Blog Listem

20171203

Türk Dil Kurumu Başkanları arasında 'Agop Martayan Dilaçar' yok

Cengiz Özakıncı @cengizozakinci: 
Twitter'da "bilgelik" taslayanlar diyor ki: -"ATATÜRK Agop Martayan Dilaçar'ı TDK (Türk Dil Kurumu) Başkanı olarak atadı." Oysa TDK sitesinde görülüyor ki: 
-"TDK'nun kurucuları ve gelmiş geçmiş başkanları bellidir; Agop Martayan Dilaçar, hiç bir zaman TDK Başkanı olmamıştır."


  



@cengizozakinci
Atatürk'ün yurttaşımız Agop Martayan Dilaçar'ı Türk Dil Kurumu'na BAŞKAN, BAŞUZMAN vs. olarak atadığı PROPAGANDASI yapılmaktadır. TDK arşivinde bulunan 31.8.1936 günlü belgede BAŞUZMAN: ABDULKADİR İNAN olup, Agop Martayan Dilaçar TDK dışı mesleğiyle ÖĞRETMEN olarak anılmaktadır:

@cengizozakinci:

"Agop Martayan Dilaçar'ın Atatürk emriyle Türk Dil Kurumu'nun başına getirildiği" YALANI, ERMENİ ÜSTÜN IRKÇILIĞI yapanlarca uydurulmuş; Siyasal İslamcılarca Atatürk'ü karalama aracı olarak kullanılmakta olan bir YALANDIR. Agop Martayan TDK'da umumi KATİPLİK görevinde bulunmuştur.

'Yakın Doğu'nun Kalkınması'



Cengiz Özakıncı @cengizozakinci
'Yakın Doğunun kalkınması'. 
ABD Başkanı Truman, Dicle ve Fırat arasında bir cennet kurmayı düşünüyor.''



Türkiye'de Kadınların Milletvekili Seçme ve Seçilme Özgürlüğü

Cengiz Özakıncı @cengizozakinci :

Aralık 1992, C.Özakıncı, Kitap Gazetesi. 
2008, Yaşar Nuri Öztürk. 
Yalanların ışık hızı, gerçeklerin kaplumbağa hızıyla yayıldığı "yalnız ve güzel ülkem"de; Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta Kadın...

 

20171202

Avrupa’nın En Yüksek Çözünürlüklü Teleskobu: ‘DAG’ın Son Durumu



Türkiye’nin en büyük yatırım araştırma projesi olan Atatürk Üniversitesi bünyesindeki Doğu Anadolu Gözlemevi inşaatı Erzurum’da devam ediyor. Türkiye’nin, dünyada kendi teleskobu ve görüntüleme sistemlerini milli olarak tasarlayıp üretebilen sayılı ülkeler arasına girmesini sağlayan ‘DAG’ projesi havadan görüntülendi. 

Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, Kalkınma Bakanlığı ve Atatürk Üniversitesi desteğiyle 2012 yılından itibaren başarıyla yürütülen, Türkiye'nin 2023 vizyon projeleri arasındaki en büyük astronomi, astrofizik ve uzay bilimleri alanındaki temel bilim yatırımı olan "Doğu Anadolu Gözlemevi”nin (DAG) kurulum çalışmaları, 3 bin 170 rakımlı Erzurum/Konaklı-Karakaya Tepesi’nde tüm hızıyla devam ediyor. 

Erzurum'da, astronomik açıdan büyük bir potansiyeli barındıran 3 bin 170 rakımlı Karakaya Tepeleri'nde yer alacak Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG), konumu itibariyle dünyanın 3'üncü en yüksek gözlemevi olma unvanını elde edecek. Toplam maliyeti 150 milyon lira olan ve 4 metre çaplı aynasıyla Türkiye'nin en büyük teleskobuna sahip olacak DAG'da bilimsel gözlemlerin 2020 yılında başlaması planlanıyor. 

Türkiye uydu ekipmanlarını kaplayacak projenin altyapı çalışmalarının yüzde 80'inin bittiği ve gözlemevi inşaatının 2017 yılı içinde tamamlanacağı, kubbenin ilk parçalarının montajına başlanacağı ifade edildi. 

Yaklaşık 25 akademisyen görev alıyor 

Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Ömer Çomaklı, "Projelerimizde yerli ve yabancı olmak üzere farklı üniversitelerden yaklaşık 25 akademisyen görev alıyor. Bunun dışında yine hem kendi kurumumuz içinden hem de farklı kurumlardan olmak üzere tam veya kısmi zamanlı görev alan teknik personel anlamında mühendis, fizikçi, astronom, tekniker gibi 15'e yakın kişi bulunmakta" dedi. 

Havadan görüntülendi 
2020 yılında uzaydan ilk ışığı alarak hizmete girecek olan DAG teleskobunun son hali havadan görüntülendi. Atmosferik türbülansa bağlı etkilerin tümünü ortadan kaldıran DAG ile HUBBLE Uzay Teleskobu’ndan yaklaşık 7 kat daha yüksek çözünürlükte görüntü alınabilecek. FMV Işık Üniversitesi ve İsviçre’den HEIG-VD ortaklığında optik ve mekanik tasarımı Atatürk Üniversitesi için yüzde 100 milli imkanlarla yapılan DAG teleskobu, dünyada bir ilki de gerçekleştirerek Adaptif Optik (AO) sistemleri barındıracak şekilde tasarlandı.

"Doğu Anadolu Gözlemevi”nin (DAG) : Avrupa’nın en yüksek çözünürlüklü teleskobu olacak

Yıl: 2017


Avrupa’nın en yüksek çözünürlüklü teleskobu olacak

Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, Kalkınma Bakanlığı ve Atatürk Üniversitesi desteğiyle 2012 yılından itibaren başarıyla yürütülen, Türkiye’nin 2023 vizyon projeleri arasındaki en büyük astronomi, astrofizik ve uzay bilimleri alanındaki temel bilim yatırımı olan "Doğu Anadolu Gözlemevi”nin (DAG) kurulum çalışmaları, 3 bin 170 rakımlı Erzurum/Konaklı-Karakaya Tepesi’nde tüm hızıyla devam ediyor.

HUBBLE’DAN 7 KAT DAHA FAZLA ÇÖZÜNÜRLÜKTE GÖRÜNTÜ ALABİLECEK

2020 yılında uzaydan ilk ışığı alarak hizmete girecek olan DAG teleskobunun son hali havadan görüntülendi. Atmosferik türbülansa bağlı etkilerin tümünü ortadan kaldıran DAG ile HUBBLE Uzay Teleskobu’ndan yaklaşık 7 kat daha yüksek çözünürlükte görüntü alınabilecek. FMV Işık Üniversitesi ve İsviçre’den HEIG-VD ortaklığında optik ve mekanik tasarımı Atatürk Üniversitesi için yüzde 100 milli imkanlarla yapılan DAG teleskobu, dünyada bir ilki de gerçekleştirerek Adaptif Optik (AO) sistemleri barındıracak şekilde tasarlandı.

(Serdal Altıntepe/İHA)


YIL 2014: İnşa edilmeden önce

Erzurum Konaklı Kayak Merkezi Karakaya Tepesi'nde yapılacak Doğu Anadolu Gözlemevi'ne, 4 metre çapı olan, Türkiye'nin en büyük teleskopuna sahip olacak.

Türkiye’de 5 milyon kişinin işi tehlikede

Türkiye’de 5 milyon kişinin işi tehlikede

Robotların ekonominin her dalında kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, Türkiye’de milyonlarca çalışanın işinin tehdit altına girdiği ortaya çıktı.


Engin ESEN



Yapay zeka ve makine öğrenimi teknolojilerinin gelişmesiyle dünya genelinde milyonlarca işi robotların kapacağına dikkat çekildi. Araştırma kuruluşu McKinsey Global Institute (MGI) tarafından hazırlanan “Kaybedilen İşler, Kazanılan İşler: Otomasyon Çağında İşgücü Dönüşümü” raporunda, 2030 yılına kadar otomasyon nedeniyle işini kaybetme riski yaşayacak kişi sayısının 800 milyonu bulabileceği, 375 milyon kişinin ise ortaya çıkacak iş kolları için yeni beceriler edinerek meslek değiştirmesi gerekeceği kaydedildi.




GELİŞMİŞ ÜLKELERİ VURACAK


Çeşitli senaryolara yer verilen raporda, gelişmiş 3 ülke ABD, Almanya ve Japonya ile gelişmekte olan 3 ülke Meksika, Hindistan ve Çin örnek alındı. En olası senaryoda, gelişmiş ülkelerdeki işlerin yaklaşık yüzde 25'inin, Hindistan'da yüzde 9'unun, Meksika'da yüzde 13'ünün, Çin'de ise yüzde 16'sının otomasyon ile yerine getirileceği tahmini yapıldı. İşini kaybedenlerin sayısının dünya genelinde 400 milyon kişi olmasının gerçekçi olduğu belirtildi.

Türkiye'de ise otomasyona geçiş oranı ortalama yüzde 16.3 olarak öngörüldü. Bu durumda, önümüzdeki 13 yıl içinde Türkiye'de yaklaşık 5 milyon kişinin becerilerini veya mesleklerini değiştirmedikçe iş bulma sorunu yaşayacağı varsayıldı.


OFİS ÇALIŞANI BİTECEK


Gelişmiş ülkelerde ofis çalışanlarının en çok işini kaybetme riski taşıyan grup olduğu belirtilirken, gelişmekte olan ülkelerde ise bu kategoride çalışan sayısının artmayı sürdürebileceği ifade edildi. Teknoloji uzmanlarına ve özel olarak yazılımcılara talebin bütün dünyada artacağı belirtilirken, makine operatörlüğü ve fast-food restoranı işçiliği küresel çapta düşüşe geçecek meslek grupları sayıldı.

Bakıcılık ve bahçıvanlık gözde meslek olacak

Birçok ülkede nüfusun yaşlanmasına paralel olarak, ileri yaştakilere bakıcılık yapacak kişilerin ve bahçıvanlık gibi mesleklerdekilerin sayısının artacağı ileri sürüldü. MGI ortaklarından Michael Chui, “Zaman içinde hepimiz değişmek ve yeni şeyler yapmayı öğrenmek zorunda kalacağız” dedi.
46 ülkedeki 800 mesleğin değerlendirilmesiyle hazırlanan raporda hükümetlere, iş dünyasına ve çalışanlara; yaşam boyu kariyer geliştirme eğitimlerine önem vermeleri, eğitim sistemlerini 21. yüzyıla uyumlu hale getirmeleri, ücretleri insanca yaşam seviyesine çekmeleri, işgücü verilerinin toplanması yöntemlerini geliştirmeleri tavsiye edildi.

ALINTI KAYNAK: http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/turkiyede-5-milyon-kisinin-isi-tehlikede-2114591/

Nemrut Dağı'na mevsimin ilk karı düştü

Nemrut Dağı'na mevsimin ilk karı düştü


"Güneşin doğuşunun ve batışının en güzel izlendiği yer" 
olarak bilinen Adıyaman'daki Nemrut Dağı, karın yağmasıyla beyaza büründü

ADIYAMAN

Adıyaman'ın Kahta ilçesinde bulunan, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki Nemrut Dağı'na mevsimin ilk karı yağdı.
Milli Park Alanı olarak korumaya alınan ve eşsiz heykellerin yanı sıra 2 bin 150 metre yüksekliğiyle, "güneşin doğuşunun ve batışının en güzel izlendiği yer" olarak bilinen Nemrut Dağı'na kışın ilk karı düştü.


Yolların henüz ulaşılır olduğunu duyan ziyaretçiler, yaklaşık 4 kilometre yürüdükten sonra zirveye ulaştı.

Nemrut'un zirvesindeki heykelleri beyazlar içerisinde gören yerli ve yabancı turistler, yorgunluklarını çektikleri fotoğraflarla unuttu.
Slovakya'da bir taşıma şirketinde müdür olarak çalışan ve tarihi yerleri gezmekten mutluluk duyduğunu dile getiren Tomas Benedik, AA muhabirine, Nemrut Dağı'na çıkmak için yaklaşık iki saat karda yürümek zorunda kaldığını anlattı. Benedik, "Bu manzarayı gördüğümde tüm yorgunluğum gitti. Bu tarihi güzelliği görmek için gerekirse yüzlerce kilometre yürüyebilirim." dedi.


İzmir'den Nemrut Dağı'na sadece fotoğraf çekmek için geldiğini belirten üniversite öğrencisi Hakan Polat ise defalarca buraya geldiğini ve asla bıkmadığını söyledi. Polat, kar altındaki Nemrut'un gizemli bir güzelliği olduğunu ifade etti.

Öte yandan Nemrut Dağı Milli Parklar Müdürlüğü çalışanı Bilal Mente, bu yıl Nemrut Dağı'na yerli ve yabancı 60 bini aşkın ziyaretçi geldiğini belirterek, "Hala gelmeye devam ediyorlar." diye konuştu.
Muhabir: İsmail Kaya 

Alıntı kaynak: http://aa.com.tr/tr/yasam/nemrut-dagina-mevsimin-ilk-kari-dustu/988065 


Yıl 2016: İtalya'da Döner Yasağı Büyüyor, Türkler Tepkili - Floransa'da restoranların yüzde 70'inin yerel olma şartı

İtalya'da Döner Yasağı Büyüyor, Türkler Tepkili


İtalya'nın tarihi kenti Floransa'da "kentin kimliğini ve yemek kalitesini korumak" için restoranların yüzde 70'inin yerel olma şartı geldi. Kebabın da yasaklanmasına Türk restorancılar tepkili.

 Günaydın et lokantalarının kurucusu Cüneyt Asan İtalya'nın mutfak kültüründe oldukça tutucu olduğunu belirtirken, "Floransa'da alınan kararın bir benzeri daha önce Fransa'da da alındı. İtalyanlar mutfaklarına karşı çok tutucudurlar. Dışarıdan gelen bir gıda ürününü bile kullanmak istemezler" diye konuştu.

'FAŞİZM YENİDEN HORTLAMAYA BAŞLADI'

Gaziantep'in UNESCO'nun mutfak listesine tek başına bir kent olarak girmesinin ardından batıda Türk mutfağına karşı yoğun bir katı tutum içine girildiğini belirten Asan, "Verona, Floransa gibi şehirler tek başlarına bir mutfağa sahip değiller. İtalya'da yeniden faşizm hortlamaya başladı. Türk mutfağı dünyanın en lezzetli mutfağı bunun önüne geçmek istiyorlar" ifadelerini kullandı. Asan son günlerde Türkiye'de yaşanan politik gelişmelerin de İtalyanların bu kararından rol oynadığını belirtti.

BİNGÖL: İTALYANLAR HAKLI

Tüm Restoranlar, Lokantalar ve Tedarikçiler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl ise İtalyan yetkililerin aldıkları bu kararda kendi içlerinde haklı olduklarını belirtti.
Bingöl hurriyet.com.tr'ye yaptığı açıklamada İtalyanların aldığı kararın kendileri açısından doğru olduğunu ifade etti. Bingöl, "Biz de kendi mutfağımızı korumalıyız. Şu anda 'steak' kültürü kebabı geçiyor. Kendi kültürümüzü kaybediyoruz. Onlar nasıl koruyorlarsa bizim de benzer bir yol izlememiz gerekiyor. Fakat bizim de Avrupa'da kaliteli gıda satmamız gerekiyor" açıklamasında bulundu.
Gerçek Türk döneri ve kebabının Avrupa'da satılması gerektiğini açıklayan Bingöl, "Etnik mutfakların yok edilmemesi gerekiyor. İtalyanlar bu kararı alırken sağlıklı uygulamalılar. Bizim oradaki lokantalarımız aynı zamanda bir elçilik gibi çalışıyor" ifadelerini kullandı.

'İŞİMİZİ GELİŞTİRMELİYİZ'

Hollanda'da 10 tane Türk restoranını işleten Meram Lokantaları'nın sahibi Erdoğan İnce ise Türk mutfağının Avrupa'daki kalitesinin artırılması görüşünde. İnce, "Sözde Türk döneri ve kebabı yaptığını söylüyor bazı işletmeler ama aslına uygun yapmıyor bazı işletmeler. İşin bu yönünün geliştirilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

'DİK DURMALIYIZ'

Bünyesinde Kasap Döner, Köylü Güzeli ve İki Satır gibi hem Türkiye hem de yurtdışında yatırımları bulunan Global Restoran Yatırımları A.Ş Genel Müdürü Bahar Özürün, konuyla ilgili olarak şöyle konuştu:
"Yurtdışında dönere bakışa farklılaştı. Bir önyargı oluştu. Özellikle terör saldırılarından sonra Paris'te de yasaklama gündeme gelmişti. Döner yurtdışında kıymadan yapılıyor. Düşük fiyatlı olmasından dolayı, endişeler artıyor. Bozuk et skandalı da patlamıştı. Bu vakalar Türklerden değil Pakistanlılar tarafından yapılan dönerlerde ortaya çıktı. Eti çok kullanan bir sektör olduğundan, kaçak etçilere bu alana yöneliyor. Yurtdışında dönere bakışta kötüye giden var. Avrupa genelinde 1000'e yakın mağazası olan şirketler var. Döner yediğinizde, tüketicini gözünün önde, gerçekten de lezzetli ve de kabul edilebilir fiyatlarla protein yiyorsunuz. Bu yüzden dönerin çok daha iyi bir yerde olması gerekiyor hem Türkiye'de hem de yurtdışında. Bu bakış açısı değişmeli. Dik durmalıyız. Şu anda mevcut bir döner zincirimiz yok. Bu yüzden de kaliteli algısı yaratmıyor. Döneri Avrupa ya taşıyan biziz. Bu algıyı değiştiririz. Almanya'da Türk Dönercileri Derneği ATDİD var. Onlar da orada birlik oluşturmaya çalışıyor. Almanya'da döner fabrikalarında maaşlı denetmenler çalışıyor. Diğer ülkelerde varsa da denetimsizlikten kaynaklanmıştır." 

(Kaynak:Hürriyet)

Aslında döner mi yasaklanıyor?



Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisi, bir süredir devam eden döner tartışmasının, aslında Almanya’nın gıda güvenliğine ilişkin yasalarındaki minik bir boşluğu kapatmaya çalışmasından çıktığını ve birçok üründe kullanılan fosfatın sadece dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının zararlı olması nedeniyle yasaklanmak istendiğini yazdı.

Basına yansıyan haberlerde Avrupa Birliği’nin döneri yasaklamak istediği belirtilse de, Spiegel'deki habere göre, Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA, sadece dönerde değil birçok et çeşidinde, Almanya’da çok fazla tüketilen “bratwurst” gibi sosis ürünlerinde, kurabiyelerde, kolada ve balık konservelerinde de kullanılmakta olan fosfatın sağlığa zararlı olabileceği uyarısı yapıyor.


EFSA'nın fosfatı yasaklama girişimine olumsuz tepki veren Avrupa Parlamento üyesi Renate Sommer, Twitter hesabından EFSA’ya tepki gösterdiği paylaşımında, “EFSA günde 4200 gram fosfatı sağlıklı olarak değerlendiriyor. Bir porsiyon dönerde ise sadece 134 mg. fosfat bulunuyor. Yani karşılaştırma yapılacak olursa, döner yiyen kişilerin bir yılda aldığı fosfatı 1.5 litre koladan alabiliyorsunuz. Fosfatın yasaklanması 10.5 milyon euro hacimli ve 110 bin kişinin istihdam edildiği döner sektörünü tamamen durdurur” diye yazdı.



EFSA'nın fosfatı yasaklama talebi yakın bir geçmişte yapılmış olan, fosfatın çiğ et ürünleri ve dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının kalp, böbrek ve dolaşım sistemine zararlı olabileceği sonucu alınmış bir araştırmaya dayandırılıyor. Yani Spiegel'e göre döner yasadan etkilenecek gıdalardan sadece bir tanesi.

EFSA fosfatla ilgili araştırmalarına devam ediyor ve konuya ilişkin sonuçlarını ve kararını 2018 sonunda açıklayacak.


Sosyal Demokrat Parti’nin Avrupa Parlamentosu temsilcisi Suzanne Melior 2018 sonuna kadar 110 bin insanın çalıştığı döner işlerinde bir sorun olmayacağını vurgulayarak “Kimse o zamana kadar hiçbir değişiklik yapmayacak ve kimse "Döner"inden ya da "Gyros"undan vazgeçmek zorunda değil” dedi.



Alıntı kaynak: http://odatv.com/aslinda-doner-mi-yasaklaniyor-0112171200.html

Almanya'da Türk kültür / mutfağının marka gıda ürününe yasak mı geliyor?


Türkiye'den döner resti - Döner yasaklanıyor mu?

İşte uluslararası krizi neden olabilecek o sıcak gelişme ve krize neden olan gerekçeler:
Brüksel’de toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) Gıda Komitesi, hazır döner ve başka dondurulmuş ürünlerde gıda katkı maddesi olarak kullanılan fosfatın yasaklanmasına ilişkin teklifi görüştü. Bazı AP üyeleri, fosfatın kalp sağlığına zararlı olduğu gerekçesiyle döner ve kebaplarda kullanımının yasaklanmasını istedi. Yapılan oylamada düzenleme 22’ye karşı 32 oyla kabul edildi, ancak teklifin yasalaşabilmesi için AP Genel Kurulu’nda da oylanması gerekiyor. Oylama, Strazburg’da 11-14 Aralık tarihlerinde yapılacak.

Gazete Habertürk'ten Esra Nehir'in haberine göre Avrupa’da dondurulmuş hazır dönerde kullanılan katkı maddesi fosfatın yasaklanması girişiminin ardından, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, ‘fosfatın belli oranda kullanılmasının risk oluşturmadığını’ ifade etti. “Katkı maddelerine yönelik bilimsel çalışmalarda insan sağlığına risk tespit edilmesi durumunda, gerekli mevzuat değişikliği yapılmakta ve önlem alınmaktadır” denildi. AB’nin yasaklaması halinde, Türkiye’de de mevzuatın değiştirileceğini belirten yetkililer, “Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Komisyonu’nun ilgili çalışmaları bakanlığımızca takip edilmekte. Gelişmelere göre gerekli adımlar atılacak” diye konuştu.

‘İHTİYATLI YAKLAŞMALI’

Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet Saltık’a göreyse fosfatın iddia edildiği gibi kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri artırdığını net bir şekilde söylemek zor. AB ve ABD’deki araştırmalarda iki yönde bulgular olduğuna dikkat çeken Saltık, “Ticari kaygılarla endüstrinin de yaptırdığı araştırmalar var. Bekleyen et kuruyor, suyu çekiliyor, rengi, görünümü bozuluyor, satışı olanaksız hale geliyor” dedi. “Fosfat düzeyini artırdığınızda dokularda tutulan su oranı artıyor, et fiyatına su satıyorsunuz. Ahlaki açıdan bu boyutu sorunlu. Olumsuz bulguların olduğu yerde ihtiyatta fayda var. 50 bin kadar gıda üretim birimine sahip Türkiye’ye yakışan, katkı maddelerine ilişkin tebliğini ihtiyatlılık ilkesini elden bırakmadan, sanayinin kaygıları göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirmek.”

‘KOLADA DAHA ÇOK’

Gıda mühendisleri, fosfatın katkı maddesi olarak konserveden pastaya, dondurulmuş et ürününden kolaya kadar pek çok gıdada kullanıldığını belirtiyor. Örneğin kolada çok daha yüksek oranda fosfat bulunduğunu kaydeden gıda mühendisleri, AB’de başlayan tartışmanın önyargı içerdiğini savunuyor.

‘FİREYİ ENGELLEMEK İÇİN SOYA KULLANAN DA VAR’

Dönerciler, dönerde katkı maddesi bulunmaması gerektiğini belirtti. Döner ustası İdris Aksoy, “Döneri yoğurt, süt, zeytinyağı, tuz ve karabiber ile terbiye ederek yapıyoruz, bir de kuyruk yağı ekliyoruz. Dönere türlü türlü katkı maddesi koyanlara da şahit oldum. Bir ara, etin fire vermesini azaltmak için Çin’den soya tozu getirip ekliyorlardı. Döneri ocağa koyduğumuz zaman et yüzde 50’ye kadar fire verebiliyor, eriyor, çekiliyor. Bunu engellemek için soya kullananlar olabiliyor” dedi.
Dönerin yükselişi, 5 Kasım Pazar günü HT Pazar’a kapak olmuştu. Yazıda Le Monde muhabiri Jerome Porier durumu çarpıcı biçimde ifade ediyordu: “Annebabamın kuşağı Coca-Cola ve rock’n’roll’u keşfetti. Benim kuşağım tekno ve McDonald’s ile büyüdü. Bizimkilerse RnB ve döner çocukları.”

TÜRK DÖNERCİLER AB’YE TEPKİLİ

Avrupa’da döner üretiminde kullanılan katkı maddesi fosfatın yasaklanması talebine, Türk dönerciler tepki gösterdi. Almanya’nın başkenti Berlin’de döner üreten bir şirketin sahibi olan Remzi Kaplan, dondurulmuş dönerde katkı maddesi olarak kullanılan fosfatın yasaklanması girişimine ilişkin, “Bu, dönere yönelik bir kasıttır. Fosfat olmadan da döner yaparız. Biz baharatların kendi içindeki fosfatın dışında fosfat kullanmıyoruz” dedi. Avrupa’da, dönerdeki fosfat meselesinin her 6 ayda bir Gündeme getirildiğini belirten Kaplan, “Sadece gündem yaratıyorlar” diye konuştu. Berlin’de faaliyet gösteren başka bir döner firmasının sahibi olan HASAN Babur da konunun 2 yıldır konuşulduğuna dikkat çekerek, döner sektöründe fosfatın az miktarlarda kullanıldığını söyledi. Babur, ürettikleri ürünlerin sürekli laboratuvarlardan geçtiğini, şimdiye kadar bir sorun yaşamadıklarını kaydetti.

AVRUPA’DA 110 BİN KİŞİ DÖNERDEN EKMEK YİYOR

Avrupa Parlamentosu üyesi Renate Sommer, Avrupa’da döner sektöründe 110 bin kişinin çalıştığını ve sektörün yıllık cirosunun 10.5 milyar Euro’ya ulaştığını ifade etti. Sommer, Twitter hesabından EFSA’ya tepki gösterdiği paylaşımında, “EFSA günde 4200 gram fosfatı sağlıklı olarak değerlendiriyor. Bir porsiyon dönerde sadece 134 miligram fosfat bulunuyor. Döner yiyenlerin 1 yılda aldığı fosfatı 1.5 litre koladan alabiliyorsunuz. Fosfatın yasaklanması döner sektörünü durdurur” ifadesini kullandı.

‘DÖNER ALMANYA’DA FAST FOOD’U BİTİRDİ’

Almanya’da, dönerdeki fosfat tartışmasının Sosyal Demokrat Parti ile Hıristiyan Demokratları bile karşı karşıya getirdiğini söyleyen ve Berlin’de döner restoranları bulunan Doğan Aydın, “Bu tartışmanın asıl hedefi döner satışını düşürmek olabilir. Gerçek şu ki döner Almanya’daki bütün fast food ve diğer mutfakları bitirdi. Büyük ve önemli bir fark attı. Ayrıca fosfat sadece Türk mutfağı ürünü olan dönerde yok ki! Almanya’daki Çin ve Hint mutfağındaki etlerde de var ama o mutfaklarla ilgili bir tartışma yok. Fosfatı pasta yapımında kullanan yerler var. Dönerin bu kadar öne sürülmesi yanlış. Fosfat kullanımına ilişkin düzenleme de olabilir, bunu anlarız. Ancak tartışma dönerin diğer mutfaklara açık ara fark atmasından kaynaklanıyor” bilgisini verdi.

SPİEGEL: AB FOSFATI YASAKLAMAK İSTİYOR

Almanya’da yayımlanan Der Spiegel Dergisi ise Almanya’da birçok üründe bulunan fosfatın dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının zararlı olması nedeniyle yasaklanmak istendiğini iddia etti. Haberde, Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), sadece dönerde değil birçok et çeşidinde, ‘bratwurst’ gibi sosis ürünlerinde, kurabiyelerde, kolada ve balık konservelerinde de kullanılan fosfatın sağlığa zararlı olabileceği uyarısı yaptığına değinildi.

EFSA’nın fosfat uyarısı, bu maddenin çiğ et ve dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının kalp, böbrek ve dolaşım sistemine zararlı olabileceğine yönelik araştırmalara dayandırılıyor. Spiegel’e göre, döner yasadan etkilenecek gıdalardan sadece biri. EFSA fosfatla ilgili araştırmalara devam ediyor. Sonuçlar ve EFSA’nın kararı 2018 sonunda açıklanacak.

Alıntı kaynak: https://www.a24.com.tr/turkiyeden-doner-resti---doner-yasaklaniyor-mu-haberi-40111615h.html?h=11



Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisi, bir süredir devam eden döner tartışmasının, aslında Almanya’nın gıda güvenliğine ilişkin yasalarındaki minik bir boşluğu kapatmaya çalışmasından çıktığını ve birçok üründe kullanılan fosfatın sadece dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının zararlı olması nedeniyle yasaklanmak istendiğini yazdı.

Basına yansıyan haberlerde Avrupa Birliği’nin döneri yasaklamak istediği belirtilse de, Spiegel'deki habere göre, Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA, sadece dönerde değil birçok et çeşidinde, Almanya’da çok fazla tüketilen “bratwurst” gibi sosis ürünlerinde, kurabiyelerde, kolada ve balık konservelerinde de kullanılmakta olan fosfatın sağlığa zararlı olabileceği uyarısı yapıyor.

EFSA'nın fosfatı yasaklama girişimine olumsuz tepki veren Avrupa Parlamento üyesi Renate Sommer, Twitter hesabından EFSA’ya tepki gösterdiği paylaşımında, “EFSA günde 4200 gram fosfatı sağlıklı olarak değerlendiriyor. Bir porsiyon dönerde ise sadece 134 mg. fosfat bulunuyor. Yani karşılaştırma yapılacak olursa, döner yiyen kişilerin bir yılda aldığı fosfatı 1.5 litre koladan alabiliyorsunuz. Fosfatın yasaklanması 10.5 milyon euro hacimli ve 110 bin kişinin istihdam edildiği döner sektörünü tamamen durdurur” diye yazdı.

EFSA'nın fosfatı yasaklama talebi yakın bir geçmişte yapılmış olan, fosfatın çiğ et ürünleri ve dondurulmuş ürünlerde kullanılmasının kalp, böbrek ve dolaşım sistemine zararlı olabileceği sonucu alınmış bir araştırmaya dayandırılıyor. Yani Spiegel'e göre döner yasadan etkilenecek gıdalardan sadece bir tanesi.

EFSA fosfatla ilgili araştırmalarına devam ediyor ve konuya ilişkin sonuçlarını ve kararını 2018 sonunda açıklayacak.
Alıntı kaynak: Dosya Haber



Türk Telekom'dan İlk Yerli ve Milli Klavye ve Emojiler 'Tambu'

Dünya genelinde günde 6 milyar emojinin paylaşıldığı mesajlaşma platformlarında Türk kullanıcılar için özel emoji klavyesi geliştirildi. En çok 'nazar boncuğu' ikonunun kullanıldığı uygulamada; 'simit', 'sucuklu yumurta', 'çeyrek altın', 'çay', 'Türk kahvesi' ve 'baba figürü' gibi 450'yi aşkın ikon yer alıyor.
Sosyal paylaşım ağlarında mesajlaşma amacıyla oluşturulan platformlarda farklı tepkileri ifade etmek için kullanılan emojilere (sanalda kişinin ifade yansıtması) bir yenisi daha eklendi.

Türk Telekom'dan İlk Yerli ve Milli Klavye ve Emojiler 'Tambu'

Türk Telekom'dan ilk yerli ve milli klavye ve emojiler 'TAMBU'İSTANBUL - Türk Telekom, Türk kültürünü yansıtan ve bu doğrultuda emojiler içeren ilk yerli ve milli klavyeyi tasarladı.


Türk Telekom'dan ilk yerli ve milli klavye ve emojiler 'TAMBU'

İSTANBUL - Türk Telekom, Türk kültürünü yansıtan ve bu doğrultuda emojiler içeren ilk yerli ve milli klavyeyi tasarladı. TAMBU adı verilen bir klavye kullanıma sunuldu.
Türk Telekom, Türk kültürünü yansıtan ve bu doğrultuda emojiler içeren ilk yerli ve milli klavyeyi tasarladı. TAMBU adı verilen bir klavye kullanıma sunuldu.


Türk Telekom, yerli ve milli teknoloji geliştirme vizyonundan hareketle hayata geçirdiği platform özellikli dijital klavyesi TAMBU ile bilişim sektöründe yeni bir sayfa açtı.
'Öğrenen sistemi' ile yapay zekanın kapılarını aralayan 'ilk yerli dijital platform' TAMBU ile kullanıcılar hem hızlanacak hem de incelikle düşünülmüş Türkiye'ye özgü hareketli çıkartmalar ve eğlenceli GIF'lerle yazışmalarını renklendirebilecek.


TAMBU'da 'Etekleri zil çalmak' deyiminden 'nazar değmesin' duasına, 'terlik fırlatan anne'den 'eyvallah' ifadesine kadar Türk kültürüne ait dilek ve duyguları yansıtan çok sayıda hareketli çıkartma ve emoji bulunacak.



TAMBU, üzerine yerleştirilen araç çubuğu özelliğiyle klavyeden ayrılmadan hareketli çıkartma ve GIF gönderimi, 100 farklı dilde çeviri, atasözü, deyim ve sözlüklere ulaşım, konum paylaşımı, 'konuş yazsın', kişiselleştirilebilir arka plan ve temalar, öğrenen klavye ve kişisel sözlük gibi özelliklerle pek çok dijital mobil uygulamayı bir arada sunacak.

İsmi 'aradığımız tam da bu' mottosundan yola çıkarak belirlenen TAMBU, Türkçe ve milli bir mobil uygulama kullanmak isteyen herkes için coğrafya ve operatör bağımsız olarak sunulacak.


FUTBOL MAÇLARINDAN GIF PAYLAŞIMI

TAMBU'daki Türkiye'ye özgü görseller arasında simitten çaya, sazdan darbukaya, dantelli televizyondan mavi klasik minibüslere ve nazar boncuğuna kadar birçok eğlenceli içerik yer alacak.
Kullanıcılar, karşısındakine 'Eyvallah', 'Etekleri zil çaldı', ya da 'Batsın bu dünya' demek istediğinde, TAMBU'da bunlar için özel olarak tasarlanan bir hareketli çıkartmayı gönderebilecek.
TAMBU'da yaşadıkları şehre özel içerikler de bulabilecek olan kullanıcılar, Tivibuspor'daki maçlardaki golleri ve önemli pozisyonları da gerçek zamanlı olarak GIF formunda paylaşabilecek.
Türkiye'nin popüler spor kulüplerine ait öğeler de yine TAMBU ile birlikte gelen görsel özellikler arasında yer bulacak.

SÜREKLİ YENİLENECEK 

'Öğrenen sistemi' ile yapay zekaya doğru giden yolda önemli bir adım olarak yükselen TAMBU, Türkiye'de yerli dijital platform segmentinde ilk ve tek uygulama olarak da öne çıkıyor.
Yaşayan ve her gün gelişen açık bir ekosistem şeklinde konumlandırılan TAMBU'nun yetenekleri de geliştiriciler tarafından sürekli olarak artırılmaya uygun olacak.
Dünyanın her yerinde, herhangi bir operatör müşterisi tarafından da kullanılabilecek olan TAMBU, Türkçeye özel yazı tamamlama ve düzeltme özelliği ve F klavye seçeneği ile kullanıcılara rahat ve hızlı yazma imkanı sunarken, pratik bir şekilde sesle Türkçe yazabilme özelliğine de sahip olacak.



'TAMBU FARK YARATACAK'

Türk Telekom Dijital Servisler Başkanı Ramazan Demir, TAMBU'nun tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, zengin içeriğiyle kullanıcılarına hem eğlenceli hem de interaktif zaman sağlayan TAMBU'nun tüm iOS ve Android cihazlardan ücretsiz olarak indirilebildiğini belirtti.

İlk yerli platform TAMBU'da sadece eğlenceli içerikler bulunmadığını vurgulayan Demir, "TAMBU tüm ekosisteme fayda katacak ve fark yaratacak. Farklı sektörlere, markalara açık, ülke ekonomisine değer yaratacak ve yerelliğe odaklı akıllı bir platform. Örneğin, ileride markalar müşterileriyle bu platform üzerinden iletişime geçebilecek." dedi.
Demir, TAMBU'nun en önemli özelliklerinden birinin de 'öğrenen bir sistem' şeklinde kurulması olduğunu, bu sayede geliştiriciler ve Ar-Ge ekipleri açısından da büyük fırsatlara açık bulunduğunu bildirdi. 

TAMBU'nun kullanıcı alışkanlıklarını öğrendikçe kendisini o yönde daha fazla adapte ettiğini, kullanımının da aynı şekilde hızlandığını ve kolaylaştığını anlatan Demir, şunları söyledi: 
"Biz TAMBU'yu, tüm bu özellikleriyle Türkiye'ye değer katacak, uluslararası normlarda, bağımsız ve güçlü bir platform olarak konumlandırıyoruz. TAMBU'nun bu önemli özellikleri artırması, uzun yıllar global bir ürün olarak piyasada varlığını sürdürmesi, kullanıcıları hem performans hem de içerik anlamında mutlu etmesi, gelecekte dijital uygulama standartları arasında gösterilmesi ve global bir değer olarak ülkemizi gururlandırması şu an için öncelikli hedeflerimiz arasında. Bu nedenle, biz bu projeyi Türkiye sınırlarının dışına çıkarıp, yurt dışına da ihraç etmeyi planlıyoruz."

PLATFORMDAN ÇIKMADAN ALIŞVERİŞ YAPILABİLECEK

Ramazan Demir, TAMBU'nun bir klavyeden öte Türk insanının, içinden çıkmadan birkaç dokunuşla pek çok ihtiyacını karşılayabileceği bir platform olduğuna dikkati çekerek, "Milli içeriklerin yanı sıra, konuşmayı yazıya döken, anlık kolay çeviri özelliği olan, lokasyon bazlı algoritmalarıyla bulunduğunuz noktada aradığınız mekan ve ürünlere hızlıca ulaşmanızı sağlayacak, hatta yine bu platformdan ayrılmadan alışverişe de imkan verecek kocaman bir dünya yarattık." ifadelerini kullandı.
Demir, "Mesela, bir yakınınızın bebeği olmuş ve 'Aynı babası, burnundan düşmüş' demek istiyorsunuz. Bunun için TAMBU'da bıyıklı babasının burnundan düşen bıyıklı minik bebeği paylaşabilirsiniz" dedi.

Ramazan Demir, TAMBU'yu geleceğin dijital platform vizyonunun bir örneği olarak gördüklerini ve tüm dünyadaki telekom operatörleri arasında bir ilki gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti: 
"TAMBU'nun tasarım ve geliştirilme sürecinde farklı bir vizyon söz konusu. Klavyeler gelecekte, sadece mesajlaşma aracı olmaktan çıkarak, bir dosyayı buluttan paylaşabilecek, fotoğraf gönderimi yapabilecek, kısacası günlük temel işler için birçok ana geçit işlevi edinecek. Tıpkı tarayıcılar gibi mesajlaşma uygulamasındaki rekabet de klavye ekosisteminde yeni bir yatırım dalgasını beraberinde getiriyor.

Bu yatırımın temel nedenlerinden biri de bu tarz ürünlerin stratejik olarak işletim sistemlerinin de ötesinde işlevler üstlenmesi. TAMBU, herkese açık bir ürün. Hedef kitle potansiyeli bu anlamda uluslararası pazarı da dahil ettiğimizde bir hayli yüksek. Bu platform, e-ticaret alanında farklı iş ve gelir modelleri için de iyi bir araç olma potansiyeli barındırıyor. Bu akıllı platform, ekonomik anlamda birçok iş birliği ve kazanç modeline açık ve dolayısıyla önümüzdeki dönemde küçük şirketlerin de katma değer yaratabileceği bir yapıda."

Alıntı kaynak: https://www.haberler.com/turk-telekom-dan-ilk-yerli-ve-milli-klavye-ve-10270772-haberi/



Türk kullanıcılarının eğlenceli emojileri

Sürekli yenilenen mesajlaşma şekillerinden biri olan emojilerle mesajlaşmada Türk kullanıcılara özel emojiler geliştirildi.


Günlük emoji paylaşımının dünya genelinde 6 milyara ulaşmasının ardından, azımsanamayacak sayıdaki Türk kullanıcılara özel olarak emoji klavyesi yapıldı. Yeni klavyede Türklere özel olduğu tüm dünya tarafından bilinen eğlenceli bir çok simge bulunuyor. Yeni klavyede sucuklu yumurtadan çeyrek altına, simitten türk kahvesine kadar farklı 10 kategorinin bulunduğu 450'nin üzerinde ikon bulunuyor. 

Sosyal medya ağları üzerinden mesajlaşma amacıyla insanların simgeler üzerinden ifade paylaşımı için kullanılan emojilerde farklı tepkiler için farklı emojiler geliştirildi.

Amerika'nın Los Angeles kentinde yaptığı çalışmalar sonucunda Türkiye'nin ilk yerli emoji klavyesini geliştiren Deniz Hotamışlıgil, böyle bir çalışmaya neden başladığını da anlattı. 31 yaşındaki girişimci, günlük 6 milyar emoji kullanıldığını ve varolan simgelerle Türklerin kendini ifade etmekte zorlandığı için böyle bir fikrin ortaya çıktığnı söyledi. 

Yeni emoji klavyesinin tasarımlarını, çizgilerini kendisinin hazırladığını söyleyen Hotamışlıgil, yazılım teknolojisi için de yarısı Amerikalılardan oluşan bir ekip çalışması sonucunda yapıldığını belirtti.

Türk yazılıcımlara da bir çağrıda bulunan Deniz Hotamışlıgil, mizah ve teknoloji anlamında destek verebilecek vatandaşlarımıza kapılarının açık olduğunu ve iletişim halinde olmak istediğini vurguladı.

Türkiye'de geniş bir emoji pazarı bulunduğunu ve ihtiyaçtan doğan Türk klavyesinin yapımından önce çeşitli araştırmalar ve anketlerle hazırladıklarını anlatan Hotamışlıgil, emojileri yayınladıkları son ana kadar yeni eklemeler yapmayı ihmal etmediklerinin de altını çizdi.

En çok nazar boncuğu kullanılıyor

En çok ilgi gören ikonların başında nazar boncuğu simgesinin geldiğini söyleyen girişimci, Sultanahmet Camisi, baba, anne, gelin, damat, sünnetli çocuk, polis, asker, cezve, kazma, arkasından su dökmek, darbuka, çay, bıyıklı, gülen ve şaşırmış adam, vapur, simit, sucuklu yumurta ve gol ikonlarının da çok kullanıldığını açıkladı.

Hotamışlıgil, ikonların bulunduğu bölümlerde, kendi ikonunu yarat kısmı ile emoji tasarlama bölümü de açtıklarını belirtti. Gelişen ve sürekli değişen çağımızda hızın öneminden yola çıkılarak hazırlanan emojilerde duyguların çabucak anlatılmasını da amaçladıklarını söyledi.

ÖZEL İÇERİK - EMİNE ŞEN
Alıntı kaynak: http://www.medyahaber.com/medya/turk-kullanicilarinin-eglenceli-emojileri-h11843.html

Osmanlı emoji :)

20171201

Dünyada Türk genleri dolaşyor.


AMERİKA, AVRUPA, ASYA DNA OLARAK TÜRK !!!!!!!!!!

* Amerikan yerlileri, tüm Avrupa ve Asya DNA olarak Türk.
DNA testleri, dil, kültür, halk oyunları, tamgalar, kurganlar, yazıtlar, Türk kelimesinin 500'den fazla çeşit türemişi dahil tüm kanıtlar bunu gösteriyor, National Geographic bile, Dna testi yaptıran Çinliler bile bunu itiraf ediyor.



Alıntı Kaynak: Sosyal Medya

Türk, Kurtuluş Savaşı şehidi Gördesli Makbule...

Tarih Sayfaları @TarihSayfalarim

20 yaşında düşman kurşunuyla şehit düşen Milli Mücadele kahramanı Gördesli Makbule.

Türk, Kurtuluş Savaşı şehidi Gördesli Makbule... 

Gördesli Makbule kimdir?

Gördesli Makbule, Manisa'nın Gördes ilçesinde 1902 yılında doğdu. Ailesi kalabalıktı, küçük bir çiftlikleri ve tarım arazileri vardı. Makbule, küçük yaşlarda ata binmeyi ve silah kullanmayı öğrendi. 12 yaşındayken babası Abdullah Efendi'yi kaybetti. Ağabeylerinin himayesi altında büyüyen Makbule, 1920'de Ustrumcalı Halil Efe ile evlendi. Daha sonra kocasıyla birlikte akıncı olup dağlara çıktı.

Yunan ordusunun 15 Mayıs 1919'de İzmir'i işgal ederek Batı Anadolu'ya doğru ilerlemesi üzerine eşiyle birlikte Kuvayi Milliye emrinde çete savaşlarına katıldı. Bu dönemde Yunan kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi.

İbrahim Ethem Bey, Makbule Hanım'ı şöyle anlatmıştır: ''Kendisi siyah pantolon, ceket ve uzun bir manto giyer, ayağında daima çizme ve başında da siyah başlık ve daima örtülü olup, yalnız gözleri meydanda bulunurdu. Kısa bir Japon filintası taşır ve düşmandan itinam olunmuş güzel bir doru ata biner ve daima müfrezenin dümdarı (artçısı) olarak kalırdı''

Makbule Hanım 17 Mart 1922'de Akhisar-Sungurlu sınırı üzerinde bulunan Kocayayla'da Yunanlılarla girdiği bir çarpışmada başından vurularak şehit oldu. Şehit düştüğünde 21 yaşındaydı.
Makbule Hanım'ın hatırasını yaşatmak için Türkiye genelinde birçok yere adı verilmiştir. İbrahim Ethem Bey, Makbule Hanım'ın cenazesinde şunları söylemiştir: ''22 yaşında olan genç Gördes kızımın gür ve kumral saçları başından ileri yere uzanmış, zalimi düşman kurşununun akıttığı beyni bu uzun saçlar üzerine bir nur gibi akmış, hayat doymak değil, hayatın zevkini henüz tatmaya başlamış ve görmüş, gözleri yarı açık, süzgün ve ağlar bir vaziyette...''

Alıntı kaynak:  https://www.timeturk.com/gordesli-makbule/biyografi-784811

Liseli Elif Bilgin kendi çabalarıyla muz kabuklarından plastik üretmeyi başardı

En Çok Okunanlardan...