Blog Listem

20220330

Adana’daki Portakal Çiçeği Festivali’ne 700 bin kişi katıldı

Adana Valisi Elban, yaptığı yazılı açıklamada, 23-27 Mart'ta 10'uncu kez düzenlenen Uluslararası Adana Portakal Çiçeği Karnavalı'nda her sene olduğu gibi bu yıl da renkli görüntüler oluştuğunu belirtti.

Karnavalın huzur ve esenlik içinde tamamlanmış olmasından memnuniyet duyduğunu vurgulayan Vali Elban, etkinliklerde emeği geçenlere teşekkür etti.

Elban, Adana'nın festival konusunda Türkiye'nin önde gelen illerinden olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:

"Kentimiz hem Lezzet Festivali hem Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı hem de diğer organizasyonlarla adından sıkça söz ettiriyor. Tarzı, duruşu, olaylara ve durumlara bakış açısıyla her zaman ülkemizde fark yaratan Adana'mızda düzenlediğimiz bu organizasyonlarla da fark yaratıyoruz. Bu etkinliklerin layıkıyla yapılmasında en büyük pay hiç kuşkusuz Adanalı hemşehrilerimizindir. Yıllardan beri düzenlenen ve Adana ile adeta simgeleşen bu etkinliklerimizde bırakın herhangi bir asayiş olayını en küçücük nahoş bir hadise dahi yaşanmamıştır. Bu durum, festivalimizin herkesçe ne denli sahiplenildiğinin bir göstergesidir."

Portakal çiçeklerinden yayılan güzel kokunun şehrin tüm cadde ve sokaklarını sardığını dile getiren Elban şunları kaydetti:

​​​​​​​​​​​​​​"Bu kokunun insanda bıraktığı etki eşsizdir. Bu fikirden yola çıkarak düzenlediğimiz Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nın bu yıl ki açılışını Kültür ve Turizm Bakanımız sayın Mehmet Nuri Ersoy ile gerçekleştirdik. Dolu dolu geçen etkinliklerle güzel Adana'yı ve Adana'nın güzel yürekli, samimi ve sıcakkanlı insanlarını ülkemizin ve dünyanın dört bir yanındaki insanlarla buluşturduk. Ziyapaşa Parkı, Atatürk Parkı ve Merkez Park içerisinde düzenlenen etkinliklere karnaval süresince yaklaşık 700 bin kişi katıldı. Misafirlerimiz, Adana'nın muhteşem güzelliklerini yaşarken bir taraftan da dillere destan Adana lezzetlerinin tadına varmanın mutluluğunu yaşadılar. İlimiz adına gurur verici olan bu tabloda ve karnavalımızın düzenlenmesinde büyük katkıları olan belediye başkanlıklarımıza, odalarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza ve tüm hemşehrilerime teşekkür ediyorum."

Kaynak: AA

 

Portakal Çiçeği Karnavalından İzlenimler

Son iki yıldır pandemi önlemleri nedeniyle online olarak gerçekleşen Portakal Çiçeği Karnavalı bu yıl yeniden sokaklarda kutlandı. Yüzbinlerce Adanalı ile yurt içinden ve yurt dışından gelenler sokaklarda sabahlara kadar eğlendiler…

Bu yıl 10’uncu kez düzenlenen ve 1 milyona yakın kişinin yeniden sokaklarda buluştuğu “Nisan’da Adana’da-Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” çok sayıdaki eğlenceli etkinliğin ardından sona erdi. 23 Mart’ta başlayan ve 5 gün süren karnavalda özellikle hafta sonu büyük coşku yaşandı. Yağmura rağmen on binlerin doldurduğu ana sahnedeki “Karnaval gong seromonisi ve Haluk Levent konseri” ile farklı bir havaya bürünen karnavala katılanlar, sabahlara kadar süren eğlenceler ile adeta uyumadı.

Karnaval’a katılmak için Adana’ya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Adana Valisi Süleyman Elban, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Karnaval Fikir Önderi ve Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un katıldığı resmi açılış töreni Cumartesi akşamı gerçekleşti. Törenin ardında sahne alan Haluk Levent on binlerce kişiye unutamayacakları bir konser verdi.

Kortej tüm Adana’yı dolaştı

 Karnavalın simgelerinden biri olan korteje binlerce kişi katılırken Adana’ya gelen sanatçılar ve ünlü isimler de bu kortejin bir parçası oldu. Aylar önce hazırlamaya başladıkları birbirinden renkli ve ilginç kıyafetleriyle korteje katılan kişi ve gruplar ilgi odağı oldu. Korteje katılan kişi ve gruplar arasında da bir yarışma yapılarak en beğenilen tasarımlar ödüllendirildi. 

Karnaval, sürprizlerle doluydu

 Karnaval, sürprizlerle dolu olarak tamamlanırken en büyük sürpriz karnavalın fikir önderi Ali Haydar Bozkurt’tan geldi. Japonya’dan karnavala katılmak ve performanslarını sergilemek için verilen özel davete katılan Yukari Fumuro ile Hikaru Wakita’ya sahnede Ali Haydar Bozkurt saz, tambur ve gitarıyla eşlik etti. Yukari Fumuro, güzel Türkçesiyle başta Neşet Ertaş’tan olmak üzere herkesin bildiği Türküleri bağlamasıyla çalıp söylerken Ali Haydar Bozkurt da Türkülere eşlik edip bilinmeyen bir yeteneğini göstererek davetlilerden büyük alkış aldılar. 

Bozkurt ”Sözümüzü tuttuk”

Karnavalın fikir önderi Toyota CEO’su Ali Haydar Bozkurt, Portakal Çiçeği Karnavalı’nın sona ermesinin ardından yaptığı açıklamada, karnavalın artık bir marka haline geldiğini ve bu değerin hep birlikte yaratıldığını söyleyerek şöyle konuştu:

“Geçtiğimiz yıl karnavalı tamamladığımızda şartların elverişiyle yeniden sokaklara döneceğimizi ve bu dönüşün muhteşem olacağını söylemiştik ve bu sözümüzü tuttuk. Gerçekten herkesin güven içinde dostluk, kardeşlik ve birlik havasında eğlendiğini gördük. Karnaval ile halkımızın moral değerlerini yükseltmekle birlikte Adana’nın marka kent olma yolunda kazandığı ivmeye katkı sunmaya ve imajını yükseltmeye devam ediyoruz. Hoşgörülü, çok güzel bir ortam ve insani değerlerimizle birlikte omuz omuza eğlenebilmeyi başardık sanıyorum. Bunun yanında esnafımızın morali yükseldi, ticareti arttı. Bu ekonomik canlanma küçük esnaftan başladı ve tüm Adana’ya yayıldı. El işleri satan kadınlarımız, yeme içme sektöründeki insanlarımız yani kısacası ekonomiyi oluşturan her unsurda karnaval ile birlikte büyük bir ekonomik canlanma yaşandı. Önümüzdeki yıl bunun üzerine katarak daha da iyisini yapmak için çalışacağız.” 

Karnavalda neler yaşandı

İki yıllık hasretin ardından Nisanda Adana’da yeniden sokaklarda buluşuldu. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nın 10’uncusunda birbirinden farklı adreslerde onlarca farklı etkinlik yapıldı. 

Baharın gelişini neşe, dostluk, birlik ve kardeşlik temasıyla 2013 yılından bu yana kutlayan ve ülkemizin en büyük etkinliği olma unvanına sahip; pandemi önlemleri çerçevesinde 2020 yılında balkonlarda gerçekleşen, 2021 yılında ise dijital olarak düzenlenen “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” bu yıl yeniden tüm coşku ve enerjisiyle sokaklara taşındı. 

Merkezpark, Atatürk Parkı ve 01 Burda AVM gibi farklı alanlarda çeşitli bando ve dans gösterileri, konserler, DJ performansları, yarışmalar, sergiler, şiir dinletileri gibi etkinliklere sahne olan karnaval; 27 Mart Pazar günkü Yeni Türkü konserinin ardından bir sonraki yıl Adana’dan ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılarıyla tekrar buluşmak üzere sona erdi.

Bu yıl 10. kez düzenlenecek olan “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”nda gerçekleşen 70’ten fazla etkinlikten bazıları ise şöyleydi: 

Konserler ve DJ performansları

Hepimizin evlere kapandığı, çoğu zaman ise sıkıldığı pandemi döneminde ortaya çıkan ve bizleri gülümsetmeyi, eğlendirebilmeyi başaran, kendine has tarzıyla birbirinden güzel şarkılara birbirinden güzel yorumlar getiren “Pandami Music” ‘En İyi DJ’ ödülünün sahibi “HEY! Douglas” ve ‘Bu Saatten Sonra’, ‘Bir Sebebi Var’, ‘Kaybolurum Gülüşünde’ gibi şarkılarıyla sevenlerini hem eğlendiren hem hüzünlendiren grup “İkilem” en sevilen şarkılarını karnaval için söyledi. Kemanı ağlatan, dinleyicileri coşturan DJ; “Uğur Yıldırım” ve DJ Gökhan Akkaş da karnaval enerjisini zirveye taşıdı.

Hızlı Kebap Yeme Yarışması

Karnavalın en eğlenceli etkinliklerinden biri de hiç kuşkusuz “Hızlı Kebap Yeme Yarışması” oldu. Adana’nın damak çatlatan kebap dürümünü en hızlı kim yiyebilir? Bu sorunun cevabı da verildi. 

Portakallı Lezzetler Yarışması

Karnavalda “Portakallı Lezzetler Yarışması” da yer aldı. Kentin en önemli tarım ürünlerinden olan narenciyeyi Adana’nın sevilen lezzetleriyle buluşturmanın amaçlandığı yarışmada onlarca lezzet yarıştı.

Rengarenk Fest

“Girişte boyanı al, eğlenceye katıl” sloganıyla herkesi coşku dolu anlar yaşamaya davet eden Rengarenk Fest, Karnaval’ın en “renkli” etkinliklerinden biri oldu.

Portakal Çiçeği Karnavalı Uluslararası Satranç Turnuvası

Çukurova Belediyesi tarafından Karnaval etkinlikleri kapsamında Türkiye Satranç Federasyonu ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 30 bin TL ödüllü “Uluslararası Satranç Turnuvası” 22-27 Mart tarihlerinde Çukurova Belediye Yerleşkesi’nde gerçekleşti.

E-Spor Turnuvası

Oyun tutkunları, Seyhan Belediyesi Teknoloji ve İnovasyon Merkezi’nin katkılarıyla 22-26 Mart tarihleri arasında düzenlenen Karnaval Kupası – DOTA 2 Turnuvası’nda 15 bin TL’lik büyük ödülün sahibi olabilmek için kıyasıya mücadele ettiler.

Portakal Çiçeği Karavan’Adana

“Karavan’Adana”da için rota oluşturuldu: Portakal Çiçeği Karnavalı… Kamp, karavan ve doğa sporları tutkunları, 21-27 Mart tarihleri arasında Merkez Park’taki özel kamp yerleşkesinde bir araya geldiler. Karavan’Adana birbirinden eğitici, eğlenceli etkinlik ve seminere ev sahipliği de yaptı. 

Uluslararası Tanıtım Stantları ve Çocuk Etkinlikleri

Dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılar, karnavalda kültürlerini tanıttılar.

Karnaval, çocukları da unutmadı... KindyROO Çocuk Etkinlikleri ve TJK Pony Club Aktivitesi, 25-27 Mart tarihleri arasında Atatürk Parkı’nda hem eğlenceli hem öğretici aktiviteler ile Karnaval’ın minik katılımcılarını mutlu ettiler.

20220318

🎞Çanakkale Zaferi nasıl kazanıldı? | Tarihçi Mustafa Solak ve Tarihçi Ertuğrul Sertbaş değerlendirdi


18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 107. yıl dönümü, Deniz Çağlayan Cengiz'in sunduğu Günaydın Türkiye'de ele alındı. 

Çanakkale Zaferi'nin nasıl kazanıldığı ve 18 Mart 1915'in Türk tarihi açısından öneminin ne olduğu Tarihçi-Yazar Mustafa Solak ve Tarihçi-Yazar Ertuğrul Sertbaş

🎞 Atatürk: Modern Türkiye'nin babası, 20. yüzyılda başka böyle lider yok

Dr Berna Bridge: On Atatürk and Gallipoli, with Dr Edward Erickson
...

Atatürk: Modern Türkiye'nin babası, 
20. yüzyılda başka böyle lider yok

Türkiye, Çanakkale Savaşı, Atatürk hakkında birçok kitabı, makalesi, araştırması olan yazar/subay/hoca Dr. Edward Erickson ile Dr Berna Bridge Çanakkale Savaşı ve Atamızın liderliğini kapsayan bir zoom röportajı yaptı.

Bu röportajın tamamını yukarıda izleyebilirsiniz..

Dr. Berna Bridge: Bugün, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anarken sizinle yazdığınız birçok kitap arasından“Gallipoli: Ateş Altında Komuta” ve “ Mustafa Kemal Atatürk” kitaplarınız hakkında ayrıntılarıyla Çanakkale Savaşını ve Atamızı konuşmak isterim.

Dr. Edward Erickson: Öncelikle Türkleri ve Türk ordusunu çok seven, beğenen biri olarak tüm Türk dostlarımı selamlarım. Çanakkale Savaşında genç Mustafa Kemal daha Atatürk ismini almamıştı. İyi bir askeri eğitimi, mesleğini çok seven bir yapısı vardı. Biz askeri geçmişi olanlar hep şu soruyu sorarız. Büyük olaylar mı büyük adamları yetiştirir, yoksa büyük adamlar büyük olayları mı yaratır?Bunu tarih zamanla gösteriyor, anında belli olmuyor. Mustafa Kemal doğru yerde doğru kişiydi. Belki kaderinde de bu yazılıydı, kaderin adamıydı. Churchill ve birçok başka komutan böyle söylemişti.

Dr. Berna Bridge: Ben liderlik hocasıyım. Liderlik kişilik özelliklerini öğretirken “İç kaynaklı kontrol” ve “Dış kaynaklı kontrol”u öğretiriz. Kadere inanan kişilik yapısı yaşam kontrolünü “Dış kaynaklı” adlandırır, kendi becerilerine inanan, başarı ve başarısızlıklarının sorumluluğunu başkalarına yüklemeyen kişilik yapısına ise “İç kaynaklı” diyoruz. Sizce Mustafa Kemal hangisiydi?

Dr. Edward Erickson: Mustafa Kemal’de çok iyi hazırlık ve kader el ele gitti. Yaşamı boyu, öğrenciliğinden başlayarak Mustafa Kemal kendini çok iyi hazırladı. Fransızca ve Almanca biliyordu. Sürekli düşünüyor, okuyor, not tutuyordu. Benjamin Franklin’i bile okudu, notlar aldı. Hayatını hem savaş hem diplomasi hem liderliğe hazırladı. Meslektaşım George Gawrych Atatürk’ün Franklin’den etkilendiğini söyler. Mustafa Kemal 1913 öncesi Enver Paşa tarafından hayli engellendi, uzaklaştırıldı. Ataşe olarak Bulgaristan’a pasif göreve yolladı. 1915’e kadar Mustafa Kemal engellendi. 1915 de, savaşta görevlendirildiğinde zihnen liderliğe hazırdı. Makedonya’da gerillalara karşı savaşmıştı. Libya’da gerilla savaşı vermişti. Tecrübeliydi. Yani ideal liderdi. İyi hazırlıklıydı ve sonunda karşısına bir fırsat çıktı.

Dr. Berna Bridge: Operasyonel seviyede emir ve komuta zinciri Çanakkale Savaşınıne kadar etkiledi?

Dr Edward Erickson: Komuta komutanların verdiği kararlardır. Doğru zamanda doğru kararı verebilir misin? Emir ise komutanın verdiği görevin yerine getirilmesi, yani taktik tarafıdır. Komuta üç seviyede olur. En altta taktik yani savaş, uygulama tarafı vardır. Sonra orta seviye komuta ve üst seviye komuta vardır. Çanakkale Savaşında Alman ve Osmanlı’nın Liman von Sanders ile birlikte paralel bir yöntemi vardı, orta kademe komutanları karar verme yetkisine sahipti. Bugün Batıda da bu yöntem kullanılıyor. İngilizler ise her kararı üstlerine sormak zorundaydılar. Komutan İan Hamilton karar verip astlarına emir veriyordu.Duruma göre anında ara komuta karar veremiyordu. Bu eski ve artık kullanılmayan bir sistem. Osmanlı sistemi çok daha etkili. Alman General Von Sanders Türk askerine yani dünyanın en iyi askerlerine komuta ediyordu. İngilizler bu deneyimlerinden ders de almadılar uzun süre.

Dr. Berna Bridge: Mustafa Kemal’in liderliği hakkında ne diyebilirsiniz?

Dr. Edward Erickson: Çok kararlı bir liderdi. Enver Paşa Mustafa Kemal’le yarış, rekabet içindeydi, kendisiüst karar mercilerinde iken Mustafa Kemal’i arka planda, pasif görevde bırakıyordu. Bu nedenle o yıllarda Mustafa Kemal’in ülkeyi bağımsızlığa taşıyacak lider olduğu daha net değildi. Hatta Samsun’a çıktığında bile net değildi. Ama Mustafa Kemal’in iç sesi çok kuvvetliydi. Arka planda, pasif görevde bırakıldığında bile pes etmeyip mücadeleye devam ediyordu. Yani duygusal dayanıklılığı çok yüksekti.

Dr. Berna Bridge: Savaş nasıl sonlandı?

Dr. Edward Erickson: Savaş üç aşamada oldu. Her üç aşamada, çıkartmada da İngilizler yenildi. Ancak İngilizler savaşmaya devam etti. 1915 Aralık ayında, üçüncü aşamada başaramayacaklarını anladılar ve yavaş yavaş çekilmeye başladılar. 1916 Ocak’ta tam anlamıyla çekilmişlerdi. İki taraf da yaklaşık aynı sayıda şehit verdi. Bu savaş deneyiminden İngilizler Mısır ve Filistin’de faydalanabilirlerdi ama faydalanmadılar. Kut-el-Amare’de de yenildiler. Çünkü kendilerini üstün hissediyorlardı. “En iyi biz biliriz” diyorlardı. “Bir İngiliz askeri on Türk askerine bedeldir” diyordu Hamilton. “Hata yaptık ama yine de biz daha iyiyiz” diyorlardı. Üçüncü Gaza savaşından sonra Osmanlı’yı yenebildiler, o zaman deneyimden öğrendiler. Doğru liderliği ve taktikleri bulmaları 18-20 aylarını aldı. Çanakkale zaten kazanılmayacak bir savaştı. 1918’e kadar savaşta saldırı yöntemi işe yaramadı. Tannenburg’da da olmadı. Makineli tüfek, dikenli tel ve siper altında saldırı çok zordu.

Dr. Berna Bridge: Savaşın sosyal, toplumsal, duygusal sonuçları nedir?

Dr. Edward Erickson: Türkler,her yıl Çanakkale Savaşında zaferi kutluyorlar. ANZAC’lar ise her yıl kaybetmeyi anımsıyorlar ancak çok etkileyici bir taraf Türklerin ve Avustralyalılarla Yeni Zelandalıların birbirinden nefret etmemeleri, çok sıcak ilişki içinde olmaları ve şehitlerini birlikte anımsamalarıdır. Şehitlerin kahramanlığını birlikte, dostlukla el ele anmalarıdır.Savaştan hemen sonra İngilizler hemen tarihi yazmaya başladılar ve böylece o günleri askeri açıdan çok iyi hatırlıyorlar. Türkiye ise pek askeri tarihini yazmamış. Son 20-30 yıldır yazılıyor. Yani savaş travması ve halkı nasıl etkilediği Türklerin hayatından dışarıda bırakılmış. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ülkeye büyük bir travma yaratmıştı. İzmir’den Eskişehir’e her yerin Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılmış olması başka ülkelerde yaşanmamış derecede derin bir travmadır. Üç nesli etkilemiş bir travma. Türkleri savaştıkları toplumlara nefret ve öfke duymadıkları için kutlamak isterim, Türkiye’de Yunanlılara karşı hiçbir nefret ve öfke yok, karşı tarafta olsa bile. Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” cümlesi çok anlamlı.

Dr. Berna Bridge: Söyleşimizin sonuna doğru Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğiyle ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Dr. Edward Erickson: Liderlik üç seviyede incelenebilir. En alt seviyede taktik liderlik yani komuta ettiğin askerleri yönetebilmek. Atatürk bu konuda çok iyiydi. Sonra orta ve üst seviye liderlik var. Atatürk’ün bu iki seviyede de sıra dışı başarılı olduğunu görüyoruz. Kurtuluş Savaşında tüm ordulara komuta ediyor, başkomutan. Ayrıca bu üç seviyede de kalmıyor. Cumhurbaşkanlığında sivil olarak milli bir lider oluyor. Alfabe, medeni kanun, kıyafet, laiklik gibi devrimlerle ülkeyi tam anlamıyla dönüştürüp batılı devletler arasına sokuyor. Yani sıra dışı bir lider çünkü bu dört seviyede lider olmak çok zor. Örneği yok gibi. Belki Napolyon. Savaş siperlerinden eğitim devrimine, medeni kanundan laikliğe Türkiye’yi dönüştürdü. Vizyonu vardı. Güçlü bir karakteri vardı. Modern Türkiye’nin babası oldu. 20 yüzyılda böyle başka bir lider yok.

Dr. Berna Bridge: Son olarak Boğazlarınönemi ve Montrö Anlaşmasıhakkında bir şey söylemek ister misiniz?

Dr Edward Erickson: Bu kadar uzun dayanabilen, dengeleyici ve faydalı başka bir anlaşma yok. Bu anlaşmanın devam etmesi ve İstanbul kanalı yapılsa bile Montrö anlaşmasının bundan etkilenmemesini dilerim.

Dr. Berna Bridge: Bu söyleşi için çok teşekkür ederim.


Özgeçmiş:

Edward  Erickson, ABD ordusundan topçu yarbayı olarak emekliye ayrılmıştır. ABD, Avrupa ve Ortadoğu’da çeşitli askerî görevlerde bulunmuştur. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. zırhlı tümende topçu harekât subayıdır. Sonraki kariyerinde İzmir ve Napoli’de NATO görevlerinde bulunmuş, Türkiye ve Ortadoğu’da uzmanlaşmıştır. 1995’de Saraybosna’da görev almış ve 1997’de emekli olmuştur.

Erickson, 2003’te Irak’ın işgalinde aktif göreve çağırılarak 4. piyade tümen komutanı siyasî danışmanı olmuştur. Sivil hayata dönen Erickson 2005’de İngiltere’de University of Leeds’de doktorasını tamamlamıştır. 2007-2008 yıllarında Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı siyaset bilimi profesörü olarak çalışmıştır.

Askerî tarih profesörüdür. Colgate Üniversitesi ve Saint Lawrence Üniversitesinden birer de yüksek lisans derecesi vardır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu ve Atatürk konularında saygın bir uzman olan yazarın pek çok kitabı ve makalesi bulunmaktadır.

🎞Çanakkale Zaferi'nin 🇹🇷Türk tarihindeki önemi




Çanakkale Zaferi'nin Türk tarihindeki önemi 
Aydınlık Gazetesi Arşiv Müdürü Ercan Dolapçı anlattı

🎞1915 Çanakkale Köprüsü


1915 Çanakkale Köprüsü 2022 Drone Çekimi

🎞1915 Çanakkale Köprüsü'nün özellikleri

1915 Çanakkale Köprüsü, ulaşımda hem zamandan hem de akaryakıttan tasarruf sağlayacak. Aynı zamanda ‘Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ kapsamında, Türkiye’nin öncülük ettiği ‘Orta Koridor’ girişiminin de bir parçası. Çanakkale Köprüsü, Beijing’ten Londra’ya kesintisiz ticaret yolu oluşturma hedefine katkı sunacak.

20220310

'Bu fotoğrafı alın, çerçeveletin çocuklarınızın odalarına asın. '


Bu fotoğrafı alın, çerçeveletin çocuklarınızın odalarına asın. Eğer bu fotoğrafı bu kadar önemli kılan şey nedir diye sorarlarsa, onlara aynen şöyle söyleyin:

“Bayındırlık Bakanlığı görevinde, Osmanlı peşkeşlerinden kalma yabancı sermayeli büyük şirketlerin devletçe satın alınmasını sağlayan, tren yollarını söke söke millileştirme görevini başarıyla yapan,“Bayındırlık Bakanlığı görevinde, Osmanlı peşkeşlerinden kalma yabancı sermayeli büyük şirketlerin devletçe satın alınmasını sağlayan, tren yollarını söke söke millileştirme görevini başarıyla yapan, kılık değiştirerek sıradan bir vatandaş gibi yolcularla birlikte trene binip, kılı kırk yararcasına yakından gözlemler yapan ALİ ÇETİNKAYA'yı, Milli Eğitim Bakanlığı görevinde, Osmanlı'dan okuma yazması bile olmayan bir toplum miras alan, kısa sürede yabancı dil için İngiltere, Almanya ve Fransa’ya, müzik eğitimi için Almanya’ya, el işi ve resim pedagojisi için Danimarka’ya, ilkokul müfettişliği için Avusturya’ya ve beden eğitimi için İsveç’e öğrenciler gönderen, ve bu öğrencilerin yurda döndüklerinde öğretmen yetiştiren okullarda görev almasına vesile olan MUSTAFA NECATİ'yi, Andımız'ı yazan, Nazi Almanyasından kaçan bilimadamlarının Türkiye'ye gelmesi için uğraşan, başaran ve eğitimde çığır açan REŞİT GALİP'i, Atatürk'ün barışa dayalı dış politikasının mimarı Dışişleri Bakanı TEVFİK RÜŞTÜ ARAS'ı, İçişleri Bakanı ŞÜKRÜ KAYA'yı, İSMET İNÖNÜ'yü, Mareşâl FEVZİ ÇAKMAK'ı ve tüm bu kadronun kurucusu YÜCE ATATÜRK'Ü birlikte bulunduran tek fotoğraf karesi budur çocuklarım" deyin.

Deyin ki, içinde bulunduğumuz bataklığın, cehâletleri paçalarından akanların ülkeyi ne hâle getirdiklerini görsünler. Cumhuriyet'in o altın çağında yaşayamama şansızlığımıza üzülsünler...
fakat hırslansınlar; çok çalışsınlar, çabalasınlar; uygar, aydın ve akılcı Atatürk Cumhuriyeti'nin bayrağını kaldığı yerden çocuklarınız devralsınlar. 

Onur Okur.

Alıntı:  https://twitter.com/Antikor38Junior/status/1501975491854712839

20220222

Geleceğin denizcileri bu liseden çıkacak

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) belirlenen 50 Ar-Ge merkezi arasında bulunan Yalova-Altınova Tersane Girişimcileri AŞ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, "Gemi Yapımı" ve "Denizcilik" alanlarında geleceğin kaptanları, gemi üreticileri ve mürettebatını yetiştiriyor.

Modern cihazlarla okulda teorik ve pratik eğitimlerini tamamlayan, tersanelerde uygulamalı eğitim gören liseliler, mezun olur olmaz tersane ve gemilerde istihdam edilme imkanı buluyor. Okul, 400 öğrencisiyle eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürüyor.

DENİZCİLİKTE TEK MESLEK OKULU

Lisenin müdürü Sedat Oymak, öğrencilerin okulda gördükleri derslerin ardından 12. sınıfta uygulama alanlarında eğitimlerini sürdürdüğünü söyledi. Öğretmen ve idarecilerle onları en iyi şekilde geleceğe hazırladıklarını belirten Oymak, şöyle konuştu:

"Okulumuz bir proje okuludur. Aynı zamanda Ar-Ge merkezi okulları arasında denizcilik alanındaki tek meslek okuludur. Bu bakımdan öğretmen ve öğrencilerimizle iftihar ediyoruz. Yaptığımız Ar-Ge projelerinden güzel sonuçlar aldık. Yaptığımız tekne beğeni kazandı. Buradan aldığımız güçle yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. Mavi Vatan'ımız için denizcilik alanında kaptan, makine görevlisi, gemi alanında da gemi inşasıyla ilgili öğrenciler yetiştirmenin gururunu yaşıyoruz."

HEDEFİ PİRİ REİS ARAŞTIRMA GEMİSİ

10. sınıf öğrencisi Ceylin Aksu üniversiteyi de okuduktan sonra kaptan olmayı hedeflediğini anlattı. Aksu, "Tanker gemilerinin birinde kaptan olmayı çok istiyorum. Meslekte kadın kaptan çok az olduğu için bunu daha fazla istiyorum." dedi. Aksu, babasının çalıştığı uluslararası denizcilik ticaret firması gemisinin üçüncü kaptanlığını yapan Merve kaptanı kendisine örnek aldığını ifade etti.

11. sınıf öğrencisi Talha Demiralay, eksik oldukları konularla ilgili öğretmenlerinin uygulamalı eğitim verdiğini aktardı. Haritalar üzerinde mevki atmayı, rota çizmeyi öğrendiklerini kaydeden Demiralay, şu bilgileri paylaştı:

"Bu okulun amacı daha yetenekli kaptanlar çıkarmak. Benim için burası gerçekten güzel bir okul. Temeli çok iyi bir şekilde atıyorlar burada. Benim hayalim kaptan olmak. Simülasyon bölümünde seyir yapmayı, kaptanın görevini öğrendik. Buradan çıktıktan sonra inşallah kaptan olacağım. Hedefim Piri Reis Araştırma Gemisi'nde görev almak."

YALOVA - AA

https://www.aydinlik.com.tr/haber/gelecegin-denizcileri-bu-liseden-cikacak-302434



Temel Fıkralarından Sonra Şimdi de Laz Atasözleri Fenomen Oldu


Karadenizliler'i artık sadece Temel fıkraları anlatmıyor. Karadenizliler'in günlük yaşamdaki konuşma tarzları, internetteki sosyal paylaşım sitelerinde fenomen haline geldi. Facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde herkes birbiriyle Karadenizliler'in komik anlarını paylaşıyor.

Daha çok paylaşım sitelerinde paylaşılan ve "bir laz atasözü derk ki" cümlesiyle başlayan sözler yöresel şive ile yazılınca okuyanları gülmekten kırıp geçiriyor.

İşte paylaşım sitelerinde en çok paylaşılan sözlerin bazıları:
  • "Eğer bi karadenuz kızina kafa tutaysan, ya yağlu yedun dilun gayayi, ya da mermuden hızli goşaysun.
  • Adami yapan da karidur, yikanda karidur.
  • Habu yalan dünyada ölecesun ölenlan, sevdaluk eyi şeydur edecesun bilenlan.
  • Araba gazsiz, müzik bassiz, ortam 'laz'siz olmaz.
  • Susaysan sus susmaysan afgur.
  • Sevduğuni alamaysan, alduğuni sevecesun.
  • Baktun olmayi, bakmayacasun.
  • Lafun tutulursa hakimsun, lafun tutulmazsa sen kimsun.
  • Pişecek gardol çuvalda durmaz,
  • Laz deyip gecma oda 3 harflidur carbar,
  • Seviysan ölümüne, sevmiysan düğünüme.
  • Madem kideyu miras, bende yiyeyum biraz
***
  • Türkiye'de kadın olmak zor diyene, Trabzonlu teyzeden cevap;
"Ya afgur ahurda 11 siğura evde 5 ökuze ben bakayrum kadin olmak sağami zor geliy"

  • Trabzon'da anneler oğullarini yolcu ederken 'kendine dikkat et' demezler. 'Kimseye takılma ha,akıllı ol' derler.
***

Paylaşım sitelerinde paylaşılan diyaloglar da dikkat çekiyor. Diyaloglardan bazıları ise şöyle:

"Servise arabasını almaya giden sosyetik bir bayan Akçaabat dolmuşuna binmiş. İnmeye hazırlanırken 'ışıklarda inecek var' demiş. Şoför hemen 'Ne oldi abula, karanlıktan mi korkayisin' demiş.

  • Trabzonlu bir erkeğin sevgilisiyle diyalogu:
Kız: Ayrılalım mı?
Erkek: Habırdan sağa oyle vururum ki sağ gözunde şimşek cakar.
***
  • Trabzon'da sokakta turlayan iki sevgili arasındaki diyalog:
Kız: Ay aşkım kestane ne güzel koktu yaa
Erkek : Çok mu hoşuna gitti ?
Kiz: Evet askım
Erkek: Merak etme aşkum dönüşte bir daha kececeguk ordan.”

- TRABZON


Trabzon, Yerel, Haberler 

20220216

🎞📖Aydın ve Kültür | Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek anlattı

Dr. Doğu Perinçek yeni baskısı çıkan kitabı ''Aydın ve Kültür''ü anlattı.Çok önemli değerlendirmeler... Doktora dersi niteliğinde.

20220203

'Türklerin babası Atatürk'

 








Ev alma, komşu al

 

Ev alma, komşu al

Osmanlı Veziri-azamlarından Hekimoğlu Ali Paşa, çok cömert ve hal ehli bir zat idi. Onun komşularından biri, paraya ihtiyacı olduğundan, evini satılığa çıkardı. "Kaça veriyorsun?" dediler. "Yüz bin akçeye" dedi. "Senin bu küçük evin o kadar eder mi?” dediklerinde; "Ya siz, Hekimoğlu Ali Paşanın komşuluğunu kaça almak istiyorsunuz?" dedi. "Komşu satın alınır mı?" dediklerinde, "Ev komşu için alınır. İyi bir komşu bir şey istenildiğinde memnuniyetle hemen verir. İstenilmezse bir şey lazım mı? diye sorar. Kendisine kötülük edeneiyilik eder. İşte Hekimoğlu Ali Paşa da bunlardan biridir. Böyle bir komşuya sahip olmak için evime yüz bin akçe çok mudur?”

Bu söz Hekimoğlu Ali Paşanın kulağına gidince bir hayli para verdi ve: "Bununla ihtiyacını gider, evini satma. Senin gibi kadirşinas komşudan ayrılmak istemiyorum" dedi.

20220129

Tonyukuk yazıtı en heyecanlı ve gerçekçi olanlardan bir cümle...


Yazıtlarımızdaki binlerce güzel cümle içinde, bana göre en heyecanlı ve gerçekçi olanlardan biri, Tonyukuk yazıtı 2. taş batı 4. satırındadır:
Üküş tėyin neke korkur biz? 
Az tėyin ne basınalım? 

(Sayıları) çok diye niye korkuyoruz? 
Azız diye yenilecek miyiz? 

#Tonyukuk #KronikKitap

Erhan Aydın



Aydınoğlu Mehmet Bey’in Türbesinin girişindeki kırık mezar taşı...

 


20220126

Deri Pantolonlardan Kaftanlara: Orta Asya Türk Boylarında Giyim Kuşam Kültürü

Deri Pantolonlardan Kaftanlara: Orta Asya Türk Boylarında Giyim Kuşam Kültürü

Çoğu kültürde olduğu gibi Türk kültüründe de erkek ve kadınlar farklı tarz, renk ve kumaştan yapılan kıyafetler giymeyi tercih ettiler. Ancak bu ayrım bugünkü gibi radikal değildi.

Eski Türklerde giyim kuşam kültürüyle ilgili bilgileri; arkeolojik buluntulardan, heykellerden ve duvar resimlerinden öğreniyoruz. Aynı zamanda bazı yazılı kaynaklarda Türk kültüründe giyim kuşamın nasıl olduğunu anlatan bilgiler bulunuyor. 

Bu bilgilere göre Türkler genellikle keçeden yapılmış uzun çizmeler, kaftan olarak adlandırabileceğimiz kepenekler ve börk isimli şapkalar giyiyorlardı. Bu giysiler genelde sincap, rakun ya da tilki gibi hayvanların kürklerinden yapılırdı. Bozkırlarda yaşayan Türk toplulukları ise kıyafetlerini koyun ve keçi yününden yapardı. Kurganlardan çıkan buluntular, kıyafetlerin mevsimlere ve hareketli yaşam tarzına uygun şekilde üretildiğini gösteriyor. Bu nedenle Orta Asya’da yaşayan Türklerin geleneksel giyim tarzını iklim şartları ve bozkır kültürünün şekillendirdiğini söylemek mümkün. Gelin, eski Türklerde giyim kültürüne biraz yakından bakalım.

Giyim, günümüzde olduğu gibi Orta Asya’da yaşayan Türkler arasında da sosyal statüyü gösterirdi. Askerin, bürokratın ya da bir avcının giyim kuşamı birbirinden çok farklı özellikler taşıyordu

Kıyafetlerin yapımında deriden ipeğe ketenden kürke kadar çok farklı malzemeler kullanılırdı. Hakan ve ailesinin kıyafetleri çoğunlukla kaliteli ve nadir kumaşlardan yapılırdı. Askerler deri pantolon ve çizmeler giyer, topluluğun diğer üyeleri ise keçe ya da liflerden imal edilen kıyafetler giyerdi. Günümüze ulaşan buluntular arasında; dokuma yünden iç çamaşırları, kürklerle süslenmiş elbiseler, değerli kumaşlardan yapılan kaftanlar, keçe ya da deriden yapılan başlıklar, deri pantolon ve çizmeler, yün çoraplar ve ince liflerden imal edilen gömlekler bulunuyor.

Orta Asya’da yaşayan Türklerin en eski dış giyim ürünü kaftanlardı. Bu kıyafetlerin ön kısmı çoğunlukla açık olup boyu diz altı ya da ayak bileklerine kadar uzanırdı

Kaftanlar kuşaksız ya da kuşaklı olabiliyordu. Türk hakanlarının ya da hatunlarının kaftanları çoğunlukla değerli kumaşlardan yapılır ve üzeri mücevherlerle süslenirdi. Erkekler daha sade kumaşlar tercih ederken kadınlar nakışlı kaftanlar giyerdi. Kaftanlar bireylerin tercihlerine göre basit ya da değerli kumaşlardan yapılabilirdi. Kumaş türü fark etmeksizin hepsi gövde, yen ve etek olmak üzere üç parçadan oluşurdu. Dede Korkut hikayelerinde evlenecek kişilerin beyaz renk kaftan giydikleri, nişanlanan kızlara çeyiz olarak kırmızı kaftan gönderildiği kaydedilmiştir. Kaftanların kol kısmı elleri örtecek şekilde uzun dikilirdi. Çok soğuk havalarda hayvan derisinden yapılmış kaftanlar, sıcak havalarda ise yün dokumadan yapılmış kaftanlar giyilirdi.

Kaftanlar sadece Orta Asya Türk boylarında değil Selçuklu ve Osmanlı Türkleri arasında da sık tercih edilen kıyafetler arasında bulunurdu

Bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen örneklerde ve minyatürlerde bu kıyafetlerin neyle ve nasıl giyildiği görülebiliyor. Saray müzesinde sergilenen en eski kaftan Fatih Sultan Mehmed’e aittir. Çok kaliteli kadife kumaştan üretilen bu kaftan, sarı ve kırmızı renklerden oluşan desenlere sahiptir. Kaftanın kesimi tamamen geleneksel özelliklere sahiptir. Bu anlamda Orta Asya’da giyilen kaftanlardan çok fazla bir farkı bulunmamaktadır.

Börk adı verilen keçe, kadife ya da hayvan derisinden yapılmış geleneksel Türk başlığı Orta Asya Türk topluluklarıyla özdeşleşen bir diğer giyim ürünüydü

Genellikle tas şeklinde yapılan bu başlıklar hem güneşten hem de soğuktan korunmak için kullanılırdı. Kaşgarlı Mahmud’un aktardığı bilgilere göre börklerin; koni, kenarı bükülmüş ve enseyi kapatan şekilde farklı tasarımları bulunurdu. Milattan önceki yüzyıllara ait mezarlarda, Çin kabartmalarında yer alan Türk tasvirlerinde, Göktürk ve Uygur dönemlerine ait heykellerde börk tasvirlerine ve kumaşlarına sıklıkla rastlanır. Hükümdar börkleri çoğunlukla kürk ve altınlarla süslenirdi. Bazen börklerin üst kısmının tülbentlerle sarıldığı olurdu. Üzerinde tülbent bulunan kenarsız başlıklara Horasan börkü denirdi. Orta Asya Türklerinin kullandığı başlıklar Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldı. Araplar, İslamiyet’in kabulünden sonra bu börkleri “Türk külahı” olarak adlandırdı. Bu dönemde henüz Arapların kullandığı sarıklar benimsenmemiş, börkler kullanılmaya devam etmişti. Osmanlı ordusunda da uzun yıllar resmi başlık olarak kullanılan börkler, 17. yüzyıldan sonra kullanımdan kalktı.

Sıcak bölgelerde yaşayan yerleşik Türk toplumlarıyla, bozkır kültürünü devam ettiren göçebe Türk boyları arasındaki giyim birbirinden oldukça farklıydı

Eski Türklerde giyim dendiğinde tek tip bir kıyafet kültürünün olduğunu söylemek mümkün değil. Göçebe yaşam tarzını benimseyen topluluklar daha dayanıklı kıyafetler giymek zorundaydı. Onların entari ile ata binmesi söz konusu olmazdı. Çünkü sürtünme nedeniyle bacaklarda yaralar açılabilir ve enfeksiyon riskiyle karşı karşıya kalınabilirdi. Bu nedenle atlarından ayrılmayan Türk toplulukları çoğunlukla pantolon ve çizme giydi. Silahlarını yanlarında taşıyabilmeleri için bu pantolonlara bir de deri kemer takıldı. Pantolonların kumaşı çoğunlukla hayvan derisinden yapılıyordu. Bu deri pantolonlar, uzun at yolculuklarının vazgeçilmez kıyafetleriydi. Türk süvarilerinin giydiği pantolon ve ceket kombini adeta askeri üniforma niteliği taşıyordu. Eski Türklerde giyim kültürünün en önemli parçalarından bir diğeri ise çizmelerdi. Pantolonların altına keçeden ya da deriden yapılmış çizmeler giyilirdi. O dönemlerde bu ayakkabılara “etük” denirdi. Çizme dışında çarık olarak isimlendirilen deriden yapılmış ayakkabılar da giyiliyordu.

İbrahim Kafesoğlu gibi Türk kültür tarihi üzerine önemli çalışmaları bulunan bilim insanları, Çin’e pantolonu ilk ithal eden topluluğun Orta Asya Türkleri olduğunu belirtiyor. Benzer şekilde antropolog Robert Lowie de Orta Asya’da giyilen pantolonların bugünkü modern giyimin ilk örnekleri olduğunun altını çiziyor.

Orta Asya’da yaşayan Türk toplulukları gömleği “könğlek” olarak isimlendirdi

Gömlekler, mevsim şartlarına uygun kumaşlardan üretilirdi. Genellikle keçeden ya da ince liflerden imal edilirdi. Bugün elbise olarak adlandırdığımız kıyafetler ise ton/don ya da kedüm olarak adlandırılırdı. Elbiseler iç ve dış elbise olmak üzere ikiye ayrılırdı. Kurganlardan çıkan giysilere bakıldığında eski Türklerin giydiği elbiselerin bugünkü modellere oldukça yakın olduğu görülüyor. 

Çoğu kültürde olduğu gibi Türk kültüründe de erkek ve kadınlar farklı tarz, renk ve kumaştan yapılan kıyafetler giymeyi tercih ettiler. Ancak bu ayrım bugünkü gibi radikal değildi. Örneğin kadınlar gibi erkekler de elbise giyiyordu. Ancak kadınların elbiseleri biraz daha uzundu. Kadın elbiselerinin ayırt edici bir diğer özelliği ise nakış ve süslemenin daha fazla olmasıydı.

Orta Asya Türk toplumlarının kadın üyeleri elbiselerini tamamlayan çeşitli aksesuarlar kullandılar

Kadınlar, kıyafetlerinin içine “bagırdak” olarak isimlendirilen sütyen giyerdi. Gömlek, şalvar, üç etek, hırka, kürk ve kemer en sık giyilen kıyafetler arasındaydı. Kıyafetler, “suf” adı verilen yün kuşaklarla tamamlanırdı. Kuşak dışında aksesuar olarak boğmak (gerdanlık), Okmek (halka), Tolgağ (küpe) ve didim (taç) kullanılırdı.

Türk kültüründe giyim kuşam, İslamiyet’in kabul edilmesi, yerleşik yaşama geçiş ve Anadolu’ya göç gibi çeşitli nedenlerle hızlı bir değişikliğe uğradı

Erkek ve kadın kıyafetleri birbirinden daha keskin çizgilerle ayrıldı. Orta Asya’ya kıyasla Anadolu daha sıcak bir coğrafya olduğu için kürk kullanımı azaldı. Osmanlı dönemine gelindiğinde çok zengin bir giyim kuşam terminolojisi oluşmuştu.

Alıntı: https://listelist.com/eski-turklerde-giyim/

🎞 Kadim gelenek Aziziye'de yaşatılıyor

Kadim gelenek Aziziye'de yaşatılıyor Dondurucu soğuklar sokaktaki hayvan dostlarımızı da etkiliyor. Erzurum’un Aziziye ilçesinde karlı ve soğuk havalarda yiyecek bulmakta zorlanan kuşlar için parklardaki ağaçlar meyvelerle donatıldı. Kazanlarda hazırlanan yemekler sokak hayvanlarına dağıtıldı.

🎞 Ani Ören Yeri'ne ziyaretçi akını

 Kars'ta bulunan Ani Ören Yeri, ziyaretçilerini karla kaplı güzelliğiyle ağırlıyor. Ören Yeri, 2016 yılında UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'ne dahil edilmişti.

🎞 Acı biber reçeli yediniz mi?

 Antalya’da yiyebilirsiniz. Dünya mutfak otoriteleri acı-tatlı buluşması arayışlarını sürdüredursun, Korkutelili kadınlar, bu konuda nokta atışı yaptı, acı biber reçelini mutfak literatürüne kazandırdı. Sırada patenti var. 

🎞 Yarıyıl tatili Palandöken'e yaradı

 Okulların yarıyıl tatiline girmesi Erzurum'daki Palandöken Kayak Merkezi'ne yaradı. Tatili fırsat bilen aileler soluğu dünyaca ünlü kayak merkezinde aldı.

🎞 Kocaeli'de 3 asırlık Kaz Bayramı geleneği

 Kocaeli'de 3 asırdan bu yana yaşatılan "Kaz Bayramı" geleneği, birlik ve beraberliğin simgesi oldu. Aylar öncesinden besiye çekilen kazlar, Ocak ayında kutlanan bayramda birbirinden lezzetli yemeklere dönüşüyor, misafirlere ikram ediliyor.

🎞 Borçlu çiftçi intihar etti😢

Ardahan'da bir çiftçi banka ve tarım krediye olan borçlarından dolayı intihar etti. 39 yaşındaki Fuat Avşar, Ömerağa köyünde son yolculuğuna uğurlandı. 

🎞 Ovacık Kayak Merkezi'ne ilgi büyük

Tunceli'deki kış çilesi, 7 yıldır turist çeken Ovacık Kayak Merkezi ile ekonomik gelire dönüştü. Doğal güzellikleriyle öne çıkan 1500 rakımlı Ovacık ilçesi, ilkbahar ve yaz aylarında trekking, kışın ise kayak ve snowboard tutkunlarının ilgisini çekiyor.

🎞 Giresunlu tamirci 🚴🏻‍♀️'bisiklet doktoru' olarak tanınıyor

 Giresunlu bisiklet tamircisi Temel Özer, ilerlemiş yaşına rağmen mesleğini tutkuyla yapıyor.  80 yaşındaki tamirci "Bisiklet Doktoru" olarak tanınıyor.

🎞 Düzce'de yoğun kar yağışını fırsata çevirdiler

Düzce Oryantiring ve Doğa Sporları Kulübü üyeleri, zorlu kış şartlarında hayatta kalabilmek için eğitim görüyor. Yoğun kar yağışını fırsata çeviren kulüp üyeleri ormanlık alanda eğlenerek iglo yapmayı da öğreniyor. 

🎞 İstanbul felç: Vatandaş kar altında saatlerce yürüdü

 İstanbul'da kar yağışının şiddetini artırmasıyla birlikte trafik durma noktasına geldi. İstanbullular evlerine ulaşabilmek için araçlarını bırakıp saatlerce yürümek zorunda kaldı. Toplu taşıma araçlarını kullanan vatandaşlar da araçlardan inerek kar altında evlerine yürüdü.

🎞 Erzincanda'da 🐑 kuzu nöbeti

 Erzincanlı göçerler, ağıllarında kuzu nöbeti tutuyor. Göçerler, yeni doğan kuzuların zarar görmemesi ve annelerince emzirilmesini sağlamak için dondurucu soğuğa rağmen yoğun mesai yapıyor.

🎞 'Gazella Gazella'' ceylanı sayısı arttı

 Nesli tükenme tehlikesi altında olan “Gazella Gazella” dağ ceylanı sayısı arttı. Ceylan, Türkiye’de sadece Hatay’ın Suriye sınırındaki ilçelerinde yaşıyor. Koruma altındaki bu türün sayısı geçen yıl bin 280’e ulaştı.

🎞 Kar Van için umut oldu

 Van Gölü ve çevresinde son günlerde etkili olan kar yağışı, kuraklığın pençesindeki göl havzası için umut oldu. Uzmanlar kış aylarında düşen karın yaz aylarında yaşanacak kuraklık için adeta su deposu görevi göreceğini söyledi.

🎞 Bodrum 6. Hamsi Festivali

 Bodrum'da 6. Hamsi Festivali düzenlendi. HES kodu kontrolü ile katılım sağlanan festivalde 2,5 ton hamsi dağıtıldı. Kemençe ve tulumlar eşliğinde horonlar tepildi.

🎞 🇹🇷🎥 Fatma Girik hayatını kaybetti

 Yeşilçam’dan bir yıldız daha kaydı. Türk sinemasının usta oyuncusu Fatma Girik yaşamını yitirdi. Muğla’da yaşayan 79 yaşındaki sanatçı, bir süredir İstanbul’da tedavi görüyordu. Fatma Girik için Salı günü İstanbul'da iki ayrı tören düzenlenecek. Sanatçının naaşı, Muğla'da toprağa verilecek.

🎞 Sahilleri ASELSAN Serdar koruyor

 Edirne’de Enez Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesindeki "ASELSAN Serdar - 7M Sahil Gözetleme Radarı", kaçakçılara göz açtırmıyor. Geniş tarama alanı sayesinde uluslararası kaçakçılığın önemli ölçüde kontrol altına alınmasını sağlıyor.

🎞 Ihlara beyazlara büründü

 

🎞 Antalya'ya kar yağdı

🎞 Kar yağışı tüm yurdu etkiledi

Yurtta kar yağışı uzun süredir etkili oluyor. Birçok noktada ulaşımda aksama yaşandı.

🎞 Örs ve çekicle geçen 40 yıl

 Mahmut Seven Osmaniye'nin Sumbas'a bağlı Gaffarlı köyünde 40 yıldır demircilik yapıyor. Seven, ilçede mesleğin son temsilcisi olarak işini sürdürüyor.

🎞 İstanbul felç oldu: İşte sokaklardan son görüntüler

 

🎞 Kar tüm yurdu etkisi altına aldı | Yollar kapandı, vatandaşlar ulaşımda zorluk yaşadı

Yeni nesil kahvelere karşı 🇹🇷☕️Türk kahvesine ilgi hala yoğun

 

Yeni nesil kahvelere karşı Türk kahvesine ilgi hala yoğun

Kahve fiyatları iklim değişikliği ve ithalat nedeniyle yükselişe geçti. Türk kahvesinin kültürümüzdeki yeri ayrı olduğu için ilgi hiç azalmıyor. Yeni nesil kahvelerin tüketimi artsa da Türk kahvesi açık ara önde. İşte kahve tiryakilerinin tercihleri...

Yeni nesil kahvelere karşı Türk kahvesine ilgi hala yoğun

Son günlerde kahve fiyatlarındaki artışın önüne geçilmiyor. İklim değişikliği, ambalaj ve nakliye maliyetlerindeki artışa rağmen kahveye ilgi devam ediyor. 

Kahve bir kültürdür. Dünyada çeşitli kahveler var. Bakın önümde o kahvelerden sadece bir kaçı var. Türk kahvesi ve yeni nesil kahveler.

Bir de gençlerin vazgeçilmezi kahveler var. Onlarda işte böyle makinelerde yapılıyor. 

Espresso bazlı kahvelerin tüketimi artsa da Türk kahvesi ilk sıradaki yerini koruyor.


20220119

Kızılderililer Türk soyundan mı?

Kızılderililer Türk soyundan mı?

Biz, Kızılderililerin Türk soyundan geldiğini ve çok önemli benzerlikler taşıdığına inanıyoruz. Son yapılan araştırmalarda da bunu görmekteyiz.

Amerikalı ve Rus antropologların araştırmasında, Kuzey Amerika kıtasının ilk sakinlerinin genetik beşiğinin Sibirya’nın güneyindeki dağlık Altay bölgesi olduğu ortaya çıktı.

ABD’deki İnsan Genetiği dergisinde yayımlanan araştırmayı yapanlardan Pennsylvania Üniversitesi Antropoloji bölümü Doçenti Theodore Schurr, Rusya, Moğolistan, Çin ve Kazakistan’ın kesiştiği Altay bölgesinin onbinlerce yıldır çok sayıda halkın gelip gittiği kilit bir yer olduğunu belirtti.

Araştırmaya göre, Amerika kıtasındaki ilk insanların ataları bu halklardan biriydi ve bugün Rusya Federasyonu’nun bir parçası olan Altay’dan 20 bin ila 25 bin yıl önce gelmişlerdi.

Asyalılara ait genetik özelliklere sahip bu insanlar, o dönemde sular altında olmayan Bering boğazını geçmeden önce tüm Sibirya’yı katettiler.

Araştırmalarında, Amerikalı kızılderililerin ve Güney Altay bölgesinde yaşayan yerli kavimlerin DNA’larında Y kromozumunu (babadan geçen) analiz eden bilim adamları, iki grubun paylaştığı ve bunlara özgü genetik mutasyonu bulmaya çalıştılar.

Araştırmanın sonucunda, Amerikalı ve Rus antropologlar, her iki grupta da, anneden miras mitokondriyal genlerde de aynı genetik özellikleri buldular.

Çalışmalarında bu mutasyonların ortaya çıkması için ne kadar zaman geçmesi gerektiğini hesaplayan bilim adamları, Altay genlerinin 13 bin ila 14 bin yıl önce Amerikalı yerlilerinkinden ayrıldığını tahmin ediyorlar.

Kızılderililer’in bundan yaklaşık 35.000 yıl önce Amerika Kıt’asına yerleştikleri biliniyor. Kızılderililer, Sibirya civarındaki ata yurtlarındaki avlakların (av alanlarının) yetersiz geldiğini düşünerek, bugünkü Asya ile Amerika’yı bağlayan Bering Boğazı çevresinde yeni av alanları aramaya başladılar ve rastlantısal olarak Amerika’ya geçtiler. Oradaki avlakları beğenerek oraya yerleşme kararı aldılar. O günden beri o bölgeyi yurt edilen Kızılderililer, günümüze kadar kültürlerinde pek değişiklik yaratmayarak gelmişlerdir. Günümüzde ABD’de resmen kabul edilen 554 tane Kızılderili kabilesi var.

Yaşantı Benzerlikleri:

1- Bilindiği üzere Türkler “avcı” bir soydur. Bugün bile izlerini hissettiren “avcılık ruhu”, Kızılderililer’de de görülüyor. Zaten göç yoluyla Altay Türkleri’nin Amerika’ya geçerek orada Kızılderilileri oluşturması düşüncesinin de temelinde avcılık var.

2- Kızılderililerin kullandıkları av aletleri, temel ihtiyaçlarını gidermeleri için kullandıkları eşyalar… Türkler’in kullandıklarıyla benzer özellikler taşıyor. Üstü sivri çadırlarda yaşamaları, önleri kesik giysiler giymeleri, “huş” adı verilen oyma kayıklar kullanmaları… da Türk yaşantısına benziyor.

3- Kızılderililerle ilgili gördüğünüz resimlerden anımsarsınız, onlar da tıpkı Türkler gibi atlı yaşam süren topluluklardır.

Halk Kültürü Benzerlikleri (Folklorik Benzerlikler):

1- Kızılderililer’de “loğusa kadınlar” a önem verilmesi, onlarda bir kutsîyet bulunduğuna inanılması ve kırklarının yapılması, onların silahlara dokunmalarının yasak olması kültürel bir benzerliktir.

2- Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde Türkler’e özgü olduğu bilinen, parmakların arasına sicim (kalın ip) geçirilerek oynanan “sicim oyunu” nun oynanması da yine benzerlik teşkil etmektedir.

3- Cenazelerde “yasçı” ların bulundurulması da Türkler’le Kızılderililer arasındaki belirgin benzerliklerden biridir. Orhun Yazıtları‘nda da geçtiği üzere, en eski soydaşlarımız da ölüm törenlerine “yasçı, sıgıtçı…” denilen “ağıt yakan” ölü ağlayıcıları getirtirlermiş. Kızılderililer de tıpkı Türkler gibi bu biçimde törenler yapıyorlarmış.

4- Bizdeki “Kırkpınar Efsanesi” nde anlatılan ve pehlivanların can vermesine kadar devam eden güreşlerle, Brezilya Ormanları’ndaki Zakuma Kızılderilileri’nin tuttukları “güreş“, benzerlik göstermektedir.

5- Mohavk Kızılderilileri’nin Anadolu’da oynanan ve arasında “uzun eşek” oyununun da bulunduğu oyunların 12’sinden 11’ini bilmeleri de yine benzerliğe örnektir.

6- İnkalar’da bizdeki “kopuz” a benzeyen bir tür sazın bulunduğu gözlenmiştir.

Dinsel Benzerlikler:

1- Halk kültürü benzerliklerinde belirttiğimiz “loğusa” ya kutsiyet verilmesi, dinî kültürün de bir yansımasıdır.

2- En eski Türk inancı olan “Şamanizm” (Gök Tanrı Dini) ile, Kızılderililer’in inançları arasında çok yakın benzerlikler vardır. Aşağıdaki bilgi dikkat çekicidir:

Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların en ilginç yanlarından birisi, kabilenin Şamanı’nın “Gök Tanrı” olarak kabul edilen “Ulu Ruh” a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için O’nun yardımını ve rahmetini talep etmek maksadıyla, bu düzgün”direğe”tırmanmasıdır. Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman’ın bu direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep etmek maksadıyla ”Gök Tanrı“ya daha yakın olma amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri arasında oldukça yaygındır.

3- Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî merasimlerin birbirine benzemesi ve paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir.

4- Bilindiği gibi Türkler’de “totemizm” yoktur. Yani Türkler “totemleştirdiği” (kutsallaştırdığı) canlı – cansız hiçbir varlığa tapmazlar. Fakat Türkler’de çok yaygın bir kutsîyet duygusu vardır. Güçlerinin yetmediği “gök gürültüsü ve şimşek” gibi doğa olaylarını kut’lu saymışlardır. Ötüken Ormanı’nı, “Iduk Ötüken yış budun” [Kutsal Ötüken Ormanı’nın Budunu (Ulusu)] diye kutsallaştırmışlardır. Veya “İnçü Ögüz’ü” [İnci Irmağı’nı] temiz tutmuşlar onu kut’lulaştırmışlardır. Fakat bu sayılanlara hiçbir zaman tapmamışlardır. Totemizm inancına sahip topluluklar, totemlerin bir ruh taşıdıklarına inanır ve o totemlerdeki kut’lu ruha sahip olmak için onları bedenleriyle bütünleştirirlermiş. Fakat Türkler hiçbir zaman en kut’lu varlıklardan birisi olarak gördükleri “Bozkurt” u pişirip yememişlerdir. Kızılderililer’de de bu “kutsallaştırma” olgusu bulunmaktadır. Bu da ayrı bir benzerliktir.

Irksal Benzerlikler:

1- Türk Irkı’nın belirgin bir kafatası yapısı vardır. Buna “brakisefal” kafatası tipi denir. Kızılderililerin bu kafatası yapısına ne kadar uygun oldukları tartışılabilir (benim de bu konuda pek bilgim yok); fakat göz ve çene yapıları Türkler’inkine benzer özellikler taşıyor.

şef joseph, oğuz kağan

2- Yapılan araştırmlarda, Kızılderililer’in Dna’sı ile, Türkler’in Dna’sı arasında çok yakın bir ilişki bulunuyor. Hatta Kızılderili Dna’sına Türkler’inkinden başka hiçbir Dna uymuyor. Bazı kaynaklarda “y kromozomunun” sadece Türkler’de ve Kızılderililer’de bulunduğu söyleniyor; fakat bu işin bilimsel boyutundaki bilginin ne derece doğru olduğunu bilemiyoruz.

Kimisine göre “y kromozomu” her erkekte bulunuyor; fakat buradaki haritada ise kromozomların Dünya haritasındaki dağılımına baktığımızda bu düşüncenin doğru olabileceği kanısı ortaya çıkıyor.

3- Tüm bu ırksal özelliklerin devamı niteliğin aklımıza takılan bir şey ise, “ten rengi“… Bugün dünya üzerinde yaşayan yaklaşık 300 – 350 Milyon Türk var. Bu Türkler dünyanın birçok bölgesine dağılmış biçimde yaşıyorlar. Normal koşullarda iklim farklılıklarının veya coğrafi özelliklerin kişilerin biyolojik yapılarını bile etkilediğini düşünürsek, Türkler içerisinde “beyaz tenli” olmayanların da olması gerekiyor. Fakat dünyadaki bütün Türk topluluklarından bir kişiyi örnek olarak getirseniz, hepsini bir arada gördüğünüzde hiç “siyah tenli” (şu araplardaki veya zencilerdeki karalardan…) Türk göremezsiniz. Kızılderililerin ten renkleri ise, sanki Türklere göre biraz daha koyuymuş gibi geliyor.

Kaynak:

www.facebook.com/necdet .buluz

Kızılderililerin Türklerle akrabalığı


20 Mart 2017 03:55

Türk Balık Adamlar Kulübü, Vedat Köle’nin yönetiminde düzenlediği konferanslar dizisinde dün, “Alaska Kızılderilileri ve Efsaneleri” başlıklı konferansı için Müjgan Ergil’i konuk etti.

Nevzat Yılmaz

Türk Balık Adamlar Kulübü, Vedat Köle’nin yönetiminde düzenlediği konferanslar dizisinde dün, “Alaska Kızılderilileri ve Efsaneleri” başlıklı konferansı için Müjgan Ergil’i konuk etti. “Türkler ve Kızılderililer, aralarındaki dil ve kültür benzerliklerinden dolayı akraba sayılabilir mi?” Müjgân Ergil, Alaska’ya yaptığı bir gezi sırasında dikkatini çeken benzerlikler bağlamında ele aldığı izlerin Türkler ve Kızılderililerin akraba kültürden gelen kökenleri olduğunu söylüyor. Ergil, 1993 yılında görev yaptığı Kazan’dan Yakutistan’a düzenlenen geziye katılarak Alaska’ya geçtiğini belirtiyor. Burada Kızılderililerin bıraktığı izlerle Kanada ve Güney Amerika’daki izlerin örtüştüğünü vurgulayan Müjgân Ergil, Alaska’daki Atabaşkan Kızılderililerinin yaşadığı coğrafi bölge, kültür ve yaşayışları arasındaki benzerliklerin şaşırtıcı olduğunu söylüyor.

Ergil, 2008’den bu yana gözlemlerini bilimsel araştırmalarla birleştirerek, Kızılderililer ile Türkler arasında kan bağı olabileceği savını tartışan konferans dizisini sürdürüyor. Ergil, konferanslarında Reha Oğuz Türkkan, Toung-De Kien, Prof. Ferrario, Dr. Calvin Kephart gibi uzmanların bilimsel çalışmalarından derlediği yansıları dinleyicilerle paylaşıyor.

20220110

🎞 ⚔️ 🇹🇷TV Dizisi: ‘Destan' (1. Bölüm)

Destan 1. Bölüm Özeti:

8. yüzyılda, Orta Asya’da, İslam’ın henüz kucaklamadığı topraklarda vahşi bir çağ hüküm sürmektedir. Çin sivri dişlerini Türk budununa doğrultmuştur, Rus Varegler, Moğollar, Sogdlar, Persler tuzakta beklemektedir. Yetmezmiş gibi, aynı kana atam diyen Türk boyları birbirine düşmüştür. İkisi de Türk olan Gök Hanlığı ile Dağ Hanlığı arasında ise çok büyük bir düşmanlık vardır.

Bu siyasi şartlarda, Gök Hanlığı’nın ulu kağanı Alpagu Han, başkaldırmasından kuşkulandığı kardeşi Balamir Yabgu’nun kızını, çolak ve topal oğlu Batuga’ya gelin almaya karar verir. Ailesini toplayıp kız istemek üzere Batı Gök Kağanlığı’na doğru yola çıkar. Yolda onları çok büyük bir tehlike beklemektedir: Çocukluğundan beri intikam ateşi ile yanan Dağ savaşçısı Akkız!

Yapım ve proje tasarımı Mehmet Bozdağ’a ait; yönetmenliğini Emir Khalilzadeh’in yaptığı, senaryosunu Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem’in kaleme aldığı ‘Destan’ın başrollerini Ebru Şahin, Edip Tepeli ve Selim Bayraktar üstleniyor.


Oyuncular:


Ebru Şahin (Akkız), Edip Tepeli (Batuga), Selim Bayraktar (Alpagu Han),

Deniz Barut (Ulu Ece), Teoman Kumbaracıbaşı (Balamir Beg),

Kanbolat Görkem Arslan (Saltuk Beg), İpek Karapınar (Çolpan Hatun),

Burak Tozkoparan (Temur Tegin), Elif Doğan (Tutkun),Burak Berkay Akgül (Kaya Tegin),

Ahmet Olgun Sünear (Yaman), Buse Meral (Sırma), Ecem Sena Bayır (Günseli Hatun),

Esra Kılıç (Mei Jin), Bilgi Aydoğmuş (Kırçiçek), Osman Albayrak (Vargı Beg),

Alper Düzen (Danış Ata), Şahin Ergüney (Kün Ata), Meltem Pamirtan (Yibek Kadın),
Evren Erler(Çalayır)

🎞 Barbaroslardan Mavi Vatan’a (Böl. 2)



Teferruat - 12 Kasım 2021
Barbaroslardan Mavi Vatan’a
Halil Nebiler - E. Kurmay Albay Halil Özsaraç -Ulusal Kanal

🎞 Barbaroslardan Mavi Vatan’a (Böl. 1)


Teferruat - 5 Kasım 2021 
Barbaroslardan Mavi Vatan’a 
Halil Nebiler - E. Kurmay Albay Halil Özsaraç -Ulusal Kanal

En Çok Okunanlardan...