmış olan sınıflandırması şöyledir:

1. Doğu öbeği: Kuba, Bakü, Şamahı, Salyan ve Lengeran
2. Batı öbeği: Kazak, Borçalı, Ayrım, Gence ve Karabağ
3. Kuzey öbeği: Nuha, Zagatala, Vartaşan ve Kutkaşan
4. Güney öbeği:Nahçıvan, Ordubad ve Tebriz

Şiraliev 1983'te yayınlanan kitabında, Azerbaycan ağızları üzerinde tek tek durduktan sonra bunları, Azerbaycan Türkçesine, Oğuzca ve Kıpçakça etkisini göz önüne alarak yeni bir ayrıma tabi tutmuştur:

A. Kıpçak tipli ağızlar

1. Zagatala, Kah
2. Şeki,
3. Kuba

B. Oğuz tipli ağızlar

1. Kazak,
2. Gence,
3. Ayrım,
4. Karabağ,
5. Nahçıvan,
6. Ordubad

C. Oğuz Kıpçak özelliklerinin karışık olarak yaşadığı ağızlar

1. Şamahı,
2. Bakü,
3. Mugan,
4. Lengeran,
5. Pedehodnıe

C. Güney Azerbaycan diyalekt öbeği:

1. Kuzeybatı ağızları: Tebriz, Urmiye;
2. Kaşkay;
3. Aynallu;
4. Sungur;
5. Kum;
6. Kâbil Afşar ağzı;
7. Kuzey Irak ağzı.

Ayrıca Doğu Anadolu ağızları da T. Tü.'nden ziyade, A. Tü.'ne daha yakındır. Onlar da Azerbaycan dairesi içinde değerlendirilebilir.

Güney Azerbaycan diyalekt öbeğinin en önemli ayrılığı Farsça etkisi ile ünlü uyumlarının bozulmuş olmasıdır. Söz varlığında ve ki'li birleşik cümlelerin kullanımında Farsça etkisi yoğun olarak görülür: Sizin vezifeniz al-ver elemekdir yerine, sizin vezifeniz budur ki, al-ver eleyesiniz gibi kullanımlar. Kaşkay ve Aynallu ağızlarının en ayırt edici özellikleri, E.Tü. aslî uzunlukları korumalarıdır.

Azerbaycan TürkçesininÖzellikleri

A. Ses Özellikleri

Az. Tü.'nde dokuzu ünlü (a, e, ı, i, o, ö, u, ü, e) yirmi üçü ünsüz (b, p, t, c, ç, h (x), h, d, r, z, j, s, ş, E (q), g, f, k, l, m, n, v, y) olmak üzere 31 ses kullanılmaktadır. Arapça sözcüklerdeki ayın ve kesme /'/ işâretleri ile gösterilmektedir.

Az. Tü.'nin ses çeşitliliği tam anlamıyla yazıya aktarılmamaktadır. Kimi ünsüzler, birden çok ses değeri taşıdıkları hâlde, tek harfle karşılanmakta ve yerlileşmiş alıntı sözcüklerde var olan uzunluklar hiç belirtilmemektedir. /E/, /k/ hem ince hem de kalın sıradan iki sesi karşılamaktadır. Örneğin /k/ harfinin işâret ettiği ses kül, kör, kar, hekim sözcüklerinde tonlu ve ön sıradan; kolhoz, kanal gibi sözcüklerde arka sıradan ünlülerle kullanılır.

Ünlüler: Türkiye Türkçesinden farklı olan sesler şunlardır:

/e/: Eski Türkçe /e/ sesi Az. Tü.'nde bir anlam ayırt edici ses birim olarak kullanılmaktadır: Az. Tü. beş
/e/. /e/ sesi, dil önünde oluşan, düz ve açık bir sestir. Az. Alfabesinde ters e ile gösterilir. Bu ses, T. T.'indeki /e/ sesinden çok /a/'ya daha yakındır, /a/ ile /e/ arsında söylenir; Eelb
/i/. Az. Tü.'inde sözcük başında /ı/ sesi bulunmadığı için, ince karşılığı olan /i/ sesi onun yerini alır. E.Tü. ve T.Tü.'nde /i/ ile başlayan bütün Türkçe sözcükler /i/ ile söylenir. Kök bakımından günümüz Az. Tü.'nde /i/ ünlüsü altı kaynağa sahiptir:

a) E.Tü. /i/ sesinin korunduğu sözcükler: bil-, kim
b) E.Tü. sözbaşı /ı/ sesi /i/ ye dönüşür: ıraW>irah, (y) ışıW>işıE
c) Sözbaşı /y/ sesinin düşmesi sonucu /ı/ > /i/ değişmsi: yılan>ilan, yıl>il, yıldırım>ildırım
ç) E. Tü /ü/ sesinin Az. Tü.'inde /i/ ye dönüşmesi: eksük > eksik, erük > erik
d) Arapçadan alınan kimi sözcüklerdeki /a/ ve seyrek olarak /e/ sesinin /i/'ye dönüşmesi: müzâkarat>müzakire, fetvâ>fitva, hayâl>hiyal.
f) Farsça sözcüklerdeki /e/ sesinin /i/ olması: çerağ>çirağ.
Ünsüzler: Az. Tü.'nde yirmi üç ünsüz vardır.

/b/ E. Tü. sözbaşı /b/ birkaç sözcük /v/'ye dönüşmüştür: be: r> ver-, ba; r>bar, bar->var-. Bununla birlikte, b- ile başlayan büyük bir sözcük topluluğu da korunmuştur.

E. Tü /b/ ile başlayan kimi sözcükler de ötümsüzleşerek /p/ olmuştur; (boz->poz-, balçıE>palçıE.

/k/ /k/ tonsuz, sert damak ve dil ortası sesidir. Az. Tü'inde /k/ ünsüzü sözcük başı (kel-, kes-), sözcük ortası (teker, ekin) ve sözcük sonunda (bilek, çiçek) bulunur. Ancak sözcük sonunda /k/ sesi yerine daha çok /X'/ (yh) kullanılır. /k/ sesi Az. Tü.'inde aslında ince sıradaki ünlülerle kullanılır. ekin, kiçik, keçi, könül gibi. Alıntı birkaç sözcükte kalın ünlü ile de kullanıldığı görülmektedir. kolhoz, kosa, kaha, kalağay vb.

/g/: E.Tü. sözbaşı /k/ ön damak ünsüzü, Az. Tü.'inde /g/ ön damak ünsüzüne dönüşür: *kü: ç>güç, kel->gel, ket->get- vb. Son seste ise /k/ korunmuştur: yürek>ürek, çeçek>çeçek, emgek>emek gibi korunduğu örnekler yanında /k/>/y/ dağişikliği de görülmektedir: Kö: k> göy "gök, mavi". Söz ortasında ve söz sonunda /g/ sesi daha çok alıntı sözcüklerde görülür: Agah, şagird, eger.

/E/: E.Tü. sözbaşı art damak /W/ sesi /E/ ya dönüşür; Wa; l-> Eal-; Work->Eorh, kuş > Euş. Bunun dışında Arapça ve Farsça'dan Az. Tü.'ne geçen ve /W/ bulunan sözcükler bugün Az. Tü.'nde /E/ ile söylenir ve yazılır: Eiymet
/ğ/: /ğ/ sesi Az. Tü.'nde sözcük başında bulunmaz. Sözcük ortasında (ağarçın, göğerçin) ve sonunda (ağ, dağ) bulunur. Sözcük ortasında ve sonunda yer alan /ğ/ sesi W > E > ğ ve E>ğ gelişmesi sonunda ortaya çıkmıştır.

/d/ E.Tü. sözbaşı /t/ lerinin bir bölümü Az.'Tü.nde /d/ ye dönmüştür: ad-> dad-, *ta: ş > daş, ton > don, *tu: z > duz, *o: t > od, *a: t > ad.
/t/: E.Tü. /t/ sesi, Az. Tü.'nde büyük ölçüde korunmuş: tü: ş>tüş 'rüya', tik->tik-'dikmek', tek>tek 'gibi'; bir kaç sözcükte ise tonlulaşarak /d/'ye dönmüştür *ta]>dan, tır]aW>dırnaE, tut->dut-.

/m/: Az. Tü. /b/ ~ /m/ değişikliğinde öteki Oğuz öbeği lehçelerinin tersine daha çok /m/ yanındadır: men, min-, min "1000". Bu yüzden T.T.'nde /m/ ile başlayan Türkçe sözcük görülmezken, Az. Tü.'nde min-, men, muncug gibi sözcüklerle karşılaşılır. Az. Tü.'inde /m/ sesi sözcük başında daha çok alıntı sözcüklerde görülür: maral
/j/: Aslî olmayan bu sese genellikle yansımalı sözcüklerde tesâdüf edilir: gıjıltı, vıjıltı. Kimi ağızlarda /c/ > /j/ değişmesi sonucu ortaya çıkan sözcüklerde de görülür: bacı > bajı, hacı > hajı vb.
Rusça ve Farsça kökenli sözcüklerdeki /j/ sesi dolayısıyla bu ses alfabeye girmiştir (jurnal, ejdaha, tiraj gibi).

/h/: (X). E.Tü. art damak /W/ lı bir çok sözcük bugün Az. Tü.' nde /W/ > /h/ değişikliği ile kullanılmaktadır; aW-> ah-, oWı-> ohu-, toWı-> tohu-buWaEu>buhov "bukaği'vb.

Ses Uyumu

a. Ünlü uyumu
1. Kalınlık-incelik Uyumu

Dilin durumuna göre farklılaşan ünlülerin uyumu kalın ve ince olmak üzere iki türdür. Az. Tü.'nde de bu uyum vardır (garga, galın, alov, uşag, elek, eşik, üzüm, ürek, köndelen, özek gibi). İnce ve kalın ünlülü sözcüklere gelen ekler de uyuma bağlıdır: EarEa+lar+ın alov+lu+luE, elek+siz, çohlarıla<çokları ile, azlarıla
Özellikle İran'da konuşulan bütün Az. Tü. ağızlarında, kısmen Farsçanın da etkisiyle, ek uyumsuzluğu olarak değerlendirilebilecek ünlü uyumuna aykırı biçimler kullanılır: bilmah~bilmaE, yemah~yemaE; yeyecaE-yeyecah; gedah, gelah; getduh, gelduh; çeçeklıh; apardiler; deyirman vb.

2. Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu

Türkiye Türkçesinden farklı olarak, Az. Tü.'nde kimi sözcüklerin son hecesinde /o/, /ö/ sesleriyle karşılaşılır. Alınma sözcüklerin son hecesinde /o/, /ö/ sesleri sık olarak görülür (kolhoz, operatör vb.). Aile eki olarak kullanılan Rusça +ov/+ova eki de son hecede uyumsuzluk örneği oluşturur. Bununla birlikte, bütöv 'bütün', alov 'alev', buhov "bukağı" gibi Türkçe sözcüklerin son hecelerinde de bu seslere rastlanabilir. Eski biçimleri bütegü, bukaEu olan bu sözcükler, Az. Tü.'nin yuvarlaklaştırıcı etkisi altında kalarak, bugünkü durumlarını kazanmıştır. Çağdaş Az. Tü.'inde kalınlık-incelik uyumu, düzlük-yuvarlaklık uyumundan daha gelişmiş bir durumdadır. Yazı dilinde kullanılan sözcüklerin ve eklerin küçük bir kısmı ünlü uyumuna aykırıdır.

Bütün bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, Az. Tü.'nde ünlü uyumu yönüne göre ileri; uyuşma, derecesine göre de çoğu uyumlu, azı uyumsuzdur. Sözcüklerde sürekli uyuşmadan, eklerde ise kısmî uyuşmadan söz edilebilir. Az. Tü.'nde yuvarlak ünlülerden, düzlere geçilebildiği halde (o-> a, u-> a, ö­> e, ü-> e) düzlerden yuvarlaklara geçilmez.

b. Ünsüz Uyumu

Ünsüz uyumu, Az. Tü.'nin ilk dönemlerinde sürekli ve güçlü bir kural olarak hem sözcüklerin hem de eklerin yapısında etkisini büyük ölçüde göstermiş; daha sonra zayıflamış ve sonuçta uyuma aykırı örnekler çoğalmıştır. Bugün Az. Tü.'nde ünsüz uyumuna yalnız, aşağıdaki eklerin yazılışında uyulmaktadır: Ean/-gen/-ğan/-ğen,-Eın/-gin/-kın/-kin yapış-Ean, kes-kin, Eudur-ğan, ez-gin vb.
Türk lehçelerinde -dı /-tı,-da/-ta,-ca/ -ça gibi iki biçimde kullanılan kimi ekler, günümüz Az. Tü.'nde tonlu ünsüz olmak üzere yalnız bir şekilde kullanılır. Buradan hareketle, şu sonuca varabiliriz: Az. Tü.'nde ünsüz uyumunda tonlulaşma giderek artıyor, buna karşılık tonsuzlaşma ise azalıyor ve daha sınırlı olarak kullanılıyor. Ana Türkçe aslî uzun ünlülerden sonra gelen ünsüzlerde de Az. Tü.'inde bu olay görülür: *Wap>Eab, o: t "ateş",kö: k>göy, *kü: ç>güç, *a: W>aE

Az. Tü.'nde ünlüler ile ünsüzler arasındaki uyumdan da söz edilebilir. Çağdaş Az. Tü.'nde ses tellerinin durumuna göre, aynı cins ünlülerle ünsüzlerin uyumu, yalnız şu ünsüzler için geçerlidir: t-> d (d-> d), k (x')-> y (g-> ğ), b-> p, c-> ç, z-> s, k (a)-> k (e). Bu ünsüzlerden asıl üçünün yani t, k (x') ve g (k') ünsüzlerinin tonlulaşması (t-> d, k-> y, g-> ğ) sürekli uyuşma durumunda kurallaşmış biçimde yazıda da kullanılmaktadır. Diğer ünsüzlerin (b, c, z, k, d) tonlulaşması, yazıda kesinleşmiş olmakla beraber, konuşma dilinde kullanılmamaktadır: Eılınc, dinc; gılınc+a, dinc+el vb.

c. Vurgu

Az. Tü.'nde hece vurgusu sabittir, vurgu istisnaî durumlar dışında, daima son hecededir (ata, oğul, yaşayış, kolhozcular vb.). Kimi ekler vurgusuzdur: -ma/-me,-madan/-meden,-mamış/-memiş, soru eki, birliktelik eki, şart eki, eşitlik eki vb.

Az. Tü.'nde soru cümleleri, soru ekinden çok vurgu ile oluşturulur. Özellikle, güney grubu ağızlarında soru eki hiç kullanılmaz. Bu durumda vurgu kuvvetli olarak son hece üzerinde olur ve son hece ünlüsü uzun söylenir, şayet son hece, üzerine vurgu almayan bir ek ise vurgu bir önceki hece üzerinde yoğunlaşır. Söylenişteki vurgu ve uzunluğun görevini yazı dilinde soru işareti yüklenir.

Alı kişi, her daşdan da biz ola: r? "Ali kişi her taştan da bıçak olur mu?/Getsi: n, getmesi: n? "Gitsin mi, gitmesin mi?

Ses Değişiklikleri

1. Türkçe Sözcüklerdeki Ses Değişiklikleri a. Ünlü Değişmeleri
u ~o
Az. Tü. T. Tü. E.Tü.
dodaE dudak
ogru uğru krş. oErı
oyan- uyan- krş. udı-
ü ~ ö
ölke ülke
gözel güzel
e > ö
sövda
ı>i sözcük başındaki /ı/ sesinin ön damaksıllaşması sonucunda /i/ sesine dönüşmesi:

işıE ışık
işılda- ışılda-
irag ırak
ilhı yılkı
ü > e

yeri- yürü--h-,-h

Eski Türkçe döneminden sonra, W > h değişikliği ortaya çıkmış ve Batı Türkçesinin ilk dönemi olan Eski Anadolu Türkçesinde sözcük içi ve sonundaki bir çok /k/ sesi sızıcılaşarak /h/ (x)'ya dönüşmüştür. Bugün Az. Tü.'nde sözcük içi ve sonundaki bütün /W/'lar /h/ (x)'ya dönmüştür.

ah- ak-
ohu- oku-
haçan - hamı - hanı hangi W->E-,-W>-E,-W->-E-

Türkiye Türkçesinde tonsuz olarak söylenen art damak /k/'sı Az. Tü.'nde ön ve son seste tonlulaşarak /E/ olmuştur.

Eal- kal- Eoy- koy- uşaE uşak "çocuk" hagan hakan
k-~ g-

Eski Türkçe sözbaşı /k/ sesi Az. Tü.'nde büyük ölçüde korunmuştur.

keç- geç- < keç-
köynek gömlek könül gönül b-> p-
Az. Tü.'nin bir diğer özelliği de sözbaşındaki /b/ sesinin kimi örneklerde tonlulaşmasıdır.

poz- boz- palçıg balçık < balçıW
piç- biç- < biç-

Bugün T. Tü'nde /p/ ile başlayan kimi sözcüklerin Az. Tü.'ndeki karşılığı /b/lidir.

barmag parmak biş- piş- b-~ m-

Sözbaşında /b/, /m/ değişikliği E.Tü.'de de görülen bir ses olayıdır. Eski Anadolu Türkçesi döneminde bu değişiklik tutarlı bir ses olayı olarak ağırlık kazanmamıştır. Ancak Az. Tü. bu değişiklikte kesin olarak /m/ tarafındadır.

min- bin- men ben min bin -b->-v-

Az. Tü.'nde iki ünlü arasındaki /b/ sesi genellikle /v/'ye döner.
davan taban n

Az. Tü. yazı dilinde bugün /]/ sesi yoktur. Söz başı ve sonundaki bütün /n/'ler /n/ olmuştur: kö]ül

> könül, mi] > min. Ancak ağızlarda bu ses kullanılır: sa]a, ma]a.
-k-,-g-,-ğ->-y-

Az. Tü.'nde iki ünlü arasındaki /g/ sesi yumuşayarak /ğ/'ye dönüşür: sağ, oğul. Bazı durumlarda da /ğ/ sesi /y/ olur.

göy gök deyil değil
büyün bugün

Eski Türkçe sözcüklerdeki /g/ sesi Az.T.'nde aşağıdaki sözcüklerde /v/'li biçimdedir. buzov buzağı < buzaEu
buhov bukağı < bukaEu yavuE < yaEuW
Aslî uzun ünlülerden sonra /p/, /ç/, /t/, /k/ ünsüzlerinin tonsuzlaşması Az. Tü.'nde sık görülen bir ses olayıdır.
dib dip <* tü: p
ad ad <* a: t
aE~ağ ak <* a: W
uc uç <* u: ç
t-> d-
E.Tü. sözbaşı /t-/leri kimi örneklerde, Az. Tü.'nde /d-/'li yazılıp söylenmektedir.
duz tuz daş taş <*ta: ş
damar damar < tamar
-v ~-y

T.Tü.'nde /-v/'li olan sözcüklerin Az. Tü.'nde /-y/'li kullanılışı daha yaygındır. söy- sev-döy- döv--n->-m-
sümük l-
hançaln > l

n'eynim f

Yazı dilinde karşılaşılmayan ağızlarda kullanılan bir ses değişikliğidir.
if
2. Alıntı Sözcüklerdeki Ses Değişiklikleri

Alntı sözcükler, aynı hecede çift ünlü ya da çift ünsüz bulundurması; ünlü-ünsüz uyumlarına aykırı olması gibi özellikleriyle Türkçe sözcüklerden ayrılırlar. Ayrıca Az. Tü.'ne giren alıntı sözcüklerde aşağıdaki ses değişiklikleri göze çarpır:
377
a, a: > e, u> ü

Az. Tü. alıntı sözcükleri inceltme eğilimindedir: herac Al>lel

nehayetey beynamaz /y/~/v/ fayda
Ünlü Düşmesi: Özellikle Irak Türkmen ağızlarında yaygın olan tek ünlüleşmeye (monoftong) Azerbaycan diyalekt ve ağızlarında da rastlıyoruz; bele
Ünsüz Düşmesi: r-> 0

/-dIr/ bildirme ve /-sAr/ şart ekinin sonundaki /-r/ sesi de düşer: gelipdi, Ealsa.

-v-> 0

yovşan > yoşan, dovşan > doşan. Bu durumda ağızlarda kök ünlüsü uzar: yo: şan, do: şan. -n-> 0

sonra > so: ra, könlüm > kö: lüm, rençber > reşber, Eeşenk > Eeşek"güzel, hoş".

y-> 0 Türkçede genellikle dar ünlülerin önünde görülen /y/ düşmesi Türkçenin türlü lehçelerinde tesbit edilmiş bir eğilimdir. Az. Tü.'nde bu eğilim, yaygınlaşmış ve benzer sözcükleri de etkileyerek bugün bir dil kuralı durumuna gelmiştir. /ı/ ünlüsünün önündeki /y/ sesinin düşmesi sonucunda /ı/ ünlüsü /i/'ye dönüşür.
Az. Tü. T. Tü.

ilan yılan
ildırım yıldırım
it- yit-"kaybetmek"
ürek' yürek
üz- yüz-
ulduz yıldız
uca yüce

Ses Türemesi (Protez)
Ünlü Türemesi: Alıntı sözcükleri Türk ses sistemine uydurmak için sözbaşı, ortası ve sonunda bu olay görülür: klub->kulub,devr> dövür, mirze-> imirze, razı-> irazı, Rus
Ünsüz Türemesi: /h-/ türemesi, Az. Tü.'ni, Eski Türkçe'ye yaklaştıran ses özelliklerinin belki de en önemlisidir. Poppe, Altay Dillerinin Karşılaştırmalı Ses Bilgisi'nde Ana Altayca sözbaşı /p-/ sesinin başı ünsüzünün, Ana Türkçe'de /h-/ ile karşılandığını bildirmiştir. Ana Türkçe'de var olduğu savunulan /h-/ türemesinin bugün Az. Tü.'nde yaşaması incelenmeye değer bir ses olayıdır.

hürk- ürk-
hörgü örgü
hürkü ürkü "korku"

/y-/ türemesi, bugün Az. Tü.'nde birkaç örnekte yaşamaktadır. Bu sözcüklerdeki /y-/ türemesini T. Tekin, Ana Türkçede var olan sözcük başındaki uzun ünlülere bağlamıştır.

yeheryiye
Bunun dışında Ar. esîr sözcüğü de Az. Tü.'nde /y-/ protezi ile yesir biçiminde kullanılmaktadır. Benzeşme (Assimilation)

Benzeşme olayı, ağızlarda çok zengin biçimde görülür, yalnız birkaç örnek verilecektir: dl > dd adla-> adda-

pm > pp tapmag > tappag, yapmag > yappag
rl > ll çıharlar > çıhallar
nl > nn anlamag > annamag
nd > nn senden > sennen, menden > mennen
ld > ll aldat-> allat-
lr > ll alıram > allam, bilirem > billem st > ss isti > issi "sıcak", bostan > bossan Benzeşmezlik (Dissimilation) EaralmaE Az. Tü.'nde yazı diline de girmiş olan bir özelliktir: pr > rp torpaE toprak
pl > lp çılpag çıplak
lr > rl ireli ileri
ks > sk öskür- öksür-
st > sr görset- göster
gr > rg irgen- igren-
fr > rf sürfe sofra
ts > st dustaE tutsak
Yuvarlaklaşma (Rounding)

Az. Tü.'nde dudak sesi yanındaki ünlüler dudaksıllaşır, yuvarlaklaşır. Bu yuvarlaklaşma sözcüklerde ve kısmen de eklerde görülür.

sövda < sevda
ov < av
ovçu < avcı
ovla- < avla-
ovsun < efsun
ovuc < avuç
öy < ev

Ünsüz İkizleşmesi (Gemination)

Az. Tü.'nde bol örneği olan bir ses hadisesidir. T. Tekin, ünsüz ikizleşmesini, aslî ya da ikincil uzun bir ünlünün varlığı ile açıklamaktadır (Tekin1975: 215).

addım adım *a: dım
yeddi yedi *ye: di
appag apak *a: p aW
saggal sakal saWa: l
dogguz dokuz *toWu: z
Kaynaşma (Constraction)

Birleşik sözcüklerde görülür: apar-< alıp bar-, feteli < feth ali

B. Yapı Özellikleri

Bütün Türk lehçelerinde olduğu gibi, Az. Tü.'nde de anlam unsurunun temelini oluşturan kök, sözün ayrıca işlenebilen ve değişmeyen bölümüdür. Sözcükte, anlam ögesi bilgi yükünün büyük bölümünü taşırken, ek veya edat durumundaki görev ögelerinin bilgi yükü daha sınırlıdır. Az. Tü.'nde, T. Tü.'nde kullanılan eklerin hemen hepsi küçük görev değişiklikleriyle kullanılmaktadır. Burada yalnız T.Tü.'nden ayrılık gösteren özellikler üzerinde durulacaktır.
Ad: Az. Tü.nde adlar gerek kullanış, gerek yapı bakımından T. T.'ne paralel bir gelişme göstermiştir.

Adların çokluk biçimi /-lAr/ ekiyle kurulur: Eızlar, cavanlar "gençler", ağızlarda benzeşme sonucunda bu ekin-dar/-der,-nar/-ner,-zar/-zer,-rar/-rer biçimleriyle de karşılaşılır; gız-zar, ad-dar, geden-ner. Aile eki/-gil/(ek uyumsuzdur) yaygın olarak kullanılmaktadır: Koroğlugil, Elçingil.

İyelik ekleri, T. Tü.'si ile aynıdır yalnız Tebriz ağzında çokluk II. kişi eki, ses düşümü sonunda-z biçiminde kullanılır, eviniz > eviz, özünüz>özüz.

Ad Çekimi: Yalnız yükleme durumu (Tesirlik hali) farklılık gösterir, ünsüz ile biten sözcüklerde-ı/-i, ünlü ile biten sözcüklerde-nı/-ni ve 3. kişi iyelik ekinden sonra-n eki kullanılır. Ekin üç biçiminin de kullanılması Kıpçakçanın etkisi ile olmuştur: üzün "yüzünü", geceni "geceyi", daşı "taşı". Araç durumu, ile,-yle ve ilen edatının kalıplaşmış biçimi olan +nan/+nen yaygın olarak ve +n ekinin kalıplaşmış olarak kullanıldığı görülür: ohlarınan balasıynan, kimin, tekin, gizlince, oğrun "gizlice".

Sayı Sözleri: yeddi seggiz, doEEuz, min dışında ayrılık yoktur. Sıra sayı sözlerinde, halk ağızlarında +ıncı/+inci'nin yanısıra-ımcı/-imci biçimi de kullanılır: birinci~birimçi.

Soru sözleri: kim, ne ve *Wa zamir köklerinin türevleri soru sözü olürük kullanılır: nece "nasıl, neçe "kaç", niye, ne cür "ne tür", ne teher; handa "nerede"< Wanda, hanı "hani" < WanEı, hansı "hangisi" < WanEı+sı, hara "nereye", haradan~hardan "nereden", harada~harda "nerede", haçaE/haçan"ne zaman".

Sıfat: Adlar gibi sıfatlar da kullanılış ve yapı özellikleri bakımından T. Tü. ile aynıdır. Tek ayrılık, söz varlığındaki değişikliklerden ibarettir: yahşı "güzel", göyçek "güzel", yaman "kötü", yazıh "zavallı", yaşıl "yeşil", gödek "kısa", hündür "uzun", göy "mavi"...

Sıfatların azaltma ve küçültme derecelerinin oluşturulmasında T. Tü.'nden farklı olarak +umtul/+ümtül, +imtil/+ımtıl ve-sov ekleri kullanılır. bozumtul, göyümtül, sarımtıl, delisov. Artıklık derecesi ise ağızlarda-raE eki ile kurulur. Özellikle renk adlarının küçültme dereceleri, ala, açıE ve az sözcükleriyle kurulur: ala demgil, ala gırmızı, açıE sarı, az Eara vb.

Zamir: Az. Tü.'nde zamir kökleri, çekim sırasında değişikliğe uğramaz. Şahıs zamirlerinin üzerine getirilen yönelme eklerinde +ga/+ge'nin izi olan nazal n sesi bulunmaz: men (menim, meni, mene, mende,menden~mennen, mence), sen, o, biz, siz, onlar (ağızlarda onlardan yanında onlarnan). Dönüşlülük zamiri kendi yerine öz kullanılır. Belirsizlik zamirleri: kimi, kimse, bazı, her kes, her hansı, heç kim, heç kes, hamısı, özgeler vb.
Zarf: zaman zarfları: indi "şimdi", bayaE "biraz önce" < baya oW, dünen "dün" seher "sabah", sabah "yarın" günde "hergün".
T.Tü.'nde olduğu gibi, Az. Tü.'nde de azlık çokluk zarfları en, daha, çoh, az, birez, artıg sözleri ile yapılır, farklı olarak "çok" anlamında Moğolca lap sözcüğü kullanılır; lap gırmızı, lap yahşı, lap pis. Nasıllık-nicelik zarflarından bir kısmı şunlardır: nece "nasıl", bele "böyle", ele "öyle", ne sebeb, tekce "yalnız", yahşı "iyi", yalgız "tek". T. Tü.'nden farklı olarak; ora, bura, şura gibi yer isimleri Az. Tü.'nde yer zarfı olarak kullanılır.

Edatlar: EabaE "ön"; sarı, anrı "e doğru,-den öte"; kimi, Eeder,-cen "-e kadar; kimi, tek, teki "gibi" ve Eeder "kadar". Ağızlarda, kimin "gibi" edatı da yaygın olarak kullanılır; özge, savayı "başka" ile edatının ile+n > biçiminin varyantı olan-nan/-nen sıkça kullanılır: çohlarınan <çohlar ilen. Belli başlı cümle başı edatları şunlardır: amma, ancaE, ahı, bes, barı, di "haydi", amandı, indi ki, Eerez, yeEin, yain ki. Cevap edatı olarak Fa. beli kullanılır. Olumsuzluk edatları: deyil ~ döyül, yoh, heç.

Fiil: Her çeşit fiil çekiminde olumsuzluk eki-ma/-me'dir. Bu ek, şahıs ve zaman ekinden önce gelir.

Cevher Fiil ve Bildirme Ekleri: İsimlerin fiil gibi çekimlerinin yapılmasında yardımcı fiillerin yanı sıra i-fiili de kullanılır. Tek ayrılık, /-dIr/ bildirme ekinin sonundaki /r/ sesinin düşme eğiliminde olmasıdır. Bildirme, geniş zaman ekleri: igidem /igidsen/ igiddir~igiddi /igidik/ igidsiniz~igidsiz/igiddirler~igiddiler.
Cevher fiilin hikâye çekimi, /-dI/, rivayet /-m°ş/, şart ise /-sA/ ekleriyle yapılır.

Yardımcı fiiller: Az. Tü.'nde etmek, elemek, eylemek, olmaE, EılmaE ve bilmek yardımcı fiilleri kullanılmıştır: kömek elemek "yardım etmek", bend eylemek "bağlamak", arhayın olmaE "sakin olmak"; iktidarî yardımcı fiil olan bil-olumlu ve olumsuz yapılarda da kullanılır gelebilmek/gelebilmemek.
Fiil Çekim: Az. Tü.'nde kullanılan şahıs ekleri T. Tü.'nden farklıdır. İstisnasız bütün fiil çekimlerinde, 1. çokluk şahıs eki iyelik kaynaklı-k ekidir. Öbür şahıslarda zamir kaynaklı şahıs ekleri kullanılır.

1. teklik şahıs-m
1. çokluk şahıs-k
2. teklik şahıs-san/-sen,-n
3. çokluk şahıs-sınız/-siniz
4. teklik şahıs--
5. çokluk şahıs-lar/-ler
Az. Tü.'nde görülen geçmiş zaman (şuhudi keçmiş zaman) eki /-dI/ -, öğrenilen geçmiş zaman (neEli keçmiş zaman) hem /-m°ş/ hem de /-°b/ ekleriyle kurulur (Bu çekim Kıpçakça bir özelliktir. Başlangıçta-p zarf-fiil ekine tur-yardımcı fiilinin geniş zaman biçiminin (turur/durur) getirilip çekilmesiyle kurulan bu yapı zamanla benzer hecenin düşmesiyle-p tur biçimine dönüşmüş, nihayet-p ekinin üzerine kişi eklerinin getirilmesiyle bugünkü durumunu kazanmıştır. Başlangıçta bütün kişilerde kullanılmış, bugün ise; 1. Teklik ve çokluk kişide kullanılmaz: alıbsan, alıb~alıbdır, alıbsınız, alıblar. Öğrenilen geçmiş zaman ikinci kişide, kimi durumlarda ekin bünyesindeki /ş/ sesi düşer: elememişsen>elemisen, bilmişsiniz>bilmisiniz. Bunları şimdiki zamanın olumsuz biçiminde /r/ düşmesiyle ortaya çıkan, bilmirsen > bilmisen, bilmirsiniz > bilmisiniz biçimleriyle karıştırmamak gerekir.
Şimdiki zaman /-ır,-ir,-ur,-ür/ ekiyle, geniş zaman ise /-ar,-er/ ekiyle kurulur. T. Tü.'nde şimdiki zaman bildiren-yor eki Az. Tü.'nde kullanılmaz. Her iki zamanın olumsuzlukları da T. Tü.'nden farklıdır: Geniş zaman (geyri get'i gelecek zaman) ele-merem, ele-mezsen, ele-mez, ele-merik, ele-mezsiz, ele-mezler. Tarihi dönemlerde /-manam-menem/, /-mazam-mezem/ dey-menem, dönmenem.

Olumlu çekimde vurgusuz orta hecenin düşmesiyle durram < duraram, allam < alaram gibi biçimlerle de karşılaşılır, geniş zamanın bu tür kullanımı ağızlarda yaygındır.

/-ır,-ir,-ur,-ür/ şimdiki zaman ekinin ilk bakışta r geniş zaman ekinden meydana geldiği düşünülebilir. Ancak, Az. Tü.'nin bazı ağızlarında (özellikle Terekeme, Karapapak) şimdiki zaman eki-er /-or/ -ör biçimindedir. Geniş zamanla karışmaması için,-ar şekli kullanılmaz, düz sıradan olan fiillere ister kalın ister ince olsun /-/ er biçimi getirilir: al-er, gele-er, otur-or, ohu-yor v.b. Olumsuzu da aynı biçimde yapılır. gel-mer, otur-mor, al-mer gibi. Bu ekin ağızlarda görülen üçüncü bir biçimi de-yer'dir: gel-i-yer, otur-u-yer, ohu-yer, alı-yer (Çinçavat, Ahıska ağzı). Bu biçim T. Tü.'nin /-yor/ ekine paraleldir. Bilindiği gibi-yor eki yorı-r'dan kalıplaşmıştır, yorır'ın Az. Tü.'ndeki biçimi yeri-r'dir.-yer ekinin haploloji ile kısalması sonucunda-er biçimi ortaya çıkmıştır: geliyer > geler > gelir.

Gelecek zaman (get'i gelecek zaman)-acag /-ecek eki ile kurulur: ele-yeceyem, ele-yeceksen, ele-yecek, ele-yeceyik, ele-yeceksiniz (~siz), ele-yecekler.

Emir çekimi T. Tü. ile aynıdır, ayrı olarak 2. teklik şahısta /-gıl,-gil/ ve bunun /-an,-en/ ile genişlemiş biçimi olan-yInAn-GInAn (< gilen) ekleri de kullanılır: eşitginen, deyinen.

Fiilin gereklilik çekimi (fe'lin vacib forması) /-malı-meli/ ekiyle kurulur.
Eski Anadolu Türkçesinde gelecek zaman partisipi bazen de eki olarak kullanılan-ası /-esi T.Tü.'nde sadece sıfat-fiil eki olarak kullanılır. Bu ek, Az. Tü.'nde ise lâzım eki olarak kullanılır. Olumsuzu değil, edatıyla yapılır: gelesiyem, gelesi deyilem, gelesiyik, gelesi deyilik vb.

Az. Tü.'nde fiilin yeterliği (fe'lin bacarıg forması)-e/-a bilmek biçimindedir. T.Tü.'nin aksine yeterlik fiilinin olumsuzu da bil-yardımcı fiili ile yapılır, tapabilmek, deye bilmerem. Az. diyalekt ve ağızlarında yeterlik fiilinin olumsuz biçiminde, /m/ sesinin etkisiyle gerileyici benzeşme ve kaynaşma sonucunda bil-fiili tamamıyla kaybolur ve ekleşir: keçe bilmir < keçemmir, döze bilmerem < dözemmerem, Eala bilmez
Sıfat-fiil ekleri /-ası,-esi/ dışında T.Tü. ile aynıdır: olası, veresi, göresi.
T. Tü.'nde-diğinden farklı olarak,-anda / -ende (beslenende, piçende),-çag / -cek (eşitcek, görcek) ve-can / -cen (gelincen, oluncan) zarf-fiil ekleri kullanılmaktadır. Az. Tü.'nde soru vurgu ile belirtildiği için, soru ekleri fazla kullanılmaz. Biçim bakımından soru eki, T. Tü. ile aynıdır ancak, bütün çekimlerde daima sondadır.

Söz Varlığı

T. Tü.'ne en yakın Türk lehçesi olan, Az. Tü.'nin, lehçe olarak kabul edilmesinde ses ve kısmen yapı farklılıkları yanında, sözcük ve anlam ayrılıklarının da etkili olduğu kanısındayız. Bu sebeple, Az. Tü.'nin söz varlığını, onu Oğuz gurubu Türk lehçelerinden farklı kılan Az. Tü. sözcükler ve alıntı sözcükler olarak iki bölümde inceleyeceğiz.

1.Az. Tü. Sözcükleri

Az. Tü.'nin söz varlığının büyük bir bölümünü; ona Eski Türkçe'den kalan, ses ve kısmen anlam değişikliğine uğrayarak bugün de kullanılan, sözcükler, yani temel sözvarlığı oluşturmaktadır. Bütün Türk lehçelerinde temel sözvarlığı aynı kalmış, bir bakıma bu dil bölümleri arasında bütünlüğü sağlayan en önemli öge, temel sözvarlığı olmuştur. 1000 yılda temel sözvarlığının %19'unun değişip, %81'inin yaşamayı sürdürdüğü düşünülürse aynı kökün dalları olan lehçelerin bütünlüğünü göstermek açısından temel söz varlığının önemi ortaya çıkar. Temel sözvarlığı, organ adları (baş, göz, ayah), temel besin maddeleri (su, alma, eriyh, buğda); hayvan adları (Eoyun, at, balıE~balıh); sayı adları (bir, beş, yüz, min); renk adları (ağ, Eara, yaşıl); akrabalık adları (ana, hala, gardaş); hal ve hareket adları (almaE, vermek, pozmaE, durmag "sabit kalmak, ayağa kalkmak") gibi insan yaşamında birinci derecede önemli kavramları yansıtan sözcüklerdir.

T.Tü'yle Az. Tü. arasında temel sözvarlığındaki koşutluğun yanı sıra, kimi sözcükler yalnız Az. Tü.'ne özgüdür: külek "rüzgar", ahtarmak "aramak"', yaman "kötü", yahşı "iyi", özge "başka", danışmak "konuşmak", yığınlıg "yağmurlu hava", yay "yaz", yaz "ilkbahar" EayırmaE "yapmak", tanış "bildik, tanıdık", bulaE "pınar'' vb. Bir grup sözcük ise T.Tü. ile eş sesli, ancak eş anlamlı değildir; çöl "ev dışı", tüşmek "inmek", kurtarmak "bitirmek", dolanmak "geçinmek", yazıh ~yazıE "zavallı", gabag (kabak) "ön", subay "bekar erkek", dolanmak "geçinmek, yaşamak",vb.

Az. Tü.'ni Oğuz grubu lehçelerinden ayıran bir özellik de sözvarlığındaki Kıpçak Türkçesi sözcüklerdir.31 Başlangıçta yalnız Azerbaycan diyalekt ve ağızlarında karşılaşılan Kıpçak Türkçesi sözcükleri, ağızların yazı dilini etkilemesi sonucunda edebî dilde de kullanılmaya başlanılmıştır: çalağan "çaylak", torağay "tarla kuşu", gırgovul "sülün", Gorağan "yer adı", yapalag "puhu kuşu"vb.

Az. Tü.'nde ikilemeli sözcükler de sözvarlığı içinde ayrı bir yere sahiptir: Aynı sözcüğün tekrarıyla yapılan ikilemeler: cındır cındır "yırtık yırtık", işım işım "ışıl ışıl", çapa çapa "koşa koşa", tapdana tapdana "tepine tepine", yeke yeke "büyük büyük" vb. Eşanlamlı ikilemeler: boy buhun "boy bos", cahal cumru "cahil bilgisiz", çalçarpaz "çaprazlama", çoban çolug "çoluk çocuk", EaçaE Euldur "kaçak, uğursuz", EırıE EuruE, subay salıE "bekar", ses küy "ses seda", yar yaraE~yaraE yasaE "silah" vb.
Eklemeli İkilemeler: paltar maltar, EıpEırmızı, Eap Eara,hiyle miyle, şey mey, davasız şavasız vb. Karşıt Anlamlı İkilemeler: yaman yahşı, dal gabağa, aydın zulmet vb.

Söz varlığına yeni bir renk katan, dilin anlam yönünü zenginleştiren deyimlerin bolluğu da Az. Tü.'nde güçlü bir anlatım sisteminin tanığıdır: arayı açmaE, üreyi EırılmaE, arası saz olmamaE, ağzı düz olmamag gibi deyimler, "darılmak, kırılmak" anlamında kullanılır. Türkçe deyimlerin önemli özelliklerinden biri, yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi, soyut kavramları, somutlaştırarak ifade etmesidir. T. Tü.'nde 'hoşa gitmek' biçiminde kullanılan deyim, Az. Tü.'nde dil mantığına daha uygun olarak, 'hoşa gelmek' biçiminde geçmektedir. Deyimlere birkaç örnek vermekle yetineceğiz: beynine batmaE "anlamak", başa EoşmaE "önemsemek", başa düşmek "anlamak", başa salmaE "anlatmak, kandırmak", başına dolanmaE~ başına dönmek "yalvarışla bir istekte bulunmak", gün çırtla-"güneş doğmak" vb.

Dede korkut bilgeliğinin dile yansıdığı Az. Tü.'nin sözvarlığında ata sözleri (Az. Tü. atalar sözü) çok zengindir: Adam eli ile iş görebilmedi, güc verer diline. Derdi bilen dermanın da biler. GonaE Eonmayan eve ölüm Eonsun. Ulu sözüne bahmayan ulaya ulaya Ealar. Az. Tü.'nde sözcükler arasındaki eş anlamlılık olayının benzeri ile atasözlerinde de karşılaşırız. Her ne ekersen onu piçersen ~ Ne tökersen aşına, o çıhar Eaşığına; Gurtdan gorhan darı ekmez ~ Gurtdan Eorhan Eoyun sahlamaz.

Az. Tü. 20. yy.'da Rusça ve Rusça kanalıyla Avrupa dillerinden geçen sözcüklerin akınına uğramıştır. Bu sözcüklerin büyük bölümü, çeşitli sahalara özgü terimlerdir. Azerbaycan'da ilk terim sözlüğü, l920 yılında yayınlanmış ve bugüne kadar çeşitli bilim dallarına ait yüze yakın terim sözlüğü hazırlanmıştır. Bu sözlüklerde Rusça terimlere Türkçe karşılıklar bulunmaya çalışılmıştır: Eorı drevnie-Eedim dağlar, gorı ledyanıe-buz dağları, gorı podvodnıe-su altı dağları vb.

Azerbaycan Cumhuriyeti kurulduktan sonra özellikle Rusçalaştırılmış yer adları Türkçeleri ile değiştirilmiştir: Stapanakerd-Hankendi, Zamzur-Derekend, Chiragidzor-ÇıraEdere, Kirova~Zaliv-Gızılağaç Körfezi, Kirovabad-Gence, Komintern-SoyuEbulaE, Mardakert-Ağdere, Metsshen-Ulu Garabey, Prishib-Göytepe vb.

Terimler üzerinde yapılan bu titiz çalışmalar sonunda, dile sayısız yeni sözcükler kazandırılmış, bu yolla sözvarlığı zenginleştirilmiştir.

Türkçeleştirme konusunda gösterilen titizliği, şu örnekler çarpıcı bir biçimde göstermektedir: tozsoran "elektrik süpürgesi", bahım "nokta-i nazar", EaynaE "menba", dinceliş "mezuniyet", yüz illik "asr", soyutmaz "termos", yarğı "operasyon".

2. Alıntı Sözcükler

Az. Tü. 20. yüzyıla gelinceye kadar, her Türk lehçesi gibi çeşitli dillerden ve kültürlerden etkilenerek, onlarla karşılıklı sözcük alışverişinde bulunmuştur.

Türklerin, Azerbaycan coğrafyasında yaşayan değişik kavimlerle Albanlar, Ermeni ve Gürcülerle, eski bir İran kavmi olan Soğdlularla ticarî, siyasî ve sosyal ilişkiler içinde bulundukları bilinmektedir. Bunun doğal sonucu olarak, Az. Tü.'ne değişik kültürlerden ödünç sözcükler girmiştir, bunlar ağızlarda daha çoktur: E hugarı "ağaç kabuğundan yapılmış sepet", hingen "un çöreği", Eulp "kulp", dığa "çocuk".
10.-15. yy. Az.'a yapılan İlhanlı akınlarının izlerini bugün dahi kullanılmakta olan, Moğolca sözcüklerde bulabiliriz:: cilov, Earaul, gasun, nemer, nöker, köndelen, küreken, şongar, lap, maral. Bu sözcüklerin bir kısmı aslen T.'dir. T.'den Moğolcaya geçmiş, ses değişikliğine uğradıktan sonra bu biçimleriyle yeniden geri ödünçleme (reborrowing) yolu ile Moğolcadan alınmıştır:

car < Mo. car < Tü. yar
ceyran < Mo. cegeren < Tü. yegeren
ulus < Mo. ulus < Tü. uluş

Alıntı sözcüklerin çokluğu bakımından birinci sırayı, Arapça almaktadır. Arapça sözcüklerin yanı sıra ekler de kullanılmaktadır: -en Eesden, hökmen;-î külli, eşrefî;-iyyet; zürriyyet, hasiyyet vb.

Az. Türkleri ile İranlılar erken dönemlerden beri komşu olmuşlar ve bunun sonucunda da birbirleriyle her alanda olduğu gibi kültürde de alışverişte bulunmuşlardır. Farsça sözcükler, Az. Tü.'ne hem yazı hem de konuşma dili ile geçtiği için, ayrı ayrı alanlara özgü birçok Farsça sözcük bugün de yaşamaktadır. Farsça sözcüklerin yanısıra tamlamalar da mevcuttur: ata-yi mehriban, ceng-i şest, dad-i bidad, merd-i merdane. Fa. ekler de şunlardır:-ane merdane;-baz etbaz, şahbaz;-danz ovdan çaydan;-dar /-der heberdar, hezinedar;-zade şahzade;-kar sitemkar, tamahkar;-keş peşkeş zehmetkeş;-perest putperest;-şünas hüEuEşünas, dilşünas; hana çayhana ve olumsuzluk ekleri -bi ile na belli başlılarıdır.

Güney Azerbaycan ağızları ile Kuzey Azerbaycan ağızları arasındaki en büyük ayrılık, birine Farsçanın öbürüne de Rusçanın etkisidir. Örnek olarak, demiryolu istasyona anlamında Kuzey'de Rusça veEzal kullanılırken, Güney'de istgah ya da T. Tü. yolu ile geçen gar~istasyon kullanılır. Bu durum, söz varlığı yanında ses özelliklerinde de görülmektedir.

1 Sümer, Faruk (1957) "Azerbaycan'ın Türkleşmesi Tarihine Umumî Bir Bakış", TTK Belleten 2l, s. 429-447.
2 Bozkurt, Fuat, (1992) Türklerin Dili. İstanbul: Cem Yay., s. 218-222.
3 Tekin, Talat, (1997). Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı. Ankara.
4 Ahundov Eserleri M. F. (1962), Bakü 3. Cilt, s. 72-329.
5 Ismailova, G. G. (1972). "K İstorii Azerbaydjanskogo Alfibita" Vaprosı Soverşenstvovaniya Alfabitov Tyurskih Yazıkov SSSR, Moskva 1972, s. 28-39.
6 Molla Nesreddin (1988). Edebi Abideler Seriyası: I. cilt., Bakü: Elm Yay.
7 Castagne, J. (1926). Le Conge de Turcologie de Bakü, Paris.
8 (Gurbanov 1985. Baldauf 1993). Gurbanov, A. M. (1985). Müasir Azerbaycan Edebi Dili. Bakü; Baldauf, Ingeborg (1993). Schriftreform und Schriftvechsel bei den Müslimischen Russland-und Sowjettürken. Akademia Kiado.
9 Şimşir, Bilâl N. (1992). Türk Yazı Devrimi. Ankara: TTK yay.
10 Eren, Hasan. (1963). "Çobanzade, Bekir". Türk Ansiklopedisi XII, Ankara, s. 82.
11 Gurbanov, A. M. (1985). Müasir Azerbaycan Edebi Dili. Bakü, s. 136-141.
12 Özönder, F. Sema Barutcu (1999). "Genel Türklük Alanı Çerçevesinde Türk Dilinin Durumu, İleriye Dönük Bakış ve Yaklaşımlar". Kök Araştırmalar: Cilt I, Sayı I, Ankara, s. 31-41.
13 Europa Publications. (1993). Eastern Europa and the Commonwealth of Independent States 1993: London: Europa Publications Limited.
14 Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu 18-20 Kasım: (1992). Marmara Üniversitesi Yay. Nu.: 509, İstanbul.
15 Samoyloviç, A. (1922. ) Nekotorie Dopolnekiya k Klassifikatsii Türetskih Yazıkov. Petrograd.
16 Râsânen, M. (1949). Materialen zur Lautgeschihte der Türkischen Sprachen. Helsinki.
17 Radloff; W. (1882-1883). Phonetik der Nördlichen Türksprachen, (Cap. 13, Classifikationder Türkdialecte nach den Phonologischen Erscheinungen). Leipzig.
18 Nemeth, J. (1917). Türkische Grammatik, Berlin-Leipzig.
19 Ligeti L. (1986), A Magyar Nyelv Török Kapcsolataı A Hongoflalas Elöt Az Arpâd-Korban. Budapest.
20 Azeri Türkçesi, İstanbul, s. IX.
21 Doerfer, G. (1971). "Zum Vocebular Eines Azerbaidschanischen Dialekts im Zentralpersien". Voprosy Tyurkologii, Bakü.
22 Tekin, Talât (1989). "Türk Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi". Erdem, Cilt 5, Sayı 13, s. 166-168.
23 Ercilasun Ahmet, B., "Doğu Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması", TKA Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu'nun Hatırasına Armağan, Ankara, 1985, s. 219-223, Karahan, L., Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, TDK, 1996 s. 204.
24 Feridun Beğ Köçerli (l903). Azerbaycan Türklerinin Edebiyatı, Tiflis, s. l0.
25 Yûsuf Beğ Vezirof. (1921) Azerbaycan Edebiyatına Bir Nazar. İstanbul: Matbaa-i Amire s. l2-l7.
26 (Flemming 1972: 331-341).
27 Aslanov, Vagıf (1987) "Nizamî "Hemse"sinde Türkizmler" 5. Milletler Arası Türkoloji Kongresi Tebliğler, Türk Dili Cilt 2, İstanbul l987, s. 17-22.
28 Ergin, Muharrem (1951). "Kadı Burhaneddin Divanı Üzerinde Bir Gramer Denemesi". Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, lV/3 İstanbul; aynı yazar, (1980). Kadı Burhaneddin Divanı. İstanbul.
29 Ergin, Muharrem (1963), Dede Korkut Kitabı I, II, TDK Yay. Ankara, s. 350, 352.
30 Tezcan, S., Boeschoten, H., (2001), Dede Korkut Oğuznâmeleri, YKY, İstanbul.
31 Demirçizade, A. M., (1947). Azerbaycan Dilindeki Oğuz-Gipçag Lisani Ünsürleri, Bakü.

Ağazade, F. -Ahundzade, S. -Mehemmedzade, B. (1926) Yeni Türk Elifbası, Bakü.

Ahundov Eserleri M. F. (1962), Bakü 3. Cilt.

Ahundov, A (1962). Azerbaycan Dilinin Fonemler Sistemi, Bakü.

(1973). Azerbaycan Dilinin Tarihi Fonetikası. Bakü.

 (1984) Azerbaycan Dilinin Fonetikası, Bakü.

Ahundov, Ehliman (1968). Azerbaycan Folkloru Antologiyası, Bakü (Türk Çeviri yazısına aktaran Tezcan, Semih, 1978). Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri. TDK. Ankara.

Ahundov, R. (1928-29). Rusça-Türkçe Lugat (2. Cilt), Bakü.

Akpınar, Yavuz (1977) "Azerî", Türk Dili ve Edebiyatı Ans. Dergâh Yay.: c. I, s. 254-258. İstanbul.

Allworth, Edward (1971). Nationalities of the Soviet East Publication and "Writing Systems". New York and London.

Altaylı, Seyfettin (1994). Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü I, II. MEB Yay. İstanbul.

Anteleva, G. (1985) Öztürkçe-Rusça Sözlüğü, (Neologizmi) A-Z, Tiflis.
Appel, R. and Muysken P. (1987). Language Contact and Bilingualism. London: Edward Arnold.

Araslı, Hemid (1956). l7-l8 Eserler Azerbaycan Edebiyyatı Tarihi. Bakü. , (1960), Şifahi Halg Edebiyatı. Bakü. , (1947) Nizamî Gencevî, Bakü l947.
Arif, M. (1958). Azerbaycan Halkının Edebiyatı, Bakü.
Aslanov, E. (1962) Azerbaycan Dilinin Sintaksisine Dair Tedgıglar. Bakü 1962.

Aslanov, Vagıf (1987) "Nizamî "Hemse"sinde Türkizmler" 5. Milletler Arası Türkoloji Kongresi Tebliğler, Türk Dili Cilt 2, İstanbul l987, s. l7-22.

Aşmarin, N. İ., (1926). Nuha Şeheri Türk Helgi Şivelerine Ümumi Bir Nezer, Bakü.

Avşar, B. Zakir-Solak, Ferruh-Tosun, Selma (1997) "21. Yüzyılda Türk Dünyası (1950-1995 Demografik İnceleme)". s. 74-152.

Yeni Türkiye Mayıs-Haziran 1997/Yıl 3, Sayı 15.

Azerbaycan Dilinin Dialektoloji Atlası, (1990). (Yayına hazırlayanlar: M. İ. İslamov, E. G. Agayev, S. M. Behbudov, T. M. Ahmedov, N. H. Memmedov, B. M. Tagıyev, Z. E. Hasıyev) Bakü: Elm Yayınevi.

Azerbaycan Dilinin Dialektoloji Lugeti. (1964) (Red. M. A. Şiraliyev), Bakı 1964. (Ankara 1999).

Azerbaycan Dilinin İzahlı Lugeti. C. I, II, III. IV, Bakü 1983.

Azerbaycan Edebiyatı Tarihi. (1957-1960) 3 cilt, Bakü. Azerbaycan Halk Şiveleri Lugeti. C. I, II. Bakü 1930-31. Azerbaycanca-Rusça Lugat. (1986), I. Cilt Bakü 1986.

Azerbaydjansko-Russkiy Slovar. (1951). (Red. M. Ş. Şiraliyev-G. Orudjev), Bakü.

Babayev, A. M. -İsmayilzade, C. B. (1981). Azerbaycan Klassik Edebiyyatında İşledilen Arap-Fars Sözleri. Bakü.

Bainbridge, M. (1995). Dünyada Türkler. (Çeviren Mehmet Harmancı) İstanbul.

Bala, Mirza, (1977). İslam Ansiklopedisi 6. Cilt, M. E. B. Basımevi, İstanbul, 212-217.

Baldauf, Ingeborg (1993). Schriftreform und Schriftvechsel bei den Müslimischen Russland-und Sowjettürken. Akademia Kiado.

Barbara Flemming (1975). "Hasan Oğlunun Bir Gazeli (Sultan Gavrî Dîvanında Bilinmeyen Şiirler)", Bilimsel Bildiriler l972, Ankara, s. 33l-34l.
Baskakov, N. A (1979) İstoriko-Tipolojiçeskaya Morfologiya Tjurkskih Yazıkov, Moskova.

Bayatlı, Hidayet Kemal. (1996). Irak Türkmen Türkçesi. Ankara.

Bazin, L. (1961) "Constribution a la dialectologie rurarele de l'azeri" Journal Asiatique, 1961/3, s. 411-425.
Bazin, L., (1961-1963). "Constribution a la dialektologie rurarele de l'azeri", Journale Asiatique, 41-425.
Benzing, J., (Çev. Sabit Paylı) (1958) "Altay Filolojisi ve Türkoloji Etütleri-Azeri Diyaleği" TDAYB.

Bozkurt, Fuat (1992) Türklerin Dili. İstanbul: Cem Yay.

Budagova A, Z. İ. (1985) Müasir Azerbaycan Dilinin Semasiologiyası, (Oçerkler), Bakü 1985.

Buluç, Sadettin. (1974). "Tellâfer Türkçesi Üzerine". TDAYB 1973-74, s. 19-57.

Caferoğlu, A. -Doerfer, G., (1959). "Das Aserbaidschanische", Fundamenta I, Wiesbaden, 28­307.

Caferoğlu, A. -Doerfer, G. (1959) "Das LAserbaidschanische" PTF/1, s. 280-307.

, (1932) "Azerî Edebiyatında İstiklâl Mücadeleleri İzleri III", Azerbaycan Yurt Bilgisi Yıl I, Sayı II, s. 364-367.

, (1932) "Azeri Lehçesinde Bazı Moğolca Unsurlar" Azerbaycan Yurt Bilgisi, 1. yıl, sayı 1932/6-7, s. 217-226.
, (1953). Azerbaycan Dil ve Edebiyatının Dönüm Noktaları. Ankara.

Campbell, G. L. (1991). Compendium of the World's Language. Volumes 1-2 London: Routledge.

Castagne, J. (1926). Le Conge de Turcologie de Bakü, Paris. Coğrafya Terminleri Luğeti, "Elm" Neşr. Bakü, 1972, s. 29.

Comrie, B. (1981). The Languages of the Soviet Union. New York: Oxford University Press.

Çobanzade, B. -Ağazade, F. (1930) Türk Grameri, Bakü.

, (1947). Azerbaycan Dilindeki Oğuz-Gipçag Lisani Ünsürleri, Bakü.

, (1958). Azerbaycan Edebi Dilinin İnkişâf Yolları. Bakü.

, (1972) Müasir Azerbaycan Dilinin Fonetikası, I. Hisse, Bakü, Devlet, Nadir (1988). Rusya Türklerinin Millî Mücadele Tarihi (l905-l9l7), T. K. A. E. Ankara.

Djeyhoun Bey Hadjıbeylı, (1933). "La dialecte et le folk-lore du Karabagh (AzerbaTdjan du Caucase)", Journal Asiatique CCXXII/1 (Ocak-Mart) Paris, s. 31-144.

Doerfer, Von Gerhard (1963-75). Türkische und Mongolische Elements im Neupersischen, Wiesbaden, 4 cilt, 1963, 1965, 1967, 1975.

, (1971). "Zum Vocebular Eines Azerbaidschanischen Dialekts im Zentralpersien". Voprosy Tyurkologii, Bakü.
, (1981, 1982) "Materialien zu Turk. H-(I)" U. A. J., Wiesbaden 1981, s. 94-141, 1982, s. 138­168.

, (1989) "Azeri (Adari)" Türkish. Encylopedia Iranica, Vol. III, London, S. 245-248.
Ercilasun, Ahmet B. (1977). Bugünkü Türk Alfabeleri. Ankara. Kültür Bakanlığı Yay. (Beşinci baskı 1996).

, (1993). Türk Dünyası Üzerine İncelemeler. Ankara: Akçağ Yay.

Ercilasun Ahmet, (1985) B., "Doğu Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması", TKA Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu'nun Hatırasına Armağan, Ankara.

Eren, Hasan (1993). "Yazı Reformları Karşısında". Türk Dili 1993/I, s. 81-92.
, (1995). "Çağdaş Türklerin Sayısı". Türk Dili 1995/I s. 345-355.

, (1963). "Çobanzade, Bekir". Türk Ansiklopedisi XII, s. 82. Ankara.

Ergin, Muharrem (1951 ). "Kadı Burhaneddin Divanı Üzerinde Bir Gramer Denemesi". Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, lV/3 İstanbul.

, (1963), Dede Korkut Kitabı I, II, TDK Yay. Ankara.

, (1980). Kadı Burhaneddin Divanı. İstanbul.

, (1971). Azeri Türkçesi, İstanbul.

Europa Publications. (1993). Eastern Europa and the Commonwealth of Independent States 1993: London: Europa Publications Limited.

Feridun Beğ Köçerli (l903). Azerbaycan Türklerinin Edebiyatı, Tiflis, s. l0.

Ferzane M. A. (1965/1334). Mebânî-i Düstur-i Zebân-ı Azerbaycan. Tebriz.

Ganiev, Sultan Mecid (1904). Tatarsko-Russkiy Slovar. Bakü.

, (1922) Grammatika Tyurskogo Yazıka (6. baskı), Moskova.

Gurbanov, A. M. (1965) Müasir Azerbaycan Edebî Dili, Bakü.

, (1985). Müasir Azerbaycan Edebi Dili. Bakü.

Guseinov, G. (1969-1966). Azerbaydjanskii-Russkiy Slovar. Bakü.

Hacıyev, İ., (1948). İsmayıllı Rayonu Şiveleri, Bakü. --, (1961). Azerbaycan Dilinin Cebrayil Şivesi, Bakü.

Hemzeyev, T. B., (1960). Ordubad Dialekti, Bakü.

Heyet, Cevad (1980). Azerbaycan Edebiyat Tarihine Bir Bahış. Tehran.

Hüseynov, A., (1958). Azerbaycan Dialektologiyası. Bakü.
Irak Türkleri Bibliyografyası= A Bibliyography of Iraqi Turks. 1994. Ankara: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü.

Ismailova, G. G. (1972). "K İstorii Azerbaydjanskogo Alfibita" Vaprosı Soverşenstvovaniya Alfabitov Tyurskih Yazıkov SSSR, Moskva l972, 28-39 s.
İslamov, M. İ., (1968). Azerbaycan Dilinin Nuha Dialekti, Bakü.

Karahan, Leyla, Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, TDK, 1996 s. 204.

Kaydarov, E. -Oruzov, M. (l985). Turkologıya Kırıspe. Almatı, s. l43-l44.

Korkmaz, Zeynep (1956). Fuzulî'nin Dili Hakkında Notlar. Ankara: DTCF Yay.

Kowalski T. (1937). Sir Aurel Steins Sparchaufzeichnungen in Ainallu Dialekt aus Südpersien. Krakow.

Köprülü, Fuad. (1925) "Azerî Edebiyatına Ait Notlar", Edebiyat Fak. Mec. l925/l.
Ligeti L. (1986), A Magyar Nyelv Török Kapcsolataı A Hongoflalas Elöt Az Arpâd-Korban. Budapest.

Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu 18-20 Kasım: (1992).

Marmara Üniversitesi Yay. Nu.: 509, İstanbul.

Minorskiy, V. (1953) "Ainallu/Inallu". Rocznik Orientalıstyczny: XVII, 1953, s. 1-11.

Mirzezade, H. (1962) Azerbaycan Dilinin Tarihi Morfologiyası, Bakü.

Molla Nesreddin (1988). Edebi Abideler Seriyası: I. cilt., Bakü: Elm Yay.

Monteil, V. (1956) "Sur la dialecte turc de l'Azerbaydjan Iranien", Journal Asiatique: CCXXIV, s. 1-29.

Musayev, K. M. (1965). Alfavit Yazıkov Naradov, SSSR. Moskova.

N. Poppe, Vergleichende Grammatik der Altaischen Sprachen, Teil 1, Wiesbaden 1960.

Nemeth, J. (1917). Türkische Grammatik, Berlin-Leipzig.

O McCagg, W. (1979). Soviet Asian Ethnics Frontiers. Politics Study.

Orucov, E. E. (1975). Azerbaycan Dilinin Orfografya Lügeti. Bakü.

Özönder, F. Sema Barutcu (1999). "Genel Türklük Alanı Çerçevesinde Türk Dilinin Durumu, İleriye Dönük Bakış ve Yaklaşımlar". Kök Araştırmalar: Cilt I, Sayı I, s. 31-41, Ankara.

Peoples of the Soviet Union, Novosti Press Agency Puplishing House. (1989). Moskova, s. 87-94.

Petralnoee Statiçeskoe Upralenie SSSR Naselenie SSSR Po dannim Veseseyoznay Pepisi Naseleniya l979 goda, (Izdetelistvo Politeçeskoy Literaturı) Moskova l980, s. 29.
Peyfun, M. (1983). Ferheng-I Azerbaycanî-Farsî (Azerbaycanca-Farsça Luget), Tahran.

Radloff; W. (1882-1883). Phonetik der Nördlichen Türksprachen, (Cap. 13, Classifikationder Türkdialecte nach den Phonologischen Erscheinungen). Leipzig.

Ramstedt, G. J. (1957). Einführüng in die Altaische Sprachwissenchaft 1. Lautlehre. Helsinki.
Râsânen, M. (1949). Materialen zur Lautgeschihte der Türkischen D. ialekten. Helsinki.

Resulzade, M. E. (1943) "Azerbaycan Lehçesi". İslam-Türk Ansiklopedisi, C. I, Fas. 47, İstanbul, s. 746-749.

Rüstemov, R. E. -Şıralıev, M. Ş., (1967). Azerbaycan Dilinin Gerb Grubu Dialekt ve Şiveleri. Bakü.
Samoyloviç, A. (1922. ) Nekotorie Dopolnekiya k Klassifikatsii Türetskih Yazıkov. Petrograd.

Saray, Mehmet (1993). Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği. İstanbul.

Slovar Yazıkovedçeskih Terminov (Red. R. A. Rüstamov), Bakü 1957.

Sümer, Faruk (1957) "Azerbaycan'ın Türkleşmesi Tarihine Umumî Bir Bakış", TTK Belleten 2l.

Svietochovski, Tadeusz (1988) Müslüman Cemaatten, Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycanı l905-l920, İstanbul.
Şimşir, Bilâl N. (1992). Türk Yazı Devrimi. Ankara: TTK yay.

Şiraliev, M. Ş., (1942). Azerbaycan Dialektologiyası. Bakü. --, (1942-1943).

Azerbaycan Dialektologiyesi. I, II. Hisse, Bakü--, (1983). Dialekt i Govorı Azerbaidjanskoyo Yazıka. Bakü.

Şiraliyev, -Sevortiyan E. V. (1971) Grammatika Azerbaydjanskogo Yazıka, Bakü.

Taliphanbeyli, S., (1933), "Karabağ-İstanbul şivelerinin savtiyat cihetinden mukayisesi", Azerbaycan Yurt Bilgisi 1933/2.

Tekin, Talât (1975). Ana Türkçede Aslî Uzun Ünlüler. Ankara.

, (1989). "Türk Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi". Erdem, Cilt 5, Sayı 13.
, (1997). Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı. Ankara.

Tezcan, S., Boeschoten, H., (2001), Dede Korkut Oğuznâmeleri, YKY, İstanbul.

Türk Dil Kurumu (1999). 1926 Bakû Türkoloji Kongresinin 70. Yıldönümü Toplantısı (29-30 Kasım 1996). Ankara: TDK.

Unıted Nations. 1995. World Urbanisation Prospects: The 1994 Revision. New York.
W. Radloff, Phonetik der Nördlichen Türksprachen, (Cap. 13, Classifikationder Türkdialecte nach den Phonologischen Erscheinungen), Leipzig 1882-1883.

Yûsuf Beğ Vezirof. (1921) Azerbaycan Edebiyatına Bir Nazar. İstanbul: Matbaa-i Amire s. l2-l7.

Yüce, Nuri. (1987)., "Azeri Türkçesi", İslam Ansiklopedisi, C. 12 İstanbul, s. 513-514. Zeynalov, F. (1974-75). Türk Dillerinin Mügayiseli Grammatikası, Bakı (İstanbul 1993).



HAKAS HALKI : SOYU, AİLE YAPISI, YAŞADIKLARI YERLER

HAKAS HALKI : SOYU, AİLE YAPISI, YAŞADIKLARI YERLER


Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : 



Geçmişte Hakaslar’da seoklar denilen geleneksel sosyal etnik mensubiyet şekli yaygındı. Seoklar (Hakasça ‘kemik’) genellikle soylarla ile özdeşleştirilirdi. Hakasya’nın nüfusu 150’den fazla seok’tan ibaretti. Bu seokların fazla büyük olması halinde onların temelinde idari birimler oluşturulurdu.
Seoklardan başka Hakas halkı Kaç, Sagay, Beltir, Birüsin, Koybal ve Kızılkaya olan altı ana etnik gruptan ibarettir.
Kendini ‘Haaş’ ya da ‘Haas’ şeklinde adlandıran Kaçlar Sayan dağlarından kuzey denizine doğru Yenisey Irmağı boyunca uzanan ve Kaça Irmağı’nın aktığı bölgede oturuyordu. Rus kökenli ‘Kaçlar’ ismi XVII. yüzyılda onların en büyük seoku olan Haşha’dan meydana geldi. Aynı şekilde Kızılkayalar Kızıl Seoku, Sagaylar – Sagay Seoku’nun ismine göre adlandırıldı. Koyballar Kaçlar ve Sagaylar tarafından hemen hemen asimile edilmiş durumunda.
Hakaslar arasında XIX. yüzyılda seokların yerine gelen yaklaşık 1350 çeşitli soyadı yaygındır. Onlar XVIII. yüzyılın ortasına kadar yani Hakasların Rusya’nın içine girmesine kadar Hakasya topraklarında yaşayan Hakas atalarının adlarından kaynaklanıyor. O dönemde Hakasya’da yaklaşık 1200-1300 aile yaşıyordu.
Bütün Hakas etnik gruplarına özgü olan seokların renge göre ayrımı (beyaz-siyah) onların Türk kökenlerinin göstergesi. Seokların nehirli ve dağlı olanlarına ayrımına sadece Birüsin ve Beltirler’de rastlanır. Tarih boyunca oluşan bu özellikler etnik grupların yerel özelliklerini gösteriyor.

Hakasların yaşadıkları yer

Hakas meskun yerleri genellikle akraba bağlantıları olan aal isimli 10-15 göçebe çadırından ibaretti. Hakaslarda, Sibirya’nın başka Türk dili konuşan halklarında olduğu gibi ne şehir, ne de köy veya kasabalar vardı.
Aallar’a genellikle onun muhtarının ismi veya soyadı verilirdi. Yeni muhtarın seçilmesi halinde aalın adı da ona göre değiştirilirdi.
XVII-XIX yüzyıllarında Hakasların ana ev türü ib isimli çadırlardı. Hakas dilinde ib sözcüğü sadece ‘çadır’ değil, ev gibi daha geniş anlama geliyordu. Bu sözcüğe bir sürü başka kelimelerde de rastlanır, bu arada ipçi – kadın (evli ), tiprib – kilise ( gök evi), harib – hapishane (Hakasça siyah ev) v.s.
Yurt çadırları göçebe yaşam tarzına en uygun bir ev türüdür. XIX. yüzyılın ortasına kadar Hakaslar arasında en yaygın çadır şekli taşınabilir kubbe çadırdı. Bu çadırın taşınması için 3’ten 6’ya kadar at gerekiyordu, 3-4 insan onu yaklaşık yarım saatte kurardı.
Hakaslar’da çarça isimli sabit silindrik ahşap kafes işi keçe kaplamalı çadırlar da yaygındı. XIX. yüzyılın ortasından itibaren Hakaslar arasında aas ib adlandırılan sabit ahşap çadırlar yayılmaya başladı. Bu çadırların 6’dan 14’e kadar köşesi olabilirdi. Çadırın ortalama yüksekliği 3,5 metreya kadar, çapı 6-8 metre’ydi.

Hakas ailesinde annebaba-çocuk ilişkileri

İÇERİK RESİMLERİ

Hakas ailesindeki ilişkiler küçüklerin büyüklere itaat ilkesine dayanır. Çocuklar anne babalarına tamamen bağlılar.

Çocuklar reşit yaşına girdikten veya evlendikten sonra bile anne babasının hayatına etkisi bitmez. Çocuklar hayatının sonuna kadar anne babaya itaat etmeli ve saygı göstermelidirler.
Hakaslar uzun tarih boyunca ‘Küçükleri büyüklerine saygı göstermeyen millete yazık olsun’ ilkesine dayanan bir sürü kuralları geliştirmiş oldular.
Anne ve babanın çocuklarından itaat isteme, emeklerinden faydalanma, her türlü itaatsızlık nedeniyle cezalandırma hakkına sahipler.
Çocukların anne babasından eğitim alma ve 18 yaşına girene kadar beslenme hakkına sahip. Mesela bekar kızların çeyiz alma hakkı vardı. Bekar erkeğe ise dünya evine girerken başlık parası verilirdi.
Anne babaya yapılan hakaret dayak ve herkesin önünde utandırma ile cezalandırılırdı.
Evli oğul ayrı bir evin sahibiydi, ama yardıma muhtaç olan babası oğlunun onu evine alması ve yedirip içermesini her zaman isteyebilirdi. Annesinin de aynı hakkı vardı. Çocukların anne babası ile kavga etmesi söz konusu bile değildi.
Kız sadece evlenene kadar ailenin üyesi kalırdı. Evlendikten sonra ailesiyle bağları hemen hemen kopardı. Hakaslar, ‘Kızları boşuna yediriyoruz, insan için büyütüyoruz’ derlerdi.
Oğlanın doğumu modern ve eski Türk dili konuşan halklarda anne babanın toplumsal öneminin arttığı anlamına gelir. Yine de kızın dünyaya gelmesi mutsuzluk olarak algılanmazdı. Kızlara şefkatli bir yaklaşım geleneği Güney Sibirya’da yaşayan Türklerde günümüze kadar gelmiştir.
Yardıma muhtaç olan baba sadece damadın izniyle, anne ise evine alabilecek oğullarının olmaması halinde kızının evine taşınabilir.
Ailedeki ilişkiler yüzyıllar boyunca zor bir yaşam koşullarında şekilleniyordu. Bu koşullarda Hakas ailesinin bütün üyelerine güvenmeli, ona zor bir durumda yardım edeceklerini bilmeli. Bu yüzden Hakas aileleri çok sağlamdır.

Hakasya Haritası (Kırmızı Yer)

20170605

Finlandiya'da Yaşayan Kazan Türkleri / Naile Binark


Finlandiya'da Yaşayan Kazan Türkleri / Naile Binark
Avrupa'nın kuzeydoğusunda, ülkemizde "Beyaz Zambaklar Ülkesi" diye bilinen, yaklaşık beş milyon nüfuslu ve 337.000 km2'lik bir yüzölçümüne sahip küçük bir ülke olan Finlandiya'da, yaklaşık 800 civarında Türk soyundan Kazanlı Tatar yaşamaktadır.

Kazanlı Tatar Türkleri, İsveç ve Rusya'nın egemenliği altında uzun bir süre muhtariyetle idare edilmiş olan Finlandiya'ya Çarlık Rusyası döneminde, 1800'lerin yarısında ve 1900'lerin başında, bugünkü Tataristan'ın Kazan şehrinin batı kısmına düşen Nijninovgorod (Grokiy) vilâyetinin Sergeç ilçesinin Yanapar (Aktok) köyünden, ticaret amacıyla gelmişler ve zaman içerisinde bu topraklara yerleşmişlerdir.

Başlangıçta seyyar pazar satıcılığı yapan Kazan Türkleri, daha sonra yerleşik ticarete yönelmişlerdir. Daha çok kürkçülük, dokumacılık ve giyim alanlarını tercih etmişlerdir.

Kazan Türkleri (Kuzey Türkleri-Tatarlar) Mişer boyuna mensupturlar. Konuşmaları Mişer şivesi, Çağatay-Kıpçakçadan çok, Oğuz-Türkmen lehçesini andırmaktadır.

Finlandiya'da yaşamakta olan Kazanlıların yarısına yakın bir kısmı, bugün Finlandiya'nın başşehri olan Helsinki'de hayatını sürdürmektedirler. Diğerleri ise, Tampere, Jarvenpaa, Turko-Abo ve Kotka'da ikamet etmektedirler.

Rusya'dan Finlandiya'ya önce ticaret maksadıyla gelen Kazanlıların, daha sonraki yıllarda, XX. yüzyılın başlarından itibaren ailelerini ve yakınlarını da alarak, geçici olarak değil, kesin olarak yerleştikleri görünmektedir.

1830'lu yıllarından itibaren Finlandiya'da bir Türk-İslâm cemaatının var olduğu bilinmektedir. O tarihlerde İslâm cemaati, Kuzey Türklerinin dinî işlerini idâre eden Ufa şehrindeki "Müslümanların Merkez-i Dinîye Nezâreti"ne bağlı olarak ve Muhtar Finlandiya Dinîye Hükûmeti'nce resmen tanınmamış bir topluluk olarak, gayri resmî olarak hayat ve faaliyetini sürdürmüştür.

Birinci Dünya Harbi'ni müteakip 1917 yılında Finlandiya'nın Rusya'dan ayrılarak istiklâlini kazanması ve yeni bir Anayasa'nın kabulü üzerine, Finlandiya'da yaşayan Türk-İslâm toplumu yeniden teşkilâtlanmak durumunda kalmış ve Ufa'daki "Müslümanların Merkez-i Dinîye Nezâreti"nden ayrılmışlardır.

Bu çerçevede ilk teşkilât, "Finlandiya Cemaatı İslâmiyesi 1925"tir.

Kendi millî, dinî örf ve âdetlerini, yaşayışlarını, inançlarını korumak, dinî hizmetleri düzenlemek, sosyal faaliyet ve hizmetleri yürütmek üzere teşkilâtlanmaya başlamışlardır.

Bir kültür derneği olan, "Finlandiya Türkleri Birliği" ise 1935'te; spor kulübü olan "Yoldız Spor Kulübü" de 1945'te kurulmuştur. O tarihlerde Finlandiya'da misafir olarak bulunan hukukçu, tarihçi ve siyâsetçi Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudî Arsal,1 bu teşkilâtlanmanın ilk nizamnâmesini hazırlamıştır. Nizamnâme üzerinde yapılan son değişiklikleri takiben 1925 yılında "Finlandiya Cemaâtı İslâmiyesi" kurulmuştur. Bu cemiyet, Fin hükûmetince resmen tanınmış, kanun önünde tasdik ve tesvil de edilmiştir.

Nizamnâmeye göre, bu teşkilât Finlandiya'da yaşayan Kazanlıların değil, bütün Müslümanların dinî talep ve hizmetlerini karşılayacak, Kazan Türklerinin çocuklarının millî ve dinî örf ve âdetlerle, tarih şuûruna bağlı olarak yetiştirilmelerini sağlamak üzere her türlü tedbiri alacaktır.

Dinî ve medenî nikâhların akdi, ölüm ve doğum hizmetlerini yürütmek, bunlarla ilgili gerekli istatistikleri tutmak da teşkilâtın resmî vazifesi arasındaydı. Kurulduğu yıllarda dinî bir hüviyet taşıyan cemiyet, daha sonraki yıllarda, Finlandiya'da yaşayan Kazanlı Türklerin kültür işleri ve sosyal hizmetleri ile de meşgul olmaya başlamıştır.

Bu ilk teşkilâtlanmayı, ihtiyaçların çoğalması üzerine kurulan yeni dernekler takip etmiş, kurulan ilk cemiyet bunlara her bakımdan destek olmuştur.

Finlandiya'da yaşayan Kazan Türkleri, 1928 yılında kendi aralarında topladıkları paralarla Helsinki'de İslâm Cemaatı adına bir kat satın almışlar, bunun büyük bir salonunu mescit haline getirmişler, diğer odaları cemiyetin değişik faaliyetlerine ve cemaatin istifâdesine açmışlardır. Dairenin ihtiyaçları karşılamaması üzerine, 1941 yılında bir taş bina, 1948'de de ahşap bir bina alınarak hizmetlere tahsis edilmiştir. Daha sonra bu ahşap bina yıkılarak, yerine bugün cemiyetin hizmet binası olarak kullandığı beş katlı bina yaptırılmıştır.

Binanın yaptırılmasında yalnızca Finlandiya'da yaşayan Kazanlıların maddî imkânlarının yeterli olmayacağı düşünülerek İslâm ülkelerinden yardım istenmiş, Fin bankalarından da kredi temin edilmiştir. Yeni binanın yaptırılmasına dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de destek vermiştir. Finlandiya'da yaşayan Kazan Türkleri Türkiye Cumhuriyeti'nin bu yardım ve desteğini hiçbir zaman unutmamışlardır.

Bu binanın üç katı bugün kiraya verilmiş olup, temin edilen gelirle cemiyetin ve binanın giderleri karşılanmaktadır. Binanın 4. katı 2 sınıflı okul, idare ve sporcu odaları, kütüphane ve toplantı odası olarak düzenlenmiştir. Binanın beşinci katı mescit olarak kullanılmaktadır. Millî gecelerin, bayram meclislerinin, nikâh merasimlerinin ve düğünlerin yapıldığı bu katta aşağı yukarı 400 kişi ağırlanmaktadır.

Cemiyet, 1948 yılında itibaren "Mahalle Haberleri" adı altında bir dergi de çıkarmaktadır. Derginin kurucusu, cemiyetin uzun süre reisliğini yapmış olan Zuhur Tahir'dir. Zuhur Tahir döneminde 27, Zuhur Tahir'den sonra cemiyet reisi olan Osman Ali zamanında da 3 sayı çıkarılmıştır. Dergide idare heyeti faaliyetleri, Finlandiya'da yaşayan Kazanlar hakkında haber ve faaliyetlere yer verilmektedir.

Günümüzde, Finlandiya'da yaşayan Kazan Türkleri, halkın seçtiği biri başkan olmak üzere, altı aslî ve üç yedek üyeden müteşekkil "Mütevelli Heyeti" tarafından idare edilmektedir.

Finlandiya'da ilköğretim, ülkemizde olduğu gibi mecburidir. Finlandiya'da yaşayan Kazanlı Türkler, 1948 yılında Helsinki'de "Türk Halk Mektebi" adıyla okullarını açmışlardır. Bu okul, resmî Fin ve İsveç okullarının bütün haklarına sahiptir. Bu okulu bitiren çocuklar, Fin ve İsveç okullarında öğretimlerine devam etmektedirler.

"Türk Halk Mektebi"nde eğitim, Kazan şivesiyle ve Türkiye Türkçesiyle yapılmaktadır. Ayrıca, mektepte cemiyetin imamı tarafından çocuklara din dersleri de verilmektedir.

1970 yılından itibaren çocuk sayısının giderek azalması üzerine, eğitim, kurslar şeklinde sürdürülmektedir. Kurslar, Helsinki'de Cemiyet binasında ve Helsinki'ye yaklaşık 1 saatlik mesafede olan Jarvenpaa Cemaat binasında düzenlenmektedir.

Eğitim, günümüzde, "Türk Halk Mektebi Himaye Kurumu"na bağlı olarak, okul öncesi çocuklar için "Çocuk Bahçesi" veya bir başka deyişle "Ana Okulu" adı altında yapılmaktadır.

1925'li yıllarda Helsinki'de öğretmen olarak bulunan yazar ve tarihçi Abdullah Battal Taymas'ın başlattığı, yaz aylarında yapılan 4 haftalık anadil ve din kursları bir an'ane olarak bugün de sürdürülmektedir. Bu kurslar, göl kenarında kendilerine ait bir mülk olan mekânda yapılmaktadır. Kazanlı Türklerin 6 ile 15 yaşları arasındaki çocukları yanı sıra, başka ülkelerde yaşayan Kazanlı Türk çocukları da bu kursa katılmaktadır.

Finlandiya'da yaşayan Kazanlı Türklerin çocuklarına Abdullah Battal Taymas, Gibadulla Murtasin, Aisa Besher, Zakir Kadri-saniye İffet Ugan, Semiulla Sadri, Abdulber Muhammed, Halife Husnetdin, Ravza Serdengeçti, Feride Bicuri, Naile Binark ve Hamide-Önder Çaydan, Kazan lehçesi ve Türkiye Türkçesi öğretmiş, Türk tarihi ve genel kültür dersleri vermişlerdir.

Sözünü ettiğimiz bu kursların, Türkiye'de yapılması konusu da bir dönem cemiyet tarafından ele alınmış, böylelikle Finlandiya'da yaşayan Kazanlı Türklerle Türkiye arasında bir kültür köprüsünün kurulması ve iki Türk toplumunun daha da yakınlaşması ve birbirlerini tanıması hedef alınmıştır. Aslen Kazanlı olan zengin iş adamlarından, bugün hayatta olmayan Ahmet Veli Menger bu teşebbüsün fikir babası olmuş, faaliyete maddi destek sözünü de vermiştir. Ancak bu gerçekleşmemiştir. Finlandiya'da dünden bugüne faaliyet gösteren dernekler şunlardır:

Finlandiya Türkler Birliği

Finlandiya'da yaşayan Kazan Türkleri tarafından, millî ruh ve heyecanı ve tarih şuûrunu genç nesillere aşılamak, mevcut kültürü yaşatmak ve de canlı tutmak maksadıyla 1935 yılında Helsinki'de "Finlandiya Türkleri Birliği" adı altında bir dernek teşkil edilmiştir. Kültür ve sosyal faaliyetler bu dernek tarafından yürütülmektedir. Gençlerin bir arada olmaları için her türlü imkân sağlanmıştır. Ayrıca, faaliyetlerini Helsinki dışında diğer şehirlerdeki hemşehrilerine de götürmektedirler. Kazanlıların millî şâiri Abdullah Tukay günü yapmak an'ane hâline gelmiş olup, her ay kültür faaliyetleri yapılır, bu gecelerde temsiller sahneye konur, millî şarkılar söylenir, şiirler okunur, konferanslar verilir ve millî oyunlar oynanır. Dernek 1942 yılında "Bıldırış" adı altında bir mecmua neşretmiştir.

Tampere Cemaatı İslâmiyesi

Helsinki'den başka, ülkenin ikinci büyük şehri olan Tampere'de 1943 yılında "Tampere Cemaatı İslâmiyesi"

kurulmuş olup, bugün de faaliyetlerine devam etmektedir. Ayrıca, Helsinki'ye yakın bir küçük şehir olan Jarvenpaa'da 1942 yılında "Jarvenpaa Cemiyeti" kurulmuş olup, iki katlı kendi binasında faaliyette bulunmaktadır. Finlandiya'da kurulmuş olan cemiyetlerin hepsi birbirleri ile sıkı münasebet ve yardımlaşma içinde olup, gâyeleri millî kültürü yaşatmak için sosyal faaliyetlerini devam ettirmektir.

Yolduz (Yıldız) Spor Kulübü

Finlandiya'da spor çok ileri düzeyde olup, Kazan Türkleri de buna paralel olarak 1945 yılında "Yolduz Spor Kulübü" adı altında bir spor kulübü kurmuşlardır. Bu spor kulübünün futbol, tenis, pinpon, buz hokeyi ve satranç dalları vardır. Finlandiya'da Şubat ayında bir haftalık kış sporları tatili olmaktadır. "Yolduz Spor Kulübü" bu tatilde gençleri Finlandiya'da bulunan Spor Enstitüsü'ne götürmek görevini de başarı ile yürütmektedir. Burada maçların yapılması sağlanmaktadır. Gençlerin her vesile ile bir arada bulunmaları temin edilmeye çalışılmaktadır. Gerek kurslarda gerekse toplu seyahatlerde konuşmaların "Ana dil"de olmasına dikkat ve özen gösterilmektedir. İlk zamanlarda eğitim Arap harfleri ile yapılmış, kitaplar da Arap harfleri ile Kazan lehçesinde basılmıştır. Daha sonra Lâtin harflerine geçilmiş, neşriyat ve eğitim Lâtin harfleri ile yapılmaya başlanmıştır.

Helsinki'de, İslâm Cemaatı'nın bakımını üstlendiği bir "İslâm Mezarlığı" da bulunmaktadır. Bu mezarlık 1870 yılında hükümet tarafından Müslümanlara verilmiştir. Buraya ilk gömülenin bir Müslüman-Türk subayı olması sebebiyle, Finliler buraya Müslümanlara ayırmak inceliğini göstermişlerdir. Ayrıca çeşitli tarihlerde mezarlık arazisi genişletilmiştir. Söz konusu mezarlık çok bakımlı olup, içinde İkinci Dünya Harbi'nde Ruslara karşı çarpışarak şehit düşmüş 10 Kazanlı Türk için bir "Şehitler Anıtı" (Pro Finlandiya-Kahraman Ölüler Anıtı) dikilmiştir. Her yıl "Şehitleri Anma Günü'nde", "Millî Gâziler Günü"nde ve "Bağımsızlık Günü"nde İslâm mezarlığında Fin askerlerinin iştirakiyle resmî tören yapılmaktadır.

İkinci Dünya Harbi'nde Ruslara karşı istiklâl mücâdelesi veren Finlilerin yanında, sayısı o tarihlerde 900 kişi civarında olan Türk-İslâm cemaatı 156 kişilik askerle bu mücâdeleye katılmıştır. Bir ikinci mezarlık da Turko-Abo şehrindedir.

Günümüzde cemaatın adı "Finlandiya İslâm Cemaatı" olarak değiştirilmiştir. Dernek bu ad altında her gün faaliyetlerini genişleterek sürdürmektedir. Cemaatın bugünkü başkanı, Helsinki Üniversitesi "Türk Dilleri Topluluğu"nda öğretim üyesi olarak görev yapan Okan Daher'dir. Kendisi bu görevini çok başarılı bir şekilde yürütmektedir. Dernek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile de işbirliği içindedir.

Cemaatın Türkiye ile münasebetleri 1920'li yıllara kadar inmektedir. Bu tarihlerde birkaç ailenin Türkiye'ye göç etmesiyle münasebet başlamıştır. Finlandiya ile Türkiye arasında diplomatik ilişki, Helsinki'de 1950'lerin başında Türkiye Büyükelçiliği'nin açılmasıyla her alanda hızla genişlemiş ve kuvvet kazanmıştır. Günümüzde, Helsinki Büyükelçiliği'nde düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerine Cemaat ileri gelenleri topluca iştirak ederler. Kültür ve ticaret alanındaki etkinlikler artarak sürmektedir.

Cemaat üyeleri, Türkiye'yi özel ve resmî olmak üzere zaman zaman ziyaret etmekte, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de bu işbirliğine karşılık vermektedir.

Cemaatın başkanı Okan Daher, son olarak 2001 yılının Ocak ayı içerisinde Başkent Üniversitesi'nin dâvetlisi olarak Türkiye'yi ziyaret etmiş ve burada Finlandiya'nın Ankara Büyükelçisi ve Türkiye'nin Helsinki Büyükelçisinin de katıldıkları bir toplantıda, Finlandiya'da yaşayan Türkler hakkında ilgi ile izlenen bir konuşma yapmıştır.

Finlandiya, Avrupa Birliği'nin bir üyesi olup, 1998 yılının başında yürürlüğe giren millî azınlıkların korunmasına ilişkin Avrupa Çerçeve Antlaşması ile bölge ve azınlık dillerinin korunmasına ilişkin Avrupa Ana Sözleşmesi'ni onaylamış bir ülkedir. Finlandiya'nın çalışmaları sonucunda Avrupa Birliği temel haklar belgesinin 3. bölümünün 22. maddesinde "Birlik, kültür, din ve dil açısından çok çeşitliliğe saygı duyar" ibâresine yer verilmiştir. Finlandiya'da yaşayan Kazan Türkleri daha önce elde ettikleri haklarını bu suretle daha da güçlendirmişler, uluslararası koruma altına girmişlerdir.

Ayrıca 1971 yılında Finlilerin önderliğinde "Fin-Türk Dostluk Derneği" de kurulmuş olup, bu dernek Finlandiya'daki diğer derneklerle sıkı işbirliği içindedir.

Finlandiya'da yerleşmiş olan Kazan Türkleri ağırlıklı olarak ticaretle uğraşmaktadır. Genç nesil arasında doktor, mühendis, avukat, dişçi, öğretmen ve üniversite öğretim üyeleri mevcuttur. Son yıllarda Türkiye'den ve Avrupa'nın çeşitli yerlerinden çalışmak veya tahsil maksadıyla gelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Finlandiya'nın çeşitli şehirlerinde yaşadıkları bilinmektedir. Bunların sayılarının 3 bin kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Avrupa'nın kuzeydoğusunda küçük bir koloni halinde yaşayan Kazan Türkleri, Türkiye'ye dostluk ve kardeşlik bağları ile bağlıdırlar. Türk kültürünü özveriyle yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Bugün Finlandiya'da yaşamakta olan Kazanlı Türkler, Fin halkından ve Hükûmeti'nden çok saygın bir muamele görmektedirler. Finlandiya'daki Kazanlılar, Rusya ve İslâm dünyası ile ticarî ve kültürel ilişkilerin gelişmesinde, köprübaşı görevi yapmaktadırlar.

Kazanlı Türkler aynı şekilde Finlandiya ve Türkiye, Finlandiya ile Rusya Federasyonu, Tataristan Cumhuriyeti ve Türk Cumhuriyetleri arasında da aynı misyonu üstlenmişlerdir.

Çeşitli sebeplerle Türkiye Cumhuriyeti dışında yaşayan Türk topluluklarını yakından tanımamız ve işbirliği içinde olmamız, küreselleşen dünyamızda şüphesiz son derece önemlidir. Türk dünyasının istikbâli için her alanda birlik içinde olunması şarttır.

1 Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudî Arsal (1880-1957), Paris'te hukuk tahsilini tamamladıktan sonra Rusya'ya dönmüş, Duma'da Rus Parlamentosu'nda 1906'da görev almış, 1908 yılında Rusya Müslümanları ve Türklerinin hak ve hukuklarının korunması konusunda büyük mücâdele vermiştir. Bu mücâdelesinde Çarlık Rusyası'nın otonomisi altında yaşayan Finlandiya'nın ve Finlilerin de haklarını savunarak, Finlilerin taktirini kazanmıştır. Arsal, Rusların Akdeniz'e açılma siyasetine de karşı çıkan uzak görüşlü bir siyasetçiydi.


Şükriye Nihal: Finlandiya. İstanbul 1955 Gazetecilik ve Matbaacılık T.A.Ş., s. 109.

Abdullah Battal-Taymas: Kazan Türkleri. 2. bs. Ankara 1966, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 13, s. 239.

Mişerler. Kazan Dergisi 10. Sayı, Aralık 1975, s. 22-24.

Petrov Grigoriy: Akzambaklar Ülkesi Finlandiya'da, Çev.: H. A. Aytuna. İstanbul 1976 İnkılap ve Aka Kitabevi s. 383 (Kitap defalarca çeşitli kişilerce çevrilmiş ve bâzı çevirilerde "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" olarak adlandırılmıştır).

Koşay, Hamid Zübeyr: Sadrî Maksudî Arsal'ın Hizmetleri ve Millet Anlayışı. Kazan Dergisi, 19. Sayı, 1977, s. 15-27.

Arsal, Sadrî Maksudî: Bir Rus Parti Kongresinde Boğazları Müdafaa. Kazan Dergisi 19. Sayı, 1977, s. 23.

Finlandiya Türkleri. Helsinki 1956, s. 30.

Binark, Naile: Finlandiya'da Yaşayan Kazan Türkleri. Millî Kültür, Temmuz 1977, s. 12-17.

Daher, Okan: Finlandiya'daki Tatar Türkleri, Cemaatimizin Türkiye ve Tataristan'la İlişkileri. Başkent Üniversitesi, "Konferans". (16.01.2001).

Halen, Harry: A Bibliographical Survey of the Publishing Activities of the Turkish Minority in Finland. Helsinki 1979, Finnish Oriental Society. s. 26

Finlandiya'da Türk-Tatar Toplumu / Evren Küçük
















Makalenin tamamı:
http://www.academia.edu/2700126/FİNLANDİYA_DA_TÜRK_TATAR_TOPLUMU--TURKISH_TATAR_COMMUNITY_IN_FINLAND



20170601

Yer Ana’dan Gök Tanrı’ya Türk Mitolojisinin Evrimi

Yer Ana’dan Gök Tanrı’ya Türk Mitolojisinin Evrimi





Tarih

Giriş
Türk Mitolojisi, uzun yıllar boyunca kamuoyu tarafından bilinmeyen ve araştırılmayan bir gizem olarak yıllarca bizden uzakta kaldı. Fakat başta Bahaeddin Ögel hocamız olmak üzere birçok bilim adamının özverisiyle bir bilinmezlik olmaktan kurtuldu.
Türk Mitolojisinin tarihsel evrimi incelendiğinde iktisadi ve sosyolojik değişimlerin bir sonucu olduğu aynı zamanda bu kurumların değişimine de etki ettiği görülür. Yani Türk inanç sistemiyle ekonomik ve sosyal yaşam arasında diyalektik bağ vardır. Türk Mitolojisinin bu bakış açısıyla incelediğimizde mitler ve epik destanlar ve mitolojik motifler teker teker anlam kazanmaya başlayacaktır. Bu yazımızda Türk Mitolojisinin Anaerkil ve günümüz dönemlerine kısa bir giriş yapacağım.

Anaerkil Toplum Yapısı ve Ağaç Motifi
Türk Topluluklarının ortak atalarını teşkil eden kadim topluluklara baktığımızda ilk olarak avcı-toplayıcı karakterli bir orman kavmi niteliği taşıdığını görüyoruz. Bu topluluklar genelde küçük gruplar halinde yaşayan toplayıcılıkla az miktarda da avcılıkla hayatlarını idame ettiren ve bugünkü Moğolistan, Güneydoğu Rusya ve Kazakistan’ın bir kısmını kapsayan Tayga ormanlarını yurt tutmuş insanlardı.
Orman kavmi olarak nitelediğimiz bu topluluklar, anaerkil bir sosyolojik yapı etrafında birleşmişlerdi. Günümüzün aksine ana reisliği, görev bölüşümü ve yiyecek paylaşımı gibi eylemlerin düzenlenmesi kadınların elindeydi. Erkekler avcılıkla uğraşsalar da ailenin geleceğine ve yönetimine anne karar veriyordu.
Toplumun anaerkil yapısıyla paralel olarak dini inançlar ve mitlerde de anaerkil bir söylemle birlikte ekonomik hayatın ve coğrafyanın etkisi de hissediliyordu. Örneğin; yaşanılan bölgenin kayın ağaçları bakımından zengin olması, bu ağacın dayanıklılığı, kullanışlılığına ek olarak gövdesinde besleyici bir öz suyu barındırması bu ağacı atalarımız önemli kılıyordu. Bütün bu önemli yönleri kayın ağacını Türkler kutsal bir varlık haline getirdi ve ilk yaratılış mitlerinden olan ağaçtan yaratılma mitinin doğuşuna zemin hazırladı. Bu ağaç yaratılış ve doğurganlıkla o kadar özdeşleşti ki kadın ve hatun gibi Türkçede dişiliği tanımlayan kelimelere kökenlik etti. Ayrıca bugün dahi kullandığımız Kayın ana ve kayın baba gibi sözcükler de bu ağaca verilen önemin bir nişanesi niteliğindedir.
Bunun dışında tapınılan varlığında sonra ki dönemlerle zıt olarak dişil özellikler taşıdığını görüyoruz. Sakalar da tanrı Ülgen’e insanı yaratmasını öğütleyen bir akıl hocası Gök Türklerde ise Tengri ‘nin ardından sıkça adı anılan Umay anaya dönüşen ana tanrıça bu anaerkil dönemde inanç sisteminin temelini teşkil ediyordu ve en önemli unsuruydu. Bu ana tanrıçanın temsilcileri sayılan Şamanlarında ekseriyetinin kadınlar oluşturuyordu sosyolojik anlamda toplumu yöneten kadın dini yaşamı da kadınlar kontrol ediyordu. Peki dişil bir tanrıçanın etrafından şekillenen bir din nasıl oldu da eril bir dine çevrildi. Bahsi geçen tanrıçanın gözden çıkarılmasına neden olan şey neydi?

Bozkıra İniş: Ataerkil Toplumun Oluşumu
Uzun yıllar boyunca toplayıcı bir orman kavmi olarak yaşayan Türklerin avcı-çoban bir bozkır kavmine dönüşümüyle birlikte ekonomik, sosyal ve dini alanda birçok köklü değişiklik yaşandı. Bozkıra geçiş ile birlikte önceleri ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturan toplayıcılık zamanla önemin kaybetti ve yerini avcılığa bıraktı. Avcılığın önem kazanmasında ki başlıca sebepler bozkırın toplayıcı bir ekonomik faaliyete imkân tanımaması ve bu coğrafyanın hareketli yaşam tarzına göre etin daha fazla besleyici özelliklere sahip olması ve giderek rağbet görmesiydi. Avcılığın giderek önem kazanmasıyla birlikte erkekler toplum nezdinde daha fazla öne çıkmaya ve otoriteyi ele almaya başladı. Avcılığa daha uygun fiziksel yapıya sahip olan erkekler, zamanla tüm ekonomik faaliyetleri kendi başlarına yürütür duruma geldiler. Ekonomik ve toplumsal alanda ki bu değişikliklerin dini ayağını ise tanrı anlayışının evrimi izledi. Sosyal hayatta giderek ataerkil bir topluma dönüşen Türkler tanrıya da artık eril sıfatlar vermeye başlamışlardı.
Orman topluluğunda iken ekonominin en önemli unsuru olan bitkilerin yetiştiği ortam olan toprakla özdeşleştirilen Gök Türklerin “Yer Umay Ana” dedikleri tanrıça figürü yerini bozkır topluluğunda göksel temellerle şekillenen Kök Tengri (Gök Tanrı, Kutsal-Mavi Gök)’ye devretti. Tıpkı tanrıça gibi anaerkil dönemde kutsal sayılan birçok maddenin yerlerine yenisi eklendi. Örneğin: uçsuz bucaksız düzlükler olan bozkırlarda dağlara bir kutsiyet atfedildi. Ayrıca bu mekanlara eril sıfatlar yüklendi. Cengiz Han’ın düşmanlarından kaçarken saklandığı Burkan Haldun dağı bugün hala kutsal sayılmaktadır ve bazı Moğol kabilelerinde bu dağa kadınların çıkması yasaktır ayrıca Anadolu’nun bazı bölgelerinde yağmur duası için yüksek yerlere çıkıldığında bu inanışların devamı olarak kadınların bu ritüele alınmadığı gözleniyor.
Tanrı’nın eril sıfatlara bürünmesiyle birlikte onu temsilcileri olan kamlar (Din Adamı) da erkeklerden seçilmeye başlandı. Böylece ilk başlarda anaerkil bir karakterde olan inanç sistemi tamamen ataerkil bir kimliğe büründü. Peki Umay’a ne oldu, günümüzde nerede?
Türk Milletinin en önemli özelliklerinden birisi de yeni bir dine veya kültüre adapte olurken ardında bıraktıkları kültürün birçok öğesini yeni kültürleriyle harmanlamalarıdır. Umay Ana figürü de bugün birçok inanış ve mitte kendisini devam ettirmektedir. Örneğin: uzun yıllar önce yeni doğan bebeklerin ve hamile kadınların koruyucusu olan Umay bugün Anadolu’nun birçok yerinde yeni doğan bebekleri kaçırıp ciğerlerini yiyen, lohusa kadınları çarpan, hamile kadınları korkutup düşük yapmasına neden olan kötücül bir ruh kılığında hala inanışlarımızda yaşarlar. Örneğin: Yeni doğum yapan kadınların başlarına bağladıkları kırmızı kurdele bu ruhtan korunma amacıyla takılmaktadır. Çocukları korkutmak için uydurulan Umacı figürü de Umay kökenlidir.

Sonuç Olarak
Türklerin inanç sisteminin oluşmasında ekonomik, sosyolojik ve coğrafi unsurların etkisinden bahsetmeden bu sistemi bilimsel bir çerçevede inceleyemeyiz. Bilim ve Ütopya dergisi Aralık 2016 sayısı “Ağaç Ana’dan Bozkurt’a Türk Mitolojisi” kapağı ve Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu’nun eşsiz anlatımıyla Türk Mitolojisinin temellerine ışık tutuyor.
Kaynakça
* Bilim ve Ütopya dergisi Aralık 2016 sayısı
* Perinçek, Doğu, – Og’dan Ogur’a, Kaynak Yayınları
* Adji, Murad, Türklerin ve Büyük Bozkırın Eski Tarihi, Moskova-1999
Mutlu Türkkan
İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ ÜYESİ
Eleştiriler için: mtl.trtkn@gmail.com

http://www.bilimveutopya.com.tr/yer-anadan-gok-tanriya-turk-mitolojisinin-evrimi


20170528

Kitap: 'Og'dan Ogur'a ' / Doğu Perinçek





"Dil oyle bir olay ki; bir yumusak G sapkasi, yuzlerce yillik bir kavram degisikligini ifade ediyor. Ogur; kabileler birligidir. G'nin uzerine sapka gelip Ogur olunca artik devlettir. Kitabin adi binlerce yillik bir sureci ozetliyor; Og'dan Ogur'a, yani kabileden devlete ' Kitaptan bazi konu basliklari:
  • Ogur-Oguz Iliskisi
  • Orgutlenmenin Adindan Kavmin Adina
  • Kan Bagini Cozen Toplumsal-Ekonomik Surec
  • Oguzlarda Siniflasma
  • Kavimlerin Harmanlanmasiyla Olusan Turk Tipi/Oguz Tipi
  • Orgutlenme ve Ordunun Kokleri
  • Turk Sozcugundeki Devlet Teorisi
  • Turan ve Turk Kavramlari Arasindaki Koken Birligi
  • Dunya Dillerindeki En Eski Allah Sozcugu
  • Turklerin Tek Tengriciligi
  • Yeryuzu Hukumdarligi Ulkusunun Tarihcesi
  • Hukumdarlik Barisi ve Halklari Bir Arada Yasatma Kulturu
  • Tanri ve Turk Kavramlarinin Ortak Kokeni Uzerine
  • Dünya Türkçe konuşurken...

    20170527

    Nuhun Gemisi’yle Og’dan Oğur’a / Müzeyyen Susar


    Nuhun Gemisi’yle Og’dan Oğur’a


    6.5.2017 11:50
    Bilgisiz ve bilimsiz politik tartışmalarla şaşkınlaştırılan halkımıza kitabın çok sözü var. ‘Anayasa’dan Türk Milleti sözü çıkarılsın’ diyenlere ise özellikle tavsiye olunu
    Müzeyyen Susar
    Ulusal Kanal’da ilgiyle izlediğim Nuhun Gemisi Programı, her hafta tarihe ışık tutuyor, okumayan araştırmayan insanımıza okuma araştırma heyecanı aşılıyor. Dr. Doğu Perinçek’in bu programda zaman zaman adını andığı 2012’de yayınlanan Og’dan Oğur’a kitabını nefes nefese okumuş ve Türkçeyi okullarda yıllarca öğretmeye çalışmış bir öğretmen olarak kitabın sonundaki kaynakçayı görünce hayretler içinde kalmıştım.
    CEZAEVİ KOŞULLARINDA YARATILAN BAŞYAPIT
    Bildiğimiz gibi 2008 Martında tutuklanan Doğu Perinçek, 10 Mart 2014’te tahliye edilmişti. Daha dün gibi... Silivri Cezaevi’ni, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” sesleriyle çınlattığımız, biber gazı yediğimiz o sancılı kumpas günleri... On binler dışarıda sloganlarımızı atarken, içeride yurtseverlerin tıpkı bir ipekböceği gibi kozasını ördüğünden birçoğumuzun haberi yoktu. Üniversitelerimizde hep yayın kıtlığından yakınılır; oysa hapiste bile ne çalışmalar yapılabileceğini göstermesi açısından hepimize örnek olacak bir eser var karşımızda. Silivri’de yapılan bu kapsamlı çalışmadan söz etmek bir vatan borcu gibi geldi bana.
    SÖZCÜĞÜN TARİHİ TOPLUMUN TARİHİ
    Yazar önsözde, büyük bir alçakgönüllülükle, “Bostana girildiği düşünülebilir. Bir bakıma doğru, tarihçilerin ve dilbilimcilerin alanına girilmiştir. Ancak çalışmanın asıl alanı devlet teorisidir” dese de okur çok yönlü bir bilgi şöleniyle karşılaşıyor. Yazarın politikacı, hukukçu kimliğini besleyen derin kültürü, dil ve tarih birikimi okuru şaşırtacak boyutta. Ayrıca bu kitap için -cezaevi koşullarında- yetmişi çeviri olmak üzere yüz kırk altı kaynak taramış olması kitabın önemini artırıyor, okuyucuya, iyi ki bostana girilmiş, dedirtiyor.

    Kitapta, Türk devletlerinin örgütlenme aşamaları Türkçe sözcüklerin izleri sürülerek açıklanıyor. “Türk, Og, Ogur, Oguz, Bodun, il ve Tengri” kavramlarının binlerce yıldır Türklerin devletleşme ve uygarlaşma süreciyle bağlantılı olduğunun altı çiziliyor; bu sözcüklerin kökenleri, tarihsel gelişimi üzerine belgelere dayalı bilgiler sunuluyor. Kitaptan süzdüklerimin tümüne bu yazıda yer vermek olanaksız. En çarpıcı bulduğum bazı saptamalarla yetineceğim: Çocuklarımıza ad olarak verdiğimiz Oğuz sözcüğünün “boylar” anlamına geldiği; kökünün “boy” anlamına gelen “og”, “ok” sözcüğünün beş bin yıla uzanan geçmişi olduğu; Türk sözcüğünün MS 542’de Çin hanedan kayıtlarında karşımıza çıktığı; Orhun Yazıtlarında geçen Bilge Kağan’ın “Türük Bilge Kağan” diye anıldığı, İran Destanı Şehname’de Turan ve Türk sözcüklerinin aynı anlamda kullanıldığı, “Türk” sözcüğünün “töreli, örgütlenmiş, düzenlenmiş” anlamını taşıdığı...
    TÜRK, TÜRKÇE KONUŞANDIR
    Kitapta, dilin yapısından yola çıkılarak Asya’dan Avrupa’ya geniş bir coğrafyada Türklerin büyük devletler kurmayı başarmalarının gizleri üzerinde de durulmuş. Bu bağlamda, kitabın yaşadığımız süreçte önümüzü aydınlatacak önemli saptamalarından biri de Türk kavramının Türk tarihi içinde ırk anlamında kullanılmadığı, Türklerin kendilerini ırkla değil, dille ve kültürle tanımladıkları gerçeği. Kitapta bana göre öne çıkan sav: Türk, Türkçe konuşandır.
    Dille birazcık ilgisi olanların bildiği bir temel kural vardır: Sözcükler ihtiyaçtan doğar, yeni kavramlar ortaya çıkınca bunlara karşılıklar aranır, bazen eski sözcüklere ekler getirilerek yeni sözcük türetilir, bazen de başka dilden sözcük alınır ve bu ihtiyaç karşılanır. Dilin sözcüklerinin tarih içindeki uzun yolculuğu onu kullanan milletin tarihine ışık tutar.
    Türklük tartışmalarının yoğunlaştığı bir süreçte bu kitabın yayınlanmasının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum; çünkü bilgisiz ve bilimsiz politik tartışmalarla şaşkınlaştırılan halkımıza kitabın söyleyeceği çok sözü var. Anayasa’dan “Türk Milleti sözü çıkarılsın” diyenlere özellikle tavsiye olunur.
    Nuhun Gemisi’nin yeni bilimsel çalışmalara, araştırmalara bir kapı açacağını, Türk medyasında büyük bir boşluğu dolduracağını düşünüyorum. 

    Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/kultur-sanat/2017-mayis/nuhun-gemisi-yle-og-dan-ogur-a

    GÜZEL DİLİMİZ TÜRKÇE / Emine Azboz

     
    GÜZEL DİLİMİZ TÜRKÇE

    Türkçemiz sondan eklemeli bir dil yapısına sahiptir: Kök değişmez, yeni eklerle aynı kökten yeni sözcükler türetilir. Dilimizin zenginliği de buradadır. Türkler çağlar içinde yaşadıkları din, kültür ve devlet değişimlerinden ötürü pek çok alfabe ve yazı dili, lehçe kullanmışlardır; Göktürk Alfabesi, Uygur Alfabesi bizimdir. Yazımı Çinlilere benzer. Türkler Müslüman olduktan sonra da bükünlü bir dil olan Arap Alfabesi kullanılmış; bu dilde sözcüklerin kök ve ekleri, harflerin şekilleri değişik olduğundan öğrenilmesi zordur, belki okumayı öğrenir insan ama yazmak çok zor. Bu dilin sesli harfleri yok denecek kadar azdır. Sesli harflerin yerini "üstün ,esire, ötüre" denilen şekiller alır. Pek çokta yazı deneyimlerine sahip olan atalarımız, yukarıdan aşağıya, sağdan solo, soldan sağa gibi yazı deneyimleri yaşamışlardır. Cumhuriyet kurulunca yapılan Türk Rönesan'sı kabul edildi. Bu bağlamda Anadolu aydınlanması Devrimi sonucu Batı kültürü benimsenmiş, Latin Alfabesine geçilmiştir;29 harfimiz olmuştur. . 

    Mustafa Kemal'in dehası, eski alfabedeki (K) sesi kullanıldığı yere göre üç çeşit harfle ifade edilir. Bu da karışıklığa neden olduğundan bunları teke indirmiş (K)nin önüne ve arkasına konan ince ve kalın seslerle beyinlerde bu karışıklık son verilmiştir. Cumhuriyet ile birlikte Türk'ün düşüncesini demir çerçeve gibi saran dil karmaşası giderilerek Türkçemiz bağımsızlığına kavuşmuş, okur yazar sayısı hızla artmıştır; Halk Evleri, Millet Mektepleri bunun için açılmıştır. Bu amaçla da Harf Devrimi ve Abece Devrimi yapılmıştır. Bu yolla Çağlardır Türkçemiz Arap kültür emperyaliziminden kurtulmuş tam bağımsızlığına kavuşmuştur. Bu nedenle çağların devrimcisi Atatürk, ulusu gibi dilini de özgürleşmesini sağlamıştır. Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasının nedeni budur. Bütün mirasını bu iki kuruma bağışlamasının da nedenidir bu. 

    Şimdilerde 29 harfimize (X-W-Q) alfabemizde olmayan bu harfler eklenmiş, artık resmen dilimize girdiğini öğrenmek, bir dil öğretmeni olarak beni çok üzdü. Bir ülkeye yapılacak en büyük kötülük, bir milletin dilini bozmak, ordusunun disiplinini ve yapısını yozlaştırmak, tarihini çarpıtmak, öğretmen yetiştiren kurumlarının işlevini sulandırmaktır; Cumhuriyet eğitimini laik ve çağdaş yörüngesinden çıkarıp dinselleştirmektir. Demek sıra dilimize geldi. Bunlar, bir millet in var oluş temelidir. Ayrıca da millet için bir tesbihin imamesi gibidir. Onları bozarsan gerisi kolay gelir; çöküş ve yıkılış kaçınılmaz olur artık. Bunları, yapanlar hangi akla, kime ve neye hizmet ediyor acaba anlayamıyoruz? Hem niçin? Hangi zorunluluktan buna itiyor yetkilileri? Anlayamıyorum hiç. Geri zekalı mıyım ben neyim?

    Emine Azboz

    20170502

    Nuh'un Gemisi (2 Mayıs 2017) İskandinav destanlarındaki Türk izleri

      

    Nuh'un Gemisi 02.05.2017 | Prof.Dr. Begüm Şen Ergenekon | Abdullah Gürgün | Dr. Doğu Perinçek
    Programda yayınlanan İsveç şarkısı: https://youtu.be/S877sNgxkOw
    Ulusal Kanal 2 Mayıs 2017 tarihli "Nuh'un Gemisi" programında Dr. Doğu PERİNÇEK, Prof.Dr. Begüm ŞEN ERGENEKON ve Abdullah GÜRGÜN, İskandinav destanlarındaki Türk izlerini anlatıyorla

    En Çok Okunanlardan...