Atatürk:''Ne Mutlu Türküm diyene'' - Biz Türkler Asyai bir milletiz - Anadolu İrfanı'yla aydınlanır yolumuz... arşivi derleyen: Alp İçöz, gönül dostu bir şair
Blog Listem
20200224
✍️ Bir cesaret simgesi: Osman Hamdi Bey
Bir cesaret simgesi: Osman Hamdi Bey
Ecem Altınkılıç
İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Doktora Öğrencisi
Bu yazıda Osman Hamdi Bey’in ressam yönünden ziyade, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sanat ve arkeoloji tarihine olan katkılarını kısaca ele almaya çalışacağız.
Osman Hamdi Bey hiç şüphesiz Batılılaşma Dönemi Türk resminin öncü isimlerinden biridir; fakat onu tanımlamak için yanına çok daha fazlasını eklememiz gerekir. Bu coğrafyada arkeolojinin bir çatı altında toplanması üzerine atılan ilk adımların, fotoğrafa olan ilgisi çerçevesinde Marie de Launay ile birlikte “Elbise-i Osmaniye/Les costumes populaires de la Turquie en 1873” başlıklı bir kitap hazırlaması, arkeoloji ve resim çalışmaları sırasında da bunlardan yararlanması açısından çok önemli bir görseldir. Osman Hamdi Bey, bu mirasın sahibi olması yanında hem batı kültürüne hem de doğu geleneklerine olan hâkimiyetini oldukça iyi bir şekilde harmanlayan ve de ayıran bir entelektüeldir. Sanayi-i Nefise Mektebi'nin (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) kurucusu müzeci, arkeolog, ressam Osman Hamdi Bey, aynı zamanda (o dönemler 13. Daire olarak adlandırılan) Kadıköy’ün ilk belediye başkanlığı, Beyoğlu 6.Daire Belediye Müdürlüğü, Bağdat’ta Umur-ı Hariciye Müdürlüğü görevlerini üstlenmiş bir devlet adamıdır. Batı dünyasıyla tanışma yolculuğu, Osmanlı sadrazamlarından babası İbrahim Edhem Paşa’nın onu Paris’e Osmanlı Okulu’na göndermeyi istemesi ile başlamıştır; fakat burada yer olmadığı gerekçesiyle Institution Barbet’de hazırlık eğitimi almış, ardından Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur. Resme olan ilgisi ile babasının hukuk eğitimi alması üzerine yöneltmesi arasında kalan Osman Hamdi Bey, Gustav Boulanger ve Jean-Léon Gérôme’dan resim dersleri almış, bir süre sonra ise ilerleme kaydetmediği hukuk eğitimini bırakmıştır. Paris’te eserlerini sergileme şansı bulan Osman Hamdi Bey, babasına yazdığı birçok mektupta, resimde olan başarısını özellikle vurgulamış, bu tutkusundan vazgeçmeyeceğini işaret etmiştir.
Osman Hamdi Bey, doğu dünyasının öğelerini, insanını, gündelik yaşamını, en ince mimari detayı ve objesine kadar oldukça derin işlemiş bir ressamdır. Bazı araştırmacılar; bir doğulu olarak, doğuyu konu edinmenin onun için bir seçimden ziyade ondan beklenen, kabul görmesi için olması gereken yol olduğu düşüncesini savunurlar. Paris’te eğitim alan Osman Hamdi’nin figürleri hem batı dünyasında hem de doğu dünyasında farklı yorumlara, halen süren tartışmalara sebep olmuştur. Doğulu figürlerin ve mekânların yanı sıra İslami dünyadan uzaklaşmış, özellikle batılı görünümde kadın figürlerini işlemesi her iki tarafta da büyük ses getirmiştir. Osman Hamdi Bey, fikirlerini tuvale aktarırken oldukça cesur davranmış, karşılaşacağı tepkileri göze almıştır. Minyatürün sönümlenmesinin ardından duvar resimlerine, ardından da tuvale geçilen Osmanlı Resim Sanatı’nın gelişim çizelgesinde bu gerçekten de büyük bir adımdır, ciddi anlamda cesaret ve özgüven gerektirir. Girişimci ve sosyal kimliği birçok başlangıç noktası oluşturmasını sağlamıştır. Bu yönü Müze-i Hümayun’un gelişimi ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluş sürecinin de pozitif ilerleme kaydetmesine imkân yaratmıştır. 1881 yılında kuruluş aşamasındaki Müze-i Hümayun’un başına getirilen Osman Hamdi Bey, göreve başladığında henüz arkeoloji eğitimi almamıştır. Arkeolog kimliğini, müzeyi yönettiği yıllarda yaptığı çalışmalar ile kazanmıştır. Müze-i Hümayun’un idaresinin başına geçtiğinde uzun süredir tanıdığı Charles-Joseph Tissot, İstanbul’da Fransa elçisi olarak görev yapmaktadır. Charles-Joseph Tissot, diplomat kimliğinin yanı sıra, aynı zamanda Kuzey Afrika üzerine çalışan bir arkeologdur ve Osman Hamdi Bey’e yeni görevinde yardımcı olmuştur. Tissot’un ricasıyla araştırmacı Solomon Reinach da Atina'dan İstanbul’a gelerek, müzenin ilk kataloğunu hazırlamıştır.
Sanayi-i Nefise Mektebi’nin hocalarından ünlü heykeltraş Osgan Efendi ile birlikte, Nemrut Dağı’na giderek, bölgeyi keşfetmiş; fakat nitelikli bir çalışma yapmamış olan Almanlardan daha erken davranmış, alanı fotoğraflarla belgelemişlerdir. İzmir’in ünlü levantenlerinden Démosthène Baltazzi ile de birlikte çalışmıştır. Osman Hamdi Bey, odasında oturan bir yöneticiden ziyade, ülkesinin kültür mirasına sahip çıkan, koruyup kollayan bir elçi misyonu üstlenmiştir. 1869’da çıkarılan, 1874’te yenilenen Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin (Eski Eserler Kanunu), 1884 tarihinde bir kez daha gözden geçirilmesiyle bu coğrafyaya ait eserlerin yurtdışına çıkışı yasaklanmış, yapılacak her arkeolojik çalışmanın Müze-i Hümayun’un onayı ve kontrolü altına alındığı ilan edilmiştir. Bu durum, Osman Hamdi Bey ile Batılı arkeologların ters düşmesine sebep olmuştur. Yapılan kazılar sonucu gelen yeni buluntuları muhafaza etmek ve sergilemek için daha büyük bir mekâna ihtiyaç duyulmuştur. İlk olarak Çinili Köşk’te ikamet eden Müze-i Hümayun, ünlü mimar ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin hocalarından Alexandre Vallaury tarafından yapılan neoklasik üsluptaki yeni binasında “Luhûd-ı Atîka Müzesi” (Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesi Binası) adıyla varlığını sürdürmüştür. Luhûd-ı Atîka Müzesi ismini, ünlü İskender Lahdi’nin de gün yüzüne çıkarılmış olduğu, Sayda Kazısı’ndan almaktadır. Kısa zamanda, hızlı fakat sağlam adımlarla Osmanlı müzeciliğini inşa etmiştir. Kazı çalışmalarından günümüze kalan fotoğraflar günümüzde dahi oldukça heyecan vericidir. Yazılı kaynakların dışında, görsel belgeler, geç de olsa bu anların her saniyesine şahitlik etmemizi sağlar.
Osman Hamdi Bey’in fotoğrafla olan bağlantısı ve de dönemin görsel tarihine olan katkısındaki payı oldukça kuvvetlidir. Çok sayıda portresinin olması, fotoğrafa olan merakının başlıca göstergelerinden biridir. Yaptığı resimlerde fotoğraflardan yararlanmayı, kare kare ayırıp büyülterek detay çalışmayı tercih etmiş bir sanatçıdır. Birçok resminde kendisi ve yakınları (özellikle çekirdek ailesi) çeşitli kıyafetler giyerek, adeta kılık değiştirerek, model olarak yer almıştır (Örneğin “Okuyan Genç Emir”, “Oğlu Edhem-Bursa’da Yeşil Cami’de, Tespih Çeken Mümin’de /Çocuklar Türbesinde Derviş”, kendisi). Bu dönemde İstanbul’da fotoğraf dendiğinde akıllara Pascal Sébah ve Abdullah Biraderler’den başka isim gelmemektedir. Osman Hamdi Bey’in çok sayıda fotoğrafının, aile dostları olan Pascal Sébah tarafından çekildiği bilinmektedir. Osman Hamdi Bey’in kendi portrelerinin ve aile fotoğraflarının dışında, dönemin çeşitli yöresel veya karakteristik kıyafetlerini giyerek çektirdiği, farklı temalar içeren birçok fotoğrafı bulunmaktadır. Bu fotoğrafların bir kısmının kendi resimlerinde yer edindiğini görmekteyiz, bir kısmı ise 1873 yılında hazırlanan “Les Costumes Populaires de la Turquie”, bir diğer ismiyle Elbise-i Osmaniye albümünde yer alır. “Les Costumes Populaires de la Turquie”; 1873 Viyana Sergisi Osmanlı Bölümü için hazırlanmış, metinleri Osman Hamdi Bey ile Victor-Marie de Launay tarafından ca yazılmış, Osmanlı İmparatorluğu halkının giyim kuşamını anlatan ve gösteren bir eserdir. Kitabın fotoğrafları Pascal Sébah tarafından, bir kısmı Sébah’ın kendi stüdyosunda, bir kısmı da Osman Hamdi Bey’in babası İbrahim Edhem Paşa’nın Eminönü yakınlarındaki Kantarcılar’da bulunan konağında çekilmiştir. Ahmet Mithad Efendi’nin de Lübnanlı Bedevi kılığında bir karesi yer alır.
Albüm, çok geniş bir coğrafyaya ve farklı etnik kültürlere sahip olan imparatorluğun, çeşitli bölgelerinden ve farklı renklerinden insanların varlığına, görünümüne, günlük yaşamından bir parçayı yansıtma adına oldukça güzel bir çalışmadır. Osman Hamdi Bey’in kültür, sanat ve arkeoloji alanlarındaki çalışmalarının yanı sıra, 1895 yılında, Kabataş’tan Taksim’e giden 1875 yılında açılan Karaköy-Taksim arası ulaşımı sağlayan Tünel’e benzer bir sistemle; buharlı makine ile çalışan dar hatlı füniküler (demiryolu) projesi önerisini sunması, bize üretken bir devlet adamı olduğunu da gösterir. Dönemin padişahı II. Abdülhamid’in onayından geçen proje, Ticaret ve Nafia Nezareti’ne, oradan da Dâhiliye Nezareti’ne aktarılmış, Mühendis Mösyö Set tarafından gerekli incelemelerin yapılması üzerine onaylanmıştır. İlerleyen süreçte proje, kesin olarak bilinmeyen sebeplerden dolayı tamamlanamamıştır. Yaygın olarak “Kaplumbağa Terbiyecisi” olarak bilinen fakat asıl ismi “Kaplumbağalı Adam” eserinin yaratıcısı, Osman Hamdi Bey’in avangart kimliğini, kültür tarihine olan katkılarını kısaca tanıtmaya çalıştık. Birçok alanda ilk adımı atma cesaretini göstermiş böylesine çok yönlü bir ismi, tek bir başlık adı altında toplamak zordur. Dilerim ki, Osman Hamdi Bey’in bir tablosuyla karşılaştığınızda ona birkaç farklı çerçeveden bakmanıza vesile olabilmişizdir. Sevgiyle kalın…
Kaynaklar
CEZAR, Mustafa. (1971) Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, İstanbul, Türkiye
İş Bankası Kültür Yayınları
EDHEM, Ethem. (2010) Osman Hamdi Bey Sözlüğü, İstanbul, Türkiye Cumhuriyeti
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları
ELDEM, Ethem. (2015) Osman Hamdi Bey İzlenimler 1869- 1885, İstanbul, Doğan
Kitap
ELDEM, Ethem. (2014) “Elbise-i Osmaniye’yi Yeniden Ele Almak”, Toplumsal Tarih, Sayı: 248, Ağustos 2014, s.26-34..
ERSOY, Ahmet. (2003) “Şarklı Kimliğin Peşinde, Osman Hamdi Bey ve Osmanlı
Kültüründe Oryantalizm”, Toplumsal Tarih, Sayı:119, Kasım 2003, s. 86-87.
GOREN, Ahmet K. (2002) “Yenileşme Döneminden Cumhuriyet Dönemine Türk
Resim Sanatının Evreleri” Türkler, C.15, 75.Bölüm, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları, s. 428-439.
RENDA, G. EROL, T. (1980) Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı
Tarihi, Cilt: I, İstanbul, Tiglat Yayınları
ÜREKLİ, Fatma. (2010) “Ölümünün 100. Yılında Osman Hamdi Bey (1842-1910)”,
Güzel Sanatlar Dergisi, Sayı:39, Haziran-Temmuz 2010, s.14-16
ÖZTUNCAY, Bahattin (2003) Dersaadet’ in Fotoğrafçıları, 19. Yüzyıl İstanbulunda
Fotoğraf: Öncüler, Stüdyolar, Sanatçılar, İstanbul.
Alıntı/Kaynak: https://bilimveutopya.com.tr/bir-cesaret-simgesi-osman-hamdi-bey
Kitap: 'Doğu Anadolu'nun Türklüğü' - Prof. Dr. Mehmet Eroz
Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri halkına hemen "Kürt" der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Kürt dediklerinin boyasını kazıyınca altında 'Ekrad Türkmenler' çıkar, yine yerli şehir Türklerinde, Türkmenler, Karakalpaklar, Azerbaycanlılar da çıkar.
Prof. Dr. Mehmet Eröz, büyük bir titizlikle saha araştırmalarına dayanarak yaptığı araştırmalarında belli bölgelerin muhtelif zümrelerle anılır olmasını kabul etmemiş, lengüistik, etnografik ve tarihî vesika ve kaynaklara dayanarak Doğu Anadolu'nun Türklüğü'nü göstermiştir. Kürt diye anılan insanlar Kurmanç ve Zaza adı verilen iki büyük zümreye ayrılmaktadır. Bunlardan Zazalar, Kürtlüğü kat'iyen kabul etmeyip, Kurmançların Kürt olduğunu, kendilerinin ise Zaza(Karluklular) olduğunu söylerler. Ancak bazı görüşler bu hükmün istisnasını teşkil eder. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun, otantik kültür değerleri açısından Batı Anadolu'dan daha Türk olduğuna dikkat çeken merhum Prof. Dr. Mehmet Eröz'ün "Doğu Anadolu'nun Türklüğü" adlı önemli eseri, etnik bölücülüğün tezlerini ilmi verilerle çürütüyor.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu, otantik kültür değerleri açısından Batı Anadolu'dan daha Türk'tür. Mesela coğrafî şartlardan dolayı Hakkâri ve Tunceli'nin nüfus hareketliliği son derece zordur. Böyle olmakla beraber bu illerde yapılan halı-kilimlerle Sibirya, Orta Asya ve "Kürtçü" görüşü savunanlara göre, bir Kürt ırkı vardır ve Kurmançlarla Zazalar bu ırkın şubelerini teşkil eder. Beynelmilel cereyanlar da böyle sun'î bir ırk yaratıp, Türkiye'yi parçalamak istediğinden bu çarpık fikirleri yeşertmek için yüzlerce fondan trilyonlar aktarırlar... Moğolistan'daki Türklerin yapmış oldukları halı-kilimlerin üzerindeki damgalar niçin aynıdır?
Diğer yandan dünyada bilinen ilk koç-koyun başlı mezar taşları 1772'de Rus arkeologlarca Altaylarda bulmuş (altı adet) olup, tarihleri M.Ö. X. asır olarak belirtilmişken, nasıl oluyor da bu mezar taşlarının son örnekleri Tunceli ile Hakkâri'de karşımıza çıkıyor?
Diğer yandan dünyada bilinen ilk koç-koyun başlı mezar taşları 1772'de Rus arkeologlarca Altaylarda bulmuş (altı adet) olup, tarihleri M.Ö. X. asır olarak belirtilmişken, nasıl oluyor da bu mezar taşlarının son örnekleri Tunceli ile Hakkâri'de karşımıza çıkıyor?
Aynı menşeden gelen; tarihî ve içtimaî kader birliği olan Türk zümrelerini bölmek; millî birliğimizi ve dirliğimizi bozmak; vatanımızı yıkmak isteyenlerin oyunlarına karşı, eserimizin uyarıcı ve aydınlatıcı tesirleri olursa, kendimizi bahtiyar sayacağız.
Bu önemli eserin konu başlıklarından bazıları şöyle:
*Bir Kürt Milliyetinden Söz Edilebilir mi?
*Doğu Anadolu Halkı
*"Kurmanç" ve "Zaza" Sözlerinin Aslı
*"Kürt" Sözü Ne Manâya Geliyor?
*Kurmançça ve Zazaca Konuşan Kürt Oymakları
*Şerefnâme'ye Göre Kürtler
*Pazarcık'ta (Maraş) Kurmançça Konuşan Aşiretler
*Güneydoğu Zazaları
*Kürtçe Diye Bir Dil Yoktur, sun-i kürtçeyi kimler, nasıl ve hangi kürsülerde uydurdular
*Doğu Anadolu Köy Adları
*Kürtlerde Şahıs İsimleri
*Kürtlerde Kabile ve Aşiret İsimleri
*Doğu Anadolu Yer Adları (Şerefnâme'de geçen)
*Örf, Âdetler
*Karakeçililer
*Karakeçililerde Maddî Kültür
*Ziya Gökalp'ın Karakeçililer Hakkındaki Fikirleri ve Diğer Kurmanç Oymakları
*Türk Soy, Uruk, Ulus, Boy ve Oymak Adları ile Kurulan Doğu Anadolu Köyleri
*Küçük Boy ve Oymak Adlarını Alan Köyler
*Totemik İzler Taşıyan Doğu Anadolu Köyleri
*Eski Türk Kültürü ile ilgili Olarak İsimlendirilmiş Olan Doğu Anadolu Köyleri
*Türkistan, Azerbaycan ve Diğer Türk İllerindeki Köy ve Kent İsimlerini Alan Doğu Anadolu Köyleri
*Eski Türk Ünvanlarını, Yerleşme ve Akrabalık Kelimelerini İsim Olarak Alan Köyler
*Coğrafî Duruma Göre İsimlendirilen Köyler...
Ötüken Neşriyattan.....
Aslında Dünya da Türkün olmadığı bir yerde Kürt de yok. Kürdün olmadığı bir yerde Türk de yok. Kürtlerin de yüzlerce boyumuzdan biri olduğu görülüyor. Ayrıca 'Ekrad Türkmenler' konusu var, yine evlilik, akrabalık ilişkilerimiz de var .
🎞 Azerbaycanlı hanım: ''Azeri dili demeyin!''
Okan Bayülken: önce Azeri dili dedi, sonra demez olaydım dedi.— Sakalar İskitler (Gizlenen Eski Anadolu Halkı) (@Saka_larr) January 1, 2020
Karşısındaki bu Azerbaycanlı hanım: Azeri dili demeyin! diye başlayıp enfes bir de tarih dersi verdi. Okan Bayülken'in ve stüdyodakilerin donduğu dakikalar.
Bu kadındaki tarih şuuru biz de yok maalesef. (1) pic.twitter.com/VXnPRy20Xr
20200223
🎞 Maçı kazanan bir takımın insanlığını kaybeden taraftarları
Bir Gs lı bir vatandaş bir baba olarak senden özür dilerim kızım, kendilerini başka bir türlü ifade edemeyen ahlaksız hadsiz piyasada adamız diye dolaşan prim yapan insan müsveddelerini biz yetiştirdik. İdealsiz ülküsüz bir güruh yazıklar olsun bize— Hilmi Bilir (@hilmibilir) February 24, 2020
pic.twitter.com/WvuVYNM79A
''BİR GALATSARAYLI OLARAK BEN DE KINIYORUM BU TÜR REZALETİ!''
BLOG EDİTÖR
🎞Türk Dilinde Yozlaşma: İş hayatında kullanılan yabancı sözcüklerin zararı
Güldür Güldür Show Plaza Dili Skeci - 44. Bölüm
🎞 🗣🎵🎶 1975'ten 2012'ye Türkiye'nin Eurovision Macerası - Tüm Şarkılar
''IRKÇI VE DİNCİ AVRUPALILARIN EUROVİSİON ŞARKI YARIŞMALARINDA HER ZAMAN SİYASET VE ÜLKE KAYIRMA VARDI.
TÜRKİYE'YE KARŞI HEM ŞARKILARIN DİLİ BAKIMINDAN HEM KÜLTÜREL BAKIMDAN ÇOĞU ZAMAN HAKSIZLIKLARA UĞRADIK.
YARIŞMAYA KATILMAYA ADAY OLAN ŞARKILARA VE SANATÇILARA İÇERİDE DE HAKSIZLIKLAR OLDU.''
BLOG EDİTÖRÜ
-----
2013 yılında İsveç’te düzenlenen 58. Eurovision Şarkı yarışmasına Türkiye’nin katılmayacağını; TRT’nin, Aralık 2012 tarihinde yaptığı açıklama ile öğrendik.
Bu açıklamadan 5 sene sonra, 1 Ağustos 2017 tarihinde, 2010 yılında Türkiye’yi temsil eden ve 2. lik getiren başarılı grup manga “Eurovision? Yine yeniden… :)” twitini atarak binlerce beğeni ve retweet alınca, tüm Eurovision severlere yarışmaya döndüğümüzü düşündürdü.
2 Ağustos günü, "tekrar katılma ihtimali üzerine duydukları haberleri paylaşmak istediklerini" yazan manga, böyle bir ihtimalin kafalarda canlanmasına neden oldu ve Eurovision takipçileri kimin hangi şarkı ile katılacağını merak etmeye başladı. Onlarca isim üzerinde duruldu, haberleri çıktı.
Yarışmaya Avrupa Yayın Birliği kapsamında 1975 yılında Semiha Yankı ile ilk kez ve 2012 yılında Can Bonomo ile son kez katılan Türkiye toplam 34 kez yarışmıştır.
Biz de bu videomuzda ilk günden son güne Türkiye'nin Eurovision Şarkı yarışmasına gönderdiği tüm şarkıları derledik. İşte karşınızda o şarkılar:
website: http://www.bumesele.com/
🎞 📺🇹🇷 TRT Reklam Kuşağı (1985) 1
- Arçelik Çamaşır Kurutma Makinesi
- İmar Bankası
- Aymar
- Bir leylek ne getirir?
- Permasharp (Fatih Terim)
- Güneş
- Ziraat Bankası
- Blaupunkt Mavi Nokta
- Havilland
- Neba (Suna Pekuysal)
- Güneş
- Aksu
- Yayla
- Yapı Kredi Tele İşlem
- Vita (Zeynep Değirmencioğlu)
- Petrol Ofisi Turbo Dizel S
- Kartal Makarna
- Süper Gazete (Suna Yıldızoğlu, Çetin Alp, Nilüfer, Ferdi Tayfur, Hülya Avşar, Yalçın Gülhan)
- ECA
- Oxford Resimli Ansiklopedik Sözlük
- Pirelli P4 (Yaşar Alptekin)
- Güldüren Gazete Güm Güm (Kandemir Konduk, Perran Kutman, Müjdat Gezen, Altan Erbulak)
- Arçelik
- Atari
- New Webster Set - Güneş Gazetesi
- Dinarsu
- Hacı Şakir
- AEG
- Beymen
- Alo (Zeki Müren)
- BP Super V
- Knor Bulyon
- Arçelik Bulaşık Makinesi
🎞 Avrupa'da 🇹🇷Türk İzleri 1.Bölüm
Belgeselin 1. bölümünde; Türklerin Rumeli’ye geçişleri anlatılmakta. Ayrıca programda;
Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’ndeki Türk bölgesi olan Gostivar,
Kalkandelen ve Vardar Nehri çevresindeki Türk eserlerine yer verilmektedir.
Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’ndeki Türk bölgesi olan Gostivar,
Kalkandelen ve Vardar Nehri çevresindeki Türk eserlerine yer verilmektedir.
Türk Hava Yolları (THY), kadın pilot sayısında tüm zamanların rekorunu kırdı
Türk Hava Yolları (THY), kadın pilot sayısında tüm zamanların rekorunu kırdı. 2006 yılında sadece 6 olan kadın pilot sayısı bu yıl itibariyla 35 kat artarak 211’e çıktı. Milli havayolu şirketinde kadın pilotlar uzun menziller de dahil her uçakta görev alıyor. THY, eğitimdekiler de dahil 39 kaptan ve 172 de ikinci pilotun bulunmasıyla dünyada en çok kadın pilotun görev yaptığı sayılı havayolu şirketlerinden biri oldu.
Türk havacılık tarihine Bedriye Tahir Gökmen, 1930’lu yıllarda ilk Türk kadın pilotu olarak adını yazdırması sonrası Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen de 1936 yılında dünyanın ilk kadın savaş uçağı pilotu unvanı aldı. 1993 yılından itibaren ise Türkiye’de ticari havayollarına kadın pilotlar katılmaya başladı. Türk Hava Yolları’nın ilk kadın pilotu ve ilk kaptan pilotu da o tarihlerde Emel Arman oldu. Airbus 340 tipi uçaklarda 2. pilot koltuğunda oturan Arman, 1997 yılında Atlas Okyanusu’nu geçerek ABD’nin New York kentine gitti ve “okyanusu aşan ilk Türk kadın pilotu unvanını aldı. Kadın pilotlarla kokpitte görev alan erkek kaptan pilotlar da meslektaşlarından onlardan övgüyle bahsediyor.
THY kadın pilot sayısında tüm zamanların rekorunu kırdı
Daha önce sadece Türk Hava Kuvvetleri’nde olan pilotluk eğitiminin, sivil okullara da verilmesiyle Türk sivil havacılığında birbiri ardına kadın pilotlar uçmaya başladı.
THY’de 2006 yılında 6 olan kadın pilot sayısı da 2020 yılı itibariyle rekor düzeyde artarak 211’e çıktı. THY’de kadın pilot sayısı tüm zamanların rekoru olarak tarihe geçti.
En çok kadın pilotun uçtuğu sayılı havayollarından oldu
THY, dünyada en çok kadın pilotun görev yaptığı sayılı havayolu şirketlerinden biri oldu. THY’de artık eğitimdekiler de dahil zorlu sınavları geçen kadın 39 kaptan ve 172 de first officer olarak adlandırılan ikinci pilot bulunuyor. Bu pilotlar arasında THY Uçuş Akademesi’nden mezunlar, asker kökenli olanlar, herhangi bir okulun pilotaj bölümünden mezunlar var.
Her geçen yıl uçak filosu ve uçtuğu nokta sayısı artan THY büyümesine paralel olarak bünyesine yeni pilotlar da katıyor. THY en çok kendi pilotunu yetiştirmek adına üniversite mezunu adaylardan seçiyor. THY’de bunun yanı sıra yabancı kadın pilotlar da bulunuyor.
“Lisede kadın kaptanı görünce bu mesleğe aşık oldum”
Türk Hava Yolları’nda görev yapan Boeing 737 uçaklarında görev alan kadın pilotlardan Selin Sevimli, Didem Bayrakdar ve İrem Poyraz açıklama yaptı.
THY’de 8 yıldır uçan Anadolu Üniversitesi Pilotaj bölümü mezunu Selin Sevimli, pilot olmaya lisedeyken bir kadın kaptanı kokpitte görmesiyle başlamış. THY’nin 29 yaşındaki Boeing 737 kaptan pilotlarından Selin Sevimli, “Pilotluk maceram aslında bir kadın kaptanın kokpit de görmemle başladı.Bu anlamda pilot olmak benim de dikkatimi çekmişti. Lise yıllarımda çevremi inceleyip mesleklerle ilgili araştırma yaparken gerçekten beni çok etkilemişti. Bu mesleği araştırmaya başlamıştım.Daha sonra ise Anadolu Üniversitesi’nin pilotaj bölümü olduğunu öğrendim ve bu bölümü orada okuyabileceğimi gördüm. Bu bölüme hazırlandım ve girdim. THY, bayrak taşıyıcı bir şirket ve çok önemli bir şirket. Dünyanın bütün noktalarına bayrağımızı taşımak ve THY’de uçmak öncelikle benim için bir gurur. Mesleki anlamda da böyle güzel bir şirket de işimi yapabildiğim için bu konuda çok mutluyum.” dedi.
“Anonsumuzu duyup mutluluklarını ileten yolcular da var”
Eşi de pilot olan THY kaptan pilotu Selin Sevimli, “Son dönemde biraz daha aşina olunmaya başlandı, fakat şaşıran yolcularımız olabiliyor. Bazen anons da sesimizi duyduklarında kabin ekibimize şaşkınlıklarını ve mutluluklarını ileten yolcularımız oluyor” dedi ve ekledi: “Bu tabii ki de bizi çok mutlu ediyor. Uçuş sonrası da denk geldiğimiz yolcularımız da bize mutluluklarını, duygularını dile getirdiklerinde bize her zaman motivasyon kaynağı oluyor. Umarım günden güne sayımız artarak devam eder ve bu artık olağan halde devam eder”
“Kadınlarımıza pilotluğu tavsiye ediyorum”
Kadın erkek olarak değil, kokpitte oturan herkesin minimum sağlaması gereken şartları sağlayan herkesin pilot olabileceğini dile getiren Sevimli, “Mesleğin kendilerine uygun olacağını düşünen gençlere her zaman detaylı bilgiler vermek işin özünü anlatmak bizim için de mutluluk tabii ki de sayılarımızın artarak devam etmesini çok isterim.Her mesleğin zor olduğunu düşünüyorum. Pilotluğu kadınlarımıza da tavsiye ediyorum çünkü ben mutluyum yaptığım işten. Çok haz alıyorum o yüzden bu mesleği seçmeye karar veren herkese tavsiye ediyorum. İlk kez annem babam benim uçuşuma denk gelmişti benim anons da pilot koltuğunda oturduğumu öğrenmişlerdi ve bu çok büyük mutluluktu. Bu benim üniversitedeyken de hayalimdi ailemi bir gün uçtuğum uçakta ağırlamak. Bu benim için gurur vericiydi” diye konuştu.
“Bu meslekte kadın erkek ayrımı yok”
Yeditepe Üniversitesi elektrik elektronik mühendisliği mezunu olan ve yurt dışında da master yapan 32 aşındaki Didem Bayrakdar da Türk Hava Yolları’nda 2 yıldır ikinci pilot olarak uçuyor.
6,5 sene özel sektörde çalıştıktan sonra bir özel uçuş okulunda aldığı eğitim sonrası THY ile yolları kesişen babası da pilot olan Bayrakdar, “Pilot olmak istiyordum.Ailemin de desteği ile özel bir uçuş okulunda pilotluk eğitimini tamamladım. Şu anda da THY’nin Boeing 737 tipi uçakların filosunda ikinci pilot olarak mesleğimi devam ettiriyorum. THY ile uçmak inanılmaz mutluluk ve gurur verici bir duygu. THY sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en büyük havayolu şirketlerinden bir tanesi. Türkiye’nin lokomotif şirketi aynı zamanda milli bayrak taşıyıcısı o yüzden bu şirkette görev yapmaktan dolayı onur duyuyorum. Yolcular körükten veya merdivenden gelirken beni gördüklerinde gülümsediklerini görüyorum. Çocukların el salladığını görüyorum bunlarda beni inanılmaz mutlu eden anlar oluyor” dedi.
“Erkek meslektaşlarımızdan destek görüyoruz”
Pilot olmak isteyen tüm kadınlara pilotluğu tavsiye ettiğine vurgu yapan Bayrakdar, “Pilot olmak isteyip bana soranlara bu mesleğin avantajlarını, dezavantajlarını zorluklarını güzel ve keyifli taraflarını anlatıyorum. Ama bana sorduklarında önerir misiniz diye çok mutlu olarak severek yaptığım için olmak isteyen herkese öneriyorum. Ben bu meslekte kadın erkek ayrımına çok da fazla inanmıyorum. Bu koltuğa oturan herkes belirli bir eğitimden geçiyor. Belirli bir başarı sağlamaları gerekiyor.Belirli bir standarda ulaşması gerekiyor. Şirketimizde görev yapan tüm pilotlarımız kadın veya erkek olsun bu işi layıkıyla icra ediyorlar. Pilot olmak isteyen herkese tüm kadınlara tavsiye ediyorum.Erkek pilotlarımızdan her hangi bir ayrımcılık görmedik ve onlardan da destek görüyoruz. Çocuklarımın da ileride pilot olmasını isterim çünkü bu işi severek isteyerek yapıyorum. Bu meslek zorlamayla, annenin babanın zorlamasıyla yapılacak bir meslek değil. O sevdanın insanın içinde olması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Uçakların içinde büyüdüm”
Koç Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümü mezunu 28 yaşındaki İrem Poyraz da Türk Hava Yolları’nda 2 yıldır ikinci pilot olarak uçuyor.
Babası da pilot olan Poyraz şunları söyledi: “Çocukluğumdan beri uçakların içinde büyüdüm.Çocukluğum böyle geçti o yüzden ilerleyen zamanda da benim için en iyi meslek olduğunu düşündüm.Fazla destinasyonlara uçuyoruz bayrak taşıyıcısı olduğumuz için bu bana gurur veriyor çünkü dünyanın her yerinde THY’yi tanıyorlar. Biz de bunu temsil ettiğimiz için en iyi şekilde hoşumuza gidiyor. Bir anne kız çocuğu ile çıkıp “bak ben sana demiştim pilot kadın diye sen de olabilirsin” bu çok hoşuma gitmişti”
“Herkese öneririm destek görüyoruz”
“Herkese pilot olmalarını öneririm. Erkek meslektaşlarımız kesinlikle daha titiz olduğumuzu söylüyorlar ve çok fazla destek görüyoruz.Erkek meslektaşlarımızdan ve bilhassa kaptanlarımızdan” diyen THY’nin Boeing 737 ikinci pilotlarından İrem Poyraz şunları söyledi: Çocuğum isterse pilot olmayı tüm desteği veririm ama kesinlikle zorlayamam. Kan tutan bir insanı doktor yapamazsınız, yükseklikten korkarsa çocuğumu da zorlayamam ama istiyorum derse tüm desteği sağlarım. Gecemiz gündüzümüz yok diyorlar ama özel hayatımızı çok etkilediğini düşünmüyorum her ay belli bir günümüz boş oluyor.ona göre size ayak uyduracak insanlar bulursanız özel hayatınızda sıkıntı çekmiyorsunuz”(yenisafak)
Alıntı/Kaynak: https://www.airlinehaber.com/turk-kadini-tarih-yazdi-thy-kadin-pilot-sayisinda-211-ile-tarihi-rekor-kirdi/?fbclid=IwAR1VU7eRUpiWuywlMZNtJXgiiHI7MuaZaj85XvQRSbYZrqT9NT_VynMBoB0
20200222
~ 23 Şubat, 1920 ~ “İngilizlere hürmet etmeyen tek halk…”
~ 23 Şubat, 1920 ~
“İngilizlere hürmet etmeyen tek halk…”
1919 sonunda gerçekleştirilen seçimlerin ardından son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 12 Ocak 1920’de açıldı. Ancak açılışın üzerinden daha on gün geçmeden İngilizler, kabine üzerinde baskı kurarak Harbiye Nazırı Cemal Paşa ve Erkân-ı Harbiye Reisi Cevat Paşa’nın vazifeden çekilmesini istedi. Kabine, bu isteğe fazla direnmeden boyun eğdi. Ankara’da bulunan Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal ise, “devletin siyasal bağımsızlığına kesin bir saldırı” niteliği taşıyan bu isteğe şiddetle karşı çıktı. Mustafa Kemal, bu yöndeki görüşlerini sadrazamla da paylaştı. Ancak sadrazam ve harbiye nazırından tatmin edici bir yanıt alamadı. Bu arada, 9 Şubat 1920 günü, kabine programı Meclis-i Mebusan’da okunmuş ve onaylanmıştı. Sadrazam Ali Rıza Paşa, bunun üzerine bir genelge yayımlayarak, Heyet-i Temsiliye’nin “milli irade adına konuşmaya ve istekler ileri sürmeye” hiçbir yetkisi olmadığını duyurdu. Mustafa Kemal Paşa ise bu genelgeyi, “Ali Rıza Paşa ve kabinesinin gizli niyetlerini ve hayasızlığını gösteren bir vesika” olarak nitelendirdi. Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Heyet-i Temsiliye arasındaki gerginlik günden güne tırmanırken, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck, Lord Curzon’a gönderdiği 23 Şubat tarihli bir yazıda, Ankara’daki milli oluşum için şu yorumu yapıyordu:
Anadolu’daki bütün hareketler, Mustafa Kemal Paşa tarafından milli hareketin parçaları olarak tertiplenmektedir. Müttefiklere hücum edenler, yalnız muvazzaf askerler değil; ayrıca, milliyetçi çeteler de var. Milliyetçiler, memleketlerine hiç de iyilik yapmıyorlar; kendi sultanlarına ihanet ediyorlar. Halkın barış içinde yaşamasına engel olup müttefikleri kızdırıyorlar. Bizim aldığımız kararlara hürmet etmeyen yegâne halk, Türk halkıdır.
🗺 Türkiye Büyük Toprak Grupları (BTG) Haritası
Türkiye Büyük Toprak Gruplarının (BTG) tarım alanlarındaki dağılımı dikkate alınarak 3579 adet ve 0–20 cm’den alınan topraklarda yapılan fiziksel ve kimyasal analizler sonucu hesaplanan aşınabilirlik değerlerine göre toprakların 333 adeti çok kuvvetli derecede 1418 adeti kuvvetli derecede, 1298 adeti ise orta derecede aşınabilir topraklar sınıfına girmiştir. Bu dağılımı (BTG) düzeyinde incelediğimizde ilk sırayı 323 adet ile alüvyal toprağın % 50’si kuvvetli derecede aşınabilir olarak belirlenirken, bu oran kahverengi orman toprakların 433 adetinde % 31 ve kireçsiz kahverengi orman toprağında ise bu oran % 38 olarak belirlenmiştir.
Sonuçta tarım topraklarının büyük çoğunluğu kuvvetli derecede ve orta derecede aşınabilir topraklar sınıfına girmektedir. Çok az ve az aşınabilir toprakların sayısı ise toplam toprak sayısına göre sadece % 14’tür.
Sonuçta tarım topraklarının büyük çoğunluğu kuvvetli derecede ve orta derecede aşınabilir topraklar sınıfına girmektedir. Çok az ve az aşınabilir toprakların sayısı ise toplam toprak sayısına göre sadece % 14’tür.
Köy Enstitüleri ve Türkiye’nin toplumcu yazarlarından Talip Apaydın
KÖY ENSTİTÜLERİNİN TOPRAĞINDAN DOĞAN AYDINLANMA SAVAŞÇISI VE EDEBİYATÇI TALİP APAYDIN’I KAYBETTİK … UĞURLAR OLSUN
*** Alın Teriyle Yazılan Destan
* KÖY ENSTİTÜLERİ
* Talip Apaydın’dan bir anı
* KÖY ENSTİTÜLERİNİN KAPATILMASI
KÖY ENSTİTÜLERİNİN TOPRAĞINDAN DOĞAN AYDINLANMA SAVAŞÇISI
VE EDEBİYATÇI TALİP APAYDIN’I KAYBETTİK … UĞURLAR OLSUN...
Anadolu’nun bozkır toprağınla harmanlanan , çamurunla yoğrulan , sıcaktan kuruyarak çatlayan topraklarda aydınlanma destanına harç ve su taşıyan , Köy enstitülü , öğretmen , eğitimci , şair , yazar Talip Apaydın’ı da ışıklara uğurladık .Savaş yıllarında yokluk ve yoksulluk yaşanırken Atatürk’ün güçlü ve aydınlık Türkiyesinin temeline tuğla koyanlardan birisi oldu Talip Apaydın.
Aydınlanma savaşçıları beyaz taylara binerek gelmişlerdi.
Beyaz atlarına binerek bir bir gidiyorlar.
Saygı ve sevgiyle
uğurlar olsun Apaydın…
Talip Apaydın’ı sonsuzluğa uğurlarken seneler önce paylaşıma sunduğum Talip APAYDIN tarafından yazılarak 1967 yılında yayınlanan ”Karanlığın Kuvveti” kitabında yer alan “Bayramlarda çalışırız bayramlar için” isimli anısını yine bir kurban bayramı arifesinde paylaşmıştım.Bu kez de değerli Talip Apaydın’ın yaşamla vedalaşması yine kurban bayramı öncesine geldi.
Bu nedenle Apaydın’ın yaşamını ve de aynı öykü anıyı sizlerle tekrar paylaşıyor ve Köy enstitülerinin işlevini anlatmak yönünden “Alın teriyle yazılan destan” ve “Köy enstitülerinin kapatılması ” konusunu da takrar anımsatmayı yararlı gördüm.
Naci Kaptan
30 Eylül 2014
***
Susuzluk
Bozkırlar ortasındaKurudu dudaklarımÇağırmayın gelememBir tas su uzatınÇabuk olun birazBeni kurtarın
Talip Apaydın
Türkiye’nin toplumcu yazarlarından Talip Apaydın (d. 1926, Ankara Polatlı- ö. 27 Eylül 2014),
Hikâye ve roman yazarı, şâir. Polatlı’ya bağlı Ömerler Köyü’nde doğdu. İlk eğitimini Beypazarı’nda yaptı. Daha sonra Çifteler Köy Enstitüsü (1943) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.
İlk şiir ve hikâyelerini Köy Enstitüleri Dergisi’nde yayınladı (1945-1946). 1948-1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar vs. gibi dergilerde çıkan hikâyelerinden sonra romancılığa başladı.
Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yeraldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü’nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı. Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi.
Eserlerinde Yaşar Kemâl, Kemâl Tahir ve Orhan Kemâl’in etkisi görülür.
27 Eylül 2014 tarihinde vefat etmiştir.
Okula böyle geldilerTalip Apaydın Eserleri
Şiir
Susuzluk (1956).
Hikâye
Ateş Düşünce (1967),
öte Yandaki Cennet (1972),
Koca Taş (1974),
0 Güzel İnsanlar (Çocuklar için hikâyeler, 1978),
Yolun Kıyısındaki Adam (1979),
Duvar Yazılan (1981),
Kökten Ankaralı (1981),
Yangın (Çocuklar için, 1981).
Roman
Sarı Traktör (1958),Yarbükü (1959),Emmioğlu (1961),Ortakçılar (1964, 1974),Ferhat ile Şirin (Halk için roman, 1965),Toprağa Basınca (Çocuklar İçin, 1966),Define (1972),Yol Duvar (1973),Toz Duman İçinde (1974),Tütün Yorgunu (1975),Kente İndi İdris (1981),Vatan Dediler (1981).
Hâtırat
Bozkırdaki Günler (1952),Karanlığın Kuvveti (1967).
Tiyatro
Bir Yol (1966).
Radyo oyunu
Yapılar Yapılırken,Otobüs Yarışı (Basılmadı).
Ödülleri
Tütün Yorgunu 1976 Madaralı Roman ÖdülüKöylüler 1992 Orhan Kemal Roman ArmağanıYapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı 1975 TRT Yayınlanmamış Radyo Oyunları Sanat Ödülleri
***
Naci Kaptan
17 Nisan 2013
* Köye eğitim hizmeti 1936 da başlamış ve bu tarih de 35.000 köyde ilkokul yoktur. 16 Milyon nüfusun 12 milyonu köylüdür. Bunlardan erkeklerin yüzde 76.7’sı kadınların ise yüzde 91.8’i okur-yazar değildir.
* “Biz,istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü, ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine,köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi isteriz.” (Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel)
“Öyle bir köy öğretmeni tipi yaratmalıyız ki o, yalnız köylünün inançlarını işlemek, toplumsal kurumlarını etkilemekle kalmasın; köyün yüzünü ve ekonomik hayatını da değiştirsin.”
“Gözettiğim amaç, köy okulu talebelerinin Kemalist, yurtsever uluscul birer fert, kamuğasıyı (toplum çıkarlarını) özel düşünce üstünde tutan, ekonomik birer unsur olmasıdır.” (1935 TBMM Kültür bakanı Saffet Arıkan’ın konuşmasından)
Alıntı/Kaynak: http://nacikaptan.com/?p=4319
🎞 Anadolu Ahşap Sanatının zirvesi
Anadolu Ahşap Sanatının zirvesi— Tasvir Sanatları (@tasvirsanatlari) February 22, 2020
Nevşehir Ürgüp Taşkın Paşa Cami Mihrabı 14. Yüzyıl.
✍🏻Eser Ankara Etnoğrafya Müzesinde lütfen görün 🌝 pic.twitter.com/XobsYyfhOP
Köy Enstitüleri
Köy Enstitüsü mezunu ilk 1941 öğretmen 1944 yılında köy okullarında görev aldı.
1948'de Van'a bağlı Erciş'te açılanla birlikte toplam sayısı 21'e ulaşan köy enstitülerinden kapatıldıkları 1953 yılına kadar 1.398'i bayan, 15.943'ü erkek olmak üzere 17.341 köy öğretmeni diploma aldı. 1936-1947 yılları arasında faaliyet gösteren eğitmen kurslarından ise 8.675 eğitmen mezun oldu. Sağlık bölümlerinden de 1.248 sağlık memuru yetişti.
Çok partili rejime geçildikten (1946) sonra, yeni kurulan Demokrat Parti'nin (DP) yoğun eleştirileriyle karşılaşan Köy Enstitüleri bu dönemde belirgin bir duraklama geçirdi. 1947'de, Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında eğitim programları temelli yitikliklere uğradı ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı, Köy Enstitülerinin yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. İbrahim Hakkı Tonguç görevden alındı.
Aynı yıl, eğitmen kurslarına son verildi. DP'nin iktidara geldiği 1950 seçimlerinin ardından önce sağlık bölümleri kapatıldı sonra da Köy Enstitülerinin programı klasik ilköğretmen okullarının programıyla birleştirildi (1951). Birkaç yıl sonra da çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri tümüyle kapatıldı (1954) Köy Enstitülerinin adı İlköğretmen Okulu olarak değiştirildi.
Bu eğitim kurumları bir çok aydın ve yazar yetiştirmiştir.
Köy Enstitülü yazarlar özellikle öykü ve romanda köy gerçekliğini ortaya koyan eserler vermişlerdir. En çok etkilendikleri yazar Sabahattin Ali'nin gerçekçi yöntemiyle, biyografik öykü ve romanlarla başlayarak, köylülerini, köy gerçeğini anlatmışlardır.
...
...
Alıntı/Kaynak: https://www.bursadabugun.com/galeri/haber/koy-enstituleri-neden-kuruldu-neden-kapatildi-15445/14.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
En Çok Okunanlardan...
-
Bu yazımızda Milli Edebiyat Dönemi'nin en önemli şairlerinden biri olan Mehmet Emin Yurdakul'un "Cenge Giderken" şii...
-
Ülkemiz yer şekilleri bakımından oldukça farklı özelliklere sahiptir. Yer şekillerindeki farklılık iklimlerin bölgelere göre değişiklik...
-
Amerika’da benzin istasyonunda durdum. Sonra arabama dönerken, bir kamyonet yanımda durdu.. Bir vatandaş arabadan çıktı ve gerçekten inanmad...
-
''İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: ha...
-
John Dewey’in Türk Maarifi Hakkında Raporu ve Türk Eğitim Sistemi Akın EFENDİOĞLU Çukurova Üniversitesi Hasan Güner BERKANT Kahramanma...
-
Kurtuluş Savaşı Cepheleri Kurtuluş Savaşı Cepheleri, Kurtuluş Savaşı boyunca üç cephede savaş yapılmıştır. Doğu, Batı ve Güney de savaş y...
-
'HERAKLES LAHİDİ' ARTIK ANTALYA MÜZESİNDE SERGİLENİYOR Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş: “Kültür ve Turizm Bakanlığı olar...
-
* Kün-Ay tamgası ile Türklerle ilgili Göbeklitepe'de T şeklindeki dikilitaşlarda görünen Kün-Ay tamgası, Türk kavimlerinin bayrakla...

























































